close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Mâide Sûresi 33. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
İnnemâ cezâu-lleżîne yuhâribûna(A)llâhe verasûlehu veyes’avne fî-l-ardi fesâden en yukattelû ev yusallebû ev tukatta’a eydîhim veerculuhum min ḣilâfin ev yunfev mine-l-ard(i)(c) żâlike lehum ḣizyun fî-ddunyâ(s) velehum fî-l-âḣirati ‘ażâbun ‘azîm(un)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Allah'a ve Resulüne savaş açanlarla yeryüzünde bozgunculuk etmeye koşanların cezaları, ancak öldürülmektir, yahut asılmaktır, çapraz olarak elleriyle ayaklarının kesilmesidir, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyada uğradıkları horluktur, ahiretteyse pek büyük bir azap vardır onlara.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Allah’a ve Resulüne (bunlara bağlı adil bir devlete ve hükümete karşı) savaş açanların ve yeryüzünde (ülkesinde ve bölgesinde) bozgunculuk çıkaranların (anarşiye ve isyana kalkışanların) cezası; (vuruşma anında) öldürülmeleri, (çarpışma sonucu yakalananlardan tedhişçi ve tehlikeli olanların) asılarak idam edilmeleri (ve ibreti âlem olsun ve caydırıcılığı bulunsun diye herkese gösterilmeleri), veya (terörde çok ileri gitmiş, nice asker ve sivil masum insanı katletmiş, isyan ve bölücülüğe önderlik etmiş ise) elleriyle ayaklarının çaprazlama kesilmesidir. Yok eğer (istemeden ve bazı mazeret ve mecburiyetlerle anarşiye katılmış, sonra pişmanlık duymuşsa ve kendi bölgesinde kalması fitne ve fesada yol açacaksa, bunların ve yakınlarının da bulundukları) yerden (başka yörelere) sürgün edilmeleri (ve böylece uyumlu ve yararlı vatandaş haline gelmelerine fırsat verilmesidir). Bunlar (onların) dünyadaki eziyetleri ve rezillikleridir, ahirette ise onlar için daha büyük bir azap (var edilmiştir).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Allah'a ve elçisine karşı savaş açanların ve yeryüzünde hak düzeni bozmaya çalışanların, döneklik ve sapıklıkları yüzünden cezası; ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazvâri kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. İşte bu onların bu dünyada uğradıkları zillettir. Öteki dünyada da, daha korkunç bir azap bekler onları.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Allah ve Rasulüne, Kur'ân'a ve sünnete, müslümanlığa, müslüman nesillere karşı savaşan, güç ve iktidar sahiplerinin ve yeryüzünde yol keserek, anarşi çıkararak, cana mala tecavüz ederek, kamu güvenliğini ihlâl ederek fesat çıkarmaya çalışanların cezaları, suçlarının derecelerine göre ya öldürülmeleri, ya idam edilmeleri, yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da müebbet hapse mahkum edilmeleridir. Bu, onların dünyadaki rezillik ve rüsvaylığıdır. Âhirette, ebedî yurtta da onlara büyük bir ceza vardır.
Ahmet Varol
swap_vert close
Allah'a ve Peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya uğraşanların cezaları ya öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onlar için dünyada bir aşağılıktır; ahirette ise onlara büyük bir azap vardır.
33.İbnu Cerir`in Enes bin Malik (r.a.)`ten rivayet ettiğine göre bu ayeti kerime Müslüman olduktan sonra dinden dönen sonra bir Müslüman çobanı öldürüp develerini gasbeden Areniler hakkında inmiştir.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Allah'a ve Resûlü'ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahirette onlar için büyük bir azab vardır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Allah'a ve Peygamberine karşı (müslümanlara karşı) savaşa kalkışanlarla yer yüzünde fesada çalışanların cezâsı, ancak öldürülmeleri, asılmaları yahut sağ elleriyle sol ayaklarının çaprazvâri kesilmesi, yahud da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. İşte, bu ceza, onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Ahirette ise kendilerine büyük bir azâb vardır.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Allah ve Resulü ile savaşıp yeryüzünde bozgunculuk yapanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya el ve ayaklarının çapraz kesilmesi (engellenmeleri) veya yeryüzünde (bulundukları yerden) sürülmeleridir. Bu, onlar için dünyada bir rezilliktir. Ahirette de onlar için büyük bir azap vardır.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Allah'a ve Peygamberi'ne savaş açanların ve yeryüzünde fesadı yaymak için gayret gösterenlerin cezası, ancak ya öldürülmeleri ya asılmaları veya dönekliklerinden dolayı el ve ayaklarının kesilmesi, ya da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için âhirette de büyük azap vardır.
Besim Atalay
swap_vert close
Allah ile peygambere karşı savaş yapanlar azapları, öldürülmek, asılmak, elleri ayakları verevine kesilmek, ülkeden çıkarılmak gibi şeylerdir, bu horluktur onlar için dünyada, ahretteyse, onlara ulu azap var
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Allah'a ve Resulüne (dolaysıyla inananlara) savaş açanların ve (terör, gasp, adam kaçırma, ırza tecavüz gibi fiillerle) yeryüzünde bozgunculuk/anarşi çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri yahut asılmaları veya dönekliklerinden (ve karşı çıkmalarından) dolayı yetkilerinin, işlerinin ve gezip dolaşma özgürlüklerinin ellerinden alınması (hapsedilmesi) yahut bulundukları yerden (yurtlarından) sürülmeleridir. Bu (cezalar) dünyada onlar için bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Bkz. 7/124 ve dipnotu, 20/71, 26/49, 42/42“Allah’a ve Resulüne savaş açmak” demek, “Allah’ın hayata müdahalesine karşı çıkmak, helallerin imhası, haramların ihyası için gayret göstermek, iyiliğin karşısına çıkıp kötülüğü yaymak, adaletin yerine zulmü ayakta tutmak; Hz. Muhammed’i bir kabile peygamberi gibi görüp, hayata koyduğu düsturları ilkel bulmak, örnekliğini hafife almak ya da onun yaşadıklarının kendi devrinde kaldığını düşünerek ilahi sistemi çağdışı görmek” demektir. “Yeryüzünde bozgunculuk/anarşi çıkarmaya çalışmak”, insanların ölümüne kadar götüren toplum düzenini bozan faaliyetlerde bulunmak demektir. 32. ayette de belirtildiği gibi “Bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir”. İnsan, sosyal bir varlık olması hasebiyle toplu yaşamaya mecburdur. İnsanın kendi huzuru ve güvenliği olduğu kadar içinde yaşadığı toplumun huzuru ve güveni de o kadar önemlidir. Binaenaleyh, toplumun huzuruna yönelik her faaliyet, toplumları oluşturan devlete gösterilmiş demektir. Kur’an, bireyin haklarını ve saygınlığını ve cemiyetin huzurunu ve güvenini tehdit eden her gayretin mutlaka cezalandırılacağını anlatır.Ayette suçlulara verilecek ceza işlenen cürmün durumuna göre sıralanmaktadır. Bunlar; adam öldürmüş ya da yeryüzünde bozgunculuk çıkararak toplumu felakete sürüklemişse öldürülür. Eğer hem adam öldürmüş hem de fesat çıkarmış ya da mala ve ırza tecavüz ederek can almışsa, bu durumda ibret için insanlara teşhir edilmek üzere idam edilir. Eğer adam öldürmemiş de sadece mal ve makam gasp etmişlerse işleri ve yetkileri ellerinden alınır ve hapsedilirler. Eğer sadece terör havası estirerek insanları tehdit etmişlerse sürgüne gönderilirler.  
Cemil Said
swap_vert close
Allâh ve rasûlüne karşı muhârebe idenlerin ve olanca kuvvetleri ile ortalıkda fesâd çıkarmağa çalışanların cezâları şu olacakdır: Bunları "Yâ katl yâ salb idersiniz mütehâlif sûretde el ve ayağını kesersiniz[1] memleketden koğarsınız dünyâda makhûr olurlar âhiretde de ’azîm ’azâba dûçâr olurlar.
[1] Sağ el ile sol ayağını veyâ sol el ile sağ ayağını.  
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.[149]
Âyet-i kerimede “Allah’a ve Resûlüne karşı savaş ve yeryüzünde bozgunculuk” şeklinde ifade edilen suç, terör, yol kesme, kan dökme, eşkıyalık, yağmalama, masum insanları öldürme gibi toplumun huzur ve sükununu bozmaya yönelik eylemlerdir. Bu âyet, terör, eşkıyalık ve yağmalama gibi toplumun huzurunu bozan gayr-i meşru eylemlerin ne derece tehlikeli olduğuna işaret etmektedir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Allah’a ve peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası ancak ya öldürülmeleri veya asılmaları yahut el ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi ya da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. Bu, onların dünyada uğradıkları aşağılayıcı cezadır. Âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.
Edip Yüksel
swap_vert close
ALLAH ve elçisi ile savaşan ve yeryüzünde bozgunculuk için uğraşanların cezası: Öldürülmeleri veya asılmaları, veya el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, veya yerlerinden sürülmeleridir. Bu, dünyada görecekleri bir aşağılanma. Ahirette ise büyük bir ceza var.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Fakat Allaha ve Resulüne harbetmeğe kalkışan ve Yer yüzünde fesada çalışanların cezası, taktil olunmalarından veya asılmalarından veya ellerinin ayaklarının çapraz kesilmesinden veya bulundukları yerden nefyedilmelerinden başka bir şey olmaz. Bu onlara Dünyada çekecekleri bir zillettir, Âhırette ise kendilerine azîm bir azâb vardır
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Emir ve yasaklarına karşı gelmek sûretiyle) Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapanların cezası; (birini öldürmüşlerse, kendilerinin de) öldürülmeleri veya (malını da alarak öldürmüşlerse, başkalarına ibret olsun diye öldürüldükten sonra) asılmaları veya (sadece mallarını zorla almışlarsa) elleri ile ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya (tehditle insanları korkutmuşlarsa,) bulundukları yerden sürgün edilmeleridir! Bu onlar için dünyada bir rezilliktir, âhirette ise onlara büyük bir azap vardır.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Allah ve Resul'üyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk¹ yapmaya çalışanların cezası öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çapraz kesilmesi veya yerlerinden sürgün edilmeleridir.² İşte bu durum, onlar için dünyada bir rezilliktir. Ahirette ise onlar için büyük bir azap vardır.
1- İyi olanı bozup, kötülüğü yayanların. 2- Bu cezalar, işlenen suça göredir. Öldürme yoksa ceza sürgündür.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Allaha ve Resulüne (müminlere) harb açanların, yer yüzünde (yol kesmek suretiyle) fesâdcılığa koşanların cezası, ancak öldürülmeleri, ya asılmaları, yahud (sağ) elleriyle (sol) ayaklarının çaprazvâri kesilmesi, yahud da (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyâdaki rüsvaylığıdır. Âhıretde ise onlara (başkaca) pek büyük bir azâb da vardır.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Allah'a ve peygamberine karşı savaşan ve yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanların cezâsı, ancak (birini öldürmüşlerse, kendilerinin de) öldürülmeleri veya (malını da alarak öldürmüşlerse) asılmaları veya (sâdece mallarını zorla almışlarsa) elleri ile ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya (tehdidle insanları korkutmuşlarsa, bulundukları)yerden sürgün edilmeleridir! Bu, onlara dünyada bir rezilliktir, âhirette ise onlar için (pek)büyük bir azab vardır!
İhsan Aktaş
swap_vert close
Allah’a ve elçisine (Allah’ın kullarına, halka ve onun meşru hak düzenine) karşı savaşanların (haksız yere halka saldırıp terör estirenlerin, adam öldürüp halkın can ve mal güvenliğini yok edenlerin) ve (terör, gasp, adam kaçırma, ırza tecavüz gibi fiillerle) yeryüzünde bozgunculuğu yaymaya çalışanların cezası, (teslim olmazlarsa çatışma anında) ancak öldürülmeleri ya da (bir insanı öldürmüşlerse yakalanmaları hâlinde kısas hükmü gereğince) asılmaları (asılarak idam edilmeleri) veya (silahlı) muhalefet ettiklerinden dolayı (yol kesip yalnız mal veya paralarını zorla almışlarsa, sabıka kaydının da yerine geçecek şekilde kalıcı bir iz bıramak üzere) ellerinin ve (bunu tekrar etmeleri hâlinde) ayaklarının (bazı parmak uçlarından veya parmak uçlarının derisinden) kesilmesi ya da (yalnız silahla korkutup başka hiçbir suç işlememişlerse o zaman) bulundukları yerden sürülmeleri (memleketlerinden ve ailelelerinden uzaklaştırılmaları)dır. Bu onların dünyada uğradıkları zillettir, (tövbe etmeyip bu suçlara devam etmeleri takdirde) ahirette de onlara büyük bir azap vardır.*
(*) Bu ayet, yol kesip veya soygun yapıp adam öldürenler, halka ve meşru hak düzene karşı silahlanıp başkaldıranlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar hakkındadır. Bu görüş fakihlerin çoğuna aittir. Bunlar adam öldürmüşlerse katil olanlara kısas hükmü uygulanır, yani asılarak idam edilirler. Ama yol kesip veya soygun yapıp kimseyi öldürmemiş, fakat silah kullanarak mal veya paralarını gasp etmişlerse o zaman sabıka kaydı yerine de geçebilecek şekilde ilk defa işledikleri bu suca karşılık bir elin, ikinci defa işledikleri suca karşılık da bir ayağın birkaç parmak uçlarından biraz kesilir, kalıcı çizik atılır, yara izi bırakılır ve gasp ettikleri mal ve paralar geri alınır. Yani el veya ayaklar kesilip koparılmaz. (الله اعلم) İşte bunun en bariz örneği Yusuf-31. ayettir. Orada geçen (وقطعن أيديهن) ‘’ve kattaane eydiyehunne ‘’O kadınlar onu (Yûsuf’u) görünce, onu pek büyüttüler ve meyve yerine şaşkınlıkla ellerini kestiler (parmak uçlarını çizip yaraladılar)’’ şeklindedir. İşte Maide-33 ile benzer ayetlerde de aynı ifadeler kullanılmıştır. Bu nedenle Yusuf 31. ayette olduğu gibi bu vb. ayetlerde de geçen (تقطع) ‘’tukatta’a’’ fiili şeddeli geldiğinden anlamları aynıdır. Yani ayetin anlamı ‘’sabıka kaydı yerine geçebilecek şekilde el ve ayaklarının bazı parmak uçlarından biraz kesilir, çizik atılır ve yara izi bırakılır’’ şeklinde olur. İşte (Maide-33, A’raf-124, Yusuf-31 ve 50, Ta-ha-71 ve Şu‘arâ 49.) ayetlerde de şeddeli hâlinde gelen (قطع)’’katta’a veya tukatta’a’’gibi ifadeler bu anlamda gelmiştir. Çünkü (قطع)’’katta’a’’ şeddeli gelirse bunda mübalağa anlamı vardır. Hâlbuki bu kelimenin anlamı kesip koparmak ise o zaman mübalağa anlamı yok oluyor. Çünkü bir elin veya bir ayağın birçok defa kesilip koparılması söz konusu değil. Ama Yusuf-31. ayette olduğu gibi burada da şeddeli olan ‘’tukatta’a’’nın da anlamı, kesip yarmak, çizmek, yara açmak, yara izi bırakmak vs. gibi anlamlarda ise bu defa kelimedeki mübalağa aynen korunmuş oluyor. (الله اعلم) Bu nedenle Kur’an’da (Maide-38. ayette olduğu gibi) şeddesiz gelen (قطع)’ kataa’’ ifadesi fiziksel anlamda kesip koparmayı değil, mecaz anlamda men etmek, engellemek ve durdurmak gibi anlamlarda gelmektedir. Mesela Arapça da (اقطع لسانه) ‘’ikta lisanehu’’ onun dilini kes, yani onun dilini konuşmaktan kes, onu sustur’’anlamındadır, yoksa fiziksel olarak onun dilini kesip koparmak değil. Bu nedenle Maide-38. ayetteki (فاقطعوا أيديهما)’’faktau eydiyehuma’’ cümlesinin de bu anlamda olması gerekir. (الله اعلم) Çünkü Arapçada (قطع) ‘’kataa’’nın anlamı geniş olup yerine göre kesip yaralamak, yarmak ve çizmek anlamında geldiği gibi mecaz anlamı olan men etmek, engellemek ve durdurmak gibi anlamlarda da gelir. Ayrıca Arapçada sadece fiziksel anlamda bir organı kesip koparmak ifadesinin tam karşılığı (بتك - بتر)‘’betere ve beteke’’dir. Örneğin Nisa- 119 da ((فليبتكن اذان الانعام fele yubettikküne azane-l an’ami’’onlar da hayvanlarının kulaklarını kesecekler’’ ve Kevser suresi-3. ayette de (إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ) ’’Şüphesiz ki asıl sonu kesik olan, sana kin duyandır.’’ deniliyor. Ayrıca Maide-33. ayetteki cümlenin anlamı şöyle de olabilir. (أيديهم)‘’eydihim’ ifadesinden kasıt onların güçleri,‘’erculuhum’’ifadesinden kasıt ise yeryüzünde onların serbestçe dolaşmalarıdır. Yani buna göre bu sucu işleyenlerin bütün güçleri kesilecek ve yeryüzünde serbestçe dolaşmalarına engel olunacaktır (tutuklanacaklar, hapse atılırlar vs). Çünkü Kur’an’da أيد))’’eyd’’ kelimesi çoğul olup onların güçlerinden ve (أرجل)’’ercul’’ kelimesi de onların yeryüzünde gezip dolaşmalarından kinaye olabilir. Ama Yusuf- 31. ayette (قطع)’’katta’a’’nın anlamı ise. ‘’yara açmak, çizmek, kazımak, sıyırmak vs. gibidir.’’Çünkü o kadınlardan hiçbiri meyve biçağıyla kendi elini kesip koparmış değildir ve böyle bir şey de asla olmaz. Zira onlar ellerindeki meyveleri soyarken şaşkınlıkla meyve bıçağı ile bazı parmak uclarını çizip yaralamışlardı. İşte Maide-33. ayette geçen ‘’tukatta’a’’ da aynı anlamdadır, çünkü kelimeler aynıdır. (الله اعلم ) Ayrıca eğer çaprazlamadan söz edilseydi, ((من خلاف ‘’min hilafin’’ yani beyan için gelen harfi cer olan (min) ile değil, hâl kipi olan ( خلافا )’’hilafen’’veya (علي خلاف) şeklinde gelmesi gerekirdi. Yani bu ayette geçen (خلاف) çaprazlama anlamında değildir. Zira aşağıda bazı tefsir ve Lugatlarda da geçtiği gibi (خلاف )‘’hilaf’’deyiminin hakiki manası ‘’muhalefet etmektir. Bu nedenle burada çaprazlama el ve ayak kesme diye bir olay asla söz konusu değildir. (الله اعلم) Ayrıca çoğu zaman klasik Arapçada “birinin elini ve ayağını kesmek” deyimi, “birinin gücünü yok etmek” ile eş anlamlıdır ve burada da bu anlam söz konusu olabilir. Bkz: (Muhammed Esed. Maide-33 Ayetin Tefsiri) İşte buradaki [min hılâfin] ifadesi gereği el ve ayakların “çaprazlama” kesilmesi değil, “döneklik” nedeniyle bu cezanın verilmesi şeklinde anlamaktayız. Çünkü ayetteki ‘’min’’ edatı aslında kesmenin şeklini değil de cezanın gerekçesini ortaya koymaktadır. Benzer mesajlar: A‘râf 7: 124; Tâhâ 20: 71; Şu‘arâ 26: 49 (M. Okuyan Meali Maide-33. ayet Açıklaması.) هو ارتكاب العدوان ضد أرواح أو أموال الناس باستخدام السلاح والتهديد به ، سواء كان هذا العدوان من قبل قطاع الطرق خارج المدن أو داخلها ، وعلى هذا الأساس فإن الآية تشمل أيضا الأشرار الذين يعتقدون على أرواح الناس وأموالهم ونواميسهم .والذي يلفت الانتباه في هذه الآية هو أنّها اعتبرت العدوان الممارس ضد البشر بمثابة إعلان الحرب وممارسة العدوان ضد الله ورسوله ، وهذه النقطة تبيّن بل تثبت مدى اهتمام الإسلام العظيم بحقوق البشر ورعاية أمنهم وسلامتهم (1. تفسير الأمثل ، ج3 ، ص 496-499 .) ويجوز أن يبقى الخلاف على حقيقته أعني المخالفة (روح المعاني – تفسير الالوسي) ،قوله تعالى : وقطعن أيديهن: خدشنها . وروى ابن أبي نجيح عن مجاهد قال : حزا بالسكين ، قال النحاس : يريد مجاهد أنه ليس قطعا تبين منه اليد ، إنما هو خدش وحز ، وذلك معروف في اللغة أن يقال إذا خدش الإنسان يد صاحبه قطع يده " وقيل أيديهن : أي أناملهن ; أي ما وجدن ألما في القطع والجرح (تفسير القرطبي - تفسير المراغي) فقد تكون اليدُ العقدةَ الاخيرة مِن السبّابة وهي الأُنمُلة التي يعَضُّ عليها الانسان من الغيظ : علي ما ذا تشتمل كلمة الايد ؟؟ (جَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّواْ أَيْدِيَهُمْ فِي أَفْوَاهِهِم) ْ..ابراهيم -9 ) فالأيدي هنا هي الأنامل . واليد الواحدة هنا هي الأُنملة / رأس السبابة ، كما يحدث في الواقع .) وَإِذَا خَلَوْاْ عَضُّواْ عَلَيْكُمُ الأَنَامِلَ مِـنَ الْغَيْظِ {119} ال عمران وقد تكون اليدُ اخرَ عُقدة مِن كلٍّ من الابهام والسّبابة -- وقوله تعالى:( يحاربون الله) قيل: التقدير: يحاربون عباد الله؛ ففي الكلام حذف مضاف (تفسير ابن عطية).) فقال لأقطعن أيديكم وأرجلكم من خلاف أي من أجل خلاف ظهر منكم - الشعراء 49) (تفسير النسفي) (والخلاف المخالفة – التوبة -81 ( القرطوبي ) ( من – خلاف ) يحتمل أن يكون المعنى( لاقطعن اىديكم وارجلكم من خلاف ) اى لاجل مخالفتكم أياى فتكون والخلاف المخالفة – التوبة -81 القرطوبي ) الثالث: (أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم مِّنْ خِلافٍ) أيضاً لاحظوا تشديد عين الفعل لكلمة (تُقَطَّعَ) ولم تأت كلمة البتر لهم قط، وهذا يدل على أن المعنى هو المعنى الذي أتى في نص النسوة اللاتي قطّعن أيديهن {فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ أَرْسَلَتْ إِلَيْهِنَّ وَأَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَأً وَآتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِّنْهُنَّ سِكِّيناً وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ فَلَمَّا رَأَيْنَهُ أَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ) المعنى مراد لأتى حرف (على) بدل حرف (من) في جملة (أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم مِّنْ خِلافٍ) وتصير (أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم على خِلافٍ).ليصير المعنى لجملة (أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم مِّنْ خِلافٍ) هو إحداث جروح في أيديهم وأرجلهم في أماكن مختلفة بشكل شخصي لهم مع حبسهم والتضييق عليهم، و توقيف ومنع ومصادرة قوتهم الطايلة البشرية (أيديهم) وغيرها، وأدواتهم التقنية والحركية (أرجلهم) التي يستخدمونها في حربهم للحق الممتدة في المجتمع من خلفهم : اذاً؛ المشكلة تكمن بفهم المسلمين وليس بالخطاب الإلهي ، والمسلمون هم الذين يسيئون للإسلام أكثر من أعدائه بسبب فهمهم الأعوج والأعرابي للقرءان وخلطهم بين مفاهيم الكلمات وتبنيهم إمكانية أن تحل كل كلمة بدل أي كلمة ولا يتغير المعنى ، ومن هذا الوجه استبدلوا كلمة ( قطع) بكلمة (بتر) ولم يفرقوا بين صيغة الفعل العادي (قطع) وصيغة الفعل المشدد (قطَّع)، (مفهوم القتل والصلب والقطع في القرءان – سامر اسلامبولي)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Allah’a ve elçisine savaş açanların ve yeryüzünde fesat çıkarmak için koşanların cezaları, onların öldürülmeleri veya onları asılmaları veya çaprazlama ellerinin ve ayaklarının kesilmeleri veya onları yeryüzünde sürgüne gönderilmeleridir. Bu karşılıklar yalnızca onlar için, yeryüzündeki alçaltıcı cezalarıdır. Hesap gününde ise onları daha büyük azaplar beklemektedir.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Gerçekten, Allah’a, elçilerine karşı savaşanların, ülkeyi karıştırmaya çabalıyanların cezası ya öldürülmek, ya asılmak, ya elleriyle ayakları çaprazvari kesilmek, ya da ülkeden sürülmektir. İşte bu onlar için dünyada bir alçalmadır. Öbür dünyada da onlar için pek büyük bir azap vardır.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Allah ile, peygamberi ile muharebe edip [¹] yer yüzünde fesat için uğraşanların [²] cezası ancak öldürmeleri veya asılmaları, yahut her biri bir yandan olmak üzere bir el ile bir ayaklarının kesilmesi, veya yerlerinden sürülmeleridir [³]. Bu ceza onlar hakkında dünyada rüsvaylıktır, âhirette de onlara büyük bir azap vardır.
[1] Allah'ın ahkâmına, peygamberin ahkâmına karşı gelip, Müslümanlarla muharebe edip. [2] Yol kesenlerin.[3] Yerlerinden sürülmeleri, hapse atılmaları yahut memleketten sürülmeleridir.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Allah’a ve elçisine karşı savaş açanların ve bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası; ya öldürülmeleri veya çarmıha gerilmeleri/asılmaları veyahut ellerinin ve ayaklarının çapraz kesilmesi¹⁵ yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir.¹⁶ Bu onlar için dünyada bir rezilliktir. Ahirette ise onlara büyük bir azap vardır.
15 Bu tür cezaların çok eski devirlerden beri var olduğunu Firavun’un A’râf, 7/124’te geçen sözünden anlıyoruz. Pek çok peygamberi haksız yere öldüren İsrailoğullarına da bu cezalar öngörülmüştür. Bu ayet bir önceki ayetin devamı niteliğinde gözükmektedir. 16 Bu cezalar aslında onların işledikleri suçların çeşitlerine göre de değişmektedir. Toplumlara ve örflere göre caydırıcı üç ağır ceza söz konusudur. İslam’da da cana ve mala zarar verilmediği sürece sadece sürgün cezası verilmektedir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Allah ve peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çaba harcayanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da bulundukları yerden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Allah’a ve dolayısıyla, Elçisine ve Müslümanlara karşı topyekun savaş açanların ve terör, soygunculuk, yol kesme, adam kaçırma, ırza tecavüz... gibi suçlar işleyerek yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası,işledikleri suça göre; bunlar eğer sadece adam öldürmüş veya ırza tecavüz etmişlerse, en az acı çekecekleri şekilde öldürülmek, eğer hem adam öldürmüş, hem de mala veya ırza tecavüz etmişlerse, ibret için halka teşhir edilmek üzere asılarak idam edilmek, eğer adam öldürmemişler, sadece yol kesip mal almışlarsa el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, eğer bunlardan hiçbirini yapmayıp, sadece terör havası estirerek insanları tehdit edip korkutmuşlarsa, hapse atılmak veya sürgüne gönderilmekten başka bir şey olamaz.Bu, onlara bu dünyada peşinen verilen bir rezilliktir; öteki dünyada ise, onları çok daha büyük bir azap beklemektedir.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Doğrusu, Allah’a ve O’nun rasûlüne karşı savaşanların ve Yeryüzü’nde bozgunculuğa çalışanların cezası, öldürülmeleri veya asılmaları veya el ve ayaklarının çaprazına (hılaf’tan, ardı ardına) kesilmeleri veya Arz’dan / Ülke’den sürgün edilmeleridir. Bu, onlar için Dünya’da bir rezilliktir / utançtır; Âhiret’te de çok büyük bir azap vardır.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Allah ve Resulü'ne karşı savaşanların, yer yüzünde fesat üretmek için koşuşturanların cezası: ya öldürülmek, ya asılmak, ya elleri ve ayakları çaprazlama kesilmek, ya da yerlerinden sürgün edilmektir. Bu cezalar, sahiplerini sadece bu dünyada aşağılamak içindir. Daha ağırları ise öbür dünyada verilecektir.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Allah’a ve Resulüne savaş açarak yeryüzünde bozgunculuk çıkaranların cezası; ancak öldürülmeleri yahut asılmaları yahut ellerinin ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut ülke dışına sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette onlara daha büyük bir ceza vardır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Allah’a ve Elçisine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk için çalışanların cezası ancak ve ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya döneklikleri nedeniyle ellerinin ve ayaklarının kesilmesi [*] ya da (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, onlar için dünyadaki rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Buradaki mesajı, [min hılâfin] ifadesi gereği el ve ayakların “çaprazlama” kesilmesi değil, “döneklik” nedeniyle bu cezanın verilmesi şeklinde anlamaktayız. Çünkü ayetteki min edatı aslında kesmenin şeklini değil de gerekçesini ortaya koymaktadır. Benzer mesajlar: A‘râf 7:124; Tâhâ 20:71; Şu‘arâ 26:49.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Allah ve Rasûlüne karşı savaşan¹ ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezâsı, öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yaşadıkları yerlerden başka bir yere sürgün edilmelerinden başka bir şey değildir.² Bu, onlar için dünyada bir zillettir. Âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır.³
1 Bu ifâde mecazen; “Allah ve Rasûlünün insanlar arasında hükmetmek üzere gönderdiği emir ve yasaklarıyla savaşan ve onlara muhalefet eden” anlamındadır. Zîrâ bir insanın Allahla ve vefatından sonra Peygamberleriyle savaşması mümkün değildir.2 Bu âyetin uygulaması; “adam öldürmüşlerse affı câiz olmamak üzere öldürülmeleri, hem adam öldürmüşler hem de mal çalmışlar veya ırza tecavüz etmişlerse öldürüldükten sonra ölü olarak teşhir için asılmaları, yalnız mal çalmışlarsa, çaprazlama birer elleri ile birer ayaklarının kesilmesi, yalnız yol kesmişlerse yaşadıkları yerlerden başka bir yere sürülmeleri” şeklindedir. (Elmalılı) Bu konuda Muhammed Esed’in Firavunun büyücülere söylediği sözlerle de bağlantı kurarak, muzari fiilin geleceğe delalet ettiğini, bu dört fiilin başında, onları mastarlaştıran (أَنْ)’i görmeyip hattâ cümlenin isim cümlesi olduğunu da unutup, büyük ve saygın müfessirleri reddederek yaptığı yorumu anlamak, mümkün değildir. 3 Ukül ve Ureyne’den bir kısım yoksul ve hasta insanlar, Medîne’ye gelip Müslüman olurlar. Peygamberimiz, bunlara zekât develerinin bulunduğu yere giderek sütlerinden içip geçinmelerini ve bu develerin sidiklerinden içerek hastalıklarını tedavi etmelerini emreder. Bu adamlar iyileşince, dinden dönerek çobanları öldürüp, develeri götürürler ve yol kesip ırza tecavüzler ederek kaçarlar. Fakat takip olunup yakalanırlar ve Efendimize getirilirler. Peygamberimiz onların ellerini ayaklarını kestirip gözlerini oydurur. Bu adamlar bu şekilde bırakılır ve sonunda ölüp giderler. Bu âyet işte bu olay üzerine iner. (Nesaî)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Allah’a ve Elçisi’ne ⁴³ karşı savaş açanların ve yeryüzünde fesadı yaymaya çalışanların büyük kısmının öldürülmeleri veya asılmaları veya döneklikleri yüzünden büyük kısmının ellerinin ve ayaklarının kesilmesi ⁴⁴ yahut yeryüzünden [tamamiyle] sürülmeleri, yalnızca bir karşılıktan ibarettir: İşte bu, onların bu dünyada uğradıkları zillettir. ⁴⁵ Öteki dünyada ise [daha] korkunç bir azap bekler onları,
43 “Elçi” terimi, bu bağlamda cins ismi olarak kullanılmıştır. “Allah’a ve Elçisi’ne savaş açmak” ile, başka insanların Allah inancını sarsmaya ve yıkmaya yönelik bilinçli davranışlarının yanısıra Allah’ın koyduğu ve bütün elçilerinin açıkladığı ahlakî ilkelere düşmanca bir muhalefet ve onların kasıtlı olarak gözardı edilmesi anlatılmaktadır.44 Çoğu zaman klasik Arapça’da “birinin elini ve ayağını kesmek” deyimi, “birinin gücünü yok etmek” ile eş anlamlıdır ve burada da muhtemelen bu anlamda kullanılmıştır. Alternatif olarak, hem fiziksel hem de mecazî anlamda “mefluç/kötürüm hale getirilme”yi gösteriyor olabilir -tıpkı “asılma” ibaresinin “işkenceyle/azap çektirerek öldürülme” anlamında (mecazî) kullanımındaki gibi. Min hilâf deyimi, -ki genellikle “çapraz olarak” şeklinde çevrilir- halefehû (“onunla anlaşmazlığa düştü” yahut “ona muhalefet etti” veya “ona aykırı şekilde davrandı”) fiilinden türetilmiştir: Sonuç olarak, min hilâf’ın öncelikli anlamı, “döneklikleri” veya “sapkınlıkları yüzünden”dir.45 Klasik müfessirlerin çoğunluğu, bu pasajı bir şer‘î hüküm olarak değerlendirir ve bu nedenle şöyle yorumlarlar: “Allah’a ve Elçisi’ne savaş açan ve yeryüzünde fesadı yayanların cezası, onların öldürülmeleri, yahut asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi yahut yeryüzünden sürülmeleri olacaktır: bu, onların bu dünyadaki zilletleridir.” Ancak metin, aşağıdaki sebeplerle, bu yorumu teyid etmemektedir: (a) Bu cümlede geçen dört edilgen fiil -“öldürülme”, “asılma”, “kesilme” ve “sürülme”- geniş zaman kipindedirler ve bu şekilde iken gelecek zaman veya emir halini ifade etmezler. (b) Yukattelû formu, sadece “onlar öldürülüyor” yahut (müfessirlerin yaptığı gibi) “onlar öldürülecek” anlamlarını ifade etmez; tersine -Arap gramerinin temel bir kuralı gereğince- “onların büyük kısmı öldürülüyor” anlamını gösterir; aynı şey yusallebû (“pek çoğu asılıyor”) ve tukatta‘a (“büyük kısmının kesilmesi”) fiilleri için de geçerlidir. Şimdi eğer bunların “emredilmiş cezalar” olduğuna inanırsak, bu, “Allah’a ve Peygamberi’ne savaş açanlar”ın -tamamının değil- büyük kısmının bu şekilde cezalandırılması gerektiğini gösterirdi: Ancak bu, İlahî Kanun-Koyucu’ya (Şâri‘) atfedilemeyecek olan bir keyfîlik varsayımıdır. Ayrıca, eğer “Allah’a ve Peygamberi’ne savaş açan” taraf, yalnızca bir kişiyi yahut birkaç kişiyi kapsıyorsa, “büyük kısmı” emri ona veya onlara nasıl uygulanabilir? (c) Dahası, yukarıdaki ayet şer‘î bir hüküm olarak alınacaksa, “onlar yeryüzünden sürüleceklerdir” ibaresinin anlamı ne olabilir? Bu nokta, gerçekten müfessirleri büyük ölçüde şaşırtmıştır. Onların bir kısmı, mütecavizlerin “[İslam] topraklarından çıkarılmaları” gerektiğini düşünmüşlerdir: ama Kur’an’da “yeryüzü” (arz) teriminin böyle sınırlı bir anlamda kullanıldığının örneği yoktur. Diğerleri de, suçluların, “yeryüzünden çıkarılmaları” anlamına gelecek bir yeraltı zindanına hapsedilmeleri gerektiği görüşündedirler. (d) Son olarak -ve yukarıdaki ayetin bir “şer‘î emir” şeklinde yorumlanmasına karşı en güçlü itiraz olarak- Kur’an, kitlesel asılmaya ve kitlesel imhaya işaret eden tamamen aynı ifadeleri (ama bu defa geleceğe yönelik kesin bir niyet ile) Firavun’un ağzından müminlere karşı bir tehdit olarak nakleder (bkz. 7:124, 20:71 ve 26:49). Firavun, Kur’an’da her zaman kötülüğün ve Allah’ı inkarın tipik örneği olarak tanımlandığından, aynı Kur’an’ın başka bir yerde “Allah’ın düşmanı” olarak vasıflandırdığı bir kişiye izafe ettiği ifadelerin aynısı ile bir ilahî kanunu yürürlüğe koyması düşünülemez. Kısaca, müfessirlerin yukarıdaki ayeti “şer‘î bir hüküm” olarak yorumlama gayretleri, bunu iddia eden isimler ne kadar büyük/saygın olursa olsun, kesinlikle reddedilmelidir. Diğer taraftan, ayeti -okunması gerektiği gibi- geniş zaman kipinde okursak gerçekten ikna edici bir yorum hemen kendini ortaya koyar: çünkü, bu şekilde okunduğunda ayet, hemen bir durum tesbiti olarak kendini gösterir -“Allah’a karşı savaş açanlar”ın hak ettikleri cezanın kaçınılmazlığının bir ifadesi. Onların ahlakî yükümlülüklere düşmanlıkları, bütün dinî/manevî değerlerini kaybetmelerine yol açar; ve sonuçta düştükleri uyumsuzluk ve “sapıklık”, aralarında dünyevî kazanç ve güç uğruna hiç bitmeyen bir çatışmayı teşvik eder; birbirlerinden çok sayıda insan öldürürler ve birbirlerine büyük ölçüde işkence eder ve sakat bırakırlar ve sonuçta bütün bir toplum silinip gider veya Kur’an’ın belirttiği gibi, “yeryüzünden sürülürler.” Sadece bu yorum, ayette geçen bütün ifadeleri tam anlamıyla dikkate almaktadır -aşırı şiddet fiilleriyle bağlantılı “büyük kısmı” kaydı, “yeryüzünden sürülme” ifadesi ve, son olarak, bu dehşetin “Allah düşmanı” Firavun tarafından kullanılan terimlerle ifade edilmiş olması.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Allah’a ve Allah’ın mesajını tebliğ eden elçisine karşı savaş açanların ve ülkede terör ve anarşi yoluyla fesat çıkaranların cezası; öldürülmek veya bütün haklarından mahrum etmek ve yerlerinden sürgün edilmektir. Bu, onların sadece dünyadaki zilletidir. Ahirette ise onları daha büyük bir azap beklemektedir. 7/85, 47/22
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Allah’a ve Rasulü’ne karşı savaş açanların[⁹¹⁸] ve yeryüzünde bozgunculuğu yaymaya çalışanların öldürülmeleri ya da asılmaları veya muhalefetlerinden dolayı ellerinin ve ayaklarının kesilmesi, yahut bulundukları yerden sürülmeleri, sadece (âdil) bir karşılıktan ibarettir.[⁹¹⁹] Bu, onların dünyada uğradıkları zillettir; âhirette ise onların hakkı korkunç bir azaba duçar olmaktır;
[918] Allah’a savaş açmak şeytanın bile yapmadığı bir şeydir. [919] Min hılafine verdiğimiz manânın gerekçesi için bkz: A’raf 124, not 90. Bu cümle bir ‘inşâ’ cümlesi değil bir ‘ihbar’ cümlesidir ve dolayısıyla Kur’an el ve ayakların çaprazlama kesilmesi gibi bir cezayı emretmemekte, sadece nakletmektedir. Bu tür bir infazı Kur’an Tâhâ 71, Şu‘ara 49 ve A’raf 124’te Firavun’un mü’minlere uyguladığı ceza olarak nakleder. Böyle bir ceza uyguladığı için Kur’an’ın kınadığı Firavun’un infaz yöntemi, nasıl olur da Allah’ın emri olarak anlaşılabilir? Kaldı ki, Allah Rasûlü’nün hiçbir muhalife böylesi bir ceza uygulamadığı da tarihî bir gerçektir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey iman edenler) Allah'a ve Resulüne savaş açan (Emirlerine ve hükümlerine fiilen karşı çıkan, harp vaziyeti alan) yeryüzünde bozgunculuk için koşanların (yol kesen halkın asayişini bozanların) cezası, ya öldürülmeleri ya asılmaları, ya el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu ceza onların dünyada aşağılanmasıdır, ahirette ise onlara çok büyük bir azap vardır.
Osman Fırat
swap_vert close
Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu onlar için dünyadaki bir cezadır. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Allah Teâlâ ile ve peygamberleriyle savaşta bulunanların ve yerde fesada çalışanların cezaları ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazca kesilmeleri veya o yerden sürülmeleridir. Bu onlar için dünyada bir zillettir, ve onlar için ahirette pek büyük bir azap vardır.
Suat Yıldırım
swap_vert close
33, 34. Allah ve Resulüne savaş açanların, (yol keserek terör eylemi yaparak) yeryüzünü ifsad etmek için koşuşanların cezası; öldürülmeleri veya asılmaları yahut sağ elleri ile sol ayaklarının kesilmesi yahut da bulundukları yerden sürülmelerinden başka bir şey olmaz. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Âhirette ise onlara başkaca müthiş bir ceza vardır. Ancak kendilerini ele geçirmenizden önce tövbe edenler, bu hükmün dışındadır. Biliniz ki Allah gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur). [7, 124; 20, 71; 26, 49]
Bu âyet bir önceki âyetin uygulaması durumundadır. Hayatı korumanın yaptırım gücünü ortaya koymak kabilindedir. Burada harpten maksat, Müslüman toplum içinde, gerek kırsal kesimde, gerek şehirlerde yol kesme, terör estirme, can emniyetini ortadan kaldırma veya mal gasp etmedir. Adam öldürene kısas olarak ölüm cezası uygulanır. Öldürmekle beraber mal alan kimse asılır. İdareciler duruma göre bu cezalardan birini uygulamada muhayyerdirler. Sağ elin kesilmesi, mal gasp etmeleri, sol ayağın kesilmesi ise yol kesme ve terör estirmekle halkın can güvenliğini ortadan kaldırdıkları içindir. Sürülme, Hanefî mezhebine göre hapis cezasıdır. Şafiî’ye göre sürme, başka bir yere sürgün olarak uygulanır.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Allah ve elçisiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmağa çalışanların cezası: (ya) öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin, ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyada çekecekleri rezilliktir. Âhirette ise onlara büyük bir azab vardır.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Allâh ve Rasûlüyle muhârebe idenlerin (onlara 'isyân iyleyenlerin) ve yeryüzünde fesâd çıkarmağa sa'y iyleyenlerin cezâsı: katl veyâ salb idilmek ve yâhud muhâlif taraflardan el ve ayakları kesilmek (sağ kolı ve sol ayağı yâhud sol kolı ve sağ ayağı) veyâ arzdan nefy olunmakdır. Bu onlara dünyâda zillet ve hakâreti bâdî bir cezâ olub âhiretde onlar içün büyük 'azâb vardır.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Allah’a ve elçisine karşı savaşan ve ortalığı birbirine katmaya çalışanların cezası öldürülmeleri veya asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi ya da bulundukları yerden sürülmeleridir[*]. Bu, dünyada uğrayacakları rezilliktir. Ahirette ise onları büyük bir azap beklemektedir.
Şaban Piriş
swap_vert close
Allah ve Peygamberleriyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa gayret edenlerin cezası; öldürülmek, asılmak, çaprazlama el ve ayaklarının kesilmesi ya da yerlerinden sürgün edilmektir. Bu, onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette daha büyükbir azap vardır.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Allah ve Resulüne savaş açan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya uğraşanların cezası, öldürülmek veya asılmak, yahut el ve ayaklarının çaprazlamasına kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmektir.(11) Dünyada onların cezası böyle bir rezilliktir; âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır.
(11) İşlenen suçun korkutmak, yol kesmek ve mal gasp etmek şıklarından birini veya birkaçını içermesi durumuna göre, sayılan cezalardan biri uygulanır ki, mezhep imamlarının bu konuda çeşitli içtihatları mevcuttur.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Allah ve resulüyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası şudur: Öldürülürler yahut asılırlar yahut elleriyle ayakları çaprazlamasına kesilir yahut bulundukları yerden sürülürler. Bu onlar için dünyada bir rezilliktir. Âhirette de onlara büyük bir azap vardır.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
bayıķ cezāsı anlaruñ kim çalışurlar Tañrı-y-ıla daħı yalavacı-y-ıla daħı islerler yirde azġunlıķ kim depeleneler yā aślınalar yā kesiline elleri daħı ayaķları śaġ el śol ayaķ yā yol eylenileler yirden şol anlaruñdur ħorlıķ [56a] dünyede daħı anlaruñdur aħiretde 'aźāb ulu.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Taḥḳīḳ cezāları ol kişilerüñ kim buyruġından çıḳarlar Tañrı Ta‘ālānuñ vepeyġamberinüñ daḫı ve yürürler yir yüzinde fesād eyleyüp öldürmekdürcezāları, yā boġazlarından aṣmaḳdur, yā kesmekdür ellerini ve ayaḳlarını muḫālif ṣaġ el bile ṣol ayaḳ, yā yirden sürmekdür. ol anuñ gibi olmaḳ rüs‐vāylıḳdur dünyāda. Anlara ve anlar‐ıçun vardur āḫiretde ulu ‘aẕāb.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Allaha və Peyğəmbərinə qarşı vuruşanların, yer üzündə fitnə-fəsad salmağa çalışanların cəzası ancaq öldürülmək, çarmıxa çəkilmək, ya da əl-ayaqlarının çarpazvari (sağ əllərilə sol ayaqlarını) kəsilməsi, yaxud da yaşadıqları yerdən sürgün olunmalıdırlar. Bu (cəza) onlar üçün dünyada bir rüsvayçılıqdır. Axirətdə isə onları böyük bir əzab gözləyir.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
The only reward of those who make war upon Allah and His messenger and strive after corruption in the land will be that they will be killed or crucified, or have their hands and feet on alternate sides cut off, or will be expelled out of the land. Such will be their degradation in the world, and in the Hereafter theirs will be an awful doom;
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
The punishment of those who wage war against Allah and His Messenger, and strive with might and main for mischief through the land(738) is: execution, or crucifixion, or the cutting off of hands and feet from opposite sides,(739) or exile from the land: that is their disgrace in this world, and a heavy punishment is theirs in the Hereafter;
738 For the double crime of treason against the State, combined with treason against Allah, as shown by overt crimes, four alternative punishments are mentioned, any one of which is to be applied according to circumstances, viz., execution (cutting off of the head), crucifixion, maiming, or exile. These were features of the Criminal Law then and for centuries afterwards, except that tortures such as "hanging, drawing, and quartering" in English Law, and piercing of eyes and leaving the unfortunate victim exposed to a tropical sun, which was practised in Arabia, and all such tortures were abolished. In any case sincere repentance before it was too late was recognised as a round for mercy. 739 Understood to mean the right hand and the left foot.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اِنَّمَا
ancak
جَزٰٓؤُا
cezası
الَّذ۪ينَ
o kimse- lerin ki
يُحَارِبُونَ
savaş açıyorlar
اللّٰهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُ
ve resulüne
وَيَسْعَوْنَ
ve çalışıyorlar
فِي الْاَرْضِ
yeryüzünde
فَسَاداً
fesad çıkarmaya
اَنْ يُقَتَّلُٓوا
öldürülmeleri
اَوْ
veya
يُصَلَّـبُٓوا
asılmaları
اَوْ
veya
تُقَطَّعَ
kesilmesi
اَيْد۪يهِمْ
ellerinin
وَاَرْجُلُهُمْ
ve ayaklarının
مِنْ خِلَافٍ
çaprazlama
اَوْ
veya
يُنْفَوْا
sürgün edilmeleri
مِنَ الْاَرْضِۜ
yerden
ذٰلِكَ
bu
لَهُمْ
onlara
خِزْيٌ
bir rezil- liktir
فِي الدُّنْيَا
dünyada
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
فِي الْاٰخِرَةِ
âhirette
عَذَابٌ
bir azap
عَظ۪يمٌۙ
büyük
Allah ve resulüne savaş açanların ve yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanların cezası; ancak (birini öldürmüşlerse kendilerinin de) öldürülmeleri veya (malını da alarak öldürmüşlerse) asılmaları veya (sadece mallarını zorla almışlarsa) elleri ile ayaklarının çaprazlama (bağlanıp) kesilmesi veya (tehditle insanları korkutmuşlarsa, bulundukları) yerden sürgün edilmeleridir. Bu, onların dünyadaki rezilliğidir, âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır.
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
جَزَٓاء
İsim
ج ز ي
Ceza, mükâfat, karşılık
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
حَارَبَ
Fiil-III
ح ر ب
Savaş açtı, savaş etti
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
سَعٰى
Fiil-I
س ع ي
Çalıştı, koştu, uğraştı, çabasını gösterdi
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
فَسَاد
İsim
ف س د
Fesad çıkarma, bozgunculuk yapma
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
قَتَّلَ
Fiil-II
ق ت ل
Çokça öldürüldü
اَو
Bağlaç
اَو
Veya, ya da, hatta, yahut
صَلَّبَ
Fiil-II
ص ل ب
Asıldı
اَو
Bağlaç
اَو
Veya, ya da, hatta, yahut
قَطَّعَ
Fiil-II
ق ط ع
Kesti, ayırdı, böldü, parçaladı, biçti, kopardı
يَد
İsim
ي د ي
El
رِجْل
İsim
ر ج ل
Ayak
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
خِلَافٌ
İsim
خ ل ف
Çaprazlama, muhalefet ederek, ardından
اَو
Bağlaç
اَو
Veya, ya da, hatta, yahut
نَفَى
Fiil-I
ن ف ي
Sürgüne yolladı
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
ذٰلِك
İşaret zamiri
ذٰلِك
İşte bu, bunun için, bunda böyle
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
خِزْى
İsim
خ ز ي
Rezil olma, rezillik, zillet
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
دُنْيَا
İsim
د ن و
Dünya, yakın
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اٰخِر
İsim
ا خ ر
Âhiret, son, ard (ardından gelenler vb.)
عَذَاب
İsim
ع ذ ب
Azap, ceza
عَظِيم
İsim
ع ظ م
Azîm (Allah'ın ismi, esmasıdır. Anlaşılamayacak kadar azamete ve büyüklüğe sahip olan demektir), çok büyük, azametli, kocaman, muazzam