onlar, her türlü yalanı can kulağıyla dinleyenler, kötü olan her şeyi aç gözlülükle yutanlardır! ⁵⁴ Öyleyse [bir karar vermen için] sana gelirlerse ⁵⁵ ister onlar arasında karar verirsin, ister kendi hallerine bırakırsın: Çünkü eğer onları kendi hallerine bırakırsan sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Ama eğer bir karar verirsen, onlar arasında adaletle karar ver: ⁵⁶ Allah adil davrananları bilir.
54 Suht ismi, sehate, “[bir şeyi] tamamen yok etti” fiilinden türetilmiştir ve öncelikle “yıkıma götüren herhangi bir fiilde bulunma”yı gösterir, çünkü o fiil iğrençtir ve bu nedenle yasaklanmıştır (Lisânu’l-‘Arab). O halde sözkonusu kelime, bizâtihî kötü olan herhangi bir şeyi ifade eder. Yukarıdaki bağlamda, ekkâlûne li’s-suht mübalağa ifadesi, “yasak olan her şeyi (yani, gayrimeşru kazancı) açgözlülükle tıkıştıranlar”ı, yahut daha doğrusu, “kötü olan her şeyin -yani, düşmanları tarafından Kur’an’ın etkisini yok etmek için uydurulmuş her yalan ifadenin- üstüne açgözlülükle atlayanlar”ı gösterir.55 Yani, Allah katında neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda. Müfessirlerin çoğunluğu, bu pasajın, Medine Yahudileri tarafından karar vermesi için Hz. Peygamber’in önüne getirilen belli bir hukukî duruma veya durumlara işaret ettiği görüşündedirler. Ama, Kur’an’daki her tarihî atfın aynı zamanda genel bir muhtevaya sahip olduğu şeklindeki Kur’an prensibi ışığında bakıldığında, bu ayette işaret edilen “karar”ın, Kur’an’ın açıkça teyid veya reddettiği inançların dışındakilerin doğru olup olmadığına karar verme ile ilgili bulunduğuna inanıyorum.56 Yani, onların kişisel sevgi veya nefretine göre değil, Allah tarafından vahyedilen ahlakî kanunları esas alarak.