(Bir zaman) sonra onu (çocuğunu) kavminin yanına taşıyarak getirdi. (Onlar evli olmayan Meryem’in bir çocuğu olduğunu görünce) Dediler ki: Ey Meryem! Gerçekten sen iğrenç bir şey yapmışsın!*
(*) Âyette güzel bir detay vardır. Yeni doğan bebek yürüyemeyeceği için zaten kucakta getirilir. Bu yaştaki bir bebek için ‘’Onu getirdi, bebeği ile geldi.’’ gibi bir ifade kullanılması yeterli iken (تحمله) ‘’Onu kavminin yanına taşıyarak getirdi.’’ ifadesi çocuğun yürüyebilecek yaşta olmasına rağmen onu taşıyarak getirdi şeklinde bir detay verilmektedir. Fiilin anlam yapısı başka bir araçla taşıma anlamı da vermektedir. Mesela: Bakara-248:(تحمله الملائكة )‘’Melekler o sandığı taşyorlardı’’şeklindeki ayete göre, onu omuzlarında değil, iki sığırla taşıyorlardı. وبعث الله ملائكة تسوق البقرتين حتى دخلتا على بني إسرائيل وهذا هو حمل الملائكة للتابوت في هذه الرواية (القرطبي) İşte bu da onun gibidir. Ayrıca kavmine getirdi ifadesinden de çocuğu kavminden uzak bir yerde yetiştirip büyüttüğüne dair bir başka ayrıntıdır. Her ne kadar yıllar geçse de yine de bu olaya tepki göstermektedirler. Kaynak: (Kurandan Hayata) Ayrıca ‘’(kucağına) alıp getirdi’’ şeklindeki bazı meallerin kullandığı ifade ise ayette yoktur. Yani Hz. İsa mümeyyiz [7 yaş ile bulûğ çağı arası] çağına geldikten sonra annesi onu alıp kavmine getiriyor. Buna iki örnek vermek istiyorum: 1) Mesela: Biri Ahmet ve Ayşe’nin durumlarını soruyor: Ben de ’’Onlar evlenip çocuk sahibi oldular’’ diye cevap veriyorsam, benim bu sözümden, bunlar evlenir evlenmez hemen çocuk sahibi oldular anlamı çıkıyor mu? Hayır! Çünkü bunlar evlendikten seneler sonra çocuk sahibi olmuş olabilirler. 2) Naziat- 16 - 20: ‘’Hani, Rabbi ona (Musa’ya) Kutsal Vâdide, Tuvâ’da şöyle seslenmişti: “Firavun’a git, çünkü o gerçekten azmıştır. Ona de ki: “Arınmak istemez misin? Sana, Rabbine giden yolu göstereceğim, böylece saygı duyarsın, Derken Mûsâ ona en büyük mucizeyi gösterdi’’ şeklindeki ayetten yüce Allah’ın Hz. Musa’ya Firavun’a gitme emrini verdikten hemen sonra sanki ona o büyük mucizeyi göstermiş gibi anlaşılıyor. Hâlbuki Musa’nın vahiy aldığı kutsal vadi ile Firavun’un kaldığı yer arası yüzlerce km. vardı. Bu nedenle Hz. Musa’nın Firavun’un kaldığı yere varması haftalar ve belki de aylar sürmüş olabilir. İşte bu ayette de aynı anlatım tarzı vardır. Çünkü Naziat-20. ayette (فأراه)’’ feerahu’’ ifadesi ile fe harfi kullanıldığı gibi, burada da (فَأَتَتْ) ‘’feetet’’ ifadesiyle de aynı fe harfi kullanılmıştır. Ayrıca, Al-Fakhr Al-Razi tefsirinde Meryem’in doğum anı ile çocuğunu kavmine getirmesi arasında uzun bir zaman geçmiş olması ihtimal dışı olmadığını söylüyor. Yani doğumu üzerinden uzun bir zaman geçtikten sonra onu alıp kavmine getirmiş olabilir. Çünkü ayette doğum ile onu alıp kavmine getirmesi arasında ne kadar zaman geçtiği tayin edilmemiştir. (الله اعلم)
القرآن لا يُعنى بإيراد دقائق التفاصيل التاريخية، لذا ينتقل في قصصه من لحظة زمنية إلى أخرى دون الالتفات إلى طول أو قصر الفترة الزمنية الفاصلة بين اللحظتين، فهدفه توظيف قصص الرسل والأنبياء والصالحين في هداية ونفع الناس...الفخر الرازي في تفسيره لم يستبعد أن يكون هناك فاصل زمني طويل نسبياً بين لحظة الولادة وقدوم السيدة مريم على قومها، ويبرر ذلك بقوله (وليس في القرآن ما يدل على التعيين)، وطالما أن القرآن لم يحدد مدد الفواصل الزمنية بين ولادة المسيح وكلامه الحكيم؛ فلا نستطيع الجزم بأنها كانت متلاحقة بحيث توصلنا إلى فرضية كلام الصبي الرضيع.الذي أراه من خلال قراءة أحداث قصة السيدة مريم في القرآن؛ أنها غادرت قرية قومها بعد حملها، وولدت في منطقة أخرى، وبعد بضع سنوات أتت به قومها تحمله (فَأَتَتْ بِهِ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْئًا فَرِيًّا، يَا أُخْتَ هَارُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا، فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا، قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا، وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيًّا، وَبَرًّا بِوَالِدَتِي وَلَمْ يَجْعَلْنِي جَبَّارًا شَقِيًّا، وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا) مريم:27-33.ويؤيد ذلك أن الكلام الحكيم الذي صدر من الصبي لا بد أن يكون قد تمهد له من العمر ما يجعله قادراً على الاستيعاب والفهم، فعندما أتت به مريم قومها كان صبياً مُمَيِزاً يَعي ما يقول، وعندما وصلت بادرها قومها بالهجوم والاتهام بعد غياب كل تلك السنين، إذ لو كانت بين أظهرهم في الفترة الماضية لما بادروها بسيل الاتهامات فاستنكر قومها ذلك وتعجبوا منه؛ لأنهم حسبوه صبياً لا يُميِز ما يجري حوله، وكونه في المهد يعني أنه في مرحلة عمرية تمهده للوصول إلى مرحلة البلوغ، فالأقرب أن يكون في عُمر يميز ويستوعب فيه ما يجري حوله - يكون فيها الصبي محتاجاً إلى أمه (وهذا يُعقل من كلمة (تحمله) بما تتضمنه من حاجة إلى رعاية أمه.(مَن كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا) المهد في لسان القرآن من الجذر (مَهَدَ)، وهو دال على التهيئة بإزالة واستبعاد ما يعوق وتوجه إلى ما يلي من المراحل، وورد الجذر (مهد) في القرآن - أ. (وَمَهَّدتُّ لَهُ تَمْهِيدًا) المدثر:14التمهيد هو التهيئة والتوطئة كما قال السمعاني، وذهب قطاع من التفسير أن التمهيد هنا بمعنى بسطت له العيش وطول العمر، والصواب أن التهيئة بالاستبعاد والتوجيه هي التي تؤدي تالياً إلى السعة والزيادة، فالسعة والزيادة نتيجة التمهيد وليست هي التمهيد كان عيسى بن مريم وقت تكلمه بالكلام الحكيم صبيا في مهد حياته؛ أي كان صبيا مميزا (عندما تكلم عيسى في المهد) ج1 ) (الله اعلم)