Artık (size saldıran) o inkâr etmiş olanlarla (savaş meydanında) karşılaştığınız zaman, (ilkin) gözetleme yerlerini (kontrol ve komuta merkezlerini) vurun (en etkili darbeyi indirin, onları etkisiz hâle getirin). Güçlerini kırıp üstünlük sağladığınızda, bağı sıkı tutun (esir aldıklarınızı da güvenlik çemberine alın). Savaş ağırlığını bırakınca (hafiflenince) ister karşılıksız ister karşılıklı (esir takası vb. yapmak suretiyle), mutlaka (esir aldıklarınızı) serbest bırakın (sakın onlara dokunmayın). Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Ve eğer Allah dileseydi onları (inkâr etmiş olan saldırgan güçleri) cezalandırabilirdi. Ama böyle olması (o saldırgan güçleri cezalandırmaması), kiminizi (saldırıya uğrayanları) kiminizle (o saldırgan güçlere karşılık vermesiyle) sınamak (bilfiil açığa çıkarmak) içindir. Ve Allah yolunda (Allah’ın izin verdiği savunma savaşında) öldürülenlere gelince Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır. *
(*) Bu ayet, savunma savaşını anlatıyor. Ordu oluşturulmuş, sana saldırılıyor, ne yapacaksın? İşte burada ayet sana da kendini savunma hakkını veriyor… Bunun izahı da şöyledir. 1- Bu ayette boyun olarak çevrilen (رقاب) ”rikab” kelimesi Arapça’da “gözetleme, gözetim altında olma demektir”. Yüce Allah’ın isimlerinden biri de” Er Rakib” dir. RKB kökünden gelir, bu kelimenin gözetlemek, denetlemek, korumak gibi manaları vardır. Rakabe kelimesinin geçtiği ayetler: (28-18), (28-21), (44-59), (11 -93), (5-117,) (50-18), (4-1) kısa bir araştırmanın ardından Rakabe kelimesinin, diğer bütün ayetlerde gözetleyen manasında çevrilmiş olduğunu göreceksiniz. Her ne hikmetse sadece Muhammed- 4. ayette aynı kelime boyun olarak çevrilmiş. Ve pek çok meal yazarı da birbirinden etkilenerek ayette geçen“rikabi” kelimesine “boyunlar” manası vermişlerdir. Oysa boyun kelimesi Araça’da (اعناق)“A’nâk” kelimesi ile ifade edilir. Bu kelimenin Kur’an’da geçtiği sûre ve ayet numaraları da şöyledir. Boyun “A’nâk” kelimesinin geçtiği ayetler: (17-29), (17-13), (8-12), (34-33), (38-33), (13-5), (26-4), (36-8), (40-71) (Kuran’da Çelişki Olmaz) 2- Ayette geçen ( فضرب الرقاب)’’fedarbe-rrikâbi’’ Mecâzi Mûrsel’’olup bunun boyunla yakından ve uzaktan bir alakası yok. Zira bundan kasıt, saldırgan tarafa en etkili darbeyi vurmak ve onları etkisiz hâle getirmek anlamına da gelir. Yani (فضرب الرقاب) etkili darbeyı indirmekten kinayedir. Çünkü diğer bazı ayetlere baktığımızda da görüyoruz ki, Kur’an’da boyun ifadesi her yerde hep (اعناق) ‘’â’nak’’ diye geçiyor. Ayrıca eğer buradaki emirle boyunları vurmak ise, o zaman boyunları dışında başka yerleri vurmak yasak anlamına gelir ki, bu da mümkün değildir. Bir de o saldıran inkârcılar boyunlarına çelik halkalar geçirselerdi, boyunlarına vurulmakla ölmeyeceklerdi. Çünkü boynuna çelik halka geçirenlerin boyunlarına ne kadar kılıç darbesi indirilse de boştur. Bu nedenle ayette geçen ( ضرب الرقاب) ‘’darbe- rrikab’’, mecâzi mûrsel olup bundan kasıt ‘’saldırgan güçlerin gözetleme ve komuta merkezlerini vurmak suretiyle en etkili darbeyi indirmektir, boyunları vurmak değil. 3-Yine bu ayette, ‘’ister karşılıklı ister karşılıksız’’her iki durumda da esirlerin mutlaka serbest bırakılması emrediliyor. Yani esirleri tutmak, öldürmek veya köle yapmak kesinlikle yasaklanıyor. Muhammed- 4. ayete göre esirler hakkında sadece şu muamele yapılabilir: Ya karşılıksız ya da (esir takası gibi) karşılıklı olarak mutlaka serbest bırakılmalıdırlar. Yani onları serbest bırakmaktan başka bir seçenek yoktur, mutlaka serbest bırakılacaklar. İşte bu ayette de görüldüğü gibi İslam köleliği ve cariyeliği kesinlikle yasaklayıp kaldırmış, savaş vb. durumlarla ele geçen esirlerin köle edinilmesini de kesinlikle yasaklayarak, bu insanlık dışı kölelik kurumunun kaynağını tamamen kurutmuştur. Ayrıca ön yargıyla davranan, hak din olan İslam’ı ve Kur’an’ı Kerim’i bilmeyen bazı kimseler İslâm dini kılıçla yayılmıştır iddia derler. Eğer öyle bir durum olsaydı, burada esirleri serbest bırakın değil de onları mutlaka Müslüman yapın, Müslüman olmayanları da öldürün denilecekti. Hani böyle bir emir ve hüküm var mı? Demek ki söz konusu iddialar tamamen mesnetsiz olup iftira ve yalandan başka bir şey değildir. Hâlbuki inkârcı oldukları hâlde onları mutlaka serbest bırakın diye Müslümanlara kesin bir emir verilmiştir. Ayrıca ayetin şu kısmına dikkat edin; ""savaş ağırlıklarını bırakınca (تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَاۚ)"" yani savaşın son bulmasını beklemiyor, çünkü savaşlar yıllar boyunca sürebilir, savaşın hafiflediği bir anda bütün esirleri fidye karşılığı veya karşılıksız olarak bırakılmasını emir ediyor. 3.➡Kur’an’da""esirleri köle/cariye edinin""yazan 1 tane bile ayet yoktur. Aksine; köleleştirmenin, firavunun yaptığı bir zulüm olarak görür. (Şuara 22) 4.➡ Mevcut köleleri, özgürlüğe kavuşturmaya yönelik emirler vardır; Özgürleştirmek (Beled 11-13) ve maddi destek sağlamak (tevbe 60) 5.)➡ Esir veya hür herkes Allah katında ve insanlık bakımında eşittir. (Nisa 25) 6. ➡ Savaşta esir düşen kişilerin dahi, özgürlüğe kavuşturulması emir edilmiştir. Köleleştirme kesinlikle yasaklanmıştır. (Muhammed- 4) 7. Ksaca; köle edinmek yasak, elinize köle geçse, Kur’an’ın emri ""Özgürleştirin"" iken, halen""Kur’an köleliği savunur veya yasaklamamış"" demek, samimiyetsizliği gösterir. Özetle, bu ayette savaş esnasında size saldıran olursa, evinizi, yuvanızı, köyünüzü, kentinizi, şehrinizi basan olursa; basanlara karşı kendinizi müdafaa edin. Bu esnada ölme ve öldürme olabilir. Ama mümkün mertebe onları etkisiz hale getirmeye çalışın, etkisiz hale getirdikten sonra bağlayın. Bir kenarda tutun. Söz konusu savaş bitene kadar bekletin, verdiği zararları ödetmek suretiyle yahut da ödetmeksizin savaş bitince o esirleri mutlaka serbest bırakın diyor. İşte bu ayet savaş esirlerinin fidyeli de olsa fidyesiz de olsa mutlaka serbest bırakılmalarını emrettiği için Kur’an’da köleliğin ve cariyeliğin asla olmadığının bir kanıtıdır. Yoksa onları köle edinin diyecekti. Aşağıdaki tefsir metinlerine bkz:
(تفسير الألوسي) وقال الزمخشري : ( لقيتم ) من اللقاء وهو الحرب ] فإذا لقيتم الذين كفروا في المحاربة.( تفسير البيضاوي - تفسير النسفي – تأويلات أهل السنة) ((فَإِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا) في ساحة القتال ( تفسير السعدي - المتشابه من القران) (فَإِذا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ}: وهو مجاز عن القتل (مدارك التنزيل وحقائق التأويل) (الرِّقَابَةُ ): بمعنى المراقبة (المعجم الوسيط) """" (ما معنى ضرب الرقاب في القران) وبعيدا عن الموروثات السابقة لناتي الى عبارة رقاب نجدها جاءت من جذر ( ر ق ب) وهي من الترقب والارتقاب والمراقبة ولاعلاقة لها بالعنق نهائيا لامن قريب ولا من بعيد ولو تعني العنق لذكر الله قوله ( فضرب الاعناق - يتبين مما سبق ان عبارة الرقاب إنما تعني هي المراقبة والرصد للعدو بدليل قوله ( حنى اذا اثخنتموهم فشدوا الوثاق ) اي بعد الأسر ثم بعد ذلك ( فاما منا بعد وأما فداء حتى تضع الحرب أوزارها) لذلك فان الله تعالى يأمر بضرورة معاملة الأسرى بما يتطلبه الموقف من المن عليهم بإطلاق سراحهم او من خلال الفداء مقابل ذلك . والله اعلم (ما معنى ضرب الرقاب في القران يقول الشيخ ناصر مكارم شيرازي في تفسيره الامثل): من البديهي أن «ضرب الرقاب» كناية عن القتل، وعلى هذا فلا ضرورة لأن يبذل المقاتلون قصارى جهدهم لأداء هذا الأمر بالخصوص، فإنّ الهدف هو دحر العدو والقضاء عليه،... والمعنى اقتلوهم لأن أكثر مواضع القتل ضرب العنق وإن كان يجوز الضرب في سائر المواضع فإن الغرض قتلهم (تفسير مجمع البيان – البحر المحيط) .إنّ عبـارة : [ فَـضَـرْبَ الـرقـاب ] ، هي منَ [ المَـجـاز المُـرسـل ] .لـذلك فـإنّ عبـارة : [ ضَـرْبَ الـرقـاب ] لا تعني : [ قـطـع رؤوس الـناس ] ، و سـنأخُذُ الدليلَ [ القـاطـع ] من رسول الله صلى اللـه عليه و سـلّم ، فهل تقـبـلون ؟ !! لقـد قـاد الرسول الكريم صلى الله عليـه و سـلّم ، قـاد مبـاشـرةً [ 28 معـركـةً ] ، و كـانَ أقْـربَ المـؤمنين إلى العـدوّ [ الكـافر ] ، فلو فهـمَ الرسول عبارة : [ فـضَـرْبَ الـرقاب ] على أنهـا تعني : [ قطـع رؤوس العبـاد ] ، لكـان قـد [ قطـع ] آلاف الرؤوس في معاركه ، خـاصةً و أنّـه كـان بطـلَ الأبطـال و أشـجع الشُـجـعان ، و كان الأقـربُ إلى [ العـدو الكـافر ] من جميع الذين يُقـاتلون معـه .و لكنّـه صلى الله عليه و سلّم ، لـمْ [ يقطـع ] رأس أيّ [ عـدوّ كـافر ] على الإطـلاق ، فهل لـمْ يفهـم معنـى الآيـة الكريمة : (فـضَـرْبَ الرقـاب ) ، و لـم يُطبّقـهـا في معاركـه الكثيرة ، أمْ نحنُ [ أفْـهـمَ !!!! ] من رسول الله ؟؟؟ (الباحث الاسلامي محمد. علي منصور كيالي) ، فتقول: (فإمّا منا بعد وإمّا فداء) وعلى هذا لا يمكن قتل الأسير الحربي بعد انتهاء الحرب، بل إنّ ولي أمر المسلمين - طبقاً للمصلحة التي يراها - يطلق سراحهم مقابل عوض أحياناً، وبلا عوض أحياناً أخرى، وهذا العوض - في الحقيقة - نوع من الغرامة الحربية التي يجب أن يدفعها العدو (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل).ـ ويتضح هنا أن الافتداء بالمال ممنوع ، وهناك أنواع أخرى للافتداء مثل تبادل الأسرى أو تبادل المنافع ، وفى كل الأحوال فالأسير يطلق سراحه مجانا أو بالفدي) ﴿ فَإِمَّا مَنًّا ﴾: يعني فإما أن تَمُنُّوا عليهم بفك أسْرهم ""مجاناً""، وذلك ﴿ بَعْدُ ﴾ أي بعد انتهاء المعركة، ﴿ وَإِمَّا فِدَاءً ﴾ يعني: وإما أن يُفادوا أنفسهم بالمال، أو مُقابل إطلاق سَراح أسير مسلم عند المُشرِكين أو غير ذلك (تفسير سورة محمد كاملة - شبكة الألوكة). (تعريف و معنى فداء في معجم المعاني الجامع) فددَاهُ الأسْرَى عنده : حَرَّرَهُم مقابلَ تحريرِ مثلِهم من الأسرى عند عَدُوّه لقرآن هنا يخيرنا بين أمرين في التعامل معهم ، وهما : المنّ والفداء ولم يذكر غيرهما، ومعنى ""المنّ"": إطلاق سراح الأسير لوجه الله تعالى ، لنتألف قلبه ، ونحبب إليه الإسلام ، حيث فككنا أسره دون مقابل. ومعنى ""الفداء"": أن نفدي الأسرى بأسرى مثلهم في العدد أو أقل أو أكثر، حسب المصلحة ، فرب أسير منا له وزن وقيمة ، نفديه بأكثر من أسير لنا عندهم، والعكس يحدث أيضا، وقد يكون الفداء بمال ، كما فعل الرسول والصحابة معه في أسرى بدر ، حيث طلبوا الفداء بالمال لمسيس حاجتهم إليهم وقدرة أهليهم من قريش عليه ومن أجل هذا شرع الرسول الكريم لمن كان يعرف الكتابة من أسرى المشركين: أن يكون فداؤه ""تعليم عشرة"" من أولاد المسلمين الكتابة. ولم يخش النبي صلى الله عليه وسلم على أبناء المسلمين من تأثير هؤلاء المشركين على عقول الصغار من ذراري المسلمين ، فإن محو الأمية لا يحمل معه فكرا ولا اعتقادا، ثم هم في قلب المجتمع المسلم ، وتحت رعايته وإشرافه ورقابته ... الذي أرجحه من استقراء النصوص، ورد بعضها إلى بعض: أن الأصل ما ذكره الحسن ومن وافقه أنه : لا يجوز قتل الأسير العادي ، وإنما يعامل وفق آية سورة محمد التي تحدد كيفية التعامل مع من شددنا وثاقهم من الأسرى (فإما منا بعد وإما فداء) . (هل يجوز قتل الأسرى؟ - موقع الشيخ يوسف القرضاوي)