(Ey insanlar,) Doğrusu biz size, (mesajlarımızı tebliğ edip hakikati anlattığına dair) tanıklık edecek bir elçi gönderdik; nasıl ki Firavun’a da (hakikati tebliğ eden) bir elçi göndermiştik. (*)
(*) Ayette sözü edilen şahitliğin dünyevî ve uhrevî olmak üzere iki boyutu vardır: Birincisi, Hz. Peygamber, önce kendi toplumu içinde, sonra bütün insanlığa gönderilmiş bir elçi olması hasebiyle (7/158) tüm insanlığın huzurunda, kişiliği, ahlakı, mesajı, hayatı ve mücadelesiyle Hakikat’in şahididir. Bir başka ifadeyle o, fiilen Hakikat’e tanıklık etmek üzere gönderilmiştir. On üç yıl boyunca Hak uğruna Mekke’de tüm eziyetlere katlandı, yurdundan sürüldü, hicret etti ve Medine’de manevî-ahlakî değerlere dayanan ölçülü, dengeli, ideal bir toplum kurdu, bir Selam (huzur ve barış) Yurdu meydana getirdi, bu ideal toplumu ve bu Selam Yurdu’nu savunmak için gerektiğinde (saldırganlara karşı) savaştı, on yıl boyunca insanlar arasında Hak ve adaletle hükmetti, eşit şekilde bölüştürdü. Öldüğünde ne kölesi ne de parası-pulu vardı; insanlığa kuşatıcı, diriltici, ölümsüz bir mesaj ve kâmil bir örneklik bıraktı, böylece şahitliğini yerine getirdi. İkincisi, o, ahirette de kendi kavmi ve Ümmet’i üzerinde Hakikat’in şahidi olacaktır: “Her ümmet içinde kendi nefislerinden üzerlerine bir şahid getireceğimiz gün, seni de onlar üzerinde bir şahid olarak getireceğiz…” (16/89) “Ümmet” belli bir inanç, fikir veya amaç etrafından toplanan insan toplulukları için kullanıldığı gibi, aynı zamanda bütün bir insan nesli için de kullanılır. (Kur’an Dersleri (8) (Müzzemmil: 1-20) - Atilla Fikri Ergun) Elçinin şahitliği, onun mesajı mükellef olan kullara ulaştırması ve yaşayarak “en güzel örnek/üsve-i hasene” oluşudur. (Bkz. Hac 78, Bakara 143, Ahzab 45) Bazı araştırmacılar nebî kelimesi ile aynı kişiyi işaret etmesi bakımından resûl kelimesini eş anlamlı kabul edip nebîden ciddi bir farkının olmadığını söylemiştir. Fakat kelimelerin kullanıldığı yerlere ve bağlama bakarsak aralarında ciddi bir fark olduğu görülecektir. Resûl/elçi Kurân’da Allah’tan başkasının elçisi olarak da kullanılmıştır. (Bkz.Neml:38) Ancak Nebî, sadece Allah ile özel bir iletişimde olan, haberler alan insanlar için kullanılır. (Bkz. Ahzab:40) Zaten Nebî, seçilmiş kul ile Allah arasındaki iletişime; Resûl ise kul ile diğer kullar arasındaki iletişime bir göndermedir. Bağlamda elçinin risâleti iletme, sağlıklı ulaştırma görevi üzerinde durulduğundan resûl kullanılmıştır. Resûlün Türkçesi elçi, Nebînin Türkçesi ise peygamberdir. (Kurandan Hayata) Not: Buradaki hitap bütün insanlaradır.
( إنا أرسلنا إليكم ) أيها الناس( تفسير الطبري) والمراد بالشهادة هنا : الشهادة بتبليغ ما أراده الله من الناس ، وبذلك يكون وصف ( شاهدا ) موافقا لاستعمال الوصف باسم الفاعل في زمن الحال ، أي : هو شاهد عليكم الآن بمعاودة الدعوة والإبلاغ . (شاهدا عليكم) بالبلاغي(التحرير والتنوير)