Elbet bunda, (akleden) bir kalbe sahip olanlar için[⁴⁶⁹¹] ibretlik bir uyarı vardır; veya pür dikkat bir şahit olarak kulak verenler için…[⁴⁶⁹²]
[4691] Bu ibare gösteriyor ki, Kur’an kalb derken fizikî bir organı değil, akletme ve inanma yetisini kastetmektedir. Kalb’in iki aslî mânası vardır: 1) Bir şeyin en şerefli ve en saf kısmı. 2) Sürekli dönen, yerinde durmayan. Kur’an’da genellikle “akıl” anlamında kullanılır. Kur’an’da bağırsak dahi geçerken hassaten “beynin” geçmemiş olmasının gerekçesi budur. Akleden kalp beyin, fıkheden kalp yürektir, denilebilir.
[4692] Yani, selim bir akla veya sağlıklı bir gözlem ve bilgiye sahip olanlar için. İkili bilgi kaynağına dair benzer bir kullanım için bkz: 67:10. Şahit ile ğaib birbirlerinin karşıtıdır. Vahye kulak verip onu anlayanlar, onun naklettiği ğaybi hakikatleri görür gibi olurlar. Bu da onları şahit kılar. Akleden bir kalbe sahip olmayanlar şahit olamazlar. Mücahid, “Akleden kalbin ‘tanık olması’ onu anlamasıdır; bunu yapmayana Kur’an’ın söyleyeceği hiçbir şey yoktur” der.