Ve Biz, her bir insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.[²²³⁹] Nitekim Kıyamet Günü onun önüne, (dünyada yapıp ettiği)[²²⁴⁰] her şeyi kayıtlı bulacağı bir sicil koyacak (ve diyeceğiz ki):
[2239] Lafzen: “Ve Biz, her bir insanın kuşunu kendi boynuna geçirdik”. Tâir, “uçan varlık” anlamına gelir. Aynı kökten türetilen tayr, “kuş” türünün ortak adıdır. İslâm öncesi Arap toplumu, bir şey yapmaya niyetlendiklerinde kuş uçururlar, o kuşun sağa-sola ya da yukarı-aşağı uçuşuna göre anlamlar çıkarırlardı. Bu işleme, kader ve kısmeti belirlemek ve geleceği okumak için başvururlardı (Râzî). Allah Rasûlü de tıyerayı “uğurluluk-uğursuzluk” ile ilgili bir bâtıl inanç olarak tarif etmiş ve bunu şirkin kardeşi olan cibtten saymıştır (Hadis için bkz: 4:51, not) Bâtıl inanca dayalı bu uygulamada kullanılan aracın adı ya da niteliği (tâir, tetayyur, tıyera) daha sonra “şans, talih, uğur, kader ve kısmet” anlamlarında kullanılmaya başlandı. Ebu Ubeyde tâiri “nasip, pay” (haz) olarak açıklamıştır (Krş: 3:49; 5:110; 7:131; 17:13; 27:47; 36:19). Tâir’i çevirimiz bu verilere dayanmaktadır. Âyette geçen ‘unuk (bir başka okuyuşta ‘unk), kinayeten “sorumluluk alma, yük taşıma”yı ifade eder. Bunu göz önüne alan Elmalılı, ibareye alternatif anlam olarak “mesuliyetini kendi talep ve ameline tahsis ettik” veya “vebalini kendi nefsine bağladık” karşılığını verir. Râzî de, ‘insanın boynuna takılanın “tasma” mı, “madalya” mı; ya da “yular” mı, “gerdanlık” mı olacağını yine kendi tercih ve eylemlerinin belirlediğine’ dikkat çeker. Bizim tercihimiz olan “kendi çabasına” karşılığı, ‘unuk’un bu çağrışımlarına dayanmaktadır. Zaten âyetin son kısmı, insanın kişisel tercihleriyle maddî ve mânevî yazgısı arasındaki doğrudan bağı vurgulamaktadır.
[2240] Parantez içi açıklamamız, Taberî’nin tercihine dayanmaktadır.