[Ve] o zaman beyaz elbiseliler, “Ey İsa, ey Meryem’in oğlu!” dediler, “Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir miydi?” ¹³⁷ [İsa] cevap verdi: “Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun, eğer [gerçek] müminler iseniz!”
137 Kur’an’ın genel kabul görmüş olan kıraat şeklinde, bu ifade, hel yestetî‘u rabbuke, yani, “Rabbinin gücü yetebilir mi?” yahut “yeter miydi?” yahut “muktedir midir?” şeklindedir. Ancak bu kıraat şekli, zahiren, Allah’ın dilediği herhangi bir şeyi yapabilme kudreti ile ilgili esaslı bir şüpheyi (ki, Kur’an’da Hz. İsa’nın havarilerinin sağlam müminler olarak tanımlanmaları ile uyuşmayan bir isnad) îma edebileceğinden, müfessirlerin çoğunluğu, havarilerin bu sorusunu, bir kimsenin başka birine “Benimle gelir misin?” diye sormasına benzetirler -ki bu, sorulan kişinin gitme kudreti ile ilgili bir şüpheyi değil, tersine gitme arzusu ile ilgili bir belirsizliği yansıtır (karş. bu konuda Taberî, Beğavî, Râzî, Râğıb, ayrıca Menâr VII, 250 vd.) Ancak Hz. Peygamber’in önde gelen birçok sahâbîsi’nin -Hz. Ali, İbni ‘Abbâs, Hz. Ayşe ve Mu‘âz b. Cebel- sözkonusu ifadeyi “Rabbinden isteyebilir miydin?” şeklinde çevrilebilecek olan hel testetî‘ rabbeke olarak okudukları gerçeği ile ilgili bazı delillere sahibiz (Taberî, Zemahşerî, Beğavî, Râzî, İbni Kesîr): Bu, havarilerin Hz. İsa’nın Allah’tan yukarıdaki talepte bulunabilme kudreti (kelimenin manevî anlamıyla) hakkındaki tereddütlerini yansıtan bir kıraattır. Genel kabul gören hel yestetî‘ rabbuke şeklindeki kıraati reddeden Hz. Ayşe’nin, “İsa’nın havarileri, Allah’ın dilediği şeyi yapıp yapamayacağının sorulamayacağını iyi bilirlerdi: onlar, sadece [İsa’ya], ‘Rabbinden dileyebilir misin?’ diye sordular” dediği rivayet edilmiştir (Râzî). Ayrıca Mustedrek’de nakledilen bir Hadis’e göre, Mu‘âz b. Cebel, Hz. Peygamber’in kendisine hel testetî‘ rabbeke (“Rabbinden dileyebilir miydin?”) kıraatini öğrettiğini kesin bir dille belirtmiştir. Bana göre delillerin ağırlığı ikinci şıkka işaret etmektedir: ama daha yaygın kıraatı gözönüne alarak ibareyi yukarıdaki şekilde çevirdim. Havarilerin bir gök “sofra”sı (mâide, bu sureye ismini veren kelime) istemeleri -ve arkasından Hz. İsa’nın duası- konusuna gelince, bu, Hz. İsa’nın (Rabb’in: Lord’s) Duasında (karş. Matta vi, 11) yer alan günlük yiyecek isteğinin bir yansıması olabilir. Çünkü dinî terminolojide insana gelen her fayda, “gökten gönderilmiş” -yani, Allah tarafından gönderilmiş- sayılır, bu fayda insanın kendi çabasıyla ortaya çıkmış olsa bile. Ancak, diğer taraftan, havarilerin “sofra”yı isteme şekilleri -ve özellikle onların bir sonraki ayette verilen açıklamaları- daha çok Allah’tan imanlarını “kabul ettiği”ni gösterecek bir mûcize istediklerine işaret ediyor gibidir. (Bkz. ayrıca bir sonraki not.)