close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Muhammed Sûresi 4. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Fe-iżâ lakîtumu-lleżîne keferû fedarbe-rrikâbi hattâ iżâ eśḣantumûhum feşuddû-lveśâka fe-immâ mennen ba’du ve-immâ fidâen hattâ teda’a-lharbu evzârahâ(c) żâlike velev yeşâu(A)llâhu lentesara minhum velâkin liyebluve ba’dakum biba’d(in)(k) velleżîne kutilû fî sebîli(A)llâhi felen yudille a’mâlehum
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Kafir olanlarla savaşa giriştiniz mi vurun boyunlarını, onları iyice yaralayıp kırdınız, bozguna uğratıp da onlara üst geldiniz mi işe sağlam yapışın, bağlayın sımsıkı tutsakları, ondan sonra da isterseniz öylece salıverirsiniz onları, isterseniz para alır da bırakırsınız savaş ağırlığını atıncaya dek, bu, böyle; ve Allah dileseydi savaşsız da helak ederdi onları ve fakat bir kısmınızı, bir kısmınızla sınamak ister ve Allah yolunda öldürülenlerin yaptıklarını asla boşa çıkarmamaktadır.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Öyleyse, (savaş sırasında) inkârcılarla karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen boyunlarını vurun (saldırgan kâfirlerin ve zalimlerin, öncelikle elebaşlarını ve merkezi teşkilatlarını etkisiz kılıp fitneden kurtulun ve onları korkutup susturun); sonunda onları iyice bozguna uğratıp zafer kazandığınız zaman da, artık (müşrik esirlerin, boş gurur ve kibirlerini kırmak üzere iyice bağlayın ve) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları salın) veya bir fidye (karşılığı bırakın). Öyle ki (saldırganlar uslanıp) savaş ağırlıklarını bıraksınlar (ve teslime yanaşsınlar). İşte (emir) böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı, elbette onlardan (önceden ve başka şekilde de) intikam alırdı. Ancak (cihad ve savaş) sizleri birbirinizle denemesi (sadıklarla sahtekârları ayırt etmesi) için (bir imtihandır). Allah yolunda öldürülen (şehit)lere gelince; kesin olarak (Allah) amellerini giderip-boşa çıkarmayacaktır. (Onların kardeşlerini zafer ve devlete kavuşturacak, dünyada izzetle ve ahirette hepsini cennetle mükâfatlandıracaktır.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmiş olanlarla, savaşa giriştiniz mi vurun boyunlarını. Onları iyice yaralayıp, bozguna uğratıp da onlara üstün geldiniz mi, işe sağlam yapışın, onları öldürmeyin, esir alın, savaş ağırlıklarını bırakıp sona erince de, o esirleri ya iyilik edip salıverin, ya da fidye alarak serbest bırakın. Bu böyledir, Allah dileseydi, savaşsız da helak ederdi onları, fakat savaş ortamında sizi birbirinizle imtihan etmek ister. Allah kendi yolunda öldürülenlerin yaptıklarını asla boşa çıkarmaz
Ahmet Tekin
swap_vert close
Savaşta, inkârda ısrar edenlerle, kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onları zayıf düşürüp mağlup edinceye kadar, boyunlarını vurun. Yakaladığınız esirleri sıkı tedbirler alıp bağlayarak elinizde tutun. Savaş bitince de, onları, ya karşılıksız olarak, ya da fidye karşılığı serbest bırakın. Neticede savaş, silahlarını, ağırlıklarını, doğurduğu sıkıntıları bırakarak sona ermiş olur. Allah'ın emri budur. Eğer Allah'ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, onlara başka türlü de lâyık oldukları cezayı verirdi. Fakat böyle yapması sizi, birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülen yiğitlerin, bilinçli amellerini, Allah asla zayi etmez.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 3/142; 8/67-68; 9/14-15.  
Ahmet Varol
swap_vert close
İnkâr edenlerle (savaşta) karşı karşıya geldiğinizde hemen boyunlarını vurun. Sonunda onları yenik düşürüp üstünlük sağladığınızda (esirleri) sıkı bağlara bağlayın. Artık bundan sonra ya lütufta bulunu(p serbest bırakı)n veya fidye karşılığı salıverin. Savaş ağırlıklarını bırakıncaya kadar [1] (böyle sürdürün). İşte böyle. Allah dileseydi onlardan öc alırdı. Ancak sizi birbirinizle imtihan etmek için (böyle emrediyor). Allah yolunda öldürülenlerin ise (Allah) amellerini boşa çıkarmayacak.
1.Yani kâfirler silahlarını bırakıncaya ve tamamen teslim oluncaya kadar.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Öyleyse, inkârcılarla (savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen boyunlarını vurun; sonunda onları 'iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da' artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir fidye (karşılığı salıverin). Öyle ki savaş ağırlıklarını bıraksın (sona ersin). İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş,) sizleri birbirinizle denemesi içindir. Allah yolunda öldürülenlerin ise; kesin olarak (Allah,) amellerini giderip-boşa çıkarmaz.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
O'nun için, kâfirlerle muharebede karşılaştığınız zaman, hemen boyunlarını vurun; nihayet onları mağlûb ve perişan bir hale getirdiğiniz zaman, bağı sağlam bağlayın (esir alın ve onları sağlam tutun). Sonra da ya lutfedib (esirleri) salıverirsiniz, yahud (geri vereceğiniz esirler karşılığında) fidye alırsınız. (İsterseniz esirleri meccanen serbest bırakırsınız, isterseniz kendi esirlerinizle değiştirir ve onlara karşılık mal ve para alırsınız. Bunda muhayyersiniz). Harb, ağırlıklarını (silâh ve levazımatını) bırakıncaya (kâfirler, şirk ve isyanlarını terk edinciye) kadar, (öldürülürler, onlara yapılacak iş) budur. Allah dileseydi, o kâfirlerden (savaş yapmaksızın) intikamını alırdı. Fakat sizi birbirinizle imtihan etmek için (size savaşı emrediyor). Allah yolunda öldürülenlere gelince; onların amellerini Allah asla boşa çıkarmaz:
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
(Savaşta) o kâfirler ile karşılaştığınız zaman, boyunlarını vurun. Nihayet onları yendiğiniz zaman, ipleri sıkıca bağlayın. (Harb bittikten sonra,) ya onları bağışlarsınız veya fidye karşılığında bırakırsınız. Harb hali devam ettiği müddetçe, (bu yasa böyle geçerlidir.) Çünkü eğer Allah dileseydi, kendisi bizzat onların hakkından gelirdi. Fakat sizi birbirinizle denemek için (böylece savaştırıyor.) Allah yolunda öldürülenler ise, Allah onların yaptıklarını zayi etmeyecektir.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
İnkâr edenlerle savaşta karşılaştığınızda, hemen boyunlarını vurunuz. Onları yendiğinizde de sıkıca bağlayınız. Savaş sona erdiğinde ya bir lütuf olarak karşılıksız ya da fidye alarak salıveriniz. Allah dileseydi onlara galip gelirdi. Fakat kiminizi kiminizle denemek için böyle yaptı. Allah yolunda öldürülenlerin yaptıkları hiçbir ameli Allah asla boşa çıkarmayacaktır.[558]
[558] Savaş sonrası yapılacaklar hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVIII, 23-26.  
Besim Atalay
swap_vert close
Kâfirlerle savaşta karşılaşınca, yere serene değin, hemen vurun boyunlarını, hem de sağlam bağlayın, savaş silâhları bırakılınca, ya iyilik eyleyin, ya da, karşılıkla salıverin. Bu böyledir, Allah dileseydi, onlardan öc alırdı, oysa, sınamak ister sizi birbirinizle, Allahın yolunda can verenlerin işleri hiç boşa gitmez
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen (onlar sizi öldürmeden siz onların) boyunlarını vurun. Onlara üstün geldiğiniz zaman yakaladıklarınızı sıkı bağlayın. Savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak ya da fidye ile salıverin. Allah'ın emri budur. Eğer Allah dileseydi (yaptıkları kötülüklere karşılık) onlardan başka türlü de intikam alır (onları cezalandırır)dı. Fakat böyle olması (küfre karşı mücadelenizle) sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülen (şehit)lere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.
Bkz. 2/191, 4/91, 9/5İslam dini, savaşı en son çare olarak görür.  İslam’ı, bir savaş dini ve Müslümanları da bu savaş dininin askerleri olarak görmek çok büyük haksızlık olur. Zira 23 yıllık Asr-ı saadette 85 savunma (savaşı) harekâtı gerçekleşmiştir. Bunların 57’si seriyye (Hz. Peygamberin bizzat katılmadığı savaşlar), 28’i ise gazve şeklinde olmuştur. Bu savaşların toplamında 150 şehit, 250 müşrik toplam 400 kişi ölmüştür. Kaldı ki bu savaşların tamamı her toplumun doğal hakkı olan savunma amacıyla gerçekleşmiştir. İslam’ı savaş dini olarak görenler bugün bir bomba ile on binlerce kişiyi öldürebilmektedir.   
Cemil Said
swap_vert close
Muhârebede kâfirlere rast geldiğiniz vakit boyunlarını urınız hepsini imhâ idiniz ve esîrleri emîn sûretde bağlayınız. Sonra muhârebe bitdiği vakit yâ bilâ-’ivaz ve yâhud fidye-i necât ile serbest bırakınız. Böyle hareket idiniz. Eğer Allâh istemiş olsa idi cenksiz ânları tenkîl iderdi. Lâkin Allâh sizi tecziye itmek üzere muhârebeye sevk iyliyor. Allâh yolunda şehîd olanların âsârını Allâh zâyi’ itdirmez.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya karşılıksız, ya da fidye ile salıverin; Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur.[493] Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.
Savaşın sona ermesinden maksat, başlanan belirli bir savaşın sona ermesi olabileceği gibi, yeryüzünde savaşın sona ermesi, ortadan kalkması da olabilir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Kâfirlerle savaşa girdiğinizde hemen öldürücü darbeyi vurun, nihayet onları çökertince esirleri sağlam bağlayın. Sonra ya karşılıksız bırakırsınız yahut bedel alarak. Ki böylece savaş ağır yüklerini indirsin (sona ersin). İşte böyle; Allah dileseydi onları bizzat cezalandırırdı, fakat sizleri birbirinizle denemek istiyor. Allah, yolunda öldürülenlerin amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz.  
 Savaşta, öncelikle, zafere ulaşmak için gereken yapılır. Düşman mağlup olunca sağ kalanlar esir alınır. Esirler ya bağışlanarak veya fidye alınarak serbest bırakılır. Fidye alma, mal veya esir mübadelesi şeklinde olabilir. Savaş ulvî bir gaye için emredilmiştir; bu gayeyi gerçekleştirerek imtihan verenlerin amellerinin boşa çıkarılmayacağı da ayrıca belirtilmiştir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınzda kontrol merkezlerini vurun. Sonunda üstün geldiğinizde onları esir alın; onları ya karşılıksız veya fidye karşılığında salın. Savaş durumu kalkıncaya kadar bunu uygulayın. ALLAH dileseydi sizi savaş derdinden kurtarırdı; ancak O sizi böylece birbirinizle sınamaktadır. ALLAH yolunda öldürenlere gelince, onların yaptıklarını boşa çıkarmıyacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah'ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Onun için küfredenlerle muharebeye tutuştunuz mu hemen boyunlarını vurmaya bakın, tâ kuvetlerini derinden kırıp tepeleyinceye kadar, o vakıt da bağı sıkı basın, ondan sonra da ya azâd ya fidye, ta harb ağırlıklarını atana kadar, bu böyle, gerçi Allah dilese elbette onlardan öc alıverir ve lâkin sizi yekdiğerinizle imtihan edecek; Allah yolunda katledilenlere gelince amellerini aslâ boşa gidermez
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Ey mü’minler!) Kâfir (asker) ler (iy) le (harp meydanında) karşılaştığınız zaman, boyunlarını vurun. Nihâyet onları, iyice bozguna uğratınca (sağ kalan düşman askerlerini, size saldırmalarına ve kaçmalarına engel olacak şekilde) sıkıca bağlayın (esir alın). Harp sona erip, silâhlar bırakılınca, onları (esir aldığınız düşman askerlerini) ya karşılıksız olarak ya da fidye karşılığında serbest bırakın. İşte böyle. (Allah’ın emri budur.) Eğer Allah dileseydi (sizleri o kâfirlerle karşılaştırmadan önce, yaptıkları inkâr ve isyanlara karşılık olarak) onları (şiddetli bir azap ile) cezalandırırdı. Ancak (Allah, âhirette herkesi kendi ameline şahit tutmak üzere) sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınızla imtihân etmektedir. Allah yolunda öldürülenlere gelince... (Allah,) onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Gerçeği yalanlayan nankörlerle savaşa giriştiğiniz zaman, boyunlarını vurun¹. Güçlerini yok edince, bağı sıkıca bağlayın². Ondan sonra bir bağışlama⁴ olarak veya fidye karşılığında savaş sona erince onları serbest bırakın.³ Eğer Allah isteseydi onlardan savaşsız da intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını asla karşılıksız bırakmaz.
1- Ölümüne savaşın. 2- Onları esir alın. 3-Bu ayette de görüldüğü gibi İslam köleliği ve cariyeliği kesinlikle kaldırmıştır. 4- Cömertlik olarak.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Onun için o küfredenlerle (muhaarebede) karşılaşdığınız vakit boyunlarını vurun. Nihayet onları mecalsiz bir haale getirdiğiniz zaman artık bağı sıkı tutun. (Ondan) sonra ise ya iyilik (yapın), yahud fidye (alın). Yeter ki harb (erbabı) ağırlıklarını bıraksın. (Emir) böyledir. Eğer Allah dileseydi onlardan (muhaarebesiz olarak da) elbet intikaam alırdı. Fakat (muhaarebeyi emr etmesi) sizi birbirinizle imtihan etmesi içindir. Allah yolunda öldürülenlerin amel (ve hizmet) lerini asla boşa çıkarmaz O.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Artık (savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınızda, hemen o boyunları(nı) vurmak(gerekir)! Nihâyet onlara ağır kayıplar verdirdiğiniz zaman, artık bağı sıkı tutun (onları esir alın); sonra da ya lûtfederek (karşılıksız) veya fidye alarak (onları salın)! Ve harb ağırlıklarını bırakıncaya kadar (gevşemeden, savaş tamâmen sona erene dek böyle yapın)! İşte (yapılacak iş) budur! Hâlbuki Allah dileseydi, elbette onlardan (hemen) intikam alırdı; fakat sizi birbirinizle imtihân etmek için (size savaşı emretmiştir). Allah yolunda öldürülenlere gelince, artık (Allah), onların amellerini aslâ boşa çıkarmayacaktır.(1)
(1)“Bir nefer, bir saat işkence altında şehîd edilse öyle bir mertebeyi bulur ki, on sene başkası çalışsa, ancak o mertebeyi bulur. Eğer o nefer şehîd olduktan sonra ona sorulabilse: ‘Az bir şey ile, pek çok şeyler kazandım!’ diyecektir.” (Mektûbât, 15. Mektûb, 45)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Artık (size saldıran) o inkâr etmiş olanlarla (savaş meydanında) karşılaştığınız zaman, (ilkin) gözetleme yerlerini (kontrol ve komuta merkezlerini) vurun (en etkili darbeyi indirin, onları etkisiz hâle getirin). Güçlerini kırıp üstünlük sağladığınızda, bağı sıkı tutun (esir aldıklarınızı da güvenlik çemberine alın). Savaş ağırlığını bırakınca (hafiflenince) ister karşılıksız ister karşılıklı (esir takası vb. yapmak suretiyle), mutlaka (esir aldıklarınızı) serbest bırakın (sakın onlara dokunmayın). Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Ve eğer Allah dileseydi onları (inkâr etmiş olan saldırgan güçleri) cezalandırabilirdi. Ama böyle olması (o saldırgan güçleri cezalandırmaması), kiminizi (saldırıya uğrayanları) kiminizle (o saldırgan güçlere karşılık vermesiyle) sınamak (bilfiil açığa çıkarmak) içindir. Ve Allah yolunda (Allah’ın izin verdiği savunma savaşında) öldürülenlere gelince Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır. *
(*) Bu ayet, savunma savaşını anlatıyor. Ordu oluşturulmuş, sana saldırılıyor, ne yapacaksın? İşte burada ayet sana da kendini savunma hakkını veriyor… Bunun izahı da şöyledir. 1- Bu ayette boyun olarak çevrilen (رقاب) ”rikab” kelimesi Arapça’da “gözetleme, gözetim altında olma demektir”. Yüce Allah’ın isimlerinden biri de” Er Rakib” dir. RKB kökünden gelir, bu kelimenin gözetlemek, denetlemek, korumak gibi manaları vardır. Rakabe kelimesinin geçtiği ayetler: (28-18), (28-21), (44-59), (11 -93), (5-117,) (50-18), (4-1) kısa bir araştırmanın ardından Rakabe kelimesinin, diğer bütün ayetlerde gözetleyen manasında çevrilmiş olduğunu göreceksiniz. Her ne hikmetse sadece Muhammed- 4. ayette aynı kelime boyun olarak çevrilmiş. Ve pek çok meal yazarı da birbirinden etkilenerek ayette geçen“rikabi” kelimesine “boyunlar” manası vermişlerdir. Oysa boyun kelimesi Araça’da (اعناق)“A’nâk” kelimesi ile ifade edilir. Bu kelimenin Kur’an’da geçtiği sûre ve ayet numaraları da şöyledir. Boyun “A’nâk” kelimesinin geçtiği ayetler: (17-29), (17-13), (8-12), (34-33), (38-33), (13-5), (26-4), (36-8), (40-71) (Kuran’da Çelişki Olmaz) 2- Ayette geçen ( فضرب الرقاب)’’fedarbe-rrikâbi’’ Mecâzi Mûrsel’’olup bunun boyunla yakından ve uzaktan bir alakası yok. Zira bundan kasıt, saldırgan tarafa en etkili darbeyi vurmak ve onları etkisiz hâle getirmek anlamına da gelir. Yani (فضرب الرقاب) etkili darbeyı indirmekten kinayedir. Çünkü diğer bazı ayetlere baktığımızda da görüyoruz ki, Kur’an’da boyun ifadesi her yerde hep (اعناق) ‘’â’nak’’ diye geçiyor. Ayrıca eğer buradaki emirle boyunları vurmak ise, o zaman boyunları dışında başka yerleri vurmak yasak anlamına gelir ki, bu da mümkün değildir. Bir de o saldıran inkârcılar boyunlarına çelik halkalar geçirselerdi, boyunlarına vurulmakla ölmeyeceklerdi. Çünkü boynuna çelik halka geçirenlerin boyunlarına ne kadar kılıç darbesi indirilse de boştur. Bu nedenle ayette geçen ( ضرب الرقاب) ‘’darbe- rrikab’’, mecâzi mûrsel olup bundan kasıt ‘’saldırgan güçlerin gözetleme ve komuta merkezlerini vurmak suretiyle en etkili darbeyi indirmektir, boyunları vurmak değil. 3-Yine bu ayette, ‘’ister karşılıklı ister karşılıksız’’her iki durumda da esirlerin mutlaka serbest bırakılması emrediliyor. Yani esirleri tutmak, öldürmek veya köle yapmak kesinlikle yasaklanıyor. Muhammed- 4. ayete göre esirler hakkında sadece şu muamele yapılabilir: Ya karşılıksız ya da (esir takası gibi) karşılıklı olarak mutlaka serbest bırakılmalıdırlar. Yani onları serbest bırakmaktan başka bir seçenek yoktur, mutlaka serbest bırakılacaklar. İşte bu ayette de görüldüğü gibi İslam köleliği ve cariyeliği kesinlikle yasaklayıp kaldırmış, savaş vb. durumlarla ele geçen esirlerin köle edinilmesini de kesinlikle yasaklayarak, bu insanlık dışı kölelik kurumunun kaynağını tamamen kurutmuştur. Ayrıca ön yargıyla davranan, hak din olan İslam’ı ve Kur’an’ı Kerim’i bilmeyen bazı kimseler İslâm dini kılıçla yayılmıştır iddia derler. Eğer öyle bir durum olsaydı, burada esirleri serbest bırakın değil de onları mutlaka Müslüman yapın, Müslüman olmayanları da öldürün denilecekti. Hani böyle bir emir ve hüküm var mı? Demek ki söz konusu iddialar tamamen mesnetsiz olup iftira ve yalandan başka bir şey değildir. Hâlbuki inkârcı oldukları hâlde onları mutlaka serbest bırakın diye Müslümanlara kesin bir emir verilmiştir. Ayrıca ayetin şu kısmına dikkat edin; ""savaş ağırlıklarını bırakınca (تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَاۚ)"" yani savaşın son bulmasını beklemiyor, çünkü savaşlar yıllar boyunca sürebilir, savaşın hafiflediği bir anda bütün esirleri fidye karşılığı veya karşılıksız olarak bırakılmasını emir ediyor. 3.➡Kur’an’da""esirleri köle/cariye edinin""yazan 1 tane bile ayet yoktur. Aksine; köleleştirmenin, firavunun yaptığı bir zulüm olarak görür. (Şuara 22) 4.➡ Mevcut köleleri, özgürlüğe kavuşturmaya yönelik emirler vardır; Özgürleştirmek (Beled 11-13) ve maddi destek sağlamak (tevbe 60) 5.)➡ Esir veya hür herkes Allah katında ve insanlık bakımında eşittir. (Nisa 25) 6. ➡ Savaşta esir düşen kişilerin dahi, özgürlüğe kavuşturulması emir edilmiştir. Köleleştirme kesinlikle yasaklanmıştır. (Muhammed- 4) 7. Ksaca; köle edinmek yasak, elinize köle geçse, Kur’an’ın emri ""Özgürleştirin"" iken, halen""Kur’an köleliği savunur veya yasaklamamış"" demek, samimiyetsizliği gösterir. Özetle, bu ayette savaş esnasında size saldıran olursa, evinizi, yuvanızı, köyünüzü, kentinizi, şehrinizi basan olursa; basanlara karşı kendinizi müdafaa edin. Bu esnada ölme ve öldürme olabilir. Ama mümkün mertebe onları etkisiz hale getirmeye çalışın, etkisiz hale getirdikten sonra bağlayın. Bir kenarda tutun. Söz konusu savaş bitene kadar bekletin, verdiği zararları ödetmek suretiyle yahut da ödetmeksizin savaş bitince o esirleri mutlaka serbest bırakın diyor. İşte bu ayet savaş esirlerinin fidyeli de olsa fidyesiz de olsa mutlaka serbest bırakılmalarını emrettiği için Kur’an’da köleliğin ve cariyeliğin asla olmadığının bir kanıtıdır. Yoksa onları köle edinin diyecekti. Aşağıdaki tefsir metinlerine bkz: (تفسير الألوسي) وقال الزمخشري : ( لقيتم ) من اللقاء وهو الحرب ] فإذا لقيتم الذين كفروا في المحاربة.( تفسير البيضاوي - تفسير النسفي – تأويلات أهل السنة) ((فَإِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا) في ساحة القتال ( تفسير السعدي - المتشابه من القران) (فَإِذا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ}: وهو مجاز عن القتل (مدارك التنزيل وحقائق التأويل) (الرِّقَابَةُ ): بمعنى المراقبة (المعجم الوسيط) """" (ما معنى ضرب الرقاب في القران) وبعيدا عن الموروثات السابقة لناتي الى عبارة رقاب نجدها جاءت من جذر ( ر ق ب) وهي من الترقب والارتقاب والمراقبة ولاعلاقة لها بالعنق نهائيا لامن قريب ولا من بعيد ولو تعني العنق لذكر الله قوله ( فضرب الاعناق - يتبين مما سبق ان عبارة الرقاب إنما تعني هي المراقبة والرصد للعدو بدليل قوله ( حنى اذا اثخنتموهم فشدوا الوثاق ) اي بعد الأسر ثم بعد ذلك ( فاما منا بعد وأما فداء حتى تضع الحرب أوزارها) لذلك فان الله تعالى يأمر بضرورة معاملة الأسرى بما يتطلبه الموقف من المن عليهم بإطلاق سراحهم او من خلال الفداء مقابل ذلك . والله اعلم (ما معنى ضرب الرقاب في القران يقول الشيخ ناصر مكارم شيرازي في تفسيره الامثل): من البديهي أن «ضرب الرقاب» كناية عن القتل، وعلى هذا فلا ضرورة لأن يبذل المقاتلون قصارى جهدهم لأداء هذا الأمر بالخصوص، فإنّ الهدف هو دحر العدو والقضاء عليه،... والمعنى اقتلوهم لأن أكثر مواضع القتل ضرب العنق وإن كان يجوز الضرب في سائر المواضع فإن الغرض قتلهم (تفسير مجمع البيان – البحر المحيط) .إنّ عبـارة : [ فَـضَـرْبَ الـرقـاب ] ، هي منَ [ المَـجـاز المُـرسـل ] .لـذلك فـإنّ عبـارة : [ ضَـرْبَ الـرقـاب ] لا تعني : [ قـطـع رؤوس الـناس ] ، و سـنأخُذُ الدليلَ [ القـاطـع ] من رسول الله صلى اللـه عليه و سـلّم ، فهل تقـبـلون ؟ !! لقـد قـاد الرسول الكريم صلى الله عليـه و سـلّم ، قـاد مبـاشـرةً [ 28 معـركـةً ] ، و كـانَ أقْـربَ المـؤمنين إلى العـدوّ [ الكـافر ] ، فلو فهـمَ الرسول عبارة : [ فـضَـرْبَ الـرقاب ] على أنهـا تعني : [ قطـع رؤوس العبـاد ] ، لكـان قـد [ قطـع ] آلاف الرؤوس في معاركه ، خـاصةً و أنّـه كـان بطـلَ الأبطـال و أشـجع الشُـجـعان ، و كان الأقـربُ إلى [ العـدو الكـافر ] من جميع الذين يُقـاتلون معـه .و لكنّـه صلى الله عليه و سلّم ، لـمْ [ يقطـع ] رأس أيّ [ عـدوّ كـافر ] على الإطـلاق ، فهل لـمْ يفهـم معنـى الآيـة الكريمة : (فـضَـرْبَ الرقـاب ) ، و لـم يُطبّقـهـا في معاركـه الكثيرة ، أمْ نحنُ [ أفْـهـمَ !!!! ] من رسول الله ؟؟؟ (الباحث الاسلامي محمد. علي منصور كيالي) ، فتقول: (فإمّا منا بعد وإمّا فداء) وعلى هذا لا يمكن قتل الأسير الحربي بعد انتهاء الحرب، بل إنّ ولي أمر المسلمين - طبقاً للمصلحة التي يراها - يطلق سراحهم مقابل عوض أحياناً، وبلا عوض أحياناً أخرى، وهذا العوض - في الحقيقة - نوع من الغرامة الحربية التي يجب أن يدفعها العدو (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل).ـ ويتضح هنا أن الافتداء بالمال ممنوع ، وهناك أنواع أخرى للافتداء مثل تبادل الأسرى أو تبادل المنافع ، وفى كل الأحوال فالأسير يطلق سراحه مجانا أو بالفدي) ﴿ فَإِمَّا مَنًّا ﴾: يعني فإما أن تَمُنُّوا عليهم بفك أسْرهم ""مجاناً""، وذلك ﴿ بَعْدُ ﴾ أي بعد انتهاء المعركة، ﴿ وَإِمَّا فِدَاءً ﴾ يعني: وإما أن يُفادوا أنفسهم بالمال، أو مُقابل إطلاق سَراح أسير مسلم عند المُشرِكين أو غير ذلك (تفسير سورة محمد كاملة - شبكة الألوكة). (تعريف و معنى فداء في معجم المعاني الجامع) فددَاهُ الأسْرَى عنده : حَرَّرَهُم مقابلَ تحريرِ مثلِهم من الأسرى عند عَدُوّه لقرآن هنا يخيرنا بين أمرين في التعامل معهم ، وهما : المنّ والفداء ولم يذكر غيرهما، ومعنى ""المنّ"": إطلاق سراح الأسير لوجه الله تعالى ، لنتألف قلبه ، ونحبب إليه الإسلام ، حيث فككنا أسره دون مقابل. ومعنى ""الفداء"": أن نفدي الأسرى بأسرى مثلهم في العدد أو أقل أو أكثر، حسب المصلحة ، فرب أسير منا له وزن وقيمة ، نفديه بأكثر من أسير لنا عندهم، والعكس يحدث أيضا، وقد يكون الفداء بمال ، كما فعل الرسول والصحابة معه في أسرى بدر ، حيث طلبوا الفداء بالمال لمسيس حاجتهم إليهم وقدرة أهليهم من قريش عليه ومن أجل هذا شرع الرسول الكريم لمن كان يعرف الكتابة من أسرى المشركين: أن يكون فداؤه ""تعليم عشرة"" من أولاد المسلمين الكتابة. ولم يخش النبي صلى الله عليه وسلم على أبناء المسلمين من تأثير هؤلاء المشركين على عقول الصغار من ذراري المسلمين ، فإن محو الأمية لا يحمل معه فكرا ولا اعتقادا، ثم هم في قلب المجتمع المسلم ، وتحت رعايته وإشرافه ورقابته ... الذي أرجحه من استقراء النصوص، ورد بعضها إلى بعض: أن الأصل ما ذكره الحسن ومن وافقه أنه : لا يجوز قتل الأسير العادي ، وإنما يعامل وفق آية سورة محمد التي تحدد كيفية التعامل مع من شددنا وثاقهم من الأسرى (فإما منا بعد وإما فداء) . (هل يجوز قتل الأسرى؟ - موقع الشيخ يوسف القرضاوي)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Doğruları inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman, onlara galip gelinceye kadar boyunlarına vurun ve yakaladıklarınızı sıkı sıkıya bağlayın. Sonra, iyilik olarak (bırakırsınız) veya onlardan fidye alıp salarsınız. Öyle ki, savaşın getirdiği sıkıntılar ve yük, zamanla kalksın. Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Ancak sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınızla ve Allah yolunda öldürülenlerle (öldürülmeyle) imtihan ediyor. Onların yaptıkları asla boşa gitmeyecektir.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Onun için tanımazlarla savaşta karşılaşınca onların boyunlarını vurun. Tepeledikten sonra onları sıkı tutun. Savaş bittikten, ağırlıklar bırakıldıktan sonra onları bağış, ya da kurtulmalık olarak koyverin. Tutulacak yol budur. Eğer Allah dileseydi onlardan öç almasını da bilirdi. Ancak Allah, kiminizi kiminizle sınamak ister. Allah kendi uğrunda öldürülenlerin işlediklerini boşa çıkarmıyacaktır.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Cenkte kâfirlere kavuştuğunuz zaman boyunlarını vurun. Nihayet onların ziyadesiyle kanlarını [⁵] döktüğünüz zaman kalanlarını esir alıp kaçırmayacak veçhile sağlam bağlayın, harb durup silâha hacet kalmayınca [⁶] onları bir ihsan olmak üzere bilâ bedel koyuverirsiniz, veya bir bedel [⁷] alarak serbest bırakırsınız. İşte hüküm böyledir. Allah dileseydi onlardan cenksiz de öç alabilirdi, fakat birinizi diğerinizle denemek için [⁸] sizi harb ile mükellef tuttu. Allah kendi yolunda öldürülenlerin amellerini asla beyhude kılmayacak.
[5] Maksat onları âciz bırakmaktır. Gerek ziyadesiyle kan dökülsün, gerek muhasara edilsin, gerek esir alınsın, nasıl olursa olsun. Ekseri ahvalde kan dökmek suretiyle olmakla Nazm-ı Kerîm ona göre vârit olmuştur.[6] Ya Müslüman olunca veya muahedeye girişinceye kadar. Bu hal kati ve esaretin nihayetidir.[7] Ya mal veya Müslüman esirleri olmak üzere.[8] Yâni mü'minleri kâfirlerle deniyor, mücahitler, sabır ve sebat edenler seçiliyor.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Ey inananlar!) İnkâr edenlerle (savaşta) karşılaştığınız zaman, derhâl boyunlarını vurun! Sonunda onları sindirdiğinizde/çökerttiğinizde sımsıkı bağlayınız/onları esir alınız. Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıveriniz¹. Savaş sona erinceye kadar böyle yaparsınız. Şayet Allah dileseydi elbette onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz [yudıllû].²
1 Bu ayet kölelik düzenine son verilmesi gerektiğini ifade ediyor. Esirler artık bundan böyle fidye karşılığı veya fidyesiz salıverilecek. Bu işlemler elbette savaş sona erdikten sonra yapılacaktır. 2 Krş. Bakara, 2/154; Âl-i İmrân, 3/169-171  
Kadri Çelik
swap_vert close
Küfre sapanlarla (savaşta) karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Epey öldürdükten sonra da (yakaladığınız esirleri) bağı sıkıca bağlayın. Sonra savaş, yüklerini atıp sona erince de onları ya karşılıksız olarak ya da fidye ile salıverin. Buyruk budur! Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenler (var ya), Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Öyleyse, ey iman edenler, size saldıran kâfirlerle savaştakarşılaştığınız zaman, bir daha toparlanamayacakları şekilde düşman kuvvetlerini imha edinceye kadar onların boyunlarını vurun ve nihâyet, onlara karşı kesin bir üstünlük elde edince, düşman askerlerini esir alın. Savaş bittikten sonra da, elinizdeki esirleri ya lütfedip karşılıksız salıverin, ya da ödeyecekleri tazminat karşılığında veya Müslüman esirlerle değiş tokuş yaparak serbest bırakın ki böylece, onlar harp silahlarını tamamen bırakmış ve Müslümanlar lehine savaşın sonucu alınmış olsun. İşte, savaş esirleri konusunda Allah’ın hükmü budur. O hâlde, sakın bu hükümleri yumuşak bulup sınırı aşmayın! Unutmayın ki, eğer Allah bütün kâfirlerin kökünü kazıyıp tamamen yok etmek isteseydi, gökten bir azap göndererek onları bizzatKendisi cezalandırabilirdi fakat bunun yerine, sizi birbirinizle imtihân etmek için müminlere, zâlimlerle savaşıp yeryüzünde adâleti egemen kılma görevini vermiştir.Allah yolunda canlarını fedâ edenlere gelince, Rableri onların yaptıklarını elbette boşa çıkarmayacaktır.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
İnkâr etmiş olanlarla karşı karşıya geldiğiniz zaman Boyun Eğdirmek gerekir. Sonunda onları iyice bozguna uğratıncaya kadar Sımsıkı Sağlam’a bağlayın! Savaş, ağırlıklarını bırakması için ya eman, ya da fidye! İşte böyle! Eğer Allah dilerse, onlardan hınç alır; ama bir kısmınızı bir kısmıyla denemek için (böyle yapar). Allah yolunda öldürülmüş kimselere gelince; onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.
Mehmet Çakır
swap_vert close
İnkarcılarla savaşırsanız öldüresiye vurun. Onları sindirdiğinizde, kendinizi antlaşma ile sağlama alın. esirleri de karşılıksız ya da takasla bırakın ki savaş tam olarak sona erebilsin. Allah isteseydi onlardan intikamını başka türlü de alabilirdi. Fakat, birbirinizi kullanarak sizi sınava tabi tutuyor. Allah, kendisi için savaşanların amellerini boşa çıkarmayacaktır.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Sizinle savaşmak için, inkâr edenlerden sizin karşınıza çıkan olursa, onlarla karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Onları çökertip etkisiz hale getirdiğinizde onlarla ilişkilerinizi sağlam esaslara bağlayın. İşinizi sağlama aldıktan sonra savaş sırasında aldığınız esirleri, ister karşılıksız isterse karşılığında fidye alarak salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Allah dileseydi onlardan öç almanız için hükümler gönderirdi. Ancak sizin duygularınızı denemek için hükümlerini bu şekilde göndermiştir. Bakalım fidye alma yolunu tutup dünyalık şeyleri mi düşüneceksiniz, yoksa af yolunu tutarak insanlığınızı mı göstereceksiniz? Allah yolunda savaşırken öldürülenlere gelince, Allah onların yaptığı hiçbir şeyi boşa çıkarmayacak, yaptıkları şeylerin karşılığında kat kat mükâfat verecektir.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Savaşta) o inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun! [*] Sonunda o (sağ kalan)ları etkisiz hale getirince bağ(ların)ı sıkıca bağlayın! Savaş sona erince de artık ya karşılıksız serbest bırakma veya fidye (uygulayın)! [*] İşte böyle. Allah dileseydi onlardan intikam alırdı. Fakat (bu) sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, (Allah) onların yaptıklarını asla boşa çıkarmayacaktır.
Bu ayet Bakara 2:190-193, Nisâ 4:89-91, Tevbe 9:5, Hacc 22:39 ve Mümtehine 60:8-9. ayetlerle birlikte okunmalıdır.,Bu cümle kölelik-cariyelik kurumunun bitirilmesi için çok önemli bir ilkeyi içermektedir. Çünkü kölelerin bedelli veya bedelsiz bırakılmaları bu ayette (Muhammed 47:4) hükme bağlanmıştır. Kölelik ve cariyeliğin bitirilmesiyle ilgili geniş bilgi için bkz. Enfâl 8:67, dipnot 5.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Kâfirlerle karşı karşıya geldiğiniz zaman,¹ onları iyice bozguna uğratıp sindirinceye² kadar boyunlarının köküne vurarak öldürün³ ve kalanlarını da esir alın. Sonra savaşın sona ermesi için onları, ya bir lütuf olarak (bırakın) ya da bir fidye (karşılığı salıverin).⁴ İşte bu, (Allah’ın emridir.) Eğer Allah isteseydi, elbette onlardan intikam(ını kendisi) alırdı. Fakat O, sizi birbirinizle imtihan etmek için (size onlarla savaşmayı emrediyor.) Allah yolunda öldürülenlerin yaptıkları, kesinlikle boşa gitmeyecektir.
1 Bu karşılaşma, savaş şeklinde olabileceği gibi, kâfirlerin, Müslümanların özgürlüklerini ellerinden almaya çalıştıkları ve inandıklarını yaşamalarına engel oldukları durumlarda da olabilir.2 Yani; kâfirlerle başladığınız savaşta onların ordularını kırıp, yarasını derinleştirdiğiniz, iyice altettiğiniz, savaş dünyadan kalkana, kâfirlerle harp ihtimâli kalmayana veya yeryüzünde din, tamamen Allah’ın oluncaya kadar. 3 Yani onlarla savaşarak, onları öldürün, sakın acıma hissiniz bunu yapmanıza mani olmasın. “İslam barış dinidir” yaftasına kapılıp da onlara sakın merhamet etmeyin.4 Bu ifâdeden bazıları, savaştan sonra esirlerin öldürülmeyeceğini anlamışlardır. Fakat âlimlerin çoğunluğu Müslümanların İmamı’nın bu konuda muhayyer olduğu kanaatindedir. Şöyle ki; a- Bu esirleri, Müslüman olmadıkları takdirde İmam dilerse, öldürür. b- Dilerse köleleştirebilir. Çünkü bunda İslâm’ın menfaati vardır. c- Dilerse Müslümanlara ehl-i zimmet olarak bırakabilir. d- Dilerse Müslüman esirlerle mübadele edebilir. e- Mal karşılığı serbest bırakabilir. Hanefiler, bunu câiz görmemişlerdir. Zîrâ bunda; “düşmana para ile asker kazandırmak vardır” demişlerdir. Bedir’deki bu uygulama (Enfâl: 67-69.) âyetlerle Allah tarafından hoş karşılanmamıştır. f- Esirlerin hiç bir şey alınmaksızın salıverilmesi ise, Hanefi, Maliki ve Hanbelî mezheplerince uygun görülmemiştir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
İMDİ, [savaşta] hakikati inkara şartlanmış olanlar ⁴ ile karşılaştığınız zaman onları alt edinceye kadar boyunlarını vurun ve sonra iplerini sıklaştırın; ⁵ ama sonra ya bir lütuf olarak yahut fidye karşılığı [onları serbest bırakın] ki savaşın izleri tamamiyle silinebilsin: ⁶ [yapmanız gereken] budur. Ve [bilin ki] Allah dilemiş olsaydı onları [bizzat kendisi] cezalandırabilirdi; ama [O, mücadele etmenizi istiyor ki] sizi birbiriniz aracılığıyla sınasın. ⁷ Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını zayi etmeyecektir:
4 Zımnen, “ve [başkalarını] Allah yolundan alıkoyanlar” -böylece 1. ayet ile ilgi kurulmakta ve sıcak savaşı meşru hale getiren temel şart ortaya konmaktadır: imanın ve özgürlüğün savunulması (karş. bu bağlamda 2:190, not 167). Başka bir deyişle, “hakikati inkar edenler”, Müslümanların sosyal ve politik özgürlüklerini ellerinden almaya çalıştıkları ve imanlarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda yaşamalarını imkansızlaştırdıkları zaman, adil bir savaş (cihâd) caiz ve hatta gerekli hale gelir. Yukarıdaki ayetin tümü, fiilen devam eden savaş ile ilgilidir (karş. 2:191’in ilk bölümüne ait not 168) ve kesinlikle sıcak savaşa ilk Kur’ânî atıf olan 22:39-40’dan sonra nazil olmuştur.5 Lafzen, “bağı/ipleri sıklaştırın”. Hemen hemen bütün müfessirlere göre bu ifade, inkarcıların savaş esiri olarak alınmalarını kasdetmektedir. Ayrıca, yakın bir gelecekte saldırının yeniden vuku bulmasını imkansız hale getiren yaptırımlara ve tedbirlere de atıfta bulunuyor olabilir.6 Lafzen, “ki (hattâ) savaş bütün izlerini geride bırakabilsin”. Fidye terimi, aynı zamanda, bu bağlamda savaş esirlerinin karşılıklı değişimini de kapsar (Zemahşerî, İmâm Şafi‘î’nin bir görüşüne dayanarak).7 Yani, müminlere imanlarının derinliğini ve fedakarlığa hazır olduklarını fiilî olarak isbatlama ve saldırganlara da, ne kadar hatalı olduklarını anlama imkan ve yeteneği vermek ve böylece onları hakikate yaklaştırmak için.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Küfürde direnenlerle savaşta karşılaştığınız zaman onların boyunlarını vurun! Nihayet onlara karşı ezici bir üstünlük sağladığınızda geriye kalanları sıkı bir şekilde bağlayıp esir alın. Sonunda onları ister karşılıksız ister fidye karşılığı serbest bırakın. Böyle yapın ki kâfirlerin size karşı bir daha savaşacak güçleri kalmasın. Gerçi Allah dileseydi, onları savaşsız da cezalandırırdı. Fakat O, birbirinizle savaştırarak sizi sınamak istemiştir. Allah kendi yolunda savaşanların gayretlerini asla boşa çıkarmayacaktır. 3/140-141, 9/42.44
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
ARTIK inkârda direnip (onu dayatanlarla)[⁴⁵⁴⁴] savaşta karşılaştığınızda, hemen boyunlarına vurun! Nihayet kızışmış bir savaşın sonuna dayandığınızda durmayın, (kalanların) ipini sıkı bağlayın.[⁴⁵⁴⁵] Fakat daha sonra ya bir lütuf olarak karşılıksız, ya da bir fidye karşılığı serbest bırakın ki, savaş tüm ağır sonuçlarıyla ortadan kalksın: böyle yapın![⁴⁵⁴⁶] Ve eğer Allah isteseydi, onların hakkından bizzat gelirdi; fakat bunu (yapmadı) ki, sizi birbirinizle sınayabilsin.[⁴⁵⁴⁷] Allah yolunda öldürülenlere gelince: Evet (Allah) onların yaptıklarını asla zayi etmeyecektir:
[4544] Yani 1. âyete dayanarak: küfrü dayatarak insanları Allah yolundan alıkoyan iman ve özgürlük düşmanı saldırganlarla... Meşru savaşın sınırları Mumtehane 8-9’da çizilerek savaşa ahlâkî standart getirilmiştir. [4545] Eshaneyi çevirimiz ve benzer mahiyette bir âyet için bkz: 8:67, not 72. Enfâl 67-69, bu âyetten sonra inmiş olmalı. Dolayısıyla Enfâl sûresindeki âyetler bu âyetin ışığında anlaşılmalıdır. Meşru savaş güç ahlâkına dayanır, ahlâktan yoksun güce değil. Adı barış olan bir dinin savaşı meşru kılması, İslâm’ın hayatın doğasını doğru okuduğunun delilidir. İslâm şiddetin varlığını toptan inkâr yerine, getirdiği ahlâkî standartlarla onu kontrol altına almayı amaçlar. Vahyin savaşa izin vermesinin baş nedeni saldırganlığı önlemektir. Bu yolla insanın hem kendisine, hem diğerlerine hem de değerlerine zarar vermesinin önüne geçmeyi hedefler. [4546] İslâm’da savaş esirleri konusundaki çerçeveyi bu âyet çizmektedir. Âyet açıkça esir almayı, fakat alınan esirleri köleleştirmek yerine bedelli-bedelsiz bırakmayı emretmektedir. Âyette ve immâ istirkâkan/esran diye üçüncü bir şık bulunmamaktadır. Allah Rasûlü savaş esirlerini köleleştirmemiştir. Ya Bedir esirlerinde olduğu gibi fidye karşılığında, ya da 100 ailelik Beni Mustalık esirleri ve 600 kişilik Hevazin esirlerinde olduğu gibi karşılıksız serbest bırakmıştır. Çok ender olarak da koruyucu aile yanında muhafaza edilmelerine izin vermiştir (mâ meleket eymânukum için bkz: 4:24). Nüzul ortamında köle kaynakları dörttü: 1) Haramilik yoluyla hürleri köleleştirmek. 2) Faiz borcu gibi maddî gerekçelerle borçluyu köleleştirmek. 3) Savaşlar. 4) Köle ailelerin miras ya da satın alma yoluyla ele geçen çocukları. Vahiy ilk ikisini yasakladı. Üçüncü kalemi bu ve benzeri âyetlerle geçersizleştirdi. Dördüncü kalemi ise azat etme yoluyla eritti. Kur’an, mevcut köle stokunu eritmek için şu üç hususta köle azadını emretti: Bozulan yeminlerde (5:89), hata ile öldürmede (4:92), zıhar yemininde (58:4). Ayrıca zekâttan köle azadı için pay ayrılmasını (9:60), azatlık sözleşmesi yapılmasını (24:33), evlilik yoluyla köle/cariye kadınların özgürlüğüne kavuşturulmasını (24:32) özendirdi. Bir boynu kölelikten kurtarma çabası içinde olmayanı vahiy daha ilk yıllarda kınadı (90:11:12). Bu tedbirler bir iki nesil içerisinde köleliğin tamamen ortadan kaldırılmasını sağlayabilirdi. Buna rağmen müslümanlar yüzyıllar boyunca köle sahibi olmaya devam ettiler. Bu durumun tarihî, sosyal, ekonomik izahları yapılabilir; fakat Kur’anî ve insânî izahı asla yapılamaz. Bu konuda köle sahiplerine getirilmiş bir dizi ahlâkî yükümlülük Ahmet Cevdet Paşa’ya “İslâm’da köle sahibi olmak, aslında köle olmaktır” dedirtse de, bu, müslümanların vahyin hedefini ıskalamasını açıklamaz. [4547] Hac 39 bu âyete atıf olsa gerektir. Meşru bir savaşın çerçevesi için bkz: 2:190.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey iman edenler, halkı Allah yolundan alıkoyanlarla, -İslam uğruna- savaşmanız da gerekecektir, savaşta) Kâfirlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun! (Esir almayı düşünmeyin) Ancak onlara üstün geldiğinizde esir alın. Yeter ki -düşman bozulsun- silahlarını bırakmış olsun. Savaş sona erdiğinde de, -esirleri- ya karşılıksız, ya da bir bedel karşılığı serbest bırakın. İşte emir budur. Eğer Allah dileseydi elbet onlardan -savaşsız da- intikam alırdı, savaşı emretmesi, sizi birbirinizle imtihan etmek içindir. (Ki sizden öldürülenleri cennete, kâfirleri ise cehenneme soksun. Sizin hak yolunda sabır ve sebâtınız ve gerektiğinde canınızı bile verebileceğiniz ortaya çıksın) O kimseler ki, Allah yolunda (savaşmış ve) şehit düşmüşlerdir. Allah elbette onların amellerini zayi etmez!
Osman Fırat
swap_vert close
(Savaşta) kâfirlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihâyet onları iyice vurup sindirince (esir aldıklarınızın) bağını sıkıca bağlayın. Ondan sonra (esir aldıklarınızı) ya lutuf olarak bırakır veya bırakılmaları karşılığında fidye alırsınız. Ta ki harbi ve savaş ağırlıklarını bırakıncaya kadar... Allâh dileseydi (kendisi) onlardan intikam alırdı, fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allâh, kendi yolunda öldürülenlerin yaptıkları işleri zayi etmeyecektir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
İmdi kâfir olanlar ile (muharebede) karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurunuz, nihâyet onların kanlarını ziyâdesiyle döktüğünüz vakit artık bukağıyı sıkıca bağlayın, sonra da (onları) ya meccanen azad edersiniz veya bir bedel mukabilinde serbest bırakırsınız. Tâ ki, savaş ağırlıklarını atıversin. Emir böyledir. Ve eğer Allah dilese, elbette onlardan (muharebesiz de) intikam almış olurdu. Velakin bazınızı bazınız ile imtihan etmesi için, böyle savaş ile emretmiştir. Ve o kimseler ki,Allah yolunda öldürülmüşlerdir,elbette (Allah) Onların amellerini zayi kılmayacaktır.
Suat Yıldırım
swap_vert close
İmdi kâfirlerle savaşta karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onları iyice mağlub edince, işi sağlama bağlayın, onları esir alın. Savaş bitince onları ister lütuf olarak karşılıksız salıverir, ister fidye alarak bırakırsınız. Durum şu ki: Allah dileseydi, onlardan intikamınızı alır, onları cezalandırırdı. Fakat O, sizi birbirinizle denemek için savaşı emrediyor. Allah yolunda öldürülenler var ya, Allah onların yaptıklarını asla zayi etmeyecek, boşa çıkarmayacaktır. [8, 67-68; 3, 142; 9, 14-15]
Süleyman Ateş
swap_vert close
(Savaşta) İnkar edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (onları esir alın). Ondan sonra artık ya lutfen bırakır veya karşılığında fidye alırsınız. Harb, ağırlıklarını bırakıncaya (savaş sona erinceye) kadar (böyle yaparsınız). Allah dileseydi (kendisi) onlardan öc alırdı, fakat sizi birbirinizle denemek için (size savaşı emrediyor). Allah, kendi yolunda öldürülenlerin yaptıkları işleri zayi etmeyecektir.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Küfür idenlere harbde mülâkî oldığınızda buyunlarını urun. Onları böyle helâkden sonra esîr itdiklerinizin kollarını bağlayın. Ba'dehu onları bilâ-bedel âzâd itmekle haklarında minnet gösstermek veyâhud bedel mukâbilinde terk itmek size muhavveldir. Hattâ harb-i silâh ve ağırlıklarını yere koya (hitâm bula) İşte size emir budur. Eğer Allâh istese idi harbsiz onlardan intikâm alırdı. Lâkin sizlerden ba'zınızı ba'zınız ile ibtilâ ve imtihân itmek diledi. Şunlar ki Allâh'ın yolunda cihâd iderek katl olundılar. Allâh onların 'amellerini zâyi' itmez.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Ayetleri görmezlikten gelenlerle (kafirlerle) savaşta karşılaşınca boyun köklerini vurun. Onları etkisiz hale getirince sıkı güvenlik çemberine alın[1]. Sonra karşılıksız ya da fidye alarak serbest bırakın ki savaşın ağırlığı kalmasın[2]. Allah’ın tercihi farklı olsaydı onların hakkından kendisi gelirdi. Böyle olması, birinizi diğerinizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin yaptıklarını karşılıksız bırakmaz.
[*] Evtas esirlerinin bağlanmadan nasıl koruma altına alındığı yazılacak. [2] فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ "Onları savaşta yakalarsan öyle bir dağıt ki, arkalarındakiler de dağılsınlar. Belki akıllarını başlarına alırlar." (Enfal 8/57)  
Şaban Piriş
swap_vert close
İnkar edenlerle, (savaşta) karşılaştığınız zaman boyunlarına vurun! Onları iyice bozguna uğratınca, sımsıkı bağlayın. Sonra da ya karşılıksız bağışlayın; ya da savaş ağırlıklarını bırakıncaya kadar fidye alın. İşte böyle, eğer Allah dileseydi, onlardan kendisi intikam alırdı. Fakat, savaş sizi birbirinizle denemek içindir. Allah, yolunda öldürülenlerin çalışmalarını asla boşa çıkarmayacaktır.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Kâfirlerle savaşta karşı karşıya geldiğiniz zaman onların boyunlarını vurun. Onları iyice sindirdiğinizde, sımsıkı bağlayın.(1) Savaş bittikten sonra ya onları lütfedip bırakır, yahut fidye alırsınız—tâ savaş sona erip silâhlar bırakılıncaya kadar böyle yapın.(2) Allah dileseydi onlardan intikam alırdı.(3) Lâkin O sizi birbirinizle sınıyor. Allah yolunda öldürülenlerin ise yaptıklarını O hiçbir zaman boşa çıkarmaz.
(1) Esir alın.(2) Sonuna kadar işi sıkı tutun. Veya: Yeryüzünde barış hakim olup da savaş tehlikesi kalmayınca kadar böyle yapmaya devam edersiniz.(3) Sizi savaşa sokmadan da onların cezalarını verirdi.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Küfre batmışlarla burun buruna geldiğinizde, boyunlar vurulur. Nihayet onları bastırıp sindirdiğinizde, antlaşma bağını sıkı bağlayın. Artık bundan sonrası ya bir bağışlama ya bir fidyedir. Nihayet, harp, ağırlıklarını yere bırakır. İşte böyle! Eğer Allah dileseydi, onlardan öc alırdı. Ama kiminizi kiminizle denemek için böyledir. Allah yolunda öldürülenlerin amelleri asla göz ardı edilmeyecektir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
pes ol vaķt kim göresiz anları kim kāfir oldılar boyunlar urmaġı ya'nį urun. tā ķaçan çoķ depeleyesiz anları ķatı baġlañ baġlamaġı. pes yā minnet eylemek andan śoñra yā śatun almaķ tā ķoya çalış silāḥlarını yā ķoya çalışın kāfirler yā yazuķlarını. şol ya'nį şoldur iş. daħı eger dilese-di Tañrı ökünc aladı anlardan velįkin tā śınaya bir niceñüzi bir nice- y-ile. daħı anlar kim çalışdılar Tañrı yolında hergiz azdurmaya 'amellerini.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ḳaçan ṭapsañuz kāfirleri ṣavaşda boyunların vuruñuz. Ḳaçan anları muḥkem ḳırsañuz, anları yesīr itseñüz, muḥkem baġlañuz, yā minnet idüpṣalıviresiz, yā anları ṣatasız, ḥattā ṣavaş tükenince, silāḥları götürü‐lince. Eger Tañrı Ta‘ālā dilese‐y‐di anlardan intiḳām iderdi. Lākin ṣınamaġ ıçun bir niçeñüz bir niceñüzle. Daḫı ol kişiler ki depelendiler Tañrı yolında.Anlar ‘amelini Tañrı żāyi‘ eylemez.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Ey mö’minlər!) Kafirlərlə (döyüş meydanında) qarşılaşdığınız zaman boyunlarını vurun. Nəhayət, onları məğlub (əzib şil-küt) etdikdə, (qaçmasınlar deyə, əl-ayaqlarını) kəndirlə möhkəm bağlayın. Sonra da müharibə bitdikdə onları ya (boyunlarına minnət qoyub) məccani, ya da fidyə müqabilində azad edin! (İstəsəniz əsirləri bağışlayıb pulsuz-parasız azad edər, ya onları mübadilə edər, ya da müəyyən məbləğ pul, mal müqabilində buraxarsınız). (Əmr) budur! Əgər Allah istəsəydi, onlardan (başqa cür – müharibəsiz də) intiqam ala bilərdi. Lakin O sizi biri-birinizlə imtahana çəkmək üçün (vuruşmağınızı əmr etdi). Allah Öz yolunda öldürülənlərin əməllərini əsla puç etməz.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Now when ye meet in battle those who disbelieve, then it is smiting of the necks until, when ye have routed them, then making fast of bonds; and afterward either grace or ransom till the war lay down its burdens. That (is the ordinance). And if Allah willed He could have punished them (without you) but (thus it is ordained) that He may try some of you by means of others. And those who are slain in the way of Allah, He rendereth not their actions vain.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Therefore, when ye meet(4820) the Unbelievers (in fight), smite at their necks; At length, when ye have thoroughly subdued them, bind a bond(4821) firmly (on them): thereafter (is the time for) either generosity or ransom:(4822) Until the war lays down its burdens. Thus (are ye commanded): but if it had been Allah's Will, He could certainly have exacted retribution from them (Himself); but (He lets you fight) in order to test you,(4823) some with others. But those who are slain(4824) in the Way of Allah,- He will never let their deeds be lost.
4820 When once the fight (Jihad) is entered upon, carry it out with the utmost vigour, and strike home your blows at the most vital points (smite at their necks), both literally and figuratively. You cannot wage war with kid gloves. 4821 In the first onset there must necessarily be great lass of life; but when the enemy is fairly beaten, which means, in a Jihad, that he is not likely to seek again the persecution of Truth, firm arrangements should be made to bring him under control. I thus construe the words "bind a bond firmly (on them)", but others have construed the words to mean, "after the enemy's numbers are fairly thinned down, prisoners may be taken". With this passage may be compared 8:67, and n. 1234. 4822 When once the enemy is brought under control, generosity (i.e., the release of prisoners without ransom) or ransom is recommended. 4823 The Believers are tested in Faith by the extent to which they are willing to make sacrifices, even to the laying down of their lives; and the enemies are tested as to whether they would repent and let the righteous live in freedom and security. 4824 There are two alternative readings. (1) qatalu, "those who fight", and (2) qatilu, "those who are slain". The meaning under the first reading is wider, and includes that under the second. I have translated on the basis of the second reading, which is in accordance with the text of the Royal Egyptian edition  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
فَاِذَا
ve o zaman ki
لَق۪يتُمُ
karşılaştınız
الَّذ۪ينَ
o kimse- lerle ki
كَفَرُوا
inkâr ettiler
فَضَرْبَ
hemen vurmak
الرِّقَابِۜ
boyunları
حَتّٰٓى
nihayet
اِذَٓا
o za- man ki
اَثْخَنْتُمُوهُمْ
onları kırıp geçirdiniz
فَشُدُّوا
hemen sıkın
الْوَثَاقَۙ
bağı
فَاِمَّا
artık ya
مَناًّ
lütfe- derek
بَعْدُ
sonra
وَاِمَّا
veya
فِدَٓاءً
fidye alarak
حَتّٰى
ta ki
تَضَعَ
bırakır
الْحَرْبُ
savaş
اَوْزَارَهَاۚۛ
ağırlıklarını
ذٰلِكَۜۛ
işte budur
وَلَوْ
ve eğer
يَشَٓاءُ
dilerse
اللّٰهُ
Allah
لَانْتَصَرَ
elbette inti- kam almıştı
مِنْهُمْۙ
onlardan
وَلٰكِنْ
fakat
لِيَبْلُوَ۬ا
imtihan et- mesi için
بَعْضَكُمْ
bazınızı
بِبَعْضٍۜ
bazısıyla
وَالَّذ۪ينَ
ve o kimse- ler ki
قُتِلُوا
öldürül- düler
ف۪ي سَب۪يلِ
yolunda
اللّٰهِ
Allah
فَلَنْ يُضِلَّ
asla boşa çıkar-mayacaktır
اَعْمَالَهُمْ
amellerini
(Savaşta) İnkâr edenlerle karşılaştığınız zaman (onlar sizi öldürmeden siz onların) boyunlarını vurun! Nihayet onları iyice bozguna uğratıp zafer kazanınca da (sağ kalanları esir alın ve onların) bağ(ların)ı sıkıca bağlayın! Sonra da ya lütfederek (karşılıksız) ya da fidye alarak (onları salıverin)! Ve savaş ağırlıklarını bırakıncaya (onlar savaştan tamamen vazgeçinceye) kadar (böyle yapın)! İşte (yapılması gereken) budur! Eğer Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat (O) sizi birbirinizle imtihan etmek için (böyle yaptı). Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
لَقِىَ
Fiil-I
ل ق ي
Karşılaştı, kavuştu
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
كَفَرَ
Fiil-I
ك ف ر
Kâfir oldu, inkâr etti, nankör oldu, küfretti, karşılıksız bıraktı
ضَرْب
İsim
ض ر ب
Dolaşma, vurma
رَقَبَة
İsim
ر ق ب
Esaret altında bulunan, köle, boyun
حَتّٰى
Edat
حَتّٰى
Nihayet, -e kadar, hatta, ta ki, sonuçta
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
اَثْخَن
Fiil-IV
ث خ ن
Kesin zafer kazandı, kırıp geçirdi
شَدَّ
Fiil-I
ش د د
Şiddetle sıktı, takviye etti, kuvvetlendirdi, güçlendirdi, sıktı, sıkıca bağladı
وَثَاق
İsim
و ث ق
Bağ
اِمَّا
Edat
اِمَّا
Ya, ya da, yoksa, eğer
مَنٌّ
İsim
م ن ن
Kudret helvası, başa kakma, lütfetme
بَعْد
İsim
ب ع د
Sonra, ard, öte
اِمَّا
Edat
اِمَّا
Ya, ya da, yoksa, eğer
فِدَٓاء
İsim
ف د ي
Fidye
حَتّٰى
Edat
حَتّٰى
Nihayet, -e kadar, hatta, ta ki, sonuçta
وَضَعَ
Fiil-I
و ض ع
İndirdi, koydu, düşürdü
حَرْب
İsim
ح ر ب
Savaş
وِزْر
İsim
و ز ر
Günah, yük, ağırlık
ذٰلِك
İşaret zamiri
ذٰلِك
İşte bu, bunun için, bunda böyle
لَو
Masdar harfi
لَو
Olsa, şayet, keşke
شَاءَ
Fiil-I
ش ي ا
Diledi, istedi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
اِنْتَصَرَ
Fiil-VIII
ن ص ر
Yardım gördü, yardımlaştı, hakkını aldı, intikam aldı, kurtuldu
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
لٰكِن
Harf-i istidrak
لٰكِن
Fakat, oysa, ama
بَلٰى
Fiil-I
ب ل و
İmtihan etti, denedi, test etti, bela verdi
بَعْض
İsim
ب ع ض
Bazı, bir kısmı
بَعْض
İsim
ب ع ض
Bazı, bir kısmı
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
قَتَلَ
Fiil-I
ق ت ل
Öldürdü, kahrolsun, kahrolası
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
سَبِيل
İsim
س ب ل
Yol
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
لَن
Harf-i nefi
لَن
Asla, kesinlikle, hiç
اَضَلَّ
Fiil-IV
ض ل ل
Dalâlette bıraktı, dalâlete düşürdü, saptırdı, dalâlete sürükledi, boşa çıkardı
عَمَل
İsim
ع م ل
Amel, iş