close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Nahl Sûresi 103. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Velekad na’lemu ennehum yekûlûne innemâ yu’allimuhu beşer(un)(k) lisânu-lleżî yulhidûne ileyhi a’cemiyyun vehâżâ lisânun ‘arabiyyun mubîn(un)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Andolsun ki biz biliyoruz, onlar, bunu ona ancak birisi öğretmede diyorlar. Bellettiğini sandıkları adam, yabancıdır, Arapçayı doğru düzen konuşamaz, bu Kur'an'sa, apaçık Arap diliyle.
Müşriklerin, Hz. Muhammed (s.a.a)'e, Ahd-i Atıyk ve Ahd-i Cedid'deki olayları söyleyip bellettiğini sandıkları adam hakkında çeşitli rivâyetler vardır. İbn-i Abbas'a göre Mekke'de demircilikle geçinen Bel'âm adlı bir Rum Hıristiyandır. Dahhak, Selman-ı Farisi'dir demiştir. Mücahid ve katade, Ya'ış, yahut Ayiş denen bir Rumdur, sonra Müslüman olmuştur diye rivayet etmişlerdir. Müslim oğlu Abdullah, Cahiliyye devrinde Yesar ve Hıbr adlı iki Hıristiyan vardı, demircilikle geçinirler, kılıç yaparlardı. Hz. Muhammed (s.a.a) onların dükkanına uğrar, onlar Kitab-ı Mukaddes okurlarken dinlerdi. Kureyş, Hz. Muhammed (s.a.a)'in bunlardan öğrendiğini sandılar der (Mecma, 2, 58-59). Hz. Muhammed (s.a.a), on yaşlarındayken, amcası Ebu-Talib'in kervanıyla Şam yakınlarındaki Busra'ya gitmişti. Orda Sergius adında bir Nasturi rahibiyle görüşmüştü. Ayette buna işaret ediliyor diyenler de olmuş, fakat Kur’an'ı İngilizce’ye çeviren Sale, Hz. Peygamber'in yaşı dolayısıyla bu iddiayı reddettiği gibi Selman'ın Medine'de Müslüman olduğundan bahsederek bu adamın Selman olduğu hakkındaki rivayeti de reddetmiştir (Ömer Rıza Doğrul: Tanrı Buyruğu, İst. Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi - 1934, c. 2, s. 406, not. 2).  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Andolsun ki Biz, onların: (Ey Nebim, Seni kastederek) "Bunu kendisine mutlaka bir (başka) insan öğretmektedir. (Bu hikmetleri ve ayetleri, özel ve gizli kişiler ve merkezler ona öğütlemektedir)" dediklerini biliyoruz. (Oysa Hakk’tan) Saparak kendisine yöneldikleri (nispet ettikleri kimse)nin dili A’cemidir (yabancı bir dildir), bu (Kur’an) ise açıkça Arapça olan (İlahi bir kelâm)dır.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Andolsun ki, biz kâfirlerin “Bu Kur'ân'ı, ona ancak bir insan öğretmektedir” dediklerini biliyoruz. Öğrettiğini sandıkları adam yabancıdır, Arapçayı doğru düzgün konuşamaz. Fakat bu Kur'ân, apaçık Arap diliyle indirilmiştir.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onların: “Kesinlikle, Kur'ân'ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. Muhammed'in hak peygamberliğine dil uzatmak kastıyla Kur'ân'ı kendisine öğrettiğini söyledikleri şahsın dili yabancıdır. Halbuki, bu Kur'ân fasih, ifade gücü üstün, edebî bir Arapça'dır.
Ahmet Varol
swap_vert close
Onların: "Ona bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kasdettikleri kişinin dili yabancıdır; bu ise apaçık Arapça bir dildir.
103.İbnu Cerir`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Resulullah (a.s.) Mekke`de Bel`am adında demircilikle uğraşan hıristiyan bir köle tanıyordu. Resulullah (a.s.) zaman zaman ona uğrayarak kendisini İslâm`a davet ederdi. Resulullah (a.s.)`ın onu bu şekilde İslâm`a çağırdığı bir sırada müşrikler ikisini birlikte görmüşlerdi. Bu yüzden Resulullah (a.s.)`ın onun yanına giderek okuduğu şeyleri ondan öğrendiğini ileri sürüyorlardı. Oysa o kasdettikleri adamın dili Arapça değildi.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Andolsun ki biz, onların: 'Bunu kendisine ancak bir beşer öğretmektedir' dediklerini biliyoruz. Saparak kendisine yöneldikleri (kimse)nin dili a'cemidir, bu ise açıkça Arapça olan bir dildir.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Gerçekten biliyoruz ki, kâfirler: “- Kur'an'ı muhakkak surette (Peygambere, ara sıra görüşüp konuştuğu Rûm'lardan hristiyan) bir insan öğretiyor.” diyorlar. Peygambere öğretiyor zannında bulundukları kimsenin dili yabancıdır; bu Kur'an ise, açık Arapçadır.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Andolsun! Biz, “Ona ancak bir beşer öğretiyor” demelerini biliyoruz (işitiyoruz.) Yaslandıkları lisan yabancıdır. (Sen o lisanı bilmiyorsun.) Bu Kur’an ise, apaçık bir Arapçadır.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Andolsun ki biz, onların “Kur'ân'ı ona bir insan öğretiyor” demekte olduklarını biliyoruz. Nisbet etmeye uğraştıkları adamın dili yabancıdır. Oysaki bu Kur'ân apaçık bir Arapça'dır.[277]
[277] İlhâd hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XI, 100-101.  
Besim Atalay
swap_vert close
Biz biliyoruz «Ona bir adam öğretiyor!» diyorlar; söylenilen adamın dili Arapça değil, Acemcedir; oysa açık Arapçadır
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Andolsun ki biz, onların: “Kur'an'ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır (Rumcadır). Bu Kur'an ise gayet açık bir Arapçadır.
Bkz. 24/4 ve dipnotu.İnkârcılardan bazıları Kur’an’da dile getirilen mesajlara Hz. Peygamberin kendi “uydurmaları” gözüyle bakarken, bazıları da bunların ona Cebra veya Yaiş isminde Rum ve Hıristiyan olan bir köle tarafından öğretildiğini düşünüyordu. Bu tahminler bütünüyle spekülatif nitelikte olup herhangi bir değer ifade etmemektedir. Çünkü Kur’an’ın fesahat ve belagati karşısında hayretlerini gizleyemeyen Arap edip ve şairleri de çok iyi biliyorlar ki, ümmî olan yani daha önce herhangi bir ilahi kitap üzerinde çalışma yapmamış bulunan bir peygamberin ya da Arapça bilmeyen ve Rumca konuşan yabancı bir adamın böyle mükemmel ifadeler kullanması, cümleler kurması asla mümkün değildir.  
Cemil Said
swap_vert close
"Kur’ân’ı birisi Muhammed’e ta’lîm idiyor" didiklerini biliyoruz. Halbuki îmân itdikleri âdemin lisânı ’acemdir. (Ecnebîdir) Kur’ân ise fasîh ’arabca bir kitâbdır.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
And olsun ki: "Ona elbette bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kast ettikleri kimsenin dili yabancıdır, Kuran ise fasih Arapça'dır.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Andolsun ki biz onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapça’dır.[306]
Müşrikler, Kur’an’ın Allah tarafından indirilmiş olduğunu inkâr ediyorlar ve okuma yazma bilmeyen Hz. Peygamberin de, böyle son derece yüksek edebî yapıya sahip olan Kur’an’ı yazmış olacağına da ihtimal vermiyorlar, olsa olsa onu Arap olmayan birinden öğrenmiş olabileceğini iddia ediyorlardı. Bu âyette bu tür iddialara cevap verilmektedir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Hiç kuşkusuz, “Kesin olarak bunları ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. Oysa ona öğretiyor dedikleri kişinin dili yabancıdır, bunun dili ise açık seçik Arapça’dır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Şüphesiz biz onların: «Kur'an'ı ona ancak bir insan öğretiyor» dediklerini biliyoruz. Kendisine nisbet ettikleri şahsın dili yabancıdır. Halbuki bu (Kur'an) apaçık bir Arapçadır.  
 Müşrikler, insanları şüpheye düşürmek ve onların kalplerini çelmek maksadıyla, Kur’an’ı Peygamber’e Rum ve Hıristiyan dinine mensup Cebrâ veya Yaiş adında bir kölenin öğrettiğini ileri sürdüler. Halbuki köle, Rum olduğu için, Arapçayı doğru dürüst bilmiyordu. Kur’an’ın fesahat ve belâğatı karşısında ise, bütün Arap edipleri hayretlerini gizleyememişlerdi. Kur’an indikten sonra, Kâbe duvarında askıda bulunan, en üstün şiirlerini bile askıdan almışlar ve «Kur’an varken bu şiir askıda kalamaz» diyerek, Kur’an’ın üstünlüğünü itiraf etmişlerdi. Arapçayı doğru dürüst bilemeyen yabancı bir köle böyle üstün bir eser meydana getirebilir miydi? Elbetteki hayır. İşte bu âyet onların bu tutarsız iddialarına cevap vermektedir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
"Ona bir insan öğretiyor" biçimindeki sözlerini elbette biliyoruz. Amaçladıkları kişinin dili yabancıdır, bu ise apaçık Arapça bir dildir.
Kuran'ın dışındaki mukaddes kitaplar kısmen tahrife uğramışlardır. Kuran'ı mevcut Tevrat ve İncil çevirileriyle karşılaştırırsak Kuran'ın orijinalliği ortaya çıkar. Örneğin, Tevrat'ın Çıkış 32:20 ayetiyle Kuran'ın 2:93 ayetini karşılaştırınız. Dr. Maurice Bucaille'nin "The Bible, the Quran and Science" (Tevrat-İncil, Kuran ve Bilim) adlı kitabı bu konuda bir klasiktir. Bu ayetin son bölümü şu biçimde de anlaşılabilir: "Amaçladıkları kişinin dili anlaşılmaz bir dil, bu ise mükemmeldir, apaçıktır." Bak 43:3.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Muhakkak biliyoruz ki kâfirler: "Kur'ân'ı Muhammed'e bir insan öğretiyor" diyorlar. Peygambere öğretiyor zannında bulundukları kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'ân ise apaçık bir Arapçadır.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Muhakkak biliyoruz ki onlar «mutlaka onu bir beşer ta'lim ediyor» da diyorlar, ilhad etmek istedikleri kimsenin lisanı A'cemîdir, bu Kur'an ise gayet beliğ bir Arabî lisan
Emrah Demiryent
swap_vert close
Kasem olsun ki, biz onların (müşriklerin), “Bu Kur’ân’ı, ona (Muhammed’e) kesinlikle bir insan öğretmektedir” dediklerini biliyoruz. (Hâlbuki o) ima ettikleri kişinin lisanı yabancıdır. (Arapça değildir!) Bu Kur’ân ise apaçık Arapça bir lisandır.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Ant olsun ki Biz, onların: “Ona ancak bir beşer¹ öğretiyor.” dediklerini biliyoruz. Kastettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu ise apaçık bir Arapçadır.
1- İlahi hiçbir özelliği olmayan, sıradan bir insan.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Andolsun ki biz onların: «Bunu mutlakaa bir beşer öğretiyor» diyeceklerini biliyoruz. Hakdan sapmak suretiyle kendisine nisbet edecekleri (o mefruz kimse) nin lisânı (olsa olsa) a'cemî (olabilir. Arabî değil). Bu (Kur'anın dili) ise (bütün fesaahat ve belâğati ile) apaçık Arabca bir dildir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Şübhesiz biliyoruz ki, onlar: “(Kur'ân'ı) ona ancak bir insan öğretiyor” diyorlar.(Hâlbuki o) nisbet ettikleri kimsenin lisânı yabancıdır; bu ise, apaçık Arabca bir lisandır.(1)
(1)Müşriklerin, okur-yazar Rum bir kölenin, Peygamber Efendimiz (asm)’a Kur’ân’ı öğrettiğini ileri sürmeleri üzerine bu âyet nâzil olmuştur. (Beyzâvî, c. 1, 557) “Nasıl bir usta, binâ ettiği ve idâre ettiği iki hâneden bahseder. Programını ve işlerinin liste ve fihristesini yapar. Kur’ân dahi, şu kâinâtı yapan ve idâre eden ve işlerinin listesini ve fihristesini -ta‘bîr câiz ise- programını yazan, gösteren bir Zât’ın beyânına yakışır bir tarzdadır. Hiçbir cihetle eser-i tasannu‘ ve tekellüf (sun‘îlik ve zorlama) görünmüyor. Hiçbir şâibe-i taklid (taklid şübhesi) veya başkasının hesâbına ve onun yerinde kendini farzedip konuşmuş gibi bir hud‘anın (hîlenin) emâresi olmadığı gibi bütün ciddiyetiyle, bütün safvetiyle (sâfîlîğiyle), bütün hulûsuyla (samîmiyetiyle) sâfî, berrak, parlak beyânı, nasıl gündüzün ziyâsı ‘güneşten geldim’ der. Kur’ân dahi: ‘Ben, Hâlık-ı âlem’in (âlemin yaratıcısının)beyânıyım ve kelâmıyım’ der. Evet şu dünyayı antika san‘atlarla süslendiren ve lezzetli ni‘metlerle dolduran ve san‘atperverâne ve ni‘metperverâne (san‘atı ve ni‘metlendirmeyi sever bir tarzda) şu derece san‘atının acîbeleriyle(hârikalarıyla), şu derece kıymetdar ni‘metlerini dünyanın yüzüne serpen, sıravâri tanzîm eden (sıra sıra dizen) ve zemînin yüzünde (yeryüzünde) seren, güzelce dizen bir Sâni‘ (san‘atkâr), bir Mün‘im’den (ni‘met verenden) başka, şu velvele-i takdir ve istihsanla ve zemzeme-i hamd ü şükranla (takdir ve beğenme, övgü ve şükrân sesleriyle) dünyayı dolduran ve zemîni bir zikirhâne, bir mescid, bir temâşâgâh-ı san‘at-ı İlâhiyeye (ilâhî san‘atların sergi yerine) çeviren Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân (beyânı mu‘cize olan Kur’ân) kime yakışır ve kimin kelâmı olabilir? O’ndan başka kim ona sâhib çıkabilir? O’ndan başka kimin sözü olabilir? Dünyayı ışıklandıran ziyâ, güneşten başka hangi şeye yakışır? Tılsım-ı kâinâtı keşfedip (kâinâtın sırlarını açıp) âlemi ışıklandıran beyân-ı Kur’ân (Kur’ân’ın îzahları), Şems-i Ezelî’den (ezelî olan Allah’dan) başka kimin nûru olabilir?” (Zülfikār, 25. Söz, 29)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Muhakkak ki onların, "Ona (peygambere bütün) bunları mutlaka bir insan öğretiyor!" dediklerini pekala biliyoruz. Oysa, onların karalamak amacıyla ima ettikleri kimsenin dili bütünüyle yabancı bir dil olduğu (ve Arapçayı bilmediği) hâlde bu mesaj (hem kendisi) açık olan, (hem de gerçeğin özünü) açık gösteren Arapça bir söylemdir.*
(*) Ayrıca Tevrat dili Arapça değil İbranicedir. Hz. Muhammed İbraniceyi bilmediği hâlde, bu dildeki Tevrat’ı anlaması da mümkün değildi. “Eski ahdi/Tevratı ilk tercüme eden Yuhanna Uskuf el-İşbilî’dir. Bu tercüme miladî 724’te yapılmıştır." (el-A’zamî, el-Yahudiyetu ve’l-Mesihiye, 178) Mesudî’nin bildirdiğine göre, bu konuda üç farklı tercüme söz konusudur: 1. Eski Ahdi ilk tercüme eden Hanîn b. İshak en-Nasturî’dir.(Ö: 260 h./873 m.). Bu ilk Arapça tercüme “et-Tercümetu’s-sebînıye”den yapılmıştır. (a.g.e). İşte görüldüğü gibi ilk rivayete göre Tevrat ilk defa miladi- 724’ te tercüme edilmiştir. Yani Hz. Peygamberin vefatından yaklaşık 100 yıl sonradır. Mesudi’nin rivayetine göre ise, miladi -873’te olmuştur. Yani Hz. Peygamberin vafatından 241 yıl sonra tercümesi yapılmıştır. İşte görüldüğü üzere Hz. Peygamber döneminde Arapçaya tercüme edilen hiçbir Tevrat nushası bulunmuyordu ve kendisi de İbranice bilmiyordu. Hâl böyleyken İbranice Tevrat’ından nasıl istifade etmiştir? Bu nedenle Hz. Peygamber (a.s.m)’in Tevrat ve İncil’den istifade ederek Kur’an’ı ortaya koyduğuna dair iddia, ne tarihî gerçeklerle, ne de o iki kitabın muhtevasıyla izah edilebilir. Konuyla ilgili aşağıdaki tefsir metnine bakılabilir. والتوراة لسان (أَعْجَمِيٌّ) أي لغة عبرية فكيف يفهم محمد اللغة العبرية لكي يدرس التوراة ؟ (المتسابه من القران)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Onların “Ona (Muhammed’e) bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. Hâlbuki (Muhammed’e) Öğretmekle itham ettikleri kişinin dili yabancı bir dil. Ama bu (Kur’an) açıkça Arapça dil.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Ant olsun ki Biz biliyoruz, onlar şunu diyecekler: "Ona Kur’an’ı öğreten bir ademoğludur." Öğrettiğini sandıkları kimsenin dili yad dildir. Kur’an’ın dili ise apaçık arapçadır.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
* Onların "- Kur/an/ı peygambere ancak bir insan öğretiyor" dediklerini biz biliriz. O nisbet ettikleri insanın lisanı acemidir, arabî değildir. Kur/an lisanı ise beyan ve fesahat sahibi arabî lisanıdır.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Andolsun Biz onların “Ona bir beşer/insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. Kastettikleri kişinin dili yabancıdır. Hâlbuki Bu Kur’an, açık ve anlaşılır/fasih bir Arapçadır.
Kadri Çelik
swap_vert close
Şüphesiz biz, onların, “Bunu ancak kendisine bir beşer öğretmektedir” dediklerini biliyoruz. Kendisine (öğretimi) isnat ettikleri şahsın dili yabancıdır (Arapça değildir!). Hâlbuki bu (Kur'an) apaçık bir Arapçadır.
(Muhammed İbn-i İshak, siretinde diyor: “Bu bağlamda, hadisler, Mekkelilerin Hz. Peygamber (s.a.a) ile ilgisi olduğunu düşündükleri birçok şahsın adını verir, bunlardan biri Amr bin el Hadrami’nin Rum kölesi Ceber’dir.” Fakat bu şahısların tek ortak özelliği hepsinin de Arap olmayan köleler olmalarıdır. Düşmanlıklarının kendi gözlerini körelttiği bu insanlar, saf Arapça olan Kur’an’ı, Tevrat ve İncil’le ilgili yüzeysel bir bilgiye sahip olan bir yabancıya isnat ediyorlardı.)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Ey şanlı Elçi! Biz onların, “Ona bu Kur’an’ı,olsa olsa Tevrat ve İncil hakkında bilgisi olan bir insan öğretiyordur. Çünkü Muhammed’in, böylesine hârikulâde bir eser meydana getirmesi ve geçmiş kavimler, Peygamber kıssaları, kıyâmet, âhiret, evrenin ve insanın yaratılışı... gibi konularda bu kadar kapsamlı ve isabetli bilgiler vermesi aklen imkânsızdır. Öyleyse ona bu kitabı, hitâbet ve belâgat konusunda hiç kimsenin kendisiyle boy ölçüşemeyeceği bir kişi öğretiyor; bu da olsa olsa, vaktiyle Yahudi ve Hıristiyanlardan bir şeyler öğrenmiş olan kölelerimizden biridir. Nitekim Muhammed’in, zaman zaman bu kölelerle konuştuğunu görüyoruz.” dediklerini elbette biliyoruz. Oysa Kur’an’ın meydan okuması karşısında düştükleri acziyeti itiraf eden bu adamlar, onun beşer üstü bir kaynaktan geldiğini pekâlâ bilirler. Kaldı ki, onlarınKur’an’ı Muhammed’e öğrettiğini iddia ettikleri adamın dili yabancı olduğu ve bu kişi doğru dürüst Arapça konuşamadığı hâlde, bu Kur’an, bütün Arap edebiyatçılarını acze düşüren pürüzsüz, dupduru Arapça dili ile gönderilmiş eşsiz bir mucizedir.Üstelik Kur’an, Yahudilerin seçkin ve ayrıcalıklı bir millet olduğu, Âdem’in işlediği günah yüzünden bütün insanların günahkâr olarak doğduğu, İsa Peygamberin çarmıha gerilerek insanlığın günahına kefaret olduğu, onun Allah’ın —haşa— oğlu olduğu... gibi birçok konuda Yahudi ve Hıristiyanların iddialarını reddediyor ve bunların aslını esasını tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Bu durumda, kibir ve inatla hakikati reddeden zalimlerden başka kim, bu kitabın üç beş kelimeden fazla Arapça bilmeyen yabancı bir köle tarafından yazdırıldığını iddia edebilir?
Mahmut Özdemir
swap_vert close
And olsun biliyoruz ki; onlar, “Doğrusu ona bir beşer öğretiyor” diyorlar. Saparak meylettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu ise açık anlaşılır bir dildir.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Biz onların: " Birileri Muhammed’e bilgi veriyor " dediklerini biliyoruz. Halbuki hoca dedikleri adamın dili yabancı, bu ise berrak bir Arapça’dır.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Şüphesiz onların “Kur’an’ı ona ancak bir insan öğretiyor!” dediklerini biliyoruz. Kendisine nispet ettikleri şahsın dili yabancıdır. Hâlbuki onlara gönderdiğimiz ayetlerin dili apaçık bir Arapçadır. Hiç düşünmüyorlar mı?
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Yemin olsun ki biz onların “Onu (Kur’an’ı ona) ancak bir insan öğretiyor!” dediklerini biliyoruz. [*] İtham ettikleri şahsın [*] dili yabancıdır. (Oysa) bu (Kur’an), apaçık bir Arapça’dır. [*]
Benzer mesaj: Furkân 25:4-5 Mekkeli müşrikler, vahyi Hz. Muhammed’e bir insanın öğrettiğini söyleyerek, vahyin insan sözü olduğunu iddia etmişlerdir. Onu öğreten kişinin müşrik mi hristiyan mı yahudi mi Acem mi [hanîf] mi olduğu konusunda çeşitli iddialar vardır. Meselâ bunun Huvaytıb b. Abdüluzzâ’nın daha sonra müslüman olan ‘Âiş (veya ‘Addâs) adındaki İran’lı kölesi olduğu ifade edilmektedir (bkz. Zemahşerî, [el-Keşşâf], III, 256; Ferrâ, [Me‘âni’l-Kur’an], II, 113). Elbette bu kişinin kim olduğu çok da önemli değildir; önemli olsaydı Yüce Allah onun adına yer verirdi. Ancak bu kişinin konuştuğu dilin yabancı bir lisan olduğu ayetin devam eden cümlesinde ifade edilmektedir. Ana dili Arapça olanlar da dahil, dili yabancı olan birinin böyle Arapça bir şaheser meydana getirmesi elbette imkânsızdır. Bu nedenle Kur’an’da meydan okuma ayetleri vardır Benzer mesaj: Şu‘arâ 26:195.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Yemin olsun Biz onların: “Bu (Kur’an’ı) ona kesinlikle bir insan öğretiyor”¹ dediklerini de biliyoruz. Hâlbuki kastettikleri kimsenin dili yabancıdır, bu (Kur’an)’ın dili ise apaçık bir Arapçadır.²
1 Kâfirler 101. âyette “Kur’an’ı Muhammed kendisi uyduruyor” diyorlardı, burada ise “birisi öğretiyor” diyorlar. Yani ne diyeceklerini bir türlü bilemiyorlar…2 Yani bir yabancı bu kadar güzel bir Arapçayı Hz. Muhammed’e nasıl öğretebilir? Bu âyetin iniş sebebi ile ilgili rivâyetlere göre: Mekke’de Cebrâ adında ehl-i kitap Rum bir köle varmış ve Rasûlullah (a.s), bazen onunla konuşurmuş, Kureyş müşrikleri buna kızar, “Kur’an’ı Muhammed’e bu Hıristiyan öğretiyor” diye alay ederlermiş. Bu tip yakıştırmalar, Cebra ve Yesâra adındaki iki Rum ve daha sonra Müslüman olan Âbisâ isimli birisi hakkında da yapılmıştır.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Hiç kuşkusuz onların, “Ona ¹²⁹ [bütün] bunları mutlaka bir insan öğretiyor!” dediklerini pekala biliyoruz. Oysa, onların karalamak amacıyla îma ettikleri kimsenin dili bütünüyle yabancı bir dil ¹³⁰ olduğu halde, bu mesaj [hem kendisi] açık olan, [hem de gerçeğin özünü] apaçık gösteren Arapça bir söylemdir. ¹³¹
129 Yani, Muhammed (s)’e. Bu ifadeyle, onun, vahiy aldığı yolundaki beyanının yalan olduğunu söylemek istiyorlar.130 Müşrik Kureyşlilerden bazıları Kur’an’da dile getirilen öğretilere Muhammed (s)’in kendi “uydurmaları” gözüyle bakarken, bazıları da bunların ona bir yabancı tarafından, belki, o zamanlar Mekke’de oturan yahut Muhammed (s)’in hayatının erken dönemlerinde karşılaştığı farzedilen bir Hristiyan tarafından öğretildiğini düşünüyorlardı. Şüpheci Mekke’lilerin bu konuda kasdetmiş olabilecekleri kişi ya da kişilerin “kimliği” hakkında hem ilk Müslüman müfessirler, hem de çağdaş oryantalistler tarafından çeşitli tahminler yürütülmüştür; ama bu tahminlerin hepsi bütünüyle spekülatif nitelikte olup herhangi bir tarihsel değer taşımamaktadır. Müşrik Mekke’lilerin bu kuruntusu sadece bir tek tarihsel gerçeğe işaret etmektedir ki, bu da, derinliğini, eşsizliğini inkar edemedikleri Kur’an’ın o’nun tarafından “telif edildiğini” söylemeyi bile o’na yapılmış bir iltifat olarak gören Hz. Peygamber’in düşmanlarının böylece onun (Kur’an’ın) telifini, yahut en azından esinini, hayal ürünü bir yabancı “öğretmen”e, Arap olmayan efsanevî bir kişiliğe izafe etmeleridir.131 Tanımlayıcı mübîn terimi için seçilen bu uzun ve kapsamlı karşılık hk. bir açıklama için bkz. 12. sure, 2. not. Sözkonusu terim burada, hiçbir insanın -ve özellikle hiçbir yabancının (Arap olmayan anlamında)- Kur’an’daki pürüzsüz ve yüksek Arapça dil ve ifade tarzını ortaya koyamayacağı gerçeğini vurgulamak için kullanılmaktadır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Biz onların, “Bu Kuran’ı bir insan öğretiyor” dediklerini elbette biliyoruz. Oysa onların kastettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kuran ise apaçık bir Arapçadır. 6/25, 8/31, 16/24, 25/4-5, 46/10-11
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Doğrusu Biz onların; “Ona bu (vahyi) öğreten bir insandan başkası değil”[²¹⁹⁴] dediklerini çok iyi biliyoruz. Oysa, gerçeği saptırmak için kendisini îmâ ettikleri kişinin dili yabancı bir dil olduğu hâlde, bu (vahyin) dili hem özünde açık hem de hakikati açıklayan bir Arapça’dır.[²¹⁹⁵]
[2194] Krş: 25:4-6. İnkârcı muhalifler, bununla hem vahyin kaynağı hakkındaki kuşkularını, hem de vahyi bir üstteki âyette dile getirilen Kutsal Ruh’un getirdiği hakkındaki kuşkularını sergilemiş oluyorlardı. Onların nasıl bir şaşkınlık yaşadıkları, bu itirazda açıkça görülmektedir. Bir kısmı vahyi Allah Rasûlü’nün kendisinin uydurduğu iftirasını yayarken, Kur’an vahyinin ihtişamını fark eden diğer bir kısmı ise bunu dahi ona yapılmış bir iltifat kabul edip, daha tutarsız bir iddiayla çıkıyorlardı: Vahyi ona biri öğretiyor… Onların îmâ ettiği kişinin kimliği konusunda klasik tefsirlerde birbirini tutmayan bir çok rivayet yer almaktadır. Bu spekülatif rivayetlerde, îmâ edilen bu kişinin adı konusunda dahi altı ayrı ihtimalden söz edilir. Yine müşriklerin îmâ ettiği bu ismin köle mi, hür mü, Hıristiyan mı, Yahudi mi, hanif mi, müşrik mi, Arap mı, Acem mi olduğu hakkında da spekülasyonlar vardır. Birtakım önyargılı oryantalistler, tarihsel hiçbir zemine yaslanmayan bu söylencelere dayanarak vahyin kaynağına gölge düşürmeye çabalamışlarsa da, bu ilmî olmayan tavra ilk itiraz yine Sale ve W. M. Watt gibi kendi meslektaşlarından gelmiştir. Mekke’de bulunan bir ya da iki Hıristiyan kölenin, Rasulullah’ın ilâhî mesajına ilgi duymuş olması, Rasulullah’ın da bu ilgiyi karşılıksız bırakmamak için herkesle olduğu gibi ilâhî vahyi tebliğ çerçevesinde onlarla da ilgilenmesi gayet muhtemeldir. Ne ki, Kur’an vahyinin kadim düşmanı Mekke müşrikleri ve onların düşmanca söylemini tekrarlamaktan başka bir şey yapmayan Kur’an’ın modern düşmanlarının, kitap ehli bir köleden Kur’an gibi tüm zamanlar ve mekânlara meydan okuyan ilâhî bir hitabı Allah Rasûlü’ne öğretecek çapta bir “süper(öğret)men” çıkarmaya çalışmaları, kara mizah olmaktan öte ilmî hiçbir değer taşımamaktadır. Burada asıl insanı hayran eden, Kur’an vahyinin kendi kaynağına dair özgüvenidir. Zira bu söylentiyi vahiy bize haber vermeseydi, bundan kimin haberi olurdu? Tek başına bu bile, vahyin kaynağının İlâhîliğine delildir. [2195] ‘Arabiyyunun türetildiği ‘arab kelimesi “açık ve anlaşılır konuşan” demektir (Mekâyîs). Mubîn sıfatı ile birlikte bu terkip hem manayı taşıyan dil kabının, hem de o kabın taşıdığı muhteva olan mananın “açık ve anlaşılır” niteliğine delâlet eder (Bkz: 43:3, not 3). Zımnen: Ezeli ve biricik hakikatin insanlığın son çevrimindeki tezahürü olan Kur’an vahyi, açık ve anlaşılır manaların açık ve anlaşılır bir dil kalıbına dökülerek insanlığa sunulduğu İlâhî bir hitaptır. Dolayısıyla hiç kimse gerek yüceltme bahanesiyle gerek başka bahanelerle “Biz bu vahyi anlayamayız” mazeretinin ardına sığınamaz.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
And olsun ki biz onların "Muhammed'e mutlaka bir (yabancı) adam öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kasdettikleri kişinin dili yabancıdır. Kur'an ise apaçık Arapçadır. (Yabancı bir kimsenin fesâhat ve belâgatta böyle eşsiz bir beyanı söylemesi hiç mümkün olabilir mi)
Osman Fırat
swap_vert close
Biz onların, "Ona bir insan öğretiyor!" dediklerini biliyoruz. Hak’tan saparak kendisine yöneldikleri adamın dili ise yabancı bir dildir, bu (Kur’an ise) apaçık Arapça bir dildir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve muhakkak biliyoruz, onlar derler ki, «O'nu şüphe yok bir beşer öğretiyor.» Kendisine nisbet ettikleri şahsın lisanı Acemidir, bu ise pek açık bildiren bir lisan-ı Arabîdir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Biz onların, Peygamber hakkında: “Mutlaka ona öğreten bir insan vardır! ” dediklerini pek iyi biliyoruz. Hakikatten uzaklaşarak tahminle kendisine yöneldikleri şahsın dili, yabancı bir dildir, halbuki bu Kur'ân, açık bir Arapça ifadedir.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Biz onların, "Ona bir insan öğretiyor!" dediklerini biliyoruz. Hak'tan saparak kendisine yöneldikleri adamın dili a'cemi (yabancıdır, açık değildir), bu ise apaçık Arapça bir dildir.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Tahkîk biz biliriz ki müşrikler, "Muhammed'e Kur'ân'ı bir adam ta'lîm ider" dirler. [¹] O işâret iyledikleri adamın lisânı 'Acemîdir. Kur'ân ise âşikâr 'Arabî lisânıyladır.
[1] Evvelce beyânı geçdiği vecihle Rum esirlerinden iki kişinin Rasûl-ü Ekrem'e Kur'ân'ı öğretdiğine dâir iftirâlarıdır.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
“Bunu ona bir kişi[*] öğretiyor” dediklerini elbette biliyoruz. Dillerine doladıkları o kişi Arapça bilmez ama Kur’ân’ın dili apaçık Arapçadır.
[*] İnsan  
Şaban Piriş
swap_vert close
Onların, “Muhammed'e bir insan öğretiyor” dediklerini elbette biliyoruz. Kastettikleri kimsenin dili yabancıdır. Kur'an ise apaçık Arapça'dır.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Onların “Kur'ân'ı ona bir beşer öğretiyor” dediklerini Biz biliyoruz. Oysa Kur'ân'ı kendisine yakıştırdıkları kimsenin dili yabancı, Kur'ân ise apaçık Arapçadır.(26)
(26) Daha önceki âyet-i kerimede de müşriklerin Peygamberimize “Kur’ân’ı sen uyduruyorsun” dediklerine işaret edilmişti. Ancak, içerdiği hakikatler, verdiği gayb haberleri ve geçmiş kavimlere dair naklettiği hadiseler itibarıyla Kur’ân’ın, Peygamberimiz gibi ümmî bir zat bir yana dursun, o günkü Arap toplumunun en bilge kişilerine dahi yakıştırılamayacağı meydanda idi. Bu durum da Kur’ân’ın muhaliflerini yeni yakıştırmalar bulmaya zorlamış; bu yakıştırmalar ise daha başka açmazlar doğurmuş ve en önde gelen Arap ediplerini âciz bırakan belâgatiyle Kur’ân’ın yabancı bir kimse tarafından nasıl öğretilebileceği sorusuyla onları karşı karşıya getirmiştir. Böylelikle Kur’ân, kendisine karşı çıkanları, kaçabilecekleri her köşeden kıstırmakta ve onlara hiçbir hareket alanı bırakmamaktadır.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Yemin olsun ki, biz, onların, "Kur'an'ı ona bir insan öğretiyor" demekte olduklarını biliyoruz. Nispet etmeye uğraştıkları adamın dili yabancıdır. Oysaki bu, apaçık Arapça bir dildir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı bayıķ bilürüz, bayıķ anlar eydürler: “bayıķ ögredür aña ādemī” ya'nī rūmį ķul kim peyġamber aña ķur’an öġredürdi; kāfirler eyittiler: ol muḥammed’e ögredür didiler. dili anuñ kim meyl eylerler aña, acemidür dili arabça degül; daħı uşbu ya'nī ķur’ān, arabçadur bellü.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Taḥḳīḳ biz bilürüz ki anlar eydür ki ögretmez özine, illā ādem oġlanı. Ol dilki meyl iderler aña, ‘Acem dilidür. Daḫı bu Ḳur’ān ‘Arab dili üstinedür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Biz (müşriklərin): “(Qur’anı) ona (Muhəmmədə) bir insan (ara-sıra görüb danışdığı Cəbr ər-Rumi adlı xaçpərəst bir gənc və ya Səlmani–Farsi) öyrədir!” – dediklərini də bilirik . Onların nəzərdə tutduqları adamın dili başqa dildir. Bu (Qur’anın dili) isə açıq-aşkar (bəlağətli, fəsahətli) ərəb dilidir! (Ərəblər özləri Qur’anın dil, üslub gözəlliyi qarşısında heyranlıqlarını, acizliklərini gizlədə bilmədikləri halda, əcəmlər bu cür fəsahətli ərəb dilini haradan bilə bilərlər?!)
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And We know well that they say: Only a man teacheth him. The speech of him at whom they falsely hint is outlandish, and this is clear Arabic speech.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
We know indeed that they say, "It is a man that teaches him." The tongue of him they wickedly point to is notably foreign, while this is Arabic, pure and clear.(2143)
2143 The wicked attribute to Prophets of Allah just such motives and springs of action as they themselves would be guilty of in such circumstances. The Pagans and those who were hostile to the revelation of Allah in Islam could not and cannot understand how such wonderful words could flow from the tongue of the Prophet. They must postulate some human teacher. Unfortunately for their postulate, any possible human teacher they could think of would be poor in Arabic speech if he had all the knowledge that the Qur'an reveals of previous revelations. Apart from that, even the most eloquent Arab could not, and cannot, produce anything of the eloquence, width, and depth of Quranic teaching, as is evident from every verse of the Book (Cf. 41:44). (R).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَلَقَدْ
andol- sun ki
نَعْلَمُ
biliyoruz
اَنَّهُمْ
şüphesiz onlar
يَقُولُونَ
diyorlar
اِنَّمَا
ancak
يُعَلِّمُهُ
ona öğ- retiyor
بَشَرٌۜ
bir insan
لِسَانُ
dili
الَّذ۪ي
o kim- senin ki
يُلْحِدُونَ
kast ediyorlar
اِلَيْهِ
ona
اَعْجَمِيٌّ
yabancıdır
وَهٰذَا
ve bu
لِسَانٌ
bir dildir
عَرَبِيٌّ
Arapça
مُب۪ينٌ
apaçık
Andolsun ki Biz onların, "(Kur'ân'ı) ona ancak bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. (Hâlbuki o) Kastettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu (Kur'ân) ise apaçık Arapça bir dil(le indirilmiş)tir.
قَد
Edat
قَد
Katiyen, muhakkak, doğrusu, hakikaten, kesin olarak, andolsun
عَلِمَ
Fiil-I
ع ل م
Bildi
اَنّ
Edat
اَنّ
Muhakkak, şüphesiz, diğini. Mastar cümlesi oluşturmak için kullanılır. (Genellikle cümle ortasında kullanılır, kendisinden önce bir fiil olması gerekir.)
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
عَلَّمَ
Fiil-II
ع ل م
Öğretti, talim etti
بَشَر
İsim
ب ش ر
İnsan, beşer
لِسَان
İsim
ل س ن
Dil, lisan, anılan
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اَلْحَدَ
Fiil-IV
ل ح د
İlhad etti, kast etti
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
اَعْجَمِىّ
İsim
ع ج م
Yabancı
هٰذَا
İşaret zamiri
هٰذَا
Bu, budur
لِسَان
İsim
ل س ن
Dil, lisan, anılan
عَرَبِيّ
İsim
ع ر ب
Arapça, Arap olan
مُبِين
Etken fiil-IV
ب ي ن
Mubîn (Allah'ın esması, ismidir. Apaçık hakk olan demektir), apaçık, Mübin, açıklayıcı, açıklayan