close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kehf Sûresi 99. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Veteraknâ ba’dahum yevme-iżin yemûcu fî ba’d(in)(s) venufiḣa fî-ssûri fecema’nâhum cem’â(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
O gün deniz gibi dalgalanır, dalgadalga birbirlerine karışır onlar ve sur üfürülür de onların hepsini toplarız.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Biz o gün, (Ye’cüc ve Me’cüc’ün ve kâfirler sürüsünün) bir kısmını bir kısmı içinde ve izdiham halinde dalgalanırcasına onları serbest bırakıp salıveririz. (Derken) Sur’a da üfürülmüştür, artık onların (bütün varlıkların, özellikle mükellef tutulanların) tümünü bir araya toplayıp getirmişizdir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
O kıyamet günü, biz Ye'cüc'ü ve Me'cüc'ü birbiri içinde dalgalanır vaziyette bırakmışızdır veya dalga dalga ülkeleri istila ederler veya halk, şaşkınlıktan dalgalar gibi birbirine çarpar, sarsılır, karışırlar, sûr'a da üflenmiştir ve onları hep bir araya toplamışızdır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
O gün, Kıyamet gününde, biz onları birbirine çarparak çalkalanır bir halde bırakırız. Sûra da üfürülür, böylece onların hepsini biraraya toplamış oluruz.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 18/47; 56/49-50.  
Ahmet Varol
swap_vert close
O gün onları birbirleri içinde dalgalanır halde bırakırız. Sur'a da üflenir ve artık onların tümünü biraraya toplarız.
Ali Bulaç
swap_vert close
Biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz. Sur'a da üfürülmüştür, artık onların tümünü bir araya getirmişiz.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
(Ye'cüc ve Me'cüc'un veya pek kalabalık insanların çıkacağı) o gün, onları, birbiri içinde dalgalanır hale bırakmışızdır; Sûr'a üfürülmüştür. Artık hepsini hesap için toplamışızdır.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
O kıyamet günü insanları birbirine girmiş, çalkalanır bir halde bırakırız. İsrafil, borazanıyla emir verir, hepsini toplamış oluruz.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
O gün biz onları, birbirine çarparak çalkalanır bir halde bırakmışızdır. Sûr'a da üfürülmüş, böylece onları bütünüyle bir araya getirmişizdir.
Besim Atalay
swap_vert close
O gün onlar dalgalanıp birbirine girerler halde bırakırız, Sûr üfrülür, hepsini toplarız
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
O (birinci kez sûra üflenmesiyle kıyametin koptuğu) gün biz onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerine girerler. (İkinci kez yeniden yaratılış için) sûra üflenince hepsini bir araya toplarız.
Bkz. 18/47, 56/49-50  
Cemil Said
swap_vert close
Kıyâmet güninde ins ve cin dalgalar gibi biri birileriyle izdihâm idecekler, sûr (borı) nefh olunacak ve tekmîli cem’ idilecekdir.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Biz o gün onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sura üflenince hepsini bir araya toplarız.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
O gün biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra sûra üfürülür de onları toptan bir araya getiririz.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
O gün (kıyamet günü) biz onları, birbirine çarparak çalkalanır bir halde bırakmışızdır; sûra da üfürülmüş, böylece onları bütünüyle bir araya getirmişizdir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
O gün (kıyamet gününde bakarsın ki) biz onları, birbirine çarparak çalkalanır bir halde bırakmışızdır; Sûr'a da üfürülmüş, böylece onları bütünüyle bir araya getirmişizdir.
Edip Yüksel
swap_vert close
O gün onları bırakırız. Dalgalar halinde birbirlerine girerler. Boruya üflenir; hepsini bir araya toplarız.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Biz o gün (kıyamet günü) onları bırakıvermişizdir. Dalgalar halinde birbirlerine girerler, Sûr'a da üfürülmüştür. Böylece onların hepsini bir araya toplamışızdır.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ve o gün onları bırakıvermişizdir, bir kısmı diğerinin içinde dalgalanıyorlar, surada üfürülmüştür, artık hepsini toplamış da toplamışızdır ve
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Ye’cûc ve Me’cûc kavimlerinin setti aşmaları için vadettiğimiz) o gün (gelince, çokluklarından dolayı) onları birbiri içinde dalgalanır bir hâlde (serbest) bırakırız. (Ye’cûc ve Me’cûc kavimlerinin setti aşmaları kıyametin büyük alâmetlerindendir. Yaşanılan birçok hadisenin ardından, kıyametin diğer büyük alâmetleri zuhur eder ve derken emrimiz üzere İsrafil tarafından Sûr’a üfürülür ve kıyamet kopar. Sonra da, tarafımızdan tayin edilmiş olan yeniden diriltilme zamanı gelip de emrimiz üzere İsrafil tarafından) Sûr’a (ikinci defa) üflenince hepsini (bütün mahlûkatı, mahşerde) bir araya toplarız.
Ye’cûc ve Me’cûc kavimlerinin setti aşıp da yeryüzünde bozgunculuk yapmaları, Hz. Mehdi’nin zuhûrundan ve Hz. Îsâ’nın [aleyhisselâm], yeryüzüne nüzul edip, Deccal’i öldürmesinden sonra gerçekleşecektir. Ye’cûc ve Me’cûc kavimleri setti aşınca, yeryüzünde uğradıkları yerlerdeki ağaçları ve bitkileri yiyerek, denizlerin ırmakların ve göllerin suyunu da içerek oraları kuruturlar. Ellerine geçirdikleri hayvanları yerler, insanları öldürürler. Yeryüzünde sadece Mekke, Medine ve Kudüs’e giremezler. Îsâ [aleyhisselâm], Ye’cûc ve Me’cûc kavimlerinin helâki için Allah’a dua eder. Allah Teâlâ, Ye’cûc ve Me’cûc kavimlerinin boyunlarında bir hastalık peyda eder ve hepsi bir anda ölürler. Daha sonrasında yeryüzünde huzur, bolluk ve bereket olur, peşi sıra kıyametin diğer büyük alâmetleri meydana gelir ve Allah Teâlâ’nın tayin ettiği bir zamanda kıyamet, kâfirlerin üzerine kopar.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
İzin günü onları terk ederiz. Dalga dalga birbirlerine karışırlar. Ve Sûr'a üfürülür. Hepsini bir araya toplarız.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
O gün biz onları birbiri içinde dalgalanır bir halde bırakmışızdır (bırakacağız. Artık) «Suur» da üfürülmüşdür (üfürülecekdir.) Bu suretle hepsini (mahşerde) derleyip toparlamışızdır (toplayacağız).
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Ye'cüc ve Me'cüc'ün ortaya çıkacakları) o gün (o âhir zaman fitnesinde) onları birbiri içinde dalgalanır bir hâlde bırakmışızdır; nihâyet (mühletleri bittiğinde) sûra üfürülmüş, böylece onları hep berâber (mahşerde) bir araya getirmişizdir.(1)
(1)“Kur’ân-ı Hakîm, münâsebât-ı kelâmiye (bir sözün başka şeylerle irtibâtı) cihetinde bir hâdiseden uzak bir hâdiseye intikāl eder (geçer). Bu münâsebeti düşünmeyen zanneder ki, iki hâdisenin zamanları birbirine yakındır. İşte seddin harâbiyetini (yıkılmasını) ve kıyâmetin kopmasını Kur’ân’ın haber vermesi, kurbiyet-i zaman (vaktin yakınlığı) cihetiyle değildir. Belki münâsebât-ı kelâmiye cihetinde iki nükte içindir: Yani bu sed nasıl harâb olacak, öyle de dünya harâb olacaktır. Hem nasıl ki fıtrî ve İlâhî sedler olan dağlar metîndir (çok sağlamdır), ancak kıyâmetin kopmasıyla harâb olurlar; öyle de bu sed dahi dağ gibi metîndir, ancak dünyanın harâb olmasıyla hâk ile yeksân (yerle bir) olur (demektir).” (Lem‘alar, 16. Lem‘a, 111)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
O gün (seddin tamamlandığı gün), biz onları (seddi aşamayacak durumda kalan Ye’cüc ve Me’cücleri) birbiri içinde dalgalanır bir halde bırakmışızdır. Ve (kıyamet günü geldiği zaman) sûra da üfürülmüş (olacak)tır, (diriliş için tekrar sûra üfürüldükten) sonra da (biz hem) onları (hem de bütün insanları) toptan bir araya getirmiş(olacağ)ız.*
(*) Metinleri aşağıya alınan tefsirlerde bu ayette geçen (يَوْمَئِذٍ) ‘’o gün’’ kelimesinden kasıt hangi gün olduğuna dair üç görüş vardır: 1- Seddin yapılıp tamamlandığı gün. 2- Seddin yıkıldığı ve aşıldığı gün. 3- Kıyamet günü. Ama bize göre birinci görüş, ayetlerin siyak ve sibakına daha uygun düşmektedir. Bu nedenle biz de söz konusu kelimeye bu şekilde meal vermeyi uygun bulduk. Ayette geçen (نفخ - فجمعناهم ) fiil kipleri de her ne kadar geçmiş zaman formunda gelmiş olsalar bile kıyametle ilgi olduğundan gelecek zaman içindir. Zaten Kur’an’da bunun gibi birçok örnekler vardır. Ayrıca Zûlkarneyn tarafından yapılan bu sed yıkılmıştır ve onun zamanındaki Ye’cüc ve Me’cüc kavmi de şu an yoktur, onlar tarihin seyri içinde yok olup gitmişler, kıyamette yakın bir alamet olarak da ortaya çıkacak değiller. Zira konuyla ilgili 99. ayetin son cümlesi ile 100. ayet bütün insanların ahiret günündeki dirilişlerinden ve mahşerdeki toplanmalarından söz ediyor. Zaten Ye’cûc ve Me’cûc’le ilgili rivayetlerin de gaybe dayalı olup birbirleriyle tutarsız ve çelişkili olduklarından dolayı doğru olmaları mümkün değil. Ayrıca ‘’Sûr’’hakkında bir grup âlim şöyle diyor: ‘’Sûr’’, suretin çoğulu olup bununla bütün insanların suretleri kast edilir, bu suretlere üfürülen ise, onların ruhlarıdır. O gün her insanın suretine onun ruhu üfürülecek ve böylece canlanacak. يومئذ} هو يوم إتمام بناء السد المستفاد من قوله {فما اسطاعوا أن يظهروه} الآية (التحرير والتنوير). {وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فِى بَعْضٍ} أي يعد كمال السد: يحرك في بعض وراء السد (بحر العلوم)، ثم يحتمل قوله: {يَمُوجُ فِي بَعْضٍ}، عند السدّ الذي بناه ذو القرنين، يموجون عنده في فتح ذلك السدّ، أو يذكر هذا لكثرتهم وازدحامهم، والله أعلم.{وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعاً} ظاهره على الماضي، والمراد منه: المستقبل، أي: ينفخ في الصور فيجمعهم جمعاً، ومثل هذا كثير في القرآن يذكر الماضي بحرف المستقبل، والمستقبل بحرف الماضي ( (تأويلات أهل السنة ) وتركنا يأجوج ومأجوج بعد خلق السد يموج بعضهم في بعض لكثرتهم الى ان نأمر بفتحِهِ ويخرجون الى ما ورائه يفسدون ويدمرون كعادتهم.فاذا كان موعد يوم القيامة ونفخ في الصور، يجمع الله الخلائق جميعا للحساب والجزاء (تيسير التفسير – القطان) {وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فِي بَعْضٍ} يعنى يوم اتمام السّدّ خلف السّد يموجون يختلطون لا يقدرون على الخروج (تفسير بيان السعادة في مقامات العبادة) والمراد بـ {يومئذ}: يوم تمام بناء السد الذى بناه ذو القرنين والمعنى وجعلنا وصيرنا بمقتضى حكمتنا وإرادتنا وقدرتنا، قبائل يأجوج ومأجوج يموج بعضهم فى بعض. أى: يتزاحمون ويضطربون من شدة الحيرة لأنهم بعد بناء السد صاروا لا يجدون مكانا ينفذون منه إلى ما يريدون النفاذ إليه، فهم خلفه فى اضطراب وهرج (الوسيط في تفسير القران الكريم)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Kıyamet günü onları bırakırız ki birbirlerine karışsınlar. İşaret verilince (sura üfürülünce), onların hepsini bir araya toplarız.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O gün Biz onları dalgalar gibi birbirlerine çarpsınlar diye bırakmışızdır. Boru üfürülünce de onların hepsini toplarız.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
O gün, onları kendi hallerine bırakırız, onlar çokluklarından dalgalar gibi birbirine karışırlar. Sûr da üfürülür, biz de onların hepsini toplarız.
[3] «Kehf» büyük, mağaradır. Rekim muhtelif mânaya gelir. Mağaranın bulunduğu vadi, dağ, Eshab-ı Kehf'in köyü, isimleri yazılıp o mağaranın kapısına konulan levha, Eshab-ı Kehf'in mekânı veya köpeği, yahut Eshab ı Kehf'ten başka üç kişidir ki üzerlerine mağara kapanmıştı.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
O gün Biz onları bırakırız, onlar dalga dalga birbirlerine karışırlar sonra sura üfürülür ve onları topluca bir araya getiririz.
Kadri Çelik
swap_vert close
Biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıveririz. Sur'a da üfürülmüştür, ardından onların tümünü bir arada toplarız.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Sura birinci kez üflenip kıyâmet koptuğu zaman, O Gün onları ikinci sur ile mezarlarından kaldırıp bir süre şaşkın bir hâlde ortalıkta bırakacağız, dehşet içerisinde bir o yana bir bu yana koşacak, dalga dalga birbirlerine girecekler ve Toplanma Borusu, üçüncü sur çalınınca, Büyük Mahkeme için hepsini huzurumuzda toplayacağız.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
O gün onların bir kısmını bir kısmının içinde dalgalanır bıraktık; Sur’a üflendi; topluca onları bir araya topladık.
Mehmet Çakır
swap_vert close
O gün insanlar dalgalar gibi çırpınıp birbiri üzerine yığılacaklar. Ardından sûra üfleyip hepsini bir araya toplayacağız:
Mehmet Çoban
swap_vert close
Dünya hayatında bilmedikleri şeyler hakkında ileri geri konuşanları, gereksiz sorularla elçilerimizi meşgul edenleri, ayetlerimiz hakkında lüzumsuz tartışanları, kendi hallerinde bırakırız. Sende bırak! Onlar yalanlarıyla dalgalar halinde birbirlerine karışırlar. İşlerine gelir yalanlarıyla anlaşırlar. İşlerine gelmez yalanları adına birbiriyle savaşırlar. Nihayet ömürleri biter. Sonra sura üfürülür! Onları toptan bir araya getiririz.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
O gün (kıyamet gününde bakarsın ki) biz onları birbirine karışmış bir hâlde bırakmışızdır. Sûr’a da üflenecek, [*] böylece onları tamamen bir araya getireceğiz.
Benzer mesajlar: En‘âm 6:73; Tâhâ 20:102; Mü’minûn 23:101; Neml 27:87; Yâsîn 36:51; Zümer 39:68; Kâf 50:20; Hâkka 69:13; Nebe’ 78:18.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Biz o (kıyamet) günü, onları¹ bırakırız da dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sûra üflenince de hepsini derhâl bir araya toplarız.
1 Ye’cuc, Me’cuc, insan, cin ve tüm yaratıkları.  
Muhammed Esed
swap_vert close
O GÜN ¹⁰¹ onları bırakırız, dalga dalga yürüyüp birbirlerine karışsınlar; ve sûra üflenir: Böylece hepsini bir araya toplarız.
101 Yani, önceki ayette îma edilen Hesap Günü’nde.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
O gün gelince biz onları dalgalar halinde birbirlerine çarparak çalkanır şekilde kendi hallerine terk edeceğiz ve sura yeniden üflenince de hepsini bir araya toplayacağız. 81/3
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
O GÜN geldiğinde, Biz onları birbirini kıran dalgalar (gibi) çalkalanmaya terkederiz. Nihayet sur borusu çalınır; sonunda hepsini bir araya toplarız.[²⁴⁴⁵]
[2445] Yani: “Dünyada cehennemi ısrarla talep etmiş olan kâfirleri..” Parantez içi açıklamamız, ‘aradna… ‘ardan formunun dilsel yapısı gereğidir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
O gün (Ye'cuc ve Me'cuc'un çıktığı, yani ilahi va'd gerçekleştiği zaman, Ey Muhammed, bakarsın ki) Biz o kafirleri, dalgalar halinde birbirine karışmış bir halde bırakmış Sur'a üfürülmüş (kıyamet kopmuş) ve onların hepsini bir araya toplamışızdır.
Osman Fırat
swap_vert close
Biz o gün bazılarını bırakmışızdır: Birbiri içinde dalgalanırlar. Sûr’a da üflenmiştir ve onları hep bir araya toplamışızdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve o gün (Yecüc ile Mecüc'-ün çıktıkları zaman) Onların bazılarını bazısı içinde dalgalanır (muztarip) bir halde bırakmışızdır ve sura üfürülmüştür, artık onların hepsini toptan toplamışızdır.
Suat Yıldırım
swap_vert close
O gün, yani kıyamet günü onlar deniz dalgaları gibi birbirine çarparak çalkalanırlar. Sûr'a da üfürülür, insanların hepsini bir araya toplarız. [56, 49-50; 18, 47]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Biz o gün (Ye'cuc ve Me'cuc'u) bırakmışızdır: Birbiri içinde dalgalanır(lar). Sur'a da üflenmiştir ve onları hep bir araya toplamışızdır.
Dalga dalga ülkeleri istîlâ ederler. Veya halk, şaşkınlıktan dalgalar gibi birbirine çarpar, sarsılır, karışırlar.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
İşte o gün geldikde Ye'cûc ve Me'cûc birbirleri arasında dalga gibi dalgalanurlar. Ve sûr üflendikde cümlesini mahşere toplarız.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
O gün onlardan biri diğerinin içinde dalgalanacaktır. Sura üflenince de tamamını bir araya toplayacağız.
Şaban Piriş
swap_vert close
Günü gelince biz onları bırakırız. Dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sur'a üflendiği zaman da hepsini bir araya toplarız.
Ümit Şimşek
swap_vert close
O gün Biz insanları birbirlerinin üzerinde dalgalanır halde bırakmışızdır. Sûra üfürülmüş, hepsini bir araya getirmişizdir.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
O gün onları bırakmışızdır, birbirleri içinde dalgalanırlar. Sûra da üflenmiştir; hepsini bir araya toplamışızdır.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ķoduķ bir nicelerini ol gün ya'nį ecüc mecüc'üñ yā ādemįlerüñ hep ķıyāmet güni ķanşur bir niceye. daħı ürildi śūr içine pes dirdük anları dirmek.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı ḳoyar‐biz anları ḳıyāmet güninde biri birine mevc ururlar iz‐diḥāmdan.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
O gün (həddindən artıq çox olduqlarına görə) onları (yaxud bütün insanları başlı-başına) buraxarıq. Belə ki, onlar dalğalar kimi bir-birinə qarışarlar (heyrət onları bürüyər, özlərini itirib nə etdiklərini bilməzlər). Sur çalınan kimi onların (məxluqatın) hamısını bir yerə cəm edərik.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And on that day We shall let some of them surge against others, and the Trumpet will be blown. Then We shall gather them together in one gathering.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
On that day We shall leave them to surge like waves on one another:(2445) the trumpet will be blown, and We shall collect them all together.
2445 And so we pass on to the Last Days before the Great Summons comes from Allah. All human barriers will be swept away. There will be tumultuous rushes. The Trumpet will be blown, and the Judgement will be set on foot.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَتَرَكْنَا
ve bırakırız
بَعْضَهُمْ
bazılarını
يَوْمَئِذٍ
o gün
يَمُوجُ
dalgalanır bir hâlde
ف۪ي
içinde
بَعْضٍ
bazısı
وَنُفِخَ
ve üfü- rüldü
فِي الصُّورِ
Sûr'a
فَجَمَعْنَاهُمْ
böylece onları bir araya getirdik
جَمْعاًۙ
hep be- raber
(Ye'cüc ve Me'cüc'ün ortaya çıkacakları) O (kıyamet) gün(ünde) Biz onları (serbest) bırakırız da dalgalar hâlinde (şehirleri istila ederek) birbirlerine girerler. Sonra Sûr'a üfürülür de böylece onları hep beraber (mahşerde) bir araya getiririz.
تَرَكَ
Fiil-I
ت ر ك
Bıraktı, terk etti
بَعْض
İsim
ب ع ض
Bazı, bir kısmı
يَوْمَئِذ
Zaman zarfı
يَوْمَئِذ
O gün
مَاجَ
Fiil-I
م و ج
Kalabalık oldu, dalgalar hâlinde
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
بَعْض
İsim
ب ع ض
Bazı, bir kısmı
نَفَخَ
Fiil-I
ن ف خ
Üfledi, nefhetti
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
صُور
İsim
ص و ر
Sûr
جَمَعَ
Fiil-I
ج م ع
Topladı, bir arada bulundurdu, bir araya getirdi, biriktirdi
جَمْع
İsim
ج م ع
Topluluk