close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kalem Sûresi 44. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Feżernî vemen yukeżżibu bihâżâ-lhadîś(i)(s) senestedricuhum min hayśu lâ ya’lemûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Artık sen, bu sözü yalanlayanı bırak bana, biz onları yavaşyavaş, hiç bilmedikleri yerden cehenneme çekerdururuz.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Artık bu (Hakk) sözü (ve Kur’an’ın hükmünü) yalan sayanı (ve kendi hevâ ve kuruntularına uyanı) Sen Bana bırak! Ki, Biz onları hiç bilmeyecekleri bir yönden (ve fark etmeyecekleri yöntemlerle) derece derece (adım adım helake ve dalâlete) yaklaştıracağız.
[Not: Yani, açık din düşmanlarına ve Müslüman dava adamı görüntülü münafıklara kulak asmayın, onların işi bize kalmıştır. Bilmeden bir kimseyi helake sürüklemenin bir şekli de şudur: Zalim ve doğruluk düşmanı birine bu dünyada sıhhat, mal, evlat, başarı gibi bazı nimetler verilir. Böylece kendisinde hiçbir günah ve yanılgı olmadığını zannederek Hakka karşı gizli düşmanlığa, zulüm ve isyana battıkça batıp tükenmektedir. Bu nimetlerin kendisi için bir bağış değil, bilakis felaketine vesile olduğunu fark etmemektedir.]  
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Artık Allah'ın kelamı olan Kur'ân'ı yalan sayanı bana bırak, biz onları yavaş yavaş hiç bilmedikleri yerden cehenneme çekip yaklaştırırız.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Bu sözü, Kur'ân'ı yalanlayanları bana bırak. Onları bilmedikleri, farkına varmadıkları yerlerden kademe kademe alçaltacağız, azâba yaklaştıracağız.
Ahmet Varol
swap_vert close
Bu sözü yalanlayanı sen bana bırak. Biz onları bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş (azaba) yaklaştıracağız.
Ali Bulaç
swap_vert close
Artık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
O halde (Ey Rasûlüm), bu Kur'an'ı yalan sayanları bana bırak, (sen kalbini onlarla meşgul etme. Ben onların hakkından gelirim). Biz, onları, bilemiyecekleri yönden derece derece azaba yaklaştırırız; (Onlara sıhhat ve bol nimet veririz de, onu haklarında iyi zannederler. Halbuki o kâfirlere verdiğimiz bu mühletin sonu fecidir).
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Artık Beni, bu mesajı inkâr eden ile bırak. (Ben onun hakkından gelirim.) Onlar farkına varmadan, peyderpey onları (azaba) atacağız.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Sen, bu Kur'ân'ı yalan sayanı bana bırak! Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırıyoruz.
Besim Atalay
swap_vert close
İşbu sözü yalanlayan kimseyi, sen bana bırak, bilmedikleri yönden, yavaş yavaş onlara azabı yaklaştıracağız
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Ey Resul!) Bu sözü (Kur'an'ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak! Biz (kendilerine birtakım dünyalıklar versek bile, yaptıkları yüzünden) onları bilemeyecekleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.
“Onları bilemeyecekleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.” İfadesi, “onlara iyi olacağını zannettikleri mal mülk, evlat, makam, şöhret, aile saadeti, başarı gibi dünyalıklar vererek, kendilerinde herhangi bir hata ve yanılma olmadığını, elde ettiklerinin kendileri için bir lütuf olduğunu düşünerek günah işlemeye devam ederler ve böylece hiç farkında olmadan aşama aşama anlamayacakları yerden azaba yaklaştırılırlar.” demektir.  
Cemil Said
swap_vert close
Bu Kur’ân’ı tekzîb idenlerin lehinde artık bana bir şey söyleme, biz ânları hiç haberleri olmaksızın derece derece ’azâba sevk ideceğiz.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
(Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helâka yaklaştıracağız.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Sen bu sözü yalan sayanı bana bırak! Biz onları, bilemeyecekleri bir şekilde yavaş yavaş azaba doğru çekeceğiz.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
(Resûlüm!) Sen bu sözü (Kur'an'ı) yalan sayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırıyoruz.
Edip Yüksel
swap_vert close
Bu hadisi (sözü) yalanlayanla Beni başbaşa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yavaş yavaş yaklaştıracağız.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
O halde bana bırak bu sözü tekzib edenleri, biz onları istidrac ile çıkarır, bilemiyecekleri cihetten yuvarlarız
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Resûlüm!) Bu sözü (Kur’ân’ı) yalanlayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları, (ısrarla hakkı inkâr etmeleri yüzünden) bilmedikleri bir yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.
Erhan Aktaş
swap_vert close
O halde bu hadisi¹ yalanlayanları Bana bırak. Onları bilmedikleri bir yerden yavaş yavaş yaklaştıracağız.
1- Sözü. İlahi mesajı, Kıyamet Günü'nü.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Artık bu sözü yalan sayanları bana bırak. Biz onları, kendilerinin bilmeyecekleri bir cihetden, derece derece azaba yaklaşdırıyoruz.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Ey Resûlüm!) Artık bu sözü (Kur'ân'ı) yalanlayanları bana bırak! Yakında onları, bilmedikleri yerden yavaş yavaş (azâba) yaklaştıracağız!
İhsan Aktaş
swap_vert close
(Ey Resulüm!) Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanlarla beni başbaşa bırak! Biz (kendilerine birtakım dünyalıklar versek bile, yaptıkları kötülükler yüzünden) onları hiç bilmeyecekleri bir yönden derece derece (adım adım helâke) yaklaştıracağız. (*)
[* ) Bilmeden bir kimsenin helâke sürüklenmesinin bir şekli de şudur: Zalim ve doğruluk düşmanı birine bu dünyada sıhhat, mal, evlat, başarı gibi bazı nimetler verilir. Böylece kendisinde hiçbir günah ve yanılgı olmadığını zannederek Hakka karşı gizli düşmanlığa, zulüm ve isyana battıkça batıp tükenmektedir. Bu nimetlerin kendisi için bir bağış değil, bilakis felaketine vesile olduğunu fark etmemektedir.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Artık onları ve bu sözleri (Kur’an’ı) yalanlayanları bana bırak. Biz onları, bilmedikleri yerlerden yavaş yavaş yakalayacağız.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Artık sen Kur’an2ı yalan sayanları Bana bırak. Biz onları hiç sezdirmeden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Bu sözü [²] yalan sayanları, sen bana bırak. Biz, onları anlamayacakları bir yolda azar azar azaba yaklaştıracağız.
[2] Kur'an'ı mübini veya kıyamet sözünü.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Ey Peygamber!) Bu sözü/Kur’an’ı yalanlayanları sen Bana bırak! Onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş (helaka) sürükleriz.
Kadri Çelik
swap_vert close
Artık bu sözü yalan sayanı sen bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.
Mahmut Kısa
swap_vert close
O hâlde, ey Müslüman; bu ilâhî kelâmı yalanlayan inkârcılarla Beni baş başa bırak! Sen onlara aldırma, görevini yapmaya bak; o zâlimlerin hakkından bizzat Ben geleceğim! Onları, hiç farkına varamayacakları biçimde adım adım felâkete sürükleyeceğim.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Artık bana bırak, bu Hadîs’i / Söz’ü yalanlayan kimseleri! Bilmeyecekleri yerden onları ağır ağır derecelendireceğiz.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Resulüm! Kura’na yalan diyenlerin işini bana bırak. Çünkü biz onları, hiç beklemedikleri bir yerden avlayacağız.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Gerçekleri yalanlayanları bana bırak! Onları hiç bilmedikleri, hiç düşünmedikleri yerlerden yavaş yavaş azaba ulaştıracağız.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanı bana bırak! [*] Biz onları bilemedikleri bir şekilde yavaş yavaş helake sürükleyeceğiz.
Benzer mesajlar: Müzzemmil 73:11; Müddessir 74:11.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Artık şu (Allah’ın) sözünü yalanlayanları sen Bana bırak. Biz onları bilmeyecekleri yönden derece derece azaba yaklaştırırız.¹
1 Onlara iyi olacağını zannettikleri servetler, zevkler ve dünyalıklar vererek, hissettirmeden derece derece azap uçurumuna çeker, bilemeyecekleri bir yönden oraya yuvarlarız.  
Muhammed Esed
swap_vert close
O halde bu haberi ²³ yalanlayanları Bana bırak. Onları, ne olup bittiğini fark etmeyecekleri şekilde, ²⁴ yavaş yavaş alçaltacağız:
23 Yani, genel olarak ilahî vahyi, özel olarak da yeniden dirilme ve hesap verme haberini -burada kasdedilen, yalnız Allah’ın, onları cezalandırıp cezalandırmayacağına veya nasıl cezalandıracağına karar verme hakkına sahip olduğudur.24 Lafzen, “ne zaman [geleceğini] bilmeden”. Hem yukarıdaki cümle, hem de bir sonraki cümle (ayet 45), 7:182-183 ile hemen hemen aynı ifadelere sahiptir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Bu hadis Kuran karşısında yalana sarılanları bana bırak. Onları farkına varamayacakları yerden yavaş yavaş helake sürükleyeceğiz. 45/6, 39/71
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Artık bana bırak bu sözü[⁵²⁶⁴] yalanlayanları; hiç bilmedikleri bir yerden yavaş yavaş bitireceğiz onları.
[5264] Veya: “hadiseyi” yani, “Hesap Günü’nü”; ya da en büyük hadiseyi haber veren en büyük ‘hadis’i, yani “vahyi, Kur’an’ı”. Hadîs, “mecazen hadiseyi haber veren söz”, hakikaten “sözün haber verdiği hadise”dir (Bkz: 66:3, not 5).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey Muhammed) Artık sen bu kelâmı (Kur’an’ı) yalan sayanları bana bırak. (Kendini üzme) Biz onları, bilmedikleri yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırıyoruz.
Osman Fırat
swap_vert close
Bu sözü yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece (azâba) yaklaştıracağız.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Artık bu kelâmı tekzîp edenleri bana bırak. Onları bilmedikleri bir taraftan derece derece (azaba) yaklaştıracağız.
Suat Yıldırım
swap_vert close
44, 45. O halde sen bu şerefli sözü, Kur'ân'ı yalan sayanı Bana bırak! Biz onları, bilmedikleri, farkına varmadıkları bir yerden, yavaş yavaş azaba yaklaştırırız. Ben onlara mühlet veriyorum! Doğrusu Ben'im düzenim, pek sağlamdır. [23, 55-56; 6, 44; 3, 196-197; 7, 182-183]
Farkına vardırmadan azaba sürüklemenin bir şekli de şudur: Azgın, zalim birine dünyada sağlık, mal mülk, aile mutluluğu, çocuklar, başarı gibi nimetler verilir. Böylece kendisinde hiç bir eksiklik, hata ve yanılma olmaksızın zulüm ve isyanında devam eder. Bu nimetlerin kendisi için lütuf değil, imtihan ve felaket sebebi olduğunun farkına varmaz.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Bu sözü yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
(Yâ Muhammed) Sen Kur'ân'ı tekzîb idenleri bana bırak. Onları bilmedikleri yerden istidrâc iylerim. (Günâhlarını art[ır]mak içün ni'met viririm)
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Bu söz (Kur’an) karşısında yalana sarılanı bana bırak! Onları beklemedikleri yerden adım adım kötü sona yaklaştırırız.
Şaban Piriş
swap_vert close
Bu sözü yalan sayanları bana bırak. Onları bilmedikleri bir yerden ağır ağır azaba yaklaştıracağız.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Bu sözü yalanlayanı Bana bırak. Onları ummadıkları yönden yavaş yavaş helâke yaklaştıracağız.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Bu sözü yalanlayanla beni baş başa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yakalayacağız.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
pes ķo beni anuñ-ile kim yalan dutar uşbu sözi. tįz azın azın 'aźāba yaķın eyleyevüz anları ol yirden kim bilmezler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Pes ḳoy beni ol kimse‐y‐ile ki bileler bu sözi. Anları azın [azın] ‘aẕāba yaḳıniletürüz, anlar bilmedügi yirden.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Ya Peyğəmbər!) Artıq bu kəlamı (Qur’anı) yalan sayanları Mənə tapşır. Biz onları özləri də bilmədən tədriclə əzaba giriftar edərik.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Leave Me (to deal) with those who give the lie to this pronouncement. We shall lead them on by steps from whence they know not.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Then leave Me(5625) alone with such as reject this Message: by degrees shall We punish them from directions they perceive not.(5626)
5625 Notice the transition between "Me" and "We" in this verse, and again to "I" and "My" in the next verse. The first person plural ordinarily used in the Holy Qur'an as Allah's Word, is the plural of respect. In Royal decrees the first person plural is similarly used. When the first person singular is used, it marks some special personal relation, either of Mercy or favours (as in 2:38 or 2:150) or of punishment, as here. (Cf. n. 56 to 2:38). 5626 Cf. 7:182. We must not be impatient if we see the wicked flourish. It may be that the very appearance of flourishing here may be a part of the Punishment There may be an eventual punishment by a sort of Cataclysm; but evolutionary punishment is gradual and sure. Allah may punish wicked people by granting them respite and providing them worldly benefits in abundance, which encourages them in sin and transgression. So when they are finally seized by the Wrath of Allah they are caught suddenly and utterly unprepared, as it were, red-handed while engrossed in disbelief, a life of impiety and open revolt against their Lord! (R).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
فَذَرْن۪ي
Bana bırak
وَمَنْ
kimseyi
يُكَذِّبُ
yalanlıyor
بِهٰذَا
bu
الْحَد۪يثِۜ
sözü
سَنَسْتَدْرِجُهُمْ
onları tedrici olarak yaklaştıracağız
مِنْ حَيْثُ
o yerden ki
لَا يَعْلَمُونَۙ
bilmiyorlar
(Resulüm!) Sen bu sözü (Kur'ân'ı) yalan sayan kimseyi Bana bırak! Biz onları, bilemeyecekleri bir yerden tedrici olarak (yavaş yavaş, hak ettikleri azaba) yaklaştıracağız.
وَذَرَ
Fiil-I
و ذ ر
Geride bıraktı, terk etti
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
كَذَّبَ
Fiil-II
ك ذ ب
Yalanladı, yalan saydı
هٰذَا
İşaret zamiri
هٰذَا
Bu, budur
حَدِيث
İsim
ح د ث
Söz, haber, hikâye, laf, kıssa
اِسْتَدْرَجَ
Fiil-X
د ر ج
Tedrici olarak yaklaştırdı
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
حَيْث
İsim
ح ي ث
O yer, o yerde, o yeri ki
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
عَلِمَ
Fiil-I
ع ل م
Bildi