close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

İsrâ Sûresi 1. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Subhâne-lleżî esrâ bi’abdihi leylen mine-lmescidi-lharâmi ilâ-lmescidi-l-aksâ-lleżî bâraknâ havlehu linuriyehu min âyâtinâ(c) innehu huve-ssemî’u-lbasîr(u)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Noksan sıfatlardan münezzehtir kulunu geceleyin Mescidi Haram'dan çevresini kutladığımız Mescidi Aksa' ya götüren, ayetlerimizden bir kısmını ona da gösterelim diye, şüphe yok ki o, her şeyi duyar, görür.
Hz. Muhammed (s.a.a)'in, bir gece, Mekke'den Kudüs'e gitmesine ve oradan göğe çıkmasına, yani Mirac mucizesine aittir. Mirac'dan, 53. sûrede bahsedilecektir.  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
• NOT: [İSRA SURESİ ilk ayetlerinde: a-Hem Miraç hadisesinin hikmet ve hedefleri anlatılmaktadır. b-Hem Mescid-i Aksa’nın (Kudüs ve Filistin topraklarının) ve civarının; Doğu Akdeniz Havzası, Türkiye, Mısır, Sudan, Suriye, Irak, İran ve Arabistan yarımadasının, iklim ve bitki ürünleri ve yer altı zenginlikleri bakımından bereketli kılındığı, ve özellikle Hakk Dinin ve büyük medeniyetlerin beşiği yapıldığı vurgulanmaktadır. c-Hem de Beni İsrail’in küfür ve zulüm ehlinin kirli geçmişlerine ve günümüzdeki acı akıbetlerine işaret buyrulmaktadır.] Bazı ayetlerimizden (ibret ve hikmet mucizelerimizden) kendisine göstermek için, (en makbul ve muhterem) kulunu (Hz. Muhammed’i AS) bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren (oradan da bütün gök katlarına yükseltip kudret ve hikmet eserlerini seyrettiren. Bak: İsrâ-93) O (Allah) Yücedir. (Sübhan olup her türlü hata ve noksanlıktan münezzehtir.) Gerçekten O (her şeyi, herkesi, her sesi ve kalpten geçeni) İşitendir, Görendir. (Öyle ise devamlı O’nun huzurunda bulunduğunuzu unutmayınız.)
[Not: Böylece insanlar içerisinden seçip Kendi Zatına en güzel ve en mükemmel Halife makamına eriştirdiği Hz. Muhammed’e (SAV), Kâinatın bütün tabakalarını ve oralardaki harika yaratıklarını bizzat göstermek ve İlahi müjde ve mesajlarını hepsine iletmek üzere, Onu Mİ’RAC’a çıkarmıştır.]  
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Yüceliğinde sınır olmayan O Allah ki, kulu Muhammed'i geceleyin, kendisine bazı ayetlerini göstermek için, Mekkede'ki Mescii Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız, Mescidi Aksâ'ya götürdü. Çünkü, gerçekten herşeyi duyan ve gören O'dur.
Ana unsur Rasûlullah’ın şahsiyeti ve Allah’ın peygamberini desteklemek ve davasının doğrulu-ğunu göstermek üzere getirdiği açık mucizeler ve delillerdir. Sûrede Allah’ın harikulade şeyler yaratma ko-nusundaki gücünü göstermede açık bir delil olan İsra hadisesi anlatılır. Ayrıca İsrailoğullarının fesadından örnekler vererek devam eden sûre gece ve gündüzün ve birbiri ardına değişmeyen bir kanunla seyreden ni-zamından da bahseder. Bazı sosyal davranış usulleri ve güzel ahlaktan da bahsederek, bu kurallarla yaşa-maya davet eder. Sûre müşriklerin sapıklıklarından bahsedip dirilme ve hesap günü de hatırlatılarak Allah’ın ortaktan, çocuktan ve noksan sıfatlardan uzak olduğu birdirilerek son bulur. Sûreye “Sübhân” ve “Benî İsrail” ismi de verilir.  
Ahmet Tekin
swap_vert close
Bir gece, kulu Muhammedin Mescidi Haram'dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya, en yüce makama vuslatını gerçekleştiren, huzurunda secdesini sağlayan Allahı tesbih, tenzih ve takdis ederiz. Kudretimizin açık delillerinden olan o evrensel peygamberi ins ü cinne, bütün kainata tanıtalım; kainat ve ötesinin, geçmişte olanlar ve gelecekte olacakların bir kısmını ona müşahede ettirelim diye bu miracı gerçekleştirdik. Şüphesiz Rasulü Muhammedin, kainat ve ötesindeki duyduklarını ve gördüklerini duyuran ve gösteren Odur.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 17/60; 53/18.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir.
Ali Bulaç
swap_vert close
Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Her türlü noksanlıktan münezzeh olan O Allah'dır ki, kulunu (Hz. Peygamber Aleyhisselâmı) gece Mescid-i Harâm'dan (Mekke'den alıp) o etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya kadar götürdü; ona, âyetlerimizden (kudretimize delâlet eden acaibliklerden) gösterelim diye yaptık. Hakikat bu: O Semî'dir = her şeyi işitir, Basîr'dir= her şeyi görür.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Bir gece kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, (Muhammed) kulunu, Mescid-ül Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-ül Aksa’ya götüren Allah(*) her nevi eksikliklerden münezzehtir. O gerçekten işitendir, görendir.
(*) Arap dilinde aynı cümle içinde ifade biçimini değiştirmek, edebî bir sanat sayılır, zihni tahrik eder, vurguyu arttırır. Burada da Allah, kendisinden bahsederken, üçüncü şahıs zamirinden mütekellim (1. şahıs) zamirine geçiyor. Aynı sanat, Kur’anın birçok yerinde özellikle Fatiha’nın başında mevcuttur. Miraç; kâinatın iç yüzünü görmek, Allah’ın münezzehiyetini müşahede etmek seyahatidir.  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Bir gece, kendisine âyetlerimizden/kâinatın işleyiş kanunlarından bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya yürüten Allah, noksan sıfatlardan uzaktır. O, işitendir; görendir. [281][282]
[281] İsrâ sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XI, 161.[282] İsrâ hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XI, 163-170.  
Besim Atalay
swap_vert close
Kendisine belgelerimizden bir nicesin göstermekçin, kulunu geceleyin Mesçidi Haram'dan, yöresini uğurlu kıldığımız Mesçidi Aksâ'ya getirmiş olan Allah kutsaldır, O İşitir, O görür
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Yüceliğinde sınır olmayan O (Allah) ki kulu (Muhammed')i bir gece, kendisine bazı ayetleri göstermek için Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götürdü. Muhakkak ki O, (evet) O, (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla görendir.
“İsra” sözcüğü “geçmek, gitmek, geceleyin yürümek” anlamındaki "s-r-y" kökünden gelir ve “gece yürütmek” demektir.“Ayetler” terimi, Kur’an’da tekil ve çoğul olarak çok sık kullanılan bir terimdir. Kur’an’daki sureleri oluşturan kelime ya da cümlelere ayet ismi verilse de burada kendisiyle bir başka şeyin varlığına ya da niteliklerine hükmedilen delil, açık alamet, simge, veri veya işaret anlamında kullanılmıştır. “Aksa” sözcüğü, Kur’an’daki diğer örneklerde (Enfal 8/42, Meryem 19/22, Kasas 28/20, Yâsîn 36/20) olduğu gibi kenarında, uzak, dışında, öbür ucunda anlamlarına gelmektedir. Buna göre Mescid-i Aksa, Mekke Şehrinin dışında, uzağında, kenarında bir Mescid demektir. Buradaki “Mescid-i Aksa” ifadesi Kudüs’teki mescidi işaret etmiş olamaz. Çünkü, bu ayet nazil olduğu zaman Kudüs’teki mescidin adı “Beytü’l-Makdis” ti. Yaklaşık 50 yıl sonra Abdülmelik b. Mervan Kudüs’ü fethedince mescidin ismini “Mescid-i Aksa” olarak değiştirmiştir. Ayette bahsedilen göstergeler, mahiyetini ve detayını bizim bilmediğimiz özel delillerdir. İsra, Hz. Peygambere sanıldığı ve iddia edildiği gibi bedeniyle değil İsra 17/60. ayette de açıklandığı gibi rüyasında, ruhuyla yaptırılan bir yolculuktur.  
Cemil Said
swap_vert close
Bir gice vakti Allâh te’âlâ ’abdini (Muhammed sallAllâhu ’aleyhi vesellemi) Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya götüren Allâh’a hamd olsun. Mu’cizeler göstermek içün o mescidin etrâfındaki bilâd ve emâkine dünyâ berekâtı virdik. Allâh her şeyi işidir ve görir.
[1] Gice seyahati  
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescidi Haram'dan (Mekke'den), kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya (Kudüs'e) götüren Allah'ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.[309]
İsrâ ve Mî’rac, Peygamberimizin mucizelerindendir. Hicretten bir buçuk yıl kadar önce vuku bulmuştur. Hz. Peygamber, bir gece Kâbe’nin çevresinde uyku ile uyanıklılık arası bir durumda iken Cebrail gelmiş, onu Burak adlı, -bizce mahiyeti bilinmeyen- bir binite bindirerek, önce Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürmüş, oradan da göklere yükseltmiş “Sidretü’l-Müntehâ” denilen en üst makama ulaştırmıştır. Hz. Peygamber, bu makamı da geçerek Cenab-ı Hakk’ın huzuruna erişmiştir. Mucizeler, tabiat kanunlarının dışında cereyan eden harikulâde olaylardır. Bu sebeple, onları aklî ölçüler içinde değerlendirmek doğru olmaz.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Bir gece, kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.
Edip Yüksel
swap_vert close
Bazı ayetlerimizi kendisine göstermek için kulunu geceleyin (Mekke'deki) Kutsal Mescitten, çevresini kutlu kıldığı en uzak mescide (secde yerine) alıp götüren çok Yücedir. O kuşkusuz İşitendir, Görendir
Bu ayette geçen "el-mescid-il aqsa" ifadesi, "secdenin yapıldığı en uzak yer" anlamına gelir. Bu ayet, Muhammed'in bilincinin, Kuran verilmek üzere Kadir gecesinde Yedinci Göğe alınması olayına işaret ediyor olabilir mi? Bak 2:185; 44:3; 53:1-18; ve 97:1. Bu ayetin anlamı hikaye ve düzme hadislerle saptırılmak istenmiştir. Kudüsteki mescidin adı Kudüs'ün müslümanlarca alınmasından sonra Mescidi Aksa olarak değiştirilmiştir. Nitekim Kuran'ı Kerim o bölgeyi tam tersine "en yakın" olarak tanımlar (30:1).  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescidi Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescidi Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Tenzih o Sübhana ki kulunu bir gece Mescidiharamdan o havalisini mübarek kıldığımız Mescidi Aksâya isrâ buyurdu ona âyetlerimizden gösterelim diye, hakıkat bu: odur o işiden gören
Emrah Demiryent
swap_vert close
Gecenin bir vaktinde, kendisine (kudretimize delâlet eden) bazı âyetlerimizi gösterelim diye (resûlü, Muhammed) kulunu (rûh ve bedeniyle) Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi hakkıyla görendir.
Erhan Aktaş
swap_vert close
O sübhandır.¹ Kulunu, Mescid-i Haram'dan² çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya³ bir gece yürüttü. Ona ayetlerimizi göstermek için. Kuşkusuz O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Gören'dir.
1- Bütün noksanlıklardan uzaktır. 2- Kâbe. 3- Aksa sözcüğü, uzak, dışında, öbür ucunda, kenarında anlamına gelmektedir. Mescid-i Aksa, şehrin dışındaki, öbür ucundaki mescid demektir. (Örneğin: 8:42; 19:22; 28:20; 36:20) Mescid-i Aksa, haram/dokunulmaz kılınan bölgenin mescidi olan Mescid-i Haram'ın, uzağında bulunan bir mescittir. Kudüs'teki Mescid ile bir ilgisi yoktur. Zira bu ayetin inişinden yaklaşık 50 yıl sonra Abdülmelik b. Mervan tarafından ismi Mescid-i Aksa olarak değiştirilen ve bugün Mescid-i Aksa olarak anılan mescidin o zamanki adı “Beytü'l-Makdis”ti. Bu ayetin, tamamen “uydurma” ve gerçek dışı olan “miraç” olayı denilen olayla hiçbir ilgisi yoktur.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Kulunu (Muhammed sallellâhü aleyhi ve sellemî) bir gece Mescid-i haramdan (alıb) Mescid-i Aksaaya kadar götüren (Zât-i ecelle ve a'lâ her dürlü nakıysalardan) münezzehdir. (O Mescid-i Aksaa ki) biz onun etrafına (feyz ve) bereket verdik (ve bu gece yolculuğunu) ona (o peygambere) âyetlerimizden ba'zısını gösterelim diye (yapdırdık). Şübhesiz ki O, (asıl) O (her şey'i) hakkıyle işiden, (her şey'i) kemâliyle görendir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Harâm'dan, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya (İsrâ -gece yürüyüşü- ile) götüren (Allah, her türlü noksanlıktan) münezzehtir.(1) Şübhesiz ki Semî'(herşeyi işiten), Basîr (hakkıyla gören), ancak O'dur.
(1)“Mâdem şu insanlar içinde, şu kâinât Sâni‘inin (kâinâtı san‘atla yaratan Allah’ın) makāsıdını(maksadlarını) en mükemmel bir sûrette bildiren ve şu kâinât tılsımını keşfeden (sırlarını ortaya çıkaran)ve hilkatin muammâsını (yaratılışın gizliliklerini) açan ve rubûbiyetin (Allah’ın terbiye ve idâre ediciliğinin)mehâsin-i saltanatına (saltanatının güzelliklerine) en mükemmel tarzda dellâllık eden Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’dır. Elbette bütün efrâd-ı insâniye (insanların ferdleri) içinde öyle bir ma‘nevî seyr ü sülûkü (ma‘nevî mertebelerde seyâhati) olacaktır ki, cismânî (maddî) âlemde seyr ü seyâhat sûretinde bir Mi‘râcı (yükselmesi) olacaktır. ‘Yetmiş bin perde’ ta‘bîr olunan berzah-ı esmâ (isimlerin perdelerinin) ve tecellî-i sıfât ve ef‘âl (sıfatların ve fiillerin umûm kâinâttaki parıldamalarının) ve tabakāt-ı mevcûdâtın (varlık tabakalarının) arkasına kadar kat‘-ı merâtib edecektir (mertebeler geçecektir). İşte Mi‘râc budur.” (Sözler, 31. Söz, 245)Mi‘râc mu‘cizesi hakkında daha geniş îzâh için, bakınız; (Sözler, 31. Söz, 237-260)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Geceleyin, kendisine ayetlerimizden (kudretimizi yansıtan delillerimizden ve kâinatın işleyiş kanunlarından), bir kısmını gösterelim (müşahede ettirelim) diye kulunu Mescid-i Harâm’dan (kutsal secdelikten, Kâbe’den), çevresini mübarek kıldığımız Mescid’i Aksa’ya (en uzak secdelik’e) kadar (ruhen) götürmüş bulunan (o zatım olan Allah bütün) noksan sıfatlardan (niteliklerden) uzaktır. Şüphesiz o, işitendir; görendir.*
(*) Kur’ân’da Mi‘râc olayından hiç söz edilmez. İsrâ Sûresinin birinci âyetinde anlatılan ise, Mirâc değil, İsrâ olayı, yani Hz. Peygamber’in uruç olması değil, Mescid-i Harâm’dan, Mescid-i Aksâ’ya (uzak mescide) manevi bir yolculuğudur. Sûrede bunun dışında bir şey söylenmiyor. Ancak 60’ncı âyette “Sana gösterdiğimiz rüyayı ve Kur’ân’da iğrenç/kötü/gösterilen ağacı, insanlara sınama (aracı) yaptık” buyurulmaktadır. İşte İsra-60. ayetten de, bu olayın, Hz. Peygamber’in rüyasında kendisine gösterilen rûhânî bir müşâhede (vizyon) olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Arapçada rü’yâ, baş gözüyle değil, uykuda veya gönül gözüyle görme olayına denilir. Kaynak: (Kurtubî, el-Câmi‘: 3/425 ) Ayrıca Arapça metni aşağıya alınan Buhari’nin rivayetine göre de Hz. Peygamber İsra ve Mirac olayını bir rüya olarak anlatmaktadır. Bkz: ((التاج ج ٤ ص ٢٧٥- ٢٧٧) (من كتاب تفسير الحديث – لمحمد عزة دروزة İşte hem bu sûrenin 60. ayeti hem de Buhari’ nin aşağıdaki rivayeti İsra’nın bir rüya olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Zaten İsra’nın ruhen gerçekleştiği görüşünü benimseyen âlimler, Hz. Aişe’nin "Rasûlullah’ın bedeni yerinden ayrılmamış, o ruhuyla yolculuk yapmıştır, diyorlar. Ayrıca ‘’Hz. Aişe o zaman Hz. peygamberin eşi değildi, o bu olayı görmemiş, bu nedenle bu konuda onun sözü kabul edilemez…’’ diyenlere cevabımız şöyle olacaktır. Peki, bu olaya fiilen kim şahit olmuştur? Hz. peygambere isra ettirilirken o an kim onu görmüştür? Ayrıca Hz. Ayşe’nin de böyle bir inanç ve düşünceye sahip iken, Hz. Peygamber neden onun bu düşüncesini gidermeye çalışmamış? Onun İsra ile ilgili bu düşüncesi yanlış olsaydı ona müdahale etmeyecek miydi? Neden müdahele etmemiş ve ona ‘’Ey Aişe! Şunu bil ki, Allah beni sadece ruhen değil, hem ruh hem de bedenle Mescidi Aksa’ya götürmüştür’’dememiştir? İşte hem Hz. Aişe’nin bu rivayeti, hem de Muaviye’nin,"İsra Allah’tan gelen sadık bir rüyadan ibarettir’’ beyanları ile İbni İshak, Huzeyfe Bin el - Yemani ve Hasan-ı Basrî’nin bu görüşü kabul edip itiraz etmemeleri delil olarak kabul görülmüştür. Ayrıca İsra- 60. âyetindeki rüya ise gözle görmeyi değil düşte görmeyi ifade eder. Bkz: (Suyutî, Şerhu Kıssati`l- İsra, s. 55- Ve Fethul Kadir tefsiri.) Ki, bu ayet İsra’ya işaret ediyor. Yani 60. ayetten de anlaşıldığı gibi, İsra olayı, sadık bir rüya ve ruhani bir yolculuk idi. Bu nedenle kim ne derse desin, 60. ayette İsra olayı için (الرُّءْيَا ) ‘’rüya’’ ifadesinin kullanılması, bunun böyle olduğuna dair delil olarak bize yeterlidir. Zira biz, Yüce Rabbimizin kelamına inanıyoruz, uydurma rivayetlere ve bu uydurma rivayetlere göre tahrifat yapan tefsirlere değil. Ayrıca bu İsra olayı açıktan ve bedenen olmadığından bir mucize de değildir, çünkü peygamberlerin mucizeleri inkârcılara açıktan gösterilmek üzere verilmiştir. Yani mucizeler herkesin görebileceği şekilde yüce Allah tarafından verilmektedir. Oysa İsra olayı geceleyin, hiçbir kimsenin görmedeği bir anda gerçekleşmiştir. Demek ki İsra bir mucize/bedensel bir yolculuk değil, yüce Allah’ın elçisine bir lütfu keremidir. Çağdaş birçok müellif de İsra ve Miracın ruhen gerçekleştiği kanaatindedir. Bedenen gerçekleştiğini öne sürenlerin delillerini zayıf bulan Şibli Numanî, İsra sûresinin ilk âyetinde yer alan abd kelimesinin ruha atfedilebileceğini, bedenin her an değişikliğe uğrayabileceğini, kalıcı olanın ruh olduğunu söyler. Ayrıca bu olayda geçen Mescid-i Aksâ’nın dışındaki mekân ve hadiseler ruhani âleme aittir. Dolayısıyla bu tecrübe ruhun maddi unsurlardan sıyrılarak melekût âlemine yaptığı bir yolculuktur. Yine Şiblî’ye göre, bir şeyin imtihan konusu yapılması onun mutlaka olağanüstü sayılmasını gerektirmez. Ayrıca isrâ sûresinde anlatılan isrâ olayının akabinde yaşanan mi’râcın Necm sûresinde anlatılan olayla ilgili olmadığı kesindir. Çünkü Necm sûresi İsrâ sûresinden çok önce nâzil olduğuna göre önceden yaşanan bir hâdiseyi sonradan yaşanan bir olayın devamı niteliğinde göstermek tutarlı değildir. (الله اعلم ) //…İsra, Hz. Peygambere sanıldığı ve iddia edildiği gibi bedeniyle değil İsra 17/60. ayette de açıklandığı gibi rüyasında, ruhuyla yaptırılan bir yolculuktur.(C. Külünkoğlu Meal Açıklaması) Ayrıca Kudüs Tapınağı ya da Kutsal Tapınak (Ki, Kur’an buna “el-Mescidü’l-Aksâ, yani uzak Mescid veya uzak Tapınak diyor.) (İbranice: בית המקדש, Bet HaMikdash (Beytülmakdis); anlam:(Kutsal ev) Kudüs’ün Eski Şehrindeki Moria Tepesi’nde ("har ha-bayit") bulunan ve Yahudilerce kutsal sayılan tapınak. Birinci Tapınak, Kral Süleyman (İslama göre Süleyman peygamber) tarafından M.Ö. 960 dolaylarında kurulmuş ve Nabukadnesar yönetimindeki Babilliler tarafından M.Ö. 586’da yıkılmıştır. İkinci Tapınak ise, M.Ö. 520 dolaylarında açılmış ve Titus tarafından yönetilen Romalılarca M.Ö. 70’te yıkılmıştır… İşte İsra sûresi nazil olduğu zaman Kudüs’teki mescidin adı “Beytü’l-Makdis” ti. (Yani Kutsal ev.) Ama Kur’an buna el- Mescidü-l Aksa demiştir. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim’deki “el-Mescidü’l-Aksâ” ifadesi isim tamlaması terkibinde olmayıp sıfat tamlaması terkibinde olduğu anlaşılır, yani Mescidin özel ismi değildir. İşte el-Mescidü-l Aksa’dan maksat, o günkü (İbranice: בית המקדש, Bet HaMikdash Beytülmakdis, yani Kutsal ev olabilir. Ayrıca ayette geçen (عبد)’’ abd’’kelimesi (عبودية) ubudiyet, yani kulluk kelimesinden türemiştir. Bu nedenle (الله اعلم) yüce Allah kendi kudretini yansıtan bazı ayetlerden/alametlerden ve kâinatın işleyiş kanunlarından elçisine göstermek/müşahade ettirmek amacıyla elçisinin kulluk bilincini, zihnini, akıl ve gönül gözünü Messcidi Aksaya/en uzak secdelik’e almıştır. Yani ona bedensel değil, ruhsal/metafizik bir yolculuk yaptırmıştır. (الله اعلم) İşte (عبد) ‘’abd’’ ifadesinin bu anlamda olduğuna dair bazı ayetlerden delilimiz şunlardır: 1- Necım- 10. ayette yüce Allah şöyle buyuruyor. (فأوحي الي عبده ما أوحي)‘’ Böylece kuluna, (yani kulunun zihnine, bilincine, aklına ve gönlüne) vahyedeceğini vahyetti.’’ İşte buradaki (عبد)’’abd’’ kelimesi elçinin bedeni değil, onun kulluk bilincini, zihnini, aklını ve gönül gözünü ifade eder. Çünkü vahiy bedene değil, bedendeki kulun hafızasına, onun akıl, idrak ve zihnine indirilmektedir. 2- Şuara -193- 195: (نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الأمِينُ عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُون الخَ) ‘’Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur’an’ı) apaçık Arapça diliyle Güvenilir Ruh senin kalbine (zihnine, idrakine, bilincine, aklına ve gönlüne) indirmiştir.’ deniliyor. Yani onun bedenine değil. Demek ki, (عبد) ’’abd’’ yani KUL kelimesi bedeni değil, bedendeki ‘’akıl, zihin, hafıza, kulluk bilinci vs. manevi’’ özellikleri ifade eder. Özetle, hem İsra- 59. ayette göre Hz. peygambere Kur’an dışında hissi bir mucizenin verilmediği ve 60. ayette de net bir şekilde İsra olayı için (الرُّؤْيَا) ‘’er-rü’ya’’ yani RÜYA ifadesinin kullanıldığı, hem de Buhari’deki ‘’İsra ve Mirac’ın bir rüya olduğu’’ şeklindeki rivayeti sebebiyle bu olayın bedensel bir yolculuk olmadığı kesin olarak anlaşılmaktadır. Ayrıca (الْمَسْجِدِ الأَقْصَى)‘’en uzak secdelik’’ anlamında olup Kur’an’ın indiği dönemde orada bina halinde bir Mescid yoktu. Fakat İslamdan önce Hz. Süleyman orada bir Mabed (Beyti Makdis) inşa etmişti. Daha sonra Yahudilerin sürgün döneminde söz konusu Süleyman Mabedi de yakılıp yıkılmıştı. Yani İsra hadisesi olduğu zaman bina halinde orada bir mescit de yoktu. Şu anki Mescid-i Aksa ise sonradan bu adla inşa edilmiştir. (حقيقة-الاسراء - والمعراج) الاصح ان الإسراء والمعراج كانا مناما، بدليل قوله تعالى: {وَما جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِلنَّاسِ} [الإسراء: 60]، على أنَّ المراد بها ما رأى ليلة الإسراء، والرؤيا بالقصر ما يُرَى في المنام، وتشبُّثًا ببعض الروايات التي يدلُّ ظاهرها على أنه كان في المنام - وقالت عائشة ومعاوية: إنما أسري بنفس رسول الله صلى الله عليه وسلم، ولم يفارق شخصه مضجعه، وإنها كانت رؤيا رأى فيها الحقائق من ربه عز وجل. وجوزه الحسن وابن إسحاق (تفسير ابن عطية) ويصح أن يراد الرؤيا التي تكون بالروح، وهي ما كان بالعروج إلى الملأ الأعلى على ما اخترنا واتبعنا فيه كثرة من السلف الصالح. (زهرة التفاسير – محمد أبوزهرة) وقال قوم : أسري بروحه دون بدنه (تفسير البغوي) ويروون في صدده أحاديث كثيرة متنوعة الرتب. وفيها شيء كثير من التضارب فمنها ما يفيد أن الإسراء والمعراج كانا رؤيا منامية وأن جسد رسول الله صلّى الله عليه وسلّم لم يبرح مكانه. ومنها ما يفيد أنه كان مشهدا روحانيا، ومنها ما يفيد أنه كان مشهدا حيا وحادثا واقعا بالجسد واليقظة. ومنها ما يفيد أن الإسراء كان بالجسد واليقظة وأن المعراج كان في النوم أو بالروح (كتاب تفسير الحديث – لمحمد عزة دروزة) إ ن حديث المعراج اشتمل على أشياء في غاية البعد: إن الحركة البالغة في السرعة إلى هذا الحد غير معقوله. وأنكر آلاخرون الاسراء با لجسد وأثبتوا أن المعراج كان بالروح فحسب لوجوه . إنه لو صح ذلك لكان أعظم المعجزات وكان يجب أن يظهر حين اجتماع الناس حتى يستدلّ به على صدقه في ادعاء النبوة، فأما أن يحصل ذلك في وقت لا يراه فيه أحد، ولا يشاهده فيه مشاهد، فإن ذلك عبث لا يليق بحكمة الحكيم – إن الصعود بالجسم إلى العالم العلوي فوق طبقات معينة مستحيل، لأن الهواء معدوم، فلا يمكن أن يعيش فيه الجسم الحي أو يتنفس فيه - (ب) ركوب البراق: ولا حاجة له بذلك لأن العالم العلوي في غني عن ذلك. وهل يمكن للبراق أن يهرب؟ حيث تقول الرواية أن النبي قال: “أُتيت بالبراق فركبته حتى أتيت بيت المقدس فربـطـته بالحلقة التي يربط فيها الأنبياء (خوفا من هروبها ) ثم دخلت المسجد فصليت فيه ركعتين، ثم عُـرج بي إلى السماء”. (صحيح مسلم) هل ربط البراق بحلقة المسجد لاجل ان لا يهرب؟ وهل يمكن ان يرغب البراق عن امرالله ؟ وهل كان هذا منطقيا؟ (ج) إنه تعالى أوجب خمسين صلاة، ولم يزل محمد يتردد بين الله وموسى إلى أن عاد الخمسون إلى خمس بسبب شفقة موسى عليه السلام - وهذا غير جائز كما قال القاضي أبو بكر الباقلاني لأنه يقتضى نسخ الحكم قبل العمل به، وهذا بداء محال على الله) لم يقل أحد من المسلمين بأن الأنبياء أحياء بأجسادهم في العالم العلوي، وإنما الحياة هناك حياة روحية لا جسمانية، والتخاطب والكلام معهم والصلاة بهم من الأمور الروحية لا الجسمية، إذ لا يعقل غير هذا - وبهذا يثبت المعراج الروحي لا الجسماني (تفسير المراغي) اقول, لماذا لم يسم القران بان الاسراء والمعراج ايتان - يعني معجزتان لمحمد ص ؟؟؟ كما سمي ما أعطي موسي وعيسي ايات – معجزات ؟؟؟ ويفهم من هذا أن حاديثة الاسرائ كا كان بالروح مع شعور قلبي... لان الرؤيا والشعور القلبي ليستا بمعجزة !!! الإسراء بالنبيّ الكريم، لم يكن معجزة متحدّية، وإنما هو رحلة روحيّة، (تفسير القراني للقران) إن الحسن قال في قوله (وما جعلنا الرؤيا) الآية إنها رؤيا منام رآها والرؤيا تختص بالنوم ... (الإسراء والمعراج - خلافات المفسرين حول 6 تفاصيل أساسية في رحلة النبي محمد | عبد السميع جميل) {سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ} ربما كان وصف النبي(ص) بالعبودية لله تعالى، للإيحاء بالعمق الروحي الذي يعيشه في خضوعه لله، واَحساسه بعبوديته له في وعيه المنفتح على سرّ الألوهية في رحاب العظمة، وإخلاصه لدوره الرسالي في خدمة الرسالة، واستغراقه في الامتثال لإرادة الله في ما يأمر به وما ينهى عنه، على مستوى التبليغ والدعوة والحركة حتى كأنّ رسالته جزء من حركة العبودية في ذاته، ولونٌ من لطف الله به وتقديره لروحيته،(تفسير من وحي القران) (وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلَّا فِتْنَةً } أكثر المفسرين على أنها ليلة الإسراء (تيسير الكريم المنان في تفسير القران لابن سعدي) المسجد الأقصى: الأقصى بمعنى الأبعد. وقد قصد بالجملة مكان عبادة الله في بيت المقدس، ونعت الأقصى للدلالة على البعد الشاسع بين مكة وبيت المقدس، ثم صار تعبير «المسجد الأقصى» علما على مسجد بيت المقدس الإسلامي بعد الإسلام. وكان قبل الإسلام مكان المعبد الذي بناه سليمان وكان خرابا حين نزول الآية (كتاب التفسير الحديث) وفي روايات حديث المعراج اضطراب واختلاف كثير طالما ردوا ما وقع فيه مثله: وحديث أنس في المعراج لا يسلم من الاضطراب والاختلاف الذي قلناه، ولا يتسع هذا الجواب لبيان ذلك ومقابلته بالأحاديث التي منعوا الاحتجاج بها لاضطرابها واختلاف رواياتها اختلافًا لا يقبل الجمع إلا بتكلف وتسليم ما تسلم به النفس، ولا يصدقه العقل كقول بعضهم: إن المعراج متعدد كان بعضه يقظة وبعضه منامًا، ولا يستطيع عاقل أن يقبل أن يتعدد فرض الله الصلاة على نبيه خمسين، ومراجعته فيها حتى يجعلها خمسًا مرارًا متعددة. ولذلك اضطر بعض المحققين إلى الجزم بأن بعض روايات الصحيحين في المعراج غلط. ولعلنا نبين الروايات كلها ووجوه الاختلاف والاضطراب فيها في مقال مخصوص في هذه المسألة.والظاهر أن الطبيب محمد توفيق صدقي رجح كون المعراج رؤيا منامية؛ لكونه أقرب إلى العقل وأبعد عن الطعن، لا للجمع بين الروايات .. وإذا صححنا رواية واحدة من هذه الروايات ورددنا ما عداها، وإن كان في البخاري، فحينئذ يكون ما قاله المحقق ابن القيم هو الأقرب، وهو أن ذلك كله كان مشاهدة روحية، لم ينتقل فيها جسده الشريف من مكانه.ورؤيا الأنبياء وحي. أما رؤيا الأنبياء عليهم الصلاة والسلام وكونها من الوحي، فقد ثبت في الأحاديث الصحيحة...(فتاوى الشيخ محمد رشيد رضا) ولقد روى البخاري حديثا عن سمرة بن جندب يحتوي حقيقة-الاسراء- والمعراج . خبر رؤيا منامية رآها النبي صلّى الله عليه وسلّم وقصها على أصحابه جاء فيه: «(*) Kur’ân’da Mi‘râc olayından hiç söz edilmez. İsrâ Sûresinin birinci âyetinde anlatılan ise, Mirâc değil, İsrâ olayı, yani Hz. Peygamber’in uruç olması değil, Mescid-i Harâm’dan, Mescid-i Aksâ’ya (uzak mescide) manevi bir yolculuğudur. Sûrede bunun dışında bir şey söylenmiyor. Ancak 60’ncı âyette “Sana gösterdiğimiz rüyayı ve Kur’ân’da iğrenç/kötü/gösterilen ağacı, insanlara sınama (aracı) yaptık” buyurulmaktadır. İşte İsra-60. ayetten de, bu olayın, Hz. Peygamber’in rüyasında kendisine gösterilen rûhânî bir müşâhede (vizyon) olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Arapçada rü’yâ, baş gözüyle değil, uykuda veya gönül gözüyle görme olayına denilir. Kaynak: (Kurtubî, el-Câmi‘: 3/425 ) Ayrıca Arapça metni aşağıya alınan Buhari’nin rivayetine göre de Hz. Peygamber İsra ve Mirac olayını bir rüya olarak anlatmaktadır. Bkz: ((التاج ج ٤ ص ٢٧٥- ٢٧٧) (من كتاب تفسير الحديث – لمحمد عزة دروزة İşte hem bu sûrenin 60. ayeti hem de Buhari’ nin aşağıdaki rivayeti İsra’nın bir rüya olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Zaten İsra’nın ruhen gerçekleştiği görüşünü benimseyen âlimler, Hz. Aişe’nin "Rasûlullah’ın bedeni yerinden ayrılmamış, o ruhuyla yolculuk yapmıştır, diyorlar. Ayrıca ‘’Hz. Aişe o zaman Hz. peygamberin eşi değildi, o bu olayı görmemiş, bu nedenle bu konuda onun sözü kabul edilemez…’’ diyenlere cevabımız şöyle olacaktır. Peki, bu olaya fiilen kim şahit olmuştur? Hz. peygambere isra ettirilirken o an kim onu görmüştür? Ayrıca Hz. Ayşe’nin de böyle bir inanç ve düşünceye sahip iken, Hz. Peygamber neden onun bu düşüncesini gidermeye çalışmamış? Onun İsra ile ilgili bu düşüncesi yanlış olsaydı ona müdahale etmeyecek miydi? Neden müdahele etmemiş ve ona ‘’Ey Aişe! Şunu bil ki, Allah beni sadece ruhen değil, hem ruh hem de bedenle Mescidi Aksa’ya götürmüştür’’dememiştir? İşte hem Hz. Aişe’nin bu rivayeti, hem de Muaviye’nin,"İsra Allah’tan gelen sadık bir rüyadan ibarettir’’ beyanları ile İbni İshak, Huzeyfe Bin el - Yemani ve Hasan-ı Basrî’nin bu görüşü kabul edip itiraz etmemeleri delil olarak kabul görülmüştür. Ayrıca İsra- 60. âyetindeki rüya ise gözle görmeyi değil düşte görmeyi ifade eder. Bkz: (Suyutî, Şerhu Kıssati`l- İsra, s. 55- Ve Fethul Kadir tefsiri.) Ki, bu ayet İsra’ya işaret ediyor. Yani 60. ayetten de anlaşıldığı gibi, İsra olayı, sadık bir rüya ve ruhani bir yolculuk idi. Bu nedenle kim ne derse desin, 60. ayette İsra olayı için (الرُّءْيَا ) ‘’rüya’’ ifadesinin kullanılması, bunun böyle olduğuna dair delil olarak bize yeterlidir. Zira biz, Yüce Rabbimizin kelamına inanıyoruz, uydurma rivayetlere ve bu uydurma rivayetlere göre tahrifat yapan tefsirlere değil. Ayrıca bu İsra olayı açıktan ve bedenen olmadığından bir mucize de değildir, çünkü peygamberlerin mucizeleri inkârcılara açıktan gösterilmek üzere verilmiştir. Yani mucizeler herkesin görebileceği şekilde yüce Allah tarafından verilmektedir. Oysa İsra olayı geceleyin, hiçbir kimsenin görmedeği bir anda gerçekleşmiştir. Demek ki İsra bir mucize/bedensel bir yolculuk değil, yüce Allah’ın elçisine bir lütfu keremidir. Çağdaş birçok müellif de İsra ve Miracın ruhen gerçekleştiği kanaatindedir. Bedenen gerçekleştiğini öne sürenlerin delillerini zayıf bulan Şibli Numanî, İsra sûresinin ilk âyetinde yer alan abd kelimesinin ruha atfedilebileceğini, bedenin her an değişikliğe uğrayabileceğini, kalıcı olanın ruh olduğunu söyler. Ayrıca bu olayda geçen Mescid-i Aksâ’nın dışındaki mekân ve hadiseler ruhani âleme aittir. Dolayısıyla bu tecrübe ruhun maddi unsurlardan sıyrılarak melekût âlemine yaptığı bir yolculuktur. Yine Şiblî’ye göre, bir şeyin imtihan konusu yapılması onun mutlaka olağanüstü sayılmasını gerektirmez. Ayrıca isrâ sûresinde anlatılan isrâ olayının akabinde yaşanan mi’râcın Necm sûresinde anlatılan olayla ilgili olmadığı kesindir. Çünkü Necm sûresi İsrâ sûresinden çok önce nâzil olduğuna göre önceden yaşanan bir hâdiseyi sonradan yaşanan bir olayın devamı niteliğinde göstermek tutarlı değildir. (الله اعلم ) //…İsra, Hz. Peygambere sanıldığı ve iddia edildiği gibi bedeniyle değil İsra 17/60. ayette de açıklandığı gibi rüyasında, ruhuyla yaptırılan bir yolculuktur.(C. Külünkoğlu Meal Açıklaması) Ayrıca Kudüs Tapınağı ya da Kutsal Tapınak (Ki, Kur’an buna “el-Mescidü’l-Aksâ, yani uzak Mescid veya uzak Tapınak diyor.) (İbranice: בית המקדש, Bet HaMikdash (Beytülmakdis); anlam:(Kutsal ev) Kudüs’ün Eski Şehrindeki Moria Tepesi’nde ("har ha-bayit") bulunan ve Yahudilerce kutsal sayılan tapınak. Birinci Tapınak, Kral Süleyman (İslama göre Süleyman peygamber) tarafından M.Ö. 960 dolaylarında kurulmuş ve Nabukadnesar yönetimindeki Babilliler tarafından M.Ö. 586’da yıkılmıştır. İkinci Tapınak ise, M.Ö. 520 dolaylarında açılmış ve Titus tarafından yönetilen Romalılarca M.Ö. 70’te yıkılmıştır… İşte İsra sûresi nazil olduğu zaman Kudüs’teki mescidin adı “Beytü’l-Makdis” ti. (Yani Kutsal ev.) Ama Kur’an buna el- Mescidü-l Aksa demiştir. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim’deki “el-Mescidü’l-Aksâ” ifadesi isim tamlaması terkibinde olmayıp sıfat tamlaması terkibinde olduğu anlaşılır, yani Mescidin özel ismi değildir. İşte el-Mescidü-l Aksa’dan maksat, o günkü (İbranice: בית המקדש, Bet HaMikdash Beytülmakdis, yani Kutsal ev olabilir. Ayrıca ayette geçen (عبد)’’ abd’’kelimesi (عبودية) ubudiyet, yani kulluk kelimesinden türemiştir. Bu nedenle (الله اعلم) yüce Allah kendi kudretini yansıtan bazı ayetlerden/alametlerden ve kâinatın işleyiş kanunlarından elçisine göstermek/müşahade ettirmek amacıyla elçisinin kulluk bilincini, zihnini, akıl ve gönül gözünü Messcidi Aksaya/en uzak secdelik’e almıştır. Yani ona bedensel değil, ruhsal/metafizik bir yolculuk yaptırmıştır. (الله اعلم) İşte (عبد) ‘’abd’’ ifadesinin bu anlamda olduğuna dair bazı ayetlerden delilimiz şunlardır: 1- Necım- 10. ayette yüce Allah şöyle buyuruyor. (فأوحي الي عبده ما أوحي)‘’ Böylece kuluna, (yani kulunun zihnine, bilincine, aklına ve gönlüne) vahyedeceğini vahyetti.’’ İşte buradaki (عبد)’’abd’’ kelimesi elçinin bedeni değil, onun kulluk bilincini, zihnini, aklını ve gönül gözünü ifade eder. Çünkü vahiy bedene değil, bedendeki kulun hafızasına, onun akıl, idrak ve zihnine indirilmektedir. 2- Şuara -193- 195: (نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الأمِينُ عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُون الخَ) ‘’Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur’an’ı) apaçık Arapça diliyle Güvenilir Ruh senin kalbine (zihnine, idrakine, bilincine, aklına ve gönlüne) indirmiştir.’ deniliyor. Yani onun bedenine değil. Demek ki, (عبد) ’’abd’’ yani KUL kelimesi bedeni değil, bedendeki ‘’akıl, zihin, hafıza, kulluk bilinci vs. manevi’’ özellikleri ifade eder. Özetle, hem İsra- 59. ayette göre Hz. peygambere Kur’an dışında hissi bir mucizenin verilmediği ve 60. ayette de net bir şekilde İsra olayı için (الرُّؤْيَا) ‘’er-rü’ya’’ yani RÜYA ifadesinin kullanıldığı, hem de Buhari’deki ‘’İsra ve Mirac’ın bir rüya olduğu’’ şeklindeki rivayeti sebebiyle bu olayın bedensel bir yolculuk olmadığı kesin olarak anlaşılmaktadır. Ayrıca (الْمَسْجِدِ الأَقْصَى)‘’en uzak secdelik’’ anlamında olup Kur’an’ın indiği dönemde orada bina halinde bir Mescid yoktu. Fakat İslamdan önce Hz. Süleyman orada bir Mabed (Beyti Makdis) inşa etmişti. Daha sonra Yahudilerin sürgün döneminde söz konusu Süleyman Mabedi de yakılıp yıkılmıştı. Yani İsra hadisesi olduğu zaman bina halinde orada bir mescit de yoktu. Şu anki Mescid-i Aksa ise sonradan bu adla inşa edilmiştir. (حقيقة-الاسراء - والمعراج) الاصح ان الإسراء والمعراج كانا مناما، بدليل قوله تعالى: {وَما جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِلنَّاسِ} [الإسراء: 60]، على أنَّ المراد بها ما رأى ليلة الإسراء، والرؤيا بالقصر ما يُرَى في المنام، وتشبُّثًا ببعض الروايات التي يدلُّ ظاهرها على أنه كان في المنام - وقالت عائشة ومعاوية: إنما أسري بنفس رسول الله صلى الله عليه وسلم، ولم يفارق شخصه مضجعه، وإنها كانت رؤيا رأى فيها الحقائق من ربه عز وجل. وجوزه الحسن وابن إسحاق (تفسير ابن عطية) ويصح أن يراد الرؤيا التي تكون بالروح، وهي ما كان بالعروج إلى الملأ الأعلى على ما اخترنا واتبعنا فيه كثرة من السلف الصالح. (زهرة التفاسير – محمد أبوزهرة) وقال قوم : أسري بروحه دون بدنه (تفسير البغوي) ويروون في صدده أحاديث كثيرة متنوعة الرتب. وفيها شيء كثير من التضارب فمنها ما يفيد أن الإسراء والمعراج كانا رؤيا منامية وأن جسد رسول الله صلّى الله عليه وسلّم لم يبرح مكانه. ومنها ما يفيد أنه كان مشهدا روحانيا، ومنها ما يفيد أنه كان مشهدا حيا وحادثا واقعا بالجسد واليقظة. ومنها ما يفيد أن الإسراء كان بالجسد واليقظة وأن المعراج كان في النوم أو بالروح (كتاب تفسير الحديث – لمحمد عزة دروزة) إ ن حديث المعراج اشتمل على أشياء في غاية البعد: إن الحركة البالغة في السرعة إلى هذا الحد غير معقوله. وأنكر آلاخرون الاسراء با لجسد وأثبتوا أن المعراج كان بالروح فحسب لوجوه . إنه لو صح ذلك لكان أعظم المعجزات وكان يجب أن يظهر حين اجتماع الناس حتى يستدلّ به على صدقه في ادعاء النبوة، فأما أن يحصل ذلك في وقت لا يراه فيه أحد، ولا يشاهده فيه مشاهد، فإن ذلك عبث لا يليق بحكمة الحكيم – إن الصعود بالجسم إلى العالم العلوي فوق طبقات معينة مستحيل، لأن الهواء معدوم، فلا يمكن أن يعيش فيه الجسم الحي أو يتنفس فيه - (ب) ركوب البراق: ولا حاجة له بذلك لأن العالم العلوي في غني عن ذلك. وهل يمكن للبراق أن يهرب؟ حيث تقول الرواية أن النبي قال: “أُتيت بالبراق فركبته حتى أتيت بيت المقدس فربـطـته بالحلقة التي يربط فيها الأنبياء (خوفا من هروبها ) ثم دخلت المسجد فصليت فيه ركعتين، ثم عُـرج بي إلى السماء”. (صحيح مسلم) هل ربط البراق بحلقة المسجد لاجل ان لا يهرب؟ وهل يمكن ان يرغب البراق عن امرالله ؟ وهل كان هذا منطقيا؟ (ج) إنه تعالى أوجب خمسين صلاة، ولم يزل محمد يتردد بين الله وموسى إلى أن عاد الخمسون إلى خمس بسبب شفقة موسى عليه السلام - وهذا غير جائز كما قال القاضي أبو بكر الباقلاني لأنه يقتضى نسخ الحكم قبل العمل به، وهذا بداء محال على الله) لم يقل أحد من المسلمين بأن الأنبياء أحياء بأجسادهم في العالم العلوي، وإنما الحياة هناك حياة روحية لا جسمانية، والتخاطب والكلام معهم والصلاة بهم من الأمور الروحية لا الجسمية، إذ لا يعقل غير هذا - وبهذا يثبت المعراج الروحي لا الجسماني (تفسير المراغي) اقول, لماذا لم يسم القران بان الاسراء والمعراج ايتان - يعني معجزتان لمحمد ص ؟؟؟ كما سمي ما أعطي موسي وعيسي ايات – معجزات ؟؟؟ ويفهم من هذا أن حاديثة الاسرائ كا كان بالروح مع شعور قلبي... لان الرؤيا والشعور القلبي ليستا بمعجزة !!! الإسراء بالنبيّ الكريم، لم يكن معجزة متحدّية، وإنما هو رحلة روحيّة، (تفسير القراني للقران) إن الحسن قال في قوله (وما جعلنا الرؤيا) الآية إنها رؤيا منام رآها والرؤيا تختص بالنوم ... (الإسراء والمعراج - خلافات المفسرين حول 6 تفاصيل أساسية في رحلة النبي محمد | عبد السميع جميل) {سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ} ربما كان وصف النبي(ص) بالعبودية لله تعالى، للإيحاء بالعمق الروحي الذي يعيشه في خضوعه لله، واَحساسه بعبوديته له في وعيه المنفتح على سرّ الألوهية في رحاب العظمة، وإخلاصه لدوره الرسالي في خدمة الرسالة، واستغراقه في الامتثال لإرادة الله في ما يأمر به وما ينهى عنه، على مستوى التبليغ والدعوة والحركة حتى كأنّ رسالته جزء من حركة العبودية في ذاته، ولونٌ من لطف الله به وتقديره لروحيته،(تفسير من وحي القران) (وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلَّا فِتْنَةً } أكثر المفسرين على أنها ليلة الإسراء (تيسير الكريم المنان في تفسير القران لابن سعدي) المسجد الأقصى: الأقصى بمعنى الأبعد. وقد قصد بالجملة مكان عبادة الله في بيت المقدس، ونعت الأقصى للدلالة على البعد الشاسع بين مكة وبيت المقدس، ثم صار تعبير «المسجد الأقصى» علما على مسجد بيت المقدس الإسلامي بعد الإسلام. وكان قبل الإسلام مكان المعبد الذي بناه سليمان وكان خرابا حين نزول الآية (كتاب التفسير الحديث) وفي روايات حديث المعراج اضطراب واختلاف كثير طالما ردوا ما وقع فيه مثله: وحديث أنس في المعراج لا يسلم من الاضطراب والاختلاف الذي قلناه، ولا يتسع هذا الجواب لبيان ذلك ومقابلته بالأحاديث التي منعوا الاحتجاج بها لاضطرابها واختلاف رواياتها اختلافًا لا يقبل الجمع إلا بتكلف وتسليم ما تسلم به النفس، ولا يصدقه العقل كقول بعضهم: إن المعراج متعدد كان بعضه يقظة وبعضه منامًا، ولا يستطيع عاقل أن يقبل أن يتعدد فرض الله الصلاة على نبيه خمسين، ومراجعته فيها حتى يجعلها خمسًا مرارًا متعددة. ولذلك اضطر بعض المحققين إلى الجزم بأن بعض روايات الصحيحين في المعراج غلط. ولعلنا نبين الروايات كلها ووجوه الاختلاف والاضطراب فيها في مقال مخصوص في هذه المسألة.والظاهر أن الطبيب محمد توفيق صدقي رجح كون المعراج رؤيا منامية؛ لكونه أقرب إلى العقل وأبعد عن الطعن، لا للجمع بين الروايات .. وإذا صححنا رواية واحدة من هذه الروايات ورددنا ما عداها، وإن كان في البخاري، فحينئذ يكون ما قاله المحقق ابن القيم هو الأقرب، وهو أن ذلك كله كان مشاهدة روحية، لم ينتقل فيها جسده الشريف من مكانه.ورؤيا الأنبياء وحي. أما رؤيا الأنبياء عليهم الصلاة والسلام وكونها من الوحي، فقد ثبت في الأحاديث الصحيحة...(فتاوى الشيخ محمد رشيد رضا) ولقد روى البخاري حديثا عن سمرة بن جندب يحتوي حقيقة-الاسراء- والمعراج . خبر رؤيا منامية رآها النبي صلّى الله عليه وسلّم وقصها على أصحابه جاء فيه: «كان النبيّ صلّى الله عليه وسلّم إذا صلّى صلاة أقبل علينا بوجهه فقال من رأى منكم الليلة رؤيا فإن رأى أحد قصّه فيكون ما شاء الله.فسألنا يوما فقال هل رأى أحد منكم رؤيا؟ قلنا: لا، قال: لكنّي رأيت الليلة رجلين أتياني فأخذا بيدي فأخرجاني إلى الأرض المقدسة فإذا رجل جالس ورجل قائم بيده كلّوب من حديد يدخله في شدقه حتى يبلغ قفاه ثمّ يفعل بشدقه الآخر مثل ذلك ويلتئم شدقه هذا فيعود فيضع مثله. فقلت ما هذا قالا انطلق، فانطلقنا حتى أتينا على رجل مضطجع إلى هذا حتى يلتئم رأسه وعاد رأسه كما هو فعاد إليه فضربه. قلت من هذا؟ قالا: انطلق.فانطلقنا إلى ثقب مثل التنور أعلاه ضيّق وأسفله واسع تتوقّد تحته نار فإذا اقترب ارتفعوا حتى كادوا يخرجون فإذا خمدت رجعوا فيها، وفيها رجال ونساء عراة قلت من هذا؟ قالا: انطلق. فانطلقنا حتى أتينا على نهر من دم فيه رجل قائم على وسط النهر، وعلى شطّ النهر رجل بين يديه حجارة الخ : المرجع (١) التاج ج ٤ ص ٢٧٥- ٢٧٧.) من (كتاب تفسير الحديث - لمحمد عزة دروزة) وفي كتاب “الشفا” للقاضي عياض: “اختلف السلف والعلماء: هل كان إسراءٌ بروحه أو جسده؟ على ثلاث مقالات: فذهبت طائفة إلى أنه إسراء بالروح، وأنه رؤيا منام، وبرهانهم قوله تعالى: وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ. وما حكوا عن عائشة: ما فقد جسد رسول الله. وقوله: بينا أنا نائم. وقول أنس: وهو نائم في المسجد الحرام، ثم قال في آخرها: فاستيقظت وأنا بالمسجد الحرام  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Kulunu bir gece Mescid-i Haramdan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa’ya (Medine’ye), ayetlerimizi ona göstermemiz için, gece yürüyüşü yaptıran (Allah), bütün eksikliklerden noksanlıklardan uzaktır. O her şeyi işiten ve her şeyi görendir.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Uluların o Allah’ı ki kendisine belgelerimizden bir nicesini göstermek için kulunu geceleyin Mescid_i Haram’dan alıp, dolayını kutlulandırdığımız Mescid-i Aksa’ya götürdü. Çünkü O işiticidir, görücüdür.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Kendisine kudretimize ait bazı âyetlerimizi göstermek için kulunu bir gece vakti Mesçid-i Haram/dan etrafına bereket verdiğimiz Mesçid-i Aksa/ya [²] götüren Zat her ayıptan tamamıyle münezzehtir. Semi/ O/dur, basir O/dur.
[1] Mekke'de nazil olmuş, 111 âyettir.[2] Yani Mekke'den Kudüs'e.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Kulunu bir gece Mescid-i Harâm’dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya¹ götüren Allah noksanlıktan münezzeh olandır [subhân]. Muhakkak ki o Semî’dir, Basîr’dir.²
1 Mescid-i Aksâ, “en uzak mescid” demektir. Bu Kudüs olamaz. Çünkü orada Mescid yoktu. Süleyman Mabed’i tamamen yıkılmış ve sadece yıkık bir duvarı vardı. Mescid-i Aksa, Cenab-ı Hakk’ın katındaki Mescid’dir. Yani “Beyt-i Ma’mûr” dur. Allah, kulunu kendi katındaki mescide getirmek için manevi bir seyahat yaptırmıştır. Daha sonraları buranın Kudüs olarak tefsir edilmesinin, Kudüs’ün stratejik öneminden dolayı siyasi bir yorum olduğunu düşünüyoruz. 2 Mirac’ın bedenen mi yoksa ruhen mi gerçekleştiği çok tartışılmış ve bu konuda Kur’an dışı anlatımlarla muazzam bir edebiyat oluşturulmuştur. Yine bu sûrenin 60’ıncı ayetine göre, onun bir “rüya” olduğu dikkate alınırsa, bunun ruhen yapılan manevî bir yolculuk olduğu anlaşılır. Başta Hz. Ayşe olmak üzere pek çok sahabe bu görüşte idiler.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah münezzehtir. Gerçekten O, işitendir görendir.
(Mekke’de nazil olmuştur ve 111 ayettir. “İsra” kelimesi, geceleyin yürümek manasına gelir. Hz. Peygamber’in mi’rac mucizesinin Mekke’den Kudüs’e kadar olan kısmı bu surede anlatıldığından, sure “İsra” adını almıştır.)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
O yüceler yücesi Allah ki, mûcizelerinden bir kısmını kendisine göstermek üzere, bir gece kulunu Mekke’deki Mescid-i Haram’dan alıp, bereketlerle kuşattığı Peygamberler diyarı Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürdü. Böylece, bugüne kadar elden ele taşınan tevhid sancağını devralan Son Elçi, yeryüzünde kendisini bekleyen çetin mücâdeleye hazırlanmak üzere, Rabb’inin huzurunda muhteşem mûcizelere şahit oldu ve tüm insanlığı aydınlatacak mesajlarla yeniden aranıza döndü. Hiç kuşkusuz O, her şeyi işiten, her şeyi gören mutlak kudret sahibidir.
Mekke’de, hicretten bir yıl önce indirilmiştir. Sûrenin ilk ayetinde, Hz. Peygamber’in miracının ilk kısmı, yani Mekke’den Kudüs’e yaptığı mûcize yolculuk anlatıldığından, “gece yürüyüşü” anlamına gelen “İsrâ” adını almıştır. Diğer bir adı da “Beni İsrail” olan sûre, 111 ayettir.  
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Ayetlerimizden ona göstermemiz için Mescid ül-Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid ül-Aksâ’ya geceleyin kulunu YÜRÜTMÜŞ olan ne yücedir! Gerçekten O, Gören İşiten’dir.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Kulu Muhammedi, gecenin bir vaktinde Mekke'den, hayırlar ülkesi Kudüs'e doğru yürüten erişilmez güç, övgüye lâyıktır. Biz, kainatın gözü ve kulağı olarak bu geziyi, kulumuza gücümüzü göstermek için yaptık...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Bir gece kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız uzaktaki mescide (Mescid-i Aksa’ya) götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. Allah işitendir, görendir.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Bir gece, kendisine delillerimizden gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya (en uzak mescide) yürüten Allah yücedir. Şüphesiz ki O duyandır, görendir.
Mehmet Türk
swap_vert close
Bir kısım mûcizelerimizi göstermek için¹ kulu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan,² çevresini (hayırlı ve) şerefli kıldığımız Mescid-i Aksa’ya³ götüren⁴ O (Allah’ın) şânı çok yücedir.⁵ Gerçekten O (Allah) her şeyi işitendir, görendir.
1 Bu ifâdeden Allah’ın Muhammed (s.a.v)’e hadislerde belirtilen bir kısım mûcizeleri göstermesi anlaşılır. Ayrıca Necm: 18’de: “Yemin olsun o (Muhammed) Rabbinin en büyük mûcizelerinden bir kısmını gördü.” buyurulmaktadır.2 Mescid-i Haram; Mekke’de Kâbe’nin bulunduğu alandaki mescidin adıdır. Yeryüzünde inşa edilen ilk mescid ve Müslümanların kıblesidir. Buraya Mescid-i Haram denildiği gibi, “Harem-i Şerif” de denilir. Açık bir alan üzerinde bulunan “Kâbe, Makam-ı İbrahim ve zemzem kuyusu” bu mescidin birer parçasıdır. Mescid-i Haram’ın Hz. Ömer zamanına kadar ihata duvarı yoktu. Ondan sonra duvar örüldü ve tarih boyunca bir takım, yenileme ve genişletme çalışmaları yapıldı. Kâbe’nin kuzey-batı duvarının karşısında mermerden yapılmış yarım daire şeklinde bir duvar vardır. Bu duvarla çevrili alana “el-Hatim” veya “el-Hicr” denilir. Bu bölüm Kâbe’nin içinden sayılır. Zira Kâbe ilk yapıldığında dikdörtgen şeklinde idi. Tavafın yerine getirildiği bölüme ise “metaf” denilmektedir. “Metaf”: Tavaf edilen yer, tavaf edilirken dönülen alan demektir. Kâbe’nin doğu tarafında “Safa ve Merve” tepeleri bulunur. Kur’an’da Kâbe’den Mescid-i Haram şekilde on beş defa daha bahsedilir. İslâm’ın ilk yıllarında ibadetlerde kıble, Kudüs’teki “Mescid-i Aksâ” iken, Hicretten sonra on altıncı ayda, kıble Mekke’deki Mescid-i Haram’a çevrilmiştir. Saldırı olmadıkça Mescid-i Haram çevresinde savaş yapılması haramdır. Mescid-i Haram, yeryüzündeki mescitlerin en faziletlisidir. Burada kılınan bir namaz başka mescidlerde kılınan yüz bin namazdan daha efdaldir. Efendimiz (s.a.v): “Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, başka mescidlerde kılınan bin namazdan efdaldir. Mescid-i Haramda kılınan bir namaz da diğer mescidlerde kılınan yüz bin namazdan efdaldir” buyurmuştur. (İbnu Mâce) Fazilet bakımından Mescid-i Haram’dan sonra Mescid-i Nebi, ondan sonra da Mescid-i Aksa gelir. Bir başka hadis-i şerifte de: “Yalnız şu üç mescide gitmek üzere yolculuk yapılabilir. Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksâ” buyurulur. (Buhâri)3 Mescid-i Aksa; Kudüs’teki eski Süleyman mabedinin bulunduğu yerde inşa edilmiş olan “Beyt’ül-Makdis” tir, Süleyman (a.s) tarafından yaptırılmıştır. Bu hadislerle sâbittir ve başka bir Mescid-i Aksa da yoktur. Yeryüzünde Mescid-i Haram’dan sonra yapılan en eski mescidlerden birisi "Mescid-i Aksa’dır. Yapımına Davud (a.s) başlamış ve Hz. Süleyman tarafından tamamlanmıştır. Mescid-i Aksâ, hicretin l6. ayına kadar Müslümanların kıblesi idi. Hz. Ömer (r.a.) devrinde Kudüs fethedilince, oraya giden halife bir gece vakti Beyt’ül-Makdis’e girdi ve bütün gece orada namaz kıldı. Sabah olunca ezan okutarak cemaat ile namaz kıldı. Hz. Ömer (r.a.) Beyt’ül-Makdis’in mukaddes hatırasına da bir mescit yaptırdı ve kıblesini Kâbe tarafı olarak tesbit etti. Burası daha sonra “Kubbet’üs-Sahrâ”nın yeri oldu. İsrâ ve Mirac’ın ilk durağı Mescid-i Aksâ’dır.4 Mîrâc: İslam’da Hz. Peygamber (s.a.v)’ in göğe yükselerek Allah’ın huzuruna kabul edilmesi mucizesidir. Mirac hicretten bir yıl ya da onyedi ay önce Receb ayının yirmi yedinci gecesi gerçekleşmiştir. İki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Peygamber (s.a.v) Mescid’ül-Haram’dan Beyt’ül-Makdis’e (Kudüs) götürülür. Kur’an’ın andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında “İsra” diye adlandırılır. İkinci aşamayı ise Hz. Peygamber (s.a.v)’in Beyt’ül-Makdis’ten Allah’a yükselişi oluşturur. Mirac olarak anılan bu yükselme olayı Kur’an’da zikredilmez. Ancak; Necm suresinin 8-15. ayetleri Mirac mucizesinin de gerçek olduğunun ispatı konumundadır. Peygamberimiz (s.a.v)’in bir hadisinde mirac ayrıntılı biçimde anlatılır. Hadislere göre; Hz. Peygamber (s.a.v), Kâbe’de Hatim’de ya da amcasının kızı Ümmü Hani binti Ebi Talib’in evinde uyurken Cebrail gelip göğsünü yarıp, kalbini Zemzem ile yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurdu. Burak adlı bineğe bindirilerek Beytü’l-Makdis’e getirildi. Burada Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve diğer bazı peygamberler tarafından karşılandı. Peygamber (s.a.v) imam olarak diğer peygamberlere namaz kıldırdı. Hz. Peygamber (s.a.v), Beyt’ül-Makdis’te kurulan bir Mirac’la ve yanında Cebrail olduğu halde göğe yükselmeye başladı. Refref ile Sidret’ül-Münteha’ya, oradan Kudüs’e, oradan da Burak’la Mekke’ye döndürüldü. Ahad hadislere dayansa da Mirac mucizesinin gerçekliğinde tüm Müslümanlar birleşmişlerdir. Ancak olayın gerçekleşme biçimi hakkında İslam âlimleri arasında görüş ayrılıkları vardır. Mirac’ın Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya kadar olan bölümünü inkâr, bu âyete göre küfrü gerektirir.5 Tesbih: Allah’ı tenzih etmek, yani zatına olan inancını, dil ile ikrar ve amel yönüyle lâyık olmayan her türlü şaibeden uzak tutmak demektir. Kelimenin aslı; suda iyi yüzerek uzaklara gitmek demektir. Buradaki (سُبْحَانَ) kelimesi ise fiili mahzuf mutlak mef’uldür. Yani (أُسَبِّحُ اللَّهَ سُبْحَانًا) demektir ki; “Allah’ı bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim” anlamına gelir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
YÜCELİĞİNDE sınır olmayan O [Allah] ki kulunu geceleyin, kendisine bazı alametlerimizi ¹ göstermek için [Mekke’deki] Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götürdü. ² Çünkü, gerçekten her şeyi işiten, her şeyi gören O’dur.
1 Âyet terimi “[ilahî] mesaj” anlamında Kur’an’da çok sık kullanılan bir terim olsa da, hatırlatmalıyız ki, öncelikle, “kendisiyle bir başka şeyin varlığına ya da niteliklerine hükmedilen simge yahut işaret/alamet” anlamını taşır (Kâmûs). Râğıb’ın tanımladığı gibi, bu terim, algı ve müşahede alanımız içinde olan ve kendisi gibi algı ve müşahede alanımızda bulunmayan bir başka şeyle ilgi ve bağlantı içinde onun varlığına delalet eden kavranabilir herhangi bir olgu, yahut kısacası “sembol/alamet” anlamında kullanılır. Bunun içindir ki, min âyâtinâ ibaresi, “bazı alametlerimizi” yahut “bazı sembollerimizi”, yani nihaî gerçeklere delalet eden bazı işaretlerimizi sözcükleriyle rahatlıkla aktarılabilir.2 Hz. Peygamberin, Kudüs’e “Gece Yolculuğu” (isrâ’) ve ardından göğe “Yükselme” (mi‘râc) diye bilinen sırlarla dolu tecrübesine ilişkin yukarıdaki kısa atıf, bu çalışmanın sonuna konan Ek IV’de oldukça etraflı bir biçimde tartışılmaktadır. Mescid-i Harâm (“Dokunulmaz İbadet Evi”) tabiri Kâbe Mâbedi için Kur’an’da geçen isimlerden biridir; Kâbe ilk şekliyle Hz. İbrahim tarafından inşa edilmiştir (bkz. 2. sure, 102. not) ve “insanlık için inşa edilmiş ilk Mâbed” (3:96); yani, Tek Tanrı’ya ibadet için inşa edilmiş ilk mesciddir. Mescid-i Aksâ (“Uzak/En Uzak İbadet Evi”) tabiriyle de, burada Muhammed (s)’den önce gelen uzun İbranî peygamberler zincirini simgeleyen ve “çevresini mübarek kıldığımız” ifadesiyle tanımlanan kadîm Süleyman Mâbedi -yahut, belki daha çok bu mâbed havalisi- kasdediliyor. Bu iki ünlü kutsal mâbedin yan yana zikredilmesi, Kur’an’ın “yeni” bir din getirmediğini, fakat önceki peygamberler tarafından da tebliğ edilen tek ve aynı mesajın bir devamından ve nihaî inkişafından ibaret olduğunu işaret amacına matuftur.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Ayetlerimizden bir kısmını ona göstermek/iletmek için bir gece Mescidi Haram’dan, çevresini bereketli kıldığımız en uzak mescide/(Ciraneye) kulunu yürüten Allah, bütün noksanlıklardan uzaktır. Şüphesiz O’dur, her şeyi işiten ve her şeyi gören. 17/111, 57/4, 58/7
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
YARATTIKLARINA benzemekten münezzeh, mutlak aşkın ve yüce O (Allah) ki,[²²¹⁵] kulunu[²²¹⁶] gecenin bir vaktinde[²²¹⁷] Mescid-i Haram’dan çevresini bereketli kıldığımız[²²¹⁸] Mescid-i Aksâ’ya,[²²¹⁹] âyetlerimizden bir kısmını gösterelim[²²²⁰] diye yürüttü:[²²²¹] zira O, evet sadece O’dur her şeyi işitip gören.[²²²²]
[2215] İsimleşmiş bir mastar olan subhân, “aşkın olanı aşkın bilmek, yüceliği takdir etmek” anlamında, vahyin muhatabının Allah tasavvurunu inşâya yönelik bir anahtar kavramdır. İsrâ ile ilgili bir âyetin başında gelmiş olması hayli anlamlıdır. Çünkü İsra, 60. âyetin de açıkça söylediği gibi, Allah Rasûlü’ne rüya âleminde yaptırılan bir yolculuktur. Allah Rasûlü’nün rüyada yaşadığı bu özel tecrübenin niteliğini ancak onu tecrübe eden bilir. Rüya âleminde yapılan bu yolculuk üzerinde yapılacak spekülasyonlara dört âdet sınır çizilir âyette: 1) Tenzih ifade eden subhân lafzı; 2) Bu müşahedenin muhatabının “kul” (‘abd) olduğunun hatırlatılması. 3) “İlâhi kudret delillerinden bir kısmının” gösterildiğini ifade eden min âyâtinâ ibaresi; 4) her şeyi gören ve bilenin sadece Allah olduğunu ifade eden es-Semî’ ve el-Basîr isimleri. Subhân ile, Allah’ın tüm beşeri niteliklerden beri olan yüce zâtına yönelik her tür kişileştirme teşebbüsü, daha baştan reddedilir. Nebi, subhanallahı şöyle tefsir eder: “Allah’ı her noksandan uzak ve beri bilmek” (Taberî). [2216] Yukarıdaki notta açıkladığımız subhân, nasıl ki İsrâ olayını tasavvur ederken Allah’ın mutlak ve sınırsız zâtını içkinleştirmemeyi hatırlatıyorsa, buradaki “kul” da Allah Rasûlü’nün beşerî ve sınırlı kimliğini aşkınlaştırmamayı hatırlatır. Âyetin sonunda yer alan “zira O, evet sadece O’dur herşeyi işitip gören” cümlesi, neden Allah’ın sembollerinden sadece bir kısmının (min âyâtinâ) gösterildiğini de açıklamaktadır. Çünkü Allah Rasûlü de dahil hiçbir insana aşkın hakikatlerin tümü sunulmamıştır. Muhataba söylenen şudur: ‘İsrâ’yı anlamaya çalışırken sınırları gözet! Ne Allah’ın aşkın yüceliğine halel getirecek, ne Allah Rasûlü’nün beşerî kimliğinden soyutlayacak, ne de aşkın hakikatlerin tümüne Nebî’nin vâkıf kılındığı anlamına gelecek bir yoruma meydan verme!’ 60. âyette, İsra’ya atıf olduğu açık olan ru’yanın, tıpkı Kur’an’da geçen “lânetli ağaç” örneğinde olduğu gibi, “insanlar için bir sınav” kılındığı ifade edilir. İsrâ’nın “sınav” olma niteliğiyle bu âyetteki uyarıları birleştirdiğimizde, İsrâ olayı konusunda bilincimize çizilen sınırlar da ortaya çıkmaktadır. Hiç şüphesiz İsrâ, ilerleme mitine karşı yücelme hakikatini temsil eder. Birincisi Allah’tan kopuk, ikincisi Allah’lı, Allah’la ve Allah’adır. Birincisi dünyevileşmedir ve fiyatlar üzerine inşâ edilir. İkincisi ulvileşmedir ve değerler üzerinde yükselir. [2217] Veya: “kısa bir vaktinde..” Leylenin belirsiz olarak gelmesi, anlama “bir vakti” ya da “kısa bir vakti” olarak yansır (Krş: Zemahşerî ve İtkân II, 292). Leylen bir vakit tayinidir. Oysa ki düş zamandan bağımsızdır. Kur’an’da sözü edilen diğer rüyalarda zamandan bahsedilmez. [2218] Bu bereketin niteliği için bkz: 7:137, not 97. [2219] el-Mescidu’l-Aksa: “en uzak mabed” veya mescid’in lügat anlamıyla “secde edilecek en uzak yer”. Tefsirlere göre bu, Kudüs’te bulunan ve çevresinin bereketli kılındığı ifade edilen (Krş: 7:137; 21:71, 81) Süleyman Mabedi ve onun çevresinde yer alan verimli topraklardır. Buradaki problem, âyetin indiği tarihte Kudüs’te Süleyman Mabedi’nin olmayışıdır. Zira, MS. 70’teki Titus katliamında mabed yerle bir edilmiş, geriye bugün “ağlama duvarı” olarak kullanılan yarım bir duvar kalmış, mabedin yeri Hıristiyanlar tarafından çöplük hâline getirilmiştir. Vahyin indiği dönemde de bu hâlde bulunuyordu. Bu durumda iki ihtimal vardır: 1) Ya Allah Rasûlü’nün Süleyman Mabedi’ni gidip gördüğü rivayetleri asılsızdır. Zira ortada, gidilip görülecek bir mabet bulunmamaktadır. Nitekim, Miraç rivayetleri üzerine yapılan son çalışmalar, bu rivayetlerin hayli sıkıntılı olduğunu delilleriyle ortaya koymuştur (Bkz: İsrafil Balcı; İsrâ ve Mir’âç Gerçeği, Ankara Okulu Yay.) Bunda şaşılacak bir şey de yoktur. Zira Kur’an miraçtan hiç söz etmez. Bu surenin ilk âyetinde geçen İsrâ olayının ise, yine bu surenin 60. âyetinde Sevgili Rasûlümüze gösterilen bir rüya olduğu açıkça vurgulanır. Anlaşılan o ki, kıymete kanaat etmeyen birileri, rasul yarıştırmanın dayanılmaz cazibesine kapılmışlar, bu surenin 1. âyetinin tefsiri olan 60. âyeti, ısrarla görmezden gelmişlerdir. Bu durumda, eğer el-Mescidu’l-Aksa’nın Kudüs’teki Süleyman Mabedi olduğu kabul edilecekse, bir kez daha, Nebi’nin oraya gittiğine dair tüm anlatımlar devre dışı bırakılmak zorundadır. Bu durumda, 60. âyette söylendiği gibi, Allah Rasûlü’ne rüyasında Süleyman Mabedi’nin yıkılmadan önceki hali gösterilmiş kabul edilmelidir. Bu şık, İsrâ 1’in arkasından İsrailoğullarından hayli ayrıntılı bir biçimde söz edilmesini de açıklayıcı mahiyettedir. Eğer bu yorum doğruysa, bununla verilen mesaj şu olsa gerektir: Dâvud ve Süleyman nebîlerin nübüvvet mirasının vârisi sensin ey Muhammed! Allahu a’lem. 2) Ya da buradaki el-Mescidu’l-Aksâ ile kastedilen yer başka bir yerdir. Burası neresi olabilir? Bazılarının iddia ettiği gibi, el-Mescidu’l-Aksâ’nın Mescid-i Nebevi olması imkânsızdır. Zira bu surenin Mekke’de indiği kesindir. O dönemde Yesrib’teki bir Mescid-i Nebevi’den söz etmek abesle iştigaldir. Geriye iki ihtimal kalıyor: İlki Allah Rasûlü’nün bazen mü’minlerle birlikte namaz kılmak için toplandıkları Mekke’nin dışındaki bir ibadet mahalli. Ezraki ve Vâkıdî’nin rivayet ettiğine göre bu mescit (secde mekânı), mü’minlerin gizlice toplanıp ibadet ettikleri Mekke’ye on mil mesafedeki Cirane’de, bugünkü mikat mescidinin olduğu mevkidedir. Bu durumda, “Nebi’nin rüyada Cirane’deki mescide götürülmesinin sebeb-i hikmeti nedir?” sorusu, mukni bir cevap beklemektedir. İkinci ve uzak ihtimal, Tur 4’te geçen el-Beytu’l-Ma’mur’dur ve o göklerin ötesindeki “en uzak mescid” olarak yorumlanabilir. Bu yorum Hz. Ali’ye atfedilir. M. Hamidullah, adı geçen mescidin Kudüs’te olmadığına Filistin’in Kur’an tarafından “uzak” değil “yakın” (30:3) olarak nitelenmesini delil gösterir ve âyette kastedilen mescidin “göklerde” olduğunu söyler. [2220] Necm 18’de Rabbinin en büyük âyetini gördüğü ifade edilir. Orada görülen, vahiy meleğinin asli sûretidir. Olayın anlatıldığı pasaj bu âyetle son bulur. Necm sûresinde nuranî-melekî âlemin beşerî âlemin ufkuna inişi (nüzûl), burada ise beşeri âlemin ufkunun nûrânî-melekî âleme yücelişi (isrâ) dile getirilmektedir. [2221] Esrâ, “insanlık, şeref, onur” anlamına gelen es-serv kökünden türetilmiştir (Etimolojik bir tahlil için bkz: 89:4, not 5). es-Seriyy, “büyümek ve yücelmek” anlamına gelir (Lisân). Esrânın “yüceltme” anlamı, “yürüyüş”ün maddî değil mânevî, yolculuğun yatay değil dikey, amacın da yolcuya kilometre kat ettirmek değil “yüceltmek” olduğu sonucunu verir. Kur’an bu müşahedenin adını açık ve net olarak İsrâ koymaktadır. Bağlamla alâkası olmayan me’âric (43:33; 70:3) kelimesi hariç, bu sûrede ve Kur’an’ın hiçbir yerinde Miraç geçmez. Biz de burada olayı Kur’ani ismiyle (İsrâ) andık. [2222] Miraç rivayetlerinde beş vakit namazın bu sırada verildiği nakledilmişse de, bu sûreden yıllarca önce indiği kesin olan Tâhâ 130’da (Krş: 11:114, not 131) “güneşin doğum ve (tam) batımından önce, gecenin bir kısım saatinde ve gündüzün kenarlarında olmak üzere” beş vakit namaz farz kılınmıştı. Ayrıca Miraç’ta verildiği söylenen üç şey arasında Bakara’nın son iki âyeti de sayılmaktadır. Oysa Bakara sûresi tümüyle Medine’de inmiştir. Aksi iddialar, bu rivayetlere dayanır. Fakat sözkonusu âyetlerin 284. âyetten ayrılamayacağını, yine bu âyetin nüzûl sebebi rivayeti söyler.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Kulunu (Muhammed s.a.s.'i) ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye; bir gece (Miraç gecesi) Mescid-i Haram'dan alıp -çevresini mübarek kıldığımız- Mescid-i Aksa ‘ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. (Yücelerin Yücesidir) Herşeyi hakkıyle işitendir, herşeyi hakhyle görendir. O!
(Ey kafirler siz, kulumuz Muhammed'in peygamber olduğuna inanmıyor, ondan bir delil, beraberinde bir melek indirilmesini isteyip dururdunuz. İşte istediğiniz delilin daha büyüğü gerçekleşti ki, melekler onu alıp Mekke'den Kudüs'e; oradan da -davet buyurulduğu- Rabbinin huzuruna götürdüler!.. - Nitekim Necm 18. de "O, Rabbinin pek büyük ayetlerini gördü.” buyurulmuştur. Ne yazık ki, kalplerinizde iman, gözlerinizde basiret olmadığı için bu eşsiz mucizeyi de inkar ettiniz.) (Daha evvel İsrailoğulları da sizin gibi peygamberlerinin kadrini bilmemişlerdi! Nitekim)  
Osman Fırat
swap_vert close
Sübhan olan Allah kulunu (Muhammed as’ı) Mescidi Haram’dan çevresini bereketli kıldığımız Mescidi Aksa’ya götürdü. O’na ayetlerimizden gösterelim diye bunu yapan Allah işiten ve görendir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Münezehtir o (Hâlik-i Kudret) ki, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya yürüttü. Tâ ki, O'na âyetlerimizden gösterelim. Şüphe yok ki, ancak O (Hâlik-i Kadîm)dir ve herşeyi işiten, gören.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Bir gece, kendisine bazı delillerimizi gösterelim diye kulu Muhammedi, Mescid-i Haramdan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksaya götüren O zatın şanı ne yücedir! Bütün eksikliklerden uzaktır O! Gerçekten, her şeyi işiten, her şeyi gören O'dur. [53, 18; 17, 60]
Mescid-i Aksa, Kudüs’teki Beytü’l-Makdisdir. Nitekim İsra (mirac) hadisinde Hz. Peygamber (a.s.) “Buraka bindim, Beytü’l-Makdis’e vardım.” buyurmuştur. Efendimiz oradan göğe yükseltildi, nebîler ve meleklerle (aleyhimü’s-selam) görüştü. Cennet ve cehennemi, daha başka işaretleri gördü. Nihayet beş vakit namaz emri ile aynı gece döndü (Daha önce sabah ve yatsı kılınıyordu).  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Eksiklikten uzaktır O (Allah) ki gecenin bir vaktinde kulunu, ayetlerimizden bir bölümünü, kendisine göstermemiz için, Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürüttü. Gerçekten O, işitendir, görendir.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Tenzîh ve takdîs idin o Allâh'ı ki âyetlerimizden (kudret ve 'azamet-i ilâhiyeye delâlet iden şeylerden) ba'zılarını göstermek içün kulunı (Muhammed'i) gice vakti Mescid-i Harâm'dan Mescid-i Aksâ'ya götürdi. Allâh işidici ve bilicidir. [¹]
[1] Ba'zı müfessirlerin beyânına göre bu sûre-i şerîfenin birinci âyetinde mezkûr "İsrâ" mi'racdan başkadır. Mi'râc hakkında 'ulemâ ihtilâf idüb kimi ru'yâda ve kimi yakazada vâki' oldı didiler. Mi'râc hakkındaki hadîs-i şerîfin nihâyetinde "Uyandım ve kendimi Mescid-i Harâm'da buldum" buyurulmasına nazaran ru'yâda oldığı ve vahiyden evvel idiği kavli daha kuvvetlidir. Bu sûrete zâhib olanlar bu suredeki "İsrâ" mi'râc olmayub vahiyden sonra Mescid-i Harâm'dan Mescid-i Aksâ'ya kadar hâl-i yakazada bir gice seyahatidir didiler.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Kulunu bir gecede Mescid-i Haram[¹]’dan alıp, çevresini bereketli kıldığı[²] en uzak mescide (el-Mescid’ul-aksâ’ya) götüren Allah, eksikliklerden uzaktır. Bu, ona bir kısım âyetlerimizi[³] göstermek içindir. O (Allah) dinler ve görür.
[1] Kabe ve civarı [2] İltifat [3] İsra gece yürüyüşü, miraç yükselme ve asansör demektir. Ayette bahsedilen göstergeler, en uzak mescidin, yani 7.kat semada bulunana Allah'ın arşının (yönetim merkezinin) bulunduğu yerdekilerdir. Kuran bilgisi çerçevesinde orada cennetler, cehennemler ve Allah'ın arşı olduğu bilgimiz dahilindedir. Bu bilgileri tüm gerçekliğiyle ahirette biz de görebileceğiz ancak nebilerin kendi görevlerine alışmalarının sağlanması, kendine ve vahiy meleğinin getirdiği ayetlere güveninin artması maksadıyla özel olarak eğitime alındıkları, bizim için gizli (gayb) olan bazı bilgilere kavuştukları açıkça anlaşılmaktadır.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Bir gece kulunu, Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya ayetlerimizi O'na göstermek için götüren (Allah) her türlü noksanlıktan uzaktır. Şüphesiz O, her şeyi işiten ve görendir.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Her türlü eksiklikten münezzehtir o Allah ki, bir kısım âyetlerimizi göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haramdan alarak çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya seyahat ettirmiştir. O herşeyi işiten, herşeyi görendir.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Bütün varlıkların tespihi o kudretedir ki, ayetlerimizden bazılarını kendisine gösterelim/kendisini ayetlerimizden bir parça olarak gösterelim diye kulunu, gecenin birinde Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya/o en uzak secdegâha yürütmüştür. Hiç kuşkusuz, O'dur Semî' ve Basîr.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
arulıġı anuñ, ol kim gice iltti ķulını bir gice, mescid-i harām’dan mescidi’l aķsa ya ol kim bereketlü eyledük yörendürisin anuñ tā gösterevüz aña nişānlarumuzdan. bayıķ ol oldur işidici görici.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Münezzehdür ol Allāh barça ‘ayblardan ki yürütdi ḳulını, bir giçede Mek‐keden Ḳudüse iletdi. Ol kim bereketlendürdük çevresini göstermeg‐içünözine bizüm āyetlerümüzden. Ol Allāh işidicidür göricidür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Bə’zi ayələrimizi (qüdrətimizə dəlalət edən qəribəlikləri və əcaiblikləri) göstərmək üçün bəndəsini (Peyğəmbər əleyhissəlamı) bir gecə (Məkkədəki) Məscidülhəramdan ətrafını mübarək etdiyimiz (bərəkət verdiyimiz) Məscidüləqsaya (Beytülmüqəddəsə) aparan Allah pak və müqəddəsdir. O, doğrudan da, (hər şeyi) eşidəndir, görəndir!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Glorified be He Who carried His servant by night from the Inviolable Place of Worship to the Far Distant Place of Worship the neighbourhood whereof We have blessed, that We might show him of Our tokens! Lo! He, only He, is the Nearer, the Seer.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Glory to ((Allah)) Who did take His servant for a Journey by night(2166) from the Sacred Mosque(2167) to the Farthest Mosque,(2168) whose precincts We did bless,- in order that We might show him some of Our Signs: for He is the One Who heareth and seeth (all things).(2169)
2166 The reference is to the Mi'raj for which see the Introduction to this Surah. 2167 Masjid is a place of prayer: here it refers to the Ka'bah at Makkah. It had not yet been cleared of its idols and rededicated exclusively to the One True God. It was symbolical of the new Message which was being given to mankind. 2168 The Farthest Mosque must refer to the site of the Temple of Solomon in Jerusalem on the hill of Moriah, at or near which stands the Dome of the Rock. This and the Mosque known as the Farthest Mosque (al Masjid al Aqsa) were completed by the Amir 'Abd al Malik in A.H. 68. Farthest, because it was the place of worship farthest west which was known to the Arabs in the time of the Prophet: it was a sacred place to both Jews and Christians, but the Christians then had the upper hand, as it was included in the Byzantine (Roman) Empire, which maintained a Patriarch at Jerusalem. The chief dates in connection with the Temple are: it was finished by Solomon about B.C. 1004; destroyed by the Babylonians under Nebuchadnezzar about 586 B.C.; rebuilt under Ezra and Nehemiah about 515 B.C.; turned into a heathen idol-temple by one of Alexander's successors, Antiochus Epiphanes, 167 B.C.; restored by Herod, B.C. 17 to A.C. 29; and completely razed to the ground by the Emperor Titus in A.C. 70. These ups and downs are among the greater Signs in religious history. 2169 Allah's knowledge comprehends all things, without any curtain of Time or any separation of Space. He can therefore see and hear all things, and the Mi'raj; was a reflection of this knowledge without Time or Space. In this and the subsequent verses, the reference to Allah is generally in the first person and plural. But in the first and the last clause of this verse it is in the third person singular: "Glory to Allah, Who did take His Servant. . .", "He is the One . .". In each of these two instances, the clause expresses the point of view of Allah's creatures, who glorify Him, and whose hearing and seeing are ordinarily so limited that they can do nothing but glorify Him when one of His creatures is raised up to hear and see the Mysteries. It is they who glorify Him. (R).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
سُبْحَانَ
Subhân'dır
الَّـذ۪ٓي
O zat ki
اَسْرٰى
yürüttü
بِعَبْدِه۪
kulunu
لَيْلاً
bir gece
مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ
Mescid-i Haram'dan
اِلَى الْمَسْجِدِ
Mescid-i
الْاَقْصَا
Aksâ'ya
الَّذ۪ي
o ki
بَارَكْنَا
mübarek kıldık
حَوْلَهُ
çevresini
لِنُرِيَهُ
ona göster-memiz için
مِنْ اٰيَاتِنَاۜ
âyetlerimizden
اِنَّهُ
muhak-kak O
هُوَ
O
السَّم۪يعُ
Semî''dir
الْبَص۪يرُ
Basîr'dir
Kendisine âyetlerimizden (bir kısmını) göstermek için kulu (Muhammed)i bir gece Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren (Allah), Subhân'dır (her türlü noksanlıktan münezzehtir). Muhakkak ki O, Semî''dir, Basîr'dir (her şeyi, herkesi işiten ve gizli, açık her şeyi görendir).
سُبْحَان
İsim
س ب ح
Subhân (her türlü noksanlıktan münezzeh olan)
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اَسْرٰى
Fiil-IV
س ر ي
Yola çıktı, geceleyin yürüdü
عَبْد
İsim
ع ب د
Kul, köle, âbd
لَيْل
İsim
ل ي ل
Gece, geceleyin
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
مَسْجِد
İsim
س ج د
Mescid
حَرَام
İsim
ح ر م
Haram, ihram, dokunulmaz
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
مَسْجِد
İsim
س ج د
Mescid
اَقْصَا
İsim
ق ص و
En uzak, (Mescid-i) Aksâ
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
بَارَكَ
Fiil-III
ب ر ك
Bereketli kıldı, mübarek kıldı, bolluk verdi
حَوْل
İsim
ح و ل
Yıl (sene), etrafında, çevresinde
اَرَي
Fiil-IV
ر ا ي
Gösterdi
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
ءَايَة
İsim
ا ي ي
Âyet, mucize, alamet, işaret, nişane, ibret, delil
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
هُوَ
Zamir
هُوَ
O
سَمِيع
İsim
س م ع
Semî' (Allah'ın esması, ismidir. Her şeyi ve herkesi işiten demektir), işiten
بَصِير
İsim
ب ص ر
Basîr (Allah'ın esması, ismidir. Gizli ve açık her şeyi gören demektir), gören, görücü