Kendisine Rabbinin (Kur’an ve kâinattaki) ayetleri hatırlatıldığı (ve tebliğ edildiği) hâlde, (anlamak ve inanmak istemeyip) onlardan yüz çeviren; bizzat kendi elleriyle işlediği suçları, (günah, zulüm ve kötülükleri) unutandan daha zâlim kim olabilir? (işte) biz onu (Kur’an’ı) anlamaları (istememeleri) noktasında (melekler tarafından tanınmaları için) kalblerine (akıl, duygu ve karar verme merkezi olan beyinlerine) ekinne (manevi iz ve işaretler) koyduk. (Yine Kur’an’ı doğru anlamak için dinlemek istemediklerinden) kulaklarına da (manen) bir ağırlık (koyduk). Ayrıca (anlamak ve inanmak istemedikleri sürece) onları doğru yola çağırsan da asla doğru yola gelmezler.*
(*) Çünkü bunlar, gerçeklere karşı kalblerini/akıl, beyin, bilinç ve işitme organlarını adeta kapatmışlardır… Kalblerine (akıl, duygu ve düşünce merkezi olan beyinlerine) ekine, kulaklarına ağırlık konulmadan önce de bunlar Allah’ın ayetlerinden yüz çevirip anlamak istememiş ve inanmamış bir gruptur. Yani kalblerine ekinneyi çektiren ve buna sebep olan kendileridir... Ayrıca bunlar inanmayanların tümü değil, kendilerine Allah’ın ayetleri defalarca hatırlatıldığı ve hakkıyle tebliğ aldıkları halde inanmamaya şartlanmış olan Ebu Cehil, Nadır Bin haris, Velid Bin Muğire ve Ubey bin Halef gibi birkaç müşrik liderleridir. Bu nedenle ayetin sonunda‘’sen bu tip insanları doğru yola çağırsan da onlar doğru yola gelmezler’’ deniliyor. Yani onları dinleyip anlamaktan engelleyen ekinne/manevi işaretler değildir. Zira o ekinne kalblerine çekilmeden önce de bunlar dinleyip anlamak ve inanmak istemiyorlardı. Bu ekinne, dinleyip anlamak istememelerinin sonucudur. Çünkü yüce Allah zorla kimseyi inandırmak istemez, iman gönül işidir, gönülden olması lazım. Gönülden değilse buna iman denilmez. Ayrıca onların kalblerine, yani beyinlerine manevi işaretlerin konulması, onların idrak edip iman etmelerine de engel değildir, yani bununla beyinleri kilitlenmez, sadece melekler tarafından tanınmaları için beyinlerine bu tür manevi işaretler konulur. وآية الأنعام (25) نزلت فى أبى جهل والنضر بن الحارث وشيبة بن ربيعة، وهم قلة؛ وجاء ضمير المفرد مناسبًا لعددهم القليل.إن من هؤلاء من يستمع إلى القرآن لا بهدف التفهم والهداية، ولكن بهدف تلمس أي سبيل للطعن في القرآن (بوابة الفجر: تفسير الشعراوي للآية 25 من سورة الأنعام ) أي: ومن هؤلاء المشركين قوم يحملهم بعض الأوقات، بعض الدواعي إلى الاستماع لما تقول، ولكنه استماع خال من قصد الحق وأوعيته والثني : أن الإنسان الذي علم الله منه أنه لا يؤمن وأنه يموت على الكفر فإنه تعالى يسم قلبه بعلامة مخصوصة يستدل الملائكة برؤيتها علي أنه لا ىؤمن فصارت تلك العلامة دلا لة علي انهم لا ىؤمنون (التفسير الكبير) وهنا يسأل سائل، إذا كان منع الهداية من الله تعالى بالغشاوة على قلوبهم والختم عليها، وبالوقر في آذانهم فلا يسمعون سماع تبصر، وطلب للهداية فماذا يكون عليهم من تبعة يحاسبون عليها حسابا عسيرا بالعذاب الأليم؟ والجواب عن ذلك أن الله سبحانه وتعالى يسير الأمور وفق حكمته العليا، فمن يسلك سبيل الهداية يرشده، وينير طريقه، ويثيبه، ومن يقصد إلى الغواية، ويسير في طريقه تجيئه النذر تباعا إنذارا بعد إنذار، فإن أيقظت النذر ضميره وتكشفت العماية عن قلبه فقد اهتدى وآمن بعد كفر، ومن لم تجد فيه الشذر المتتابعة ولم توقظ له ضميرا، ولم تبصره من عمى، فقد وضع الله تعالى على قلبه غشاوة، وفى آذانه وقرا (تفسير الوسيط) (زهرة التغاسير) قوله عز وجل: {وَمِنْهُمْ مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ} كانوا يستمعون إليه ليجادلوه، على ما ذكر، {حَتَّىٰ إِذَا جَآءُوكَ يُجَٰدِلُونَكَ} دل هذا أنهم كانوا يستمعون إليه للمجادلة معه والخصومة (تأويلات أهل السنة – الماتريدي) {وَ} كان {مِنْهُمْ} أي: من هؤلاء المشركين المعتذرين {مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ} حين تتلو القرآن ولم يفهموه أنكروه واستهزءا به.... (تفسير الجيلاني ) ومنهم من يستمع اليك حين تتلو القرآن، لا ليفهموه وليهتدوا به، (التبيان الجامع لعلوم القرآن – الطوسي)