9 , 10, 11. Gökten (bulutlardan) da mübarek (bereket ve rahmet yüklü) bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek ekinler, taneler, tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları (vs.) bitirdik (yetiştirdik). Ve böylece onunla (adeta) ölü bir memlekete (toprağa) hayat verdik. İşte (insanın) yeniden dirilişi de böyle olacaktır. *
(*) Âyette, öldükten sonra dirilmenin hiç de öyle akıl almaz bir şey olmadığı, yeryüzündeki sürekli yenilenme olaylarına işaretle özlü bir şekilde anlatılmış olmaktadır. Gerçekten, kupkuru topraktan ve ağaçlardan, yemyeşil bitkiler ve yapraklar, rengârenk çiçekler ve meyveler çıkaran ilâhî kudret için, yoktan var ettiği insanı tekrar diriltmesinin zor olacağı düşünülemez. Sayısız «bâ’s ba’de’l-mevt» (öldükten sonra dirilme) olayına sahne olan yeryüzüne bir kez ibret gözüyle bakıvermek bile, Allah’ın kudretini kavramak için yetecektir. (D. Vakfı Meali 19. Ayet Açıklaması) Ayrıca bu âyette henüz tanımlayamadığımız canlılık denen oluşum konu edilmektedir. Cansız bir madde nasıl can kazanır? Öldükten sonra o can dediğimiz şeyi neden bir kez daha o organizmanın içine yükleyemeyiz? Karbon, sodyum, kalsiyum gibi toprakta bulunan ölü cevherlerden bir canlı oluşmaktadır. Bu elementlerin birleşmesi ile insan denilen varlık oluşturulmuş ve onun içine fiziksel maddelerle direkt hiçbir ilişkisi bulunmayan vicdan, duygu ve hayaller ortaya çıkmaktadır. Canlı kanlı bir organizmanın canı gittikten sonra tüm organ ve hücreleri sağlam olsa dahi o biten canlılık tekrar geri gelmemektedir. Tabiatta cansız gibi görünen topraktan çıkan canlılık üzerinden, konu beşerin yaratılmasına getirilecektir. (Kurandan Hayata)