close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Meryem Sûresi 50. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Vevehebnâ lehum min rahmetinâ vece’alnâ lehum lisâne sidkin ‘aliyyâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve onlara rahmetimizden ihsanlar ettik, gerçek şöhretlerini yaydık, adlarını yücelttik.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili (medh-ü sena edilen şerefli insanlar) kıldık. (Hayırla ve hürmetle anılmalarını sağladık.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve onları rahmetimizle ödüllendirdik. Gerçek şöhretlerini yaydık, adlarını yüceltip iyi anılmalarını sağladık.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlara, sadakatle dinimizi tebliğ eden değerli halefler, dillerde güzel bir övgü, haklı ve büyük bir şöhret nasip ettik.
Ahmet Varol
swap_vert close
Onlara rahmetimizden lütufta bulunduk ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik. [4]
4.Tefsirlerde bu ifade ile kastedilenin onlardan bütün dinlerde övgüyle sözedilmesi olduğu belirtilmiştir.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Hem bunlara rahmetimizden ihsanlar eyledik (çokca mal ve evlâd verdik). Hepsine de dillerde (bütün dinlerde) güzel ve yüksek bir övgü verdik.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk, kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik.
Besim Atalay
swap_vert close
Rahmetimizden, onlara bağış verdik, onların gerçek, yüksek dille anılmalarını dahi sağladık
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Onları rahmetimizle ödüllendirdik. Ve onlara doğru olanı (başkalarına) ulaştırmaları için üstün bir anlatım gücü bahşettik.
Cemil Said
swap_vert close
Biz ânlara rahmetimizi ihsân iyledik ve büyük bir hakîkat lisânı virdik.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onların her dilde üstün şekilde anılmalarını sağladık.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Onlara da rahmetimizden bağışlarda bulunduk ve onlara hak ettikleri yüksek bir övgü ile anılmayı nasip ettik.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk; kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik.
Edip Yüksel
swap_vert close
Onlara rahmetimizden verdik. Onlara, doğru ve onurlu bir dil bağışladık.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Biz onlara rahmetimizden lütuflarda bulunduk. Hepsine de dillerde güzel ve yüksek bir övgü verdik.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ve bunlara rahmetimizden ihsanlar eyledik ve hepsine dillerdi yüksek bir yadı sıdk verdik
Emrah Demiryent
swap_vert close
Onlara rahmetimizden (peygamberlik, ilim, mal, mülk ve evlatlar vererek) ihsan (lar) da bulunduk. Onların adlarını yüceltip (insanlar tarafından, hayırla ve hürmet ile) anılmalarını sağladık.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Ve rahmetimizden onlara lutfettik¹. Onların doğrulukla anılmalarını sağladık.
1- Hoşnut ettik.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Bunlara rahmetimizden (peygamberlik, mal ve evlâd) lûtfetdik. Onlar için çok yüce sadâkat dili de verdik.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Ve onlara rahmetimizden ihsanda bulunduk ve kendilerine (nice dillerde) doğru, yüksek bir lisan (güzel bir medihle anılmayı) nasîb ettik.(2)
(2)Asr-ı Saâdetten bu yana beş vakit namazda getirilen salavâtlarda Hz. İbrâhîm (as)’ın da zikri, bu medhe, açık bir mazhariyettir. (Nesefî, c. 3, 61)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve onlara doğru olanı (başkalarına) ulaştırmaları için üstün bir dil (anlatım gücü) bahşettik.
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Onlara rahmetimizden bağışlarda bulunduk ve konuşmalarını en doğru şekilde yapanlardan olmalarını sağladık.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Onlara esirgeyiciliğimizi bağışladık, onların yüce doğruluğunu dillere destan eyledik.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onların üçüne de feyz rahmetimizden evlât ve emvâl [⁶] bahşettik. Haklarında doğru ve yüksek bir dil yaptık [⁷].
[6] Veya nübüvvet.[7] Onları bütün ehl-i edyan sena eder, onlar senaya da lâyıktır.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve yüce bir şöhrete/övgüye mazhar kıldık.¹³
13 Ayette geçen “Lisâne sıdkın” ifadesi “doğru sözlü”, “hakkında güzel sözler söylemek” gibi anlamlara geldiğinden “arkasından övgüyle ve hayırla bahsedilen kişi” anlamını tercümeye yansıttık.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Onlara rahmetimizden bağışladık ve onlar için (halk arasında kendilerini) yücelikle öven bir dil kıldık.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Onlara rahmetimizden büyük bir pay verdik ve hepsinin dillere destan olacak şekilde kıyâmete kadar saygıyla anılmalarını sağladık. Şimdi gelelim, rahmetimizden pay alan bir başka kulumuza:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Rahmetimizden onlara hibe ettik. Onlar için, yüceltici olarak doğruluk dili kıldık.
Mehmet Çakır
swap_vert close
İbrahimlere durmadan çisem çisem sevgi çiseledik. Bu bereketlerle onları dillere destan eyledik...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk! Kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik. Onlar saygı gösteren yasalarımıza uyarak tertemiz yaşayanlardı. Biz de onların dünyadaki sayfalarını temiz bir sayfa yaptık.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Onlara rahmetimizden lütufta bulunmuş ve kendilerine yüksek bir doğruluk dili vermiştik. [*]
Ayetin son cümlesi “Kendilerine sadakatin yüksek dilini (ününü), üstün bir anlatım gücü nasip etmiştik” şeklinde de tercüme edilebilir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve onların her dilde üstün bir şekilde anılmalarını sağladık.¹
1 Lisan-ı sıdk: Dünyada kıyamete kadar eseri baki kalacak güzel bir nam, demektir. Onun için her ümmet, Hz. İbrahim (a.s)’ı seve gelmiştir. Bk.(Şuara: 84)  
Muhammed Esed
swap_vert close
ve o’nları rahmetimizle ödüllendirdik. Ve o’nlara doğru olanı [başkalarına] ulaştırmaları için üstün bir anlatım gücü ³⁶ bahşettik.
36 Lafzen, “Doğru olanın [yahut “doğruluğun/gerçekliğin”] üstün dilini”. Lisân (“lisan” yahut “dil”) terimi, burada, dille aktarılabilecek, dille ulaştırılabilecek şeyleri ifade için mecaz olarak kullanılmıştır (Zemahşerî). Bu cümle için pek çok müfessir tarafından öne sürülen alternatif bir açıklama da: “Doğrudan/doğruluktan yana üstün bilinmelerini” yahut daha yakın bir ifadeyle “iyi anılmalarını sağladık” şeklindedir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Dahası onlara rahmet hazinemizden bolca lütufta bulunduk ve onlara doğruluk timsali olarak anılacak yüksek bir şöhret nasip ettik. 6/74...85, 21/50...73, 26/69...103, 60/4...6
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
dahası onlara rahmetimizi bahşettik; nihayet onları sadakatin yüksek sözcüsü yaptık.[²⁵⁰⁷]
[2507] Yani: “Doğruluğu ve hakikati başkalarına ulaştıracak yüksek bir anlatım yeteneği ve üstün bir dil verdik”. Bu ibârenin klasik tefsirin tercihi olan alternatif bir anlamı da “Doğruluklarını dillere destan yaptık” olabilir. Fakat Zemahşerî’nin de isabetle belirttiği gibi lisân burada “söz, söylem, ifade” gibi dilin aracılık yaptığı konuşma gücü yerine mecaz olarak kullanılmıştır (Benzer bir kullanım ve Bakara 124’le irtibatlı muhtemel daha başka bir anlam için bkz: 26:84, not 50).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Ve onlara, rahmetimizden bağışlarda bulunduk ve onların -kendilerinden sonra gelen kuşaklar tarafından- öğülmelerini sağladık.
Osman Fırat
swap_vert close
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili kıldık.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve onlara rahmetimizden ihsan ettik ve onlar için dillerde yüksek, doğru bir sena nâsip kıldık.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Onlara rahmetimizden ihsanlarda bulunduk. Onlara dillerde ve dinlerde yüksek ve güzel bir nam bıraktık.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Onlara rahmetimizden (mal ve çocuk) lutfettik ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik.
Bütün dîn mensuplarınca onların, övülüp hayr ile yad edilmelerini sağladık. Herkes onları doğrulukla andı.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Onlara rahmetimizden hisse virdik ve ikisine de 'âlî bir lisân ihsân iyledik.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Onların, doğruluklarıyla ve yücelikleriyle dilden dile aktarılan kişiler olmasını sağladık.
Şaban Piriş
swap_vert close
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk ve onlara üstün bir doğruluk dili verdik.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Onlara rahmetimizden lütfettik ve arkalarında güzel ve şerefli bir nam bıraktık.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Onlara, rahmetimizden nimetler bağışladık. Ve kendileri için yüksek bir doğruluk dili oluşturduk.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı baġışladuķ bunlara raḥmetümüzden ya'nį mal oġul ķız daħı eyledük bunlaruñ içün eylüg-ile añılmaķlıķ yüksek.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı anlara baġışladuḳ bizüm raḥmetümüzden dünyā ve āḫiret ḫayrını.Daḫı anları ḳılduḳ girçek söyleyiciler, yüce sözlüler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Onların üçünü də) öz mərhəmətimizdən (ruzimizdən) ehsan buyurub tə’riflərini dillər əzbəri etdik. (Bütün din sahiblərinin, mö’minlərin yanında onların ehtiramını və mərtəbəsini ucaltdıq).
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And We gave them of Our mercy, and assigned to them a high and true renown.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And We bestowed of Our Mercy on them, and We granted them lofty honour on the tongue(2502) of truth.
2502 Abraham and his son and grandson Isaac and Jacob, and their line, maintained the banner of Allah's spiritual truth for many generations, and they won deservedly high praise—the praise of truth—on the tongues of men. Abraham prayed that he should be praised by the tongue of truth among men to come in later ages: 26:84. Ordinary praise may mean nothing: it may be due to self-flattery on the part of others or artful management by the person praised. Praise on the tongue of sincere truth is praise indeed!  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَوَهَبْنَا
ve ihsanda bulunduk
لَهُمْ
onlara
مِنْ رَحْمَتِنَا
rahmetimizden
وَجَعَلْنَا
ve kıldık
لَهُمْ
kendi- lerine
لِسَانَ
lisanı
صِدْقٍ
bir sıdkiyet
عَلِياًّ۟
yüce
Dahası onlara rahmetimizden ihsanda bulunduk ve onlar için yüce bir sıdkiyet lisanı (Allah'ın yüceliğini, gönüllerindeki sadakatle anlatma hâli) verdik.
وَهَبَ
Fiil-I
و ه ب
Hibe etti, bahşetti, lütfetti, ihsanda bulundu, ikram etti
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
رَحْمَة
İsim
ر ح م
Rahmet, merhamet
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
لِسَان
İsim
ل س ن
Dil, lisan, anılan
صِدْق
İsim
ص د ق
Sadakat, sıdkiyet, doğruluk, dosdoğru
عَلِيّ
İsim
ع ل و
Âliyy (Allah'ın ismi, esmasıdır. Anlaşılamayacak kadar yüceliğe sahip olan demektir), çok yüce