Ama ne var ki (gerçek bu olmakla beraber) onlar, (o insanlar) aralarındaki inanç bağını keserek kendi aralarında parça parça oldular. Öyle ki, her grup kendine ait inanç ve görüşle (kendi kültürü, örf ve âdetleri, hurâfeleri ve dogmalarıyla) böbürlenir durur. *
(*) Bu ayet ilk ağızda, şu ya da bu yoldaki muhtelif dinî gruplara, yani daha önceki vahyî tebliğlerden birini ya da ötekini benimseyen, ama zaman içinde tevhidî yoldan ayrılıp Yahudilik, Hristiyanlık gibi ayrı isimler altında hizbî bir taassup içine kapanıp katılaşan ve her biri kendi dogmalarına, kendi biçimsel, törensel uygulamalarına kıskançlıkla sarılıp diğer bütün ibadet yollarına (menâsik, bkz. 22: 67) karşı en küçük bir müsamaha göstermekten uzak kalan gruplara işaret etmektedir. Yukarıdaki kınama, ayrıca, bu yerleşik ve kurumlaşmış dinlerin kendi içlerinde birliği bozan hizipleşmeye de işaret etmektedir ki bu bütün ümmetler için geçerlidir ve dolayısıyla, son Peygamber Muhammed (s)’in bugüne kadar uzanan bütün izleyicilerini de içine almakta ve onlara, çağımızda İslam dünyasının içine gömüldüğü doktriner uyuşmazlığı önceden haber veren ve bunu kınayan bir mesaj vermektedir. (M. Esed. Meal Açıklaması) İşte maalesef bugün Müslümanların da İslam dininin tek kaynağı olan yüce Allah’ın kitabı Kur’an’ı Kerimi, yani yüce Allah tarafından indirilen Kur’an’daki hak dini terk ederek, uydurma hadisleri, israiliyatları, fikhi mezhepleri, meşrepleri, tarikatları vs. adeta kendilerine bir din haline getirdikleri yüzünden pek çok hizip ve fırkalara ayrıldıkları, hatta bu konuda Yahudi ve Hristiyanları bile çok geride bıraktıkları bir vakiadır. Öyle olmuş ki, bunlar Kur’an’la, İslamla ve Müslümanlıkla değil, Sünnilikle, Şiilikle, mensubu bulunduğu şu veya bu mezhebi, meşrebi ve tarikatı vs. ile övünmeye başlamış, kendisi gibi aynı ekolün, mezhebin veya meşrebin mensubu olmayan diğer Müslümanları da sapıklık, fasıklık, bidat ve hurefacılıkla itham etmeye başlamıştır. Bunun neticesinde ise, İslam dünyası paramparça olup adeta birbirlerine düşman olmuşlardır. Hâlbuki yüce Allah Hac -22/78. ayette (هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمِينَ مِنْ قَبْلُ)‘’O (Allah), sizleri bundan (Kur’an’dan) önce de bundan (bu vahyin, Kur’an’ın gelişinden) sonra da Müslümanlar olarak adlandırmıştır…’’ diyerek, Müslümanlık ismi dışında hiçbir ismi bize uygun görmemiştir. Ne zaman ki Müslümanlar kendilerine sadece Müslüman adını verip, tek hidayet rehberi ve kaynağı olan Kur’an’ı Kerimi bilip, hiçbir şeyin/söz konusu oluşumların, uydurma hadisler ve bunlardan kaynaklanan yanlış tefsirlerin, israiliyatların, mezheplerin, meşreplerin, tarikatların vs. gibi fırkaların/ etkisi altında kalmadan Kur’an’ı, yine Kur’an’dan öğrenmeye ve hayatlarını sadece Kur’an’a göre düzenlemeye çalışırlarsa, işte o zaman bütün Müslümanların bir araya gelip, huzur, barış, uhuvvet ve ümmet şuuru ile birlik ve beraberlik içinde yaşamaları mümkün olacaktır… Yüce Rabbimden niyaz ve temennim bütün Müslümanlara bu inanç ve şuuru lütfetmesidir.