GERÇEK ŞU Kİ, İbrahim insana yakışan bütün erdemleri kendinde toplamasını bilen, ¹⁴⁴ yalan ve sahtelik taşıyan her şeyden yüz çevirerek Allah’ın iradesine yürekten bağlanıp boyun eğen ¹⁴⁵ biriydi; Allah’tan başkalarına tanrılık yakıştıran kimselerden değildi:
144 Ümmet teriminin pek çok anlamlarından biri de budur; ve bizce bu anlam örgüsü içinde yapılabilecek en uygun aktarım ancak yukarıdaki gibi olabilir. Burada Hz. İbrahim’den söz edilmesi, Yahudilerden söz eden 118. ayete ilişkin ince bir atıf taşımaktadır: çünkü ismi geçen bu kavim, Hz. İbrahim’in soyundan gelmekle kendini “seçilmiş kavim” olarak görmektedir; oysa, Kur’an, soya dayanarak ortaya atılan tüm üstünlük, seçilmişlik iddialarını ısrarla reddetmektedir. Ayrıca, Kur’an pek çok yerde ifade etmektedir ki, İbranîlerin -bu arada çoğu Arap boylarının- bu mümtaz/seçkin atası iyi, güzel ve doğru olan şeylerle öylesine özdeşleşmişti ki, “Allah o’nu (kendine) dost edinmişti” yahut “Allah onu sevgisiyle yüceltmişti” (4:125); oysa o’nun Yahudi torunları her fırsatta Allah’a başkaldırmış, ve dolayısıyla “kendi kendilerine haksızlık etmişlerdir”.145 Hanîf teriminin bu karşılığına ilişkin bir açıklama için bkz. 2. sure, 110. not.