1, 2. Nûn. Kaleme ve (onunla) satır satır yazmakta oldukları şeylere (Kur’an’a ve yazılan her türlü faydalı bilgilere) yemin ederim ki (Resulüm!) Sen Rabbinin nimeti (hidayet ve inayeti) sayesinde (inkârcıların iddia ettikleri gibi) asla mecnun (delirmiş) birisi değilsin! (*)
(*) Burada kalem ile simgelenen yazının, insanın düşünce, tecrübe ve kavrayışlarının kayıtlar aracılığıyla bireyden bireye, kuşaktan kuşağa ve bir kültür çevresinden diğerine aktarılmasında önemli bir etken; bilginin yazılıp korunmasında, ilim ve irfanın gelişmesinde, dolayısıyla toplumların aydınlanmasında vazgeçilmez bir araç olduğuna işaret vardır. Kur’ân-ı Kerîm’in ilk inen sûresine (Alak) “oku!” buyruğuyla başlandığı gibi ikinci inen bu sûrenin ilk âyetinde de Allah Teâlâ tarafından yazı aracı olan kaleme ve kalem ehlinin onunla yazdıkları üzerine yemin edilmiş olup bu durum, İslâm’ın okuma yazmaya, bilime ve yazılı kültüre verdiği önemi göstermesi açısından oldukça anlamlıdır. Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri) Bizce de kalemden maksat hem vahyi hem de insanın düşünce, tecrübe, kavrayış ve bütün maddi ve manevi faydalı bilgileri kayıt altına alan araç ve gereçlerdir. Yani âyeti genel anlamda değerlendirmek daha doğru olur. Ayrıca kalem, söz ile yazı arasındaki elçidir… Alak 4-5’te olduğu gibi, burada da hem Allah Resulünün hem de insanların dikkati kaleme ve azıya çekilmektedir. Bununla, sözlü kültürün mensubu olan Allah Resulüne, vahyi kayıt altına aldırarak (veya alarak) mü’minleri yazılı kültüre taşıma misyonu yüklenmektedir. Allah Resulünün vahyi yazması ve yazdırması, bu mesajın gereğidir. Zaten, üzerine yemin edilerek belirlilik takısıyla gelen kalem “vahyi yazan kalem”, “yazdıkları” ise “vahiy”dir. Bu, mukattaa harfleriyle başlayan sûrelerin ortak vasfının, vahye atıf olduğu yorumuna da uygundur. (M. İslamoğlu Meali 1. Ayet Açıklaması) İşte ilk inen bu iki sûrede Kur’ân, insanın dikkatini bilimin gelişmesini sağlayacak okumaya, yazmaya ve bunun araçlarına çevirmektedir. Not: Her ne kadar bazı meal ve tefsirlerde, kalemle yazı yazanlar insan amelini kayıt altına alan melekler olduğu söylense de melekler metafizik varlıklar olduğundan maddi bir araç olan bizim bildiğimiz kalemle yazmaları pek uygun görülmemektedir. Çünkü insan hafızası nasıl sesleri, görüntüleri zapt ediyor ve bizim sözünü ettiğimiz âletlerin (kalem, bilgisayar vb. araçlarının) hiçbirini kullanmıyorsa, hafızanın rahatlıkla yaptığı bir işi, Allah’ın vazifeli bir meleği de yapabilir. (الله اعلم) Tabiin imamlarından Mücahid’e göre kalemden maksat “kendisiyle Kur’ân yazılan kalem”, onunla yazılan şey ise Kur’ân’dır. O böylece genel bir kavramı en mükemmel bir örneği ile tefsir etme yönteminin bir numunesini göstermiştir. Yoksa gayesi, geniş anlamı sınırlandırmak değildir. Ayrıca bazı sûrelerin başındaki’’Huruf-ı Mukatta’’ ile ilgili detay için Bakara-1. yetin açıklamasına bakılabilir. Ayrıca bu mecnun ifadesiyle, Hz. Muhammed (s)’in çağdaşlarından büyük kısmının onun tebliğata başlamasına tepki olarak kullandıkları ve yıllarca onu aşağılamak için kullanmaya devam ettikleri ithama bir îmadır. Yukarıdaki pasaj, daha geniş anlamda, -Kur’an’da sıkça rastlandığı gibi yalnızca Allah Resulüne değil, aynı zamanda onu izleyen veya izleyecek olanların tümüne ilişkindir: Bu örnekte ise, manevî değerlerini Allah’a ve ölümden sonraki hayatın varlığına inanma temeline oturtan herkesi kapsamaktadır. (M. Esed Meal Açıklaması)
ويجوز أن يكون قسما بالأقلام التي يكتب بها كتاب الوحي القرآن ( وما يسطرون ) قسما بكتابتهم ، فيكون قسما بالقرآن على أن القرآن ما هو بكلام مجنون (التحرير والتنوير ) وإن أراد تعالى بني آدم، فهي الكتب المنزلة والعلوم وما جرى مجراها (تفسيرابن ابن عطية)