1. Âyet
يَٓا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُۙ
Ey (vahyin) örtüsüne bürünen (resul)!
Muzzemmil Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 73. sûresidir. Mekkî bir sûredir, 20 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 4. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.
يَٓا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُۙ
Ey (vahyin) örtüsüne bürünen (resul)!
قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَل۪يلاًۙ
(Nebîliğin ve resullüğün gereği olan vahyi almaya hazırlanmak için) Birazı hariç, geceleyin kalk!
نِصْفَهُٓ اَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَل۪يلاًۙ
(3-4) (Gecenin) Yarısında yahut ondan biraz azalt ya da çoğalt ve Kur'ân'ı tertil üzere (anlayarak tane tane) oku!
اَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْت۪يلاًۜ
Bu âyetin meali 3. âyetle birlikte verilmiştir.
اِنَّا سَنُلْق۪ي عَلَيْكَ قَوْلاً ثَق۪يلاًۜ
Çünkü Biz, sana (sorumluluğu) ağır bir söz ilka (edip vahy)edeceğiz.
اِنَّ نَاشِئَةَ الَّيْلِ هِيَ اَشَدُّ وَطْـٔاً وَاَقْوَمُ ق۪يلاًۜ
Muhakkak ki o gece kalkışı (âyetleri tefekkür ederek anlama ve onunla dirilme açısından) çok daha tesirli ve söz (kavrayış) bakımından daha sağlamdır.
اِنَّ لَكَ فِي النَّهَارِ سَبْحاً طَو۪يلاًۜ
Zira gündüz vakti sana uzun uzadıya bir meşguliyet vardır.
وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْت۪يلاًۜ
(Geceleyin) Rabbinin ismini zikret ve (her şeyden sıyrılarak) bütün varlığınla O'na yönel!
رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَك۪يلاً
O, doğunun da batının da (doğanın da ölenin de görünenin de görünmeyenin de) Rabbidir, O'ndan başka İlâh yoktur. Öyleyse (yalnız O'na güvenip teslim olarak) O'nu Vekîl edin!
وَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْراً جَم۪يلاً
(Resulüm! Sen) O (müşrik)lerin söylediklerine sabret ve onlardan güzel bir hicretle (sana yakışır şekilde güzellikle ve vakarla ayrılıp) hicret et!
وَذَرْن۪ي وَالْمُكَذِّب۪ينَ اُو۬لِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَل۪يلاً
Nimet sahibi (olup refah içinde yüzen ve âyetlerimi) yalanlayanları ise Bana bırak ve onlara biraz mühlet ver!
اِنَّ لَدَيْنَٓا اَنْكَالاً وَجَح۪يماًۙ
Çünkü (kıyamet günü) Bizim yanımızda (onlar için hazırlanmış) prangalar, (zorlu) bir cehennem,
وَطَعَاماً ذَا غُصَّةٍ وَعَذَاباً اَل۪يماً
Boğazı tıkay(ıp dur)an bir yiyecek (olan zakkum) ve elem verici (iç yakan) bir azap vardır.
يَوْمَ تَرْجُفُ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَث۪يباً مَه۪يلاً
O gün yeryüzü ve dağlar (müthiş bir sarsıntıyla) sarsılır ve dağlar akıp giden bir kum yığını hâline gelir.
اِنَّٓا اَرْسَلْنَٓا اِلَيْكُمْ رَسُولاً شَاهِداً عَلَيْكُمْ كَمَٓا اَرْسَلْنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ رَسُولاًۜ
(Ey insanlar!) Şüphesiz ki Biz, Firavun'a bir resul gönderdiğimiz gibi size de (kıyamet günü) hakkınızda şahidlik edecek bir resul gönderdik.
فَعَصٰى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَاَخَذْنَاهُ اَخْذاً وَب۪يلاً
Firavun o resule isyan etti, bunun üzerine Biz de onu ağır (ve kahredici) bir yakalayışla yakaladık.
فَـكَيْفَ تَتَّقُونَ اِنْ كَفَرْتُمْ يَوْماً يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ ش۪يباًۗق
Hâl böyle iken (size gönderilen resulü siz de) inkâr ederseniz, çocukları (ak saçlı) ihtiyarlara çeviren o günden kendinizi nasıl koruyacaksınız?
اَلسَّمَٓاءُ مُنْفَطِرٌ بِه۪ۜ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولاً
Gökyüzü o (gü)nün (dehşetiy)le yarıl(ıp bambaşka bir hâl al)ır. (Böylece) Allah'ın vaadi gerçekleşmiş olur.
اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً۟
Muhakkak ki bu (Kur'ân, mü'minler için ancak) bir zikir (öğüt ve hatırlatma)dır. Artık kim dilerse Rabbine (varan) bir yol tutar.
اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ ثُلُثَيِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَٓائِفَةٌ مِنَ الَّذ۪ينَ مَعَكَۜ وَاللّٰهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ عَلِمَ اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِۜ عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰىۙ وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِۙ وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۘ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُۙ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناًۜ وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْراً وَاَعْظَمَ اَجْراًۜ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
(Resulüm!) Senin; gecenin üçte ikisinden azında, (bazen) yarısında, (bazen de) üçte birinde kalktığını (Kur'ân'ı tertil üzere okuduğunu, Rabbini zikrettiğini) ve seninle beraber olan bir topluluğun da (böyle yaptığını) muhakkak ki Rabbin biliyor. Allah gece ve gündüzü takdir ed(ip düzenl)er. O, sizin bunu hesap edemeyeceğinizi (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete dayanamayacağınızı) bildiği için sizin tövbe (edip O'na dönüşü)nüzü (rahmetiyle) kabul etti. Artık Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyu(p hayatınıza geçiri)n! (Allah) İçinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah'ın fazlından (lütuf ve ihsanından rızık) aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda savaşacağını bilmektedir. O hâlde o (Kur'ân)dan kolayınıza geleni okuyu(p hayatınıza geçiri)n! Namazı ikâme ed(erek her anda Allah'ın huzurunda durmaya çalış)ın, zekâtı ver(erek nefsinizin cimriliğini temizley)in ve (karşılığını sadece Allah'tan almak üzere malınızdan infak ederek) Allah'a güzel bir borç verin! (Allah'ın rızasını gözeterek) Hayır namına kendiniz için her neyi (âhirete gönderip huzura) takdim ederseniz Allah katında onu bulursunuz. Hem o, (dünya malından) daha hayırlı ve mükâfatça çok daha büyüktür. Allah'tan mağfiret dileyin; çünkü Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir).
Mekke döneminde nâzil olmuştur. 10, 11 ve 20. âyetlerin Medine’de indirildiği rivayet edilmekte, bu husus muhtevalarından da anlaşılmaktadır. Adını ilk âyetindeki “müzzemmil” (örtüsüne bürünen kimse) kelimesinden alır. Yirmi âyet olup fâsılası ا، ل، م harfleridir. Nüzûl sebebi vahyin ilk gelişi münasebetiyle Hz. Peygamber’in içinde bulunduğu ruh hali olmalıdır. Aynı dönemde nâzil olan Müddessir sûresiyle bu sûrenin nüzûl sebebi olarak kaydedilen olaylar arasında benzerlik bulunmaktadır. Bir rivayete göre Hz. Peygamber’in, Kureyş’in ileri gelenlerinden incitici sözler duyup evinde elbisesine bürünmesi, genel kabul gören bir diğer rivayete göre ise Hira mağarasında kendisine gelen ilk vahiyden dolayı duyduğu korku ve heyecan sebebiyle evine gidip örtüye bürünmesi üzerine nâzil olmuştur. Bu iki sûrede kendisine peygamberlik görevinin verildiği ve bunun için hazırlanmasının gerektiği tebliğ edilmektedir (ayrıca bk. MÜDDESSİR SÛRESİ).
Sûrenin muhtevasını üç bölüm halinde ele almak mümkündür. Birinci bölüm, son peygamberin nübüvvet görevine hazırlanmasını sağlayacak ilkeleri ortaya koymaktadır. İfası zor bir mesaj gönderileceği ifade edilerek kendisinden önce şahsını eğitmesi için gece ibadetine devam etmesi, Kur’an’ı düşüne düşüne okuması istenmekte, ayrıca rabbinin adını anarak O’na gönülden bağlanması emredilmektedir. Çünkü bütün dünyanın gerçek sahibi Allah’tır; şu halde peygamber O’nun himayesine girmeli, dine davet sırasında karşılaşacağı tepkileri sabırla karşılamalı ve kötü söz sahiplerinin meclisini nezaketle terketmelidir (âyet 1-10).
İkinci bölümde, son ilâhî dinin peygamberine gelen ilk vahiyleri yalan sayan servet ve nüfuz sahibi şımarık kimseler konu edilerek onların kıyametin kopmasından itibaren karşılaşacakları azaba kısaca değinilmekte, bu arada Firavun ve taraftarlarının elîm âkıbetleri anlatılmakta ve bu söylenenlerin rablerine yol bulmak isteyenler için birer öğüt olduğu belirtilmektedir (âyet 11-19).
Sûrenin üçüncü bölümü bir âyetten oluşmakta ve bunun önceki âyetlerden on yıl sonra nâzil olduğu rivayet edilmektedir (Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, VII, 146). Sûrenin ilk âyetlerinde ibadetin ve Kur’an okuyuşunun gece boyu, hiç olmazsa gecenin yarısı süresince devam etmesi istenmiş, özellikle Medine hayatında bunun ifasında güçlükler ortaya çıkınca bu âyette elden geldiğince Kur’an okuyup ibadet edilmesi, namaz ve zekât farîzalarının yerine getirilmesi, ödünç verme hayrının yaygınlaştırılması ve Allah’tan af dilenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bazı tefsir kaynaklarında yer alan, “Allah Müzzemmil sûresini okuyan kimseden dünya ve âhiret zorluklarını giderir” meâlindeki hadisin (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 179; Beyzâvî, IV, 341) mevzû olduğu kabul edilmiştir (Muhammed et-Trablusî, II, 724).
BİBLİYOGRAFYA:
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “zml” md.; Zemahşerî, el-Keşşâf (Beyrut), IV, 179; Kurtubî, el-CâmiǾ, XIX, 31-59; Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, Beyrut 1410/1990, IV, 341; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ķurǿâni’l-Ǿažîm, Beyrut 1385/1966, VII, 146; Şevkânî, Fetĥu’l-ķadîr, V, 314-323; Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî Ǿan şedîdi’ż-żaǾf ve’l-mevżûǾ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408, II, 724.
M. Kâmil Yaşaroğlu