close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

İnsân Sûresi 8. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve yut’imûne-tta’âme ‘alâ hubbihi miskînen ve yetîmen ve-esîrâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve ona ihtiyaçları olduğu halde yemeklerini yoksula ve yetime ve tutsağa verirler, onları doyururlar.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Kendileri, ona duydukları sevgiye (ihtiyaç ve ilgiye) rağmen yiyeceklerini yoksula, yetime ve esire yedirenler (onların ihtiyaçlarını giderenlerdir).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Allah'a olan sevgileri için veya mala olan sevgilerine rağmen yemeklerini yoksula, yetime ve tutsağa verirler, onları doyururlardı.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Çevresi, çaresi olmayan yoksula, yetime, dula, kimsesize ve esire, sevdikleri, yemek ihtiyacında oldukları yiyecekleri can ü gönülden isteyerek yedirirler.
Ahmet Varol
swap_vert close
Kendilerinin ona sevgi duymalarına rağmen [1] yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
1.Yani iştahlarının çekmesine, kendilerinin arzulamalarına rağmen. Bazı tefsirlerde, ayetin metnindeki "hubbihi" kelimesinin sonundaki zamirin Allah`a işaret ettiği söylenmektedir. Buna göre ayetin meali şöyle olur: "O`nun (Allah`ın) sevgisi için yoksula, yetime ve esire yemek yedirirler."  
Ali Bulaç
swap_vert close
Ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Yoksula, yetime, esire seve seve yemek yedirirler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Kendileri muhtaç oldukları halde, isteyerek yoksula, yetime ve esire yemek yedirirler.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
7,8,9,10. Adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü yaygın olan bir günden korkarlar. Sevdikleri gıdalardan yoksula, yetime ve esire yedirirler. “Biz, size sırf Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de teşekkür bekliyoruz. Çünkü biz suratsız, çok katı bir günün azabından ötürü Rabbimizden korkarız” derler.
Besim Atalay
swap_vert close
Yoksula, öksüze, tutsağa seve seve yedirirler
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Ve kendileri ihtiyaç duydukları halde yiyeceklerini, fakire, yetime ve esire ikram ederler.
Cemil Said
swap_vert close
8,9. ve kendi ta’âma muhtâc oldığı halde fukarâya, yetime ve esire ta’âm virüb "Bu ta’âmı sana Allâh rızâsı içün viriyoruz ve bunun içün ne mükâfât, ne teşekkür istemiyoruz."
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Onlar, kendileri (yemek) istedikleri halde yiyeceği yoksula, yetime ve esire ikram ederler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
 Âyetin «alâ hubbihî» kısmına, «kendi canları çekmesine rağmen» yerine «Allah sevgisiyle» manası da verilebilir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Yoksula, öksüze ve tutsağa sevdikleri yiyecekleri yedirirler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Miskîne, yetîme, esire seve seve yemek yedirirler
Emrah Demiryent
swap_vert close
Onlar, (kendileri muhtaç olmalarına rağmen,) severek, yoksulu, yetimi ve esiri yedirirler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
İhtiyaçları olmasına rağmen yiyeceği; yoksula, öksüze ve tutsağa yedirirler.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Yemeğe olan) sevgi (lerine ve iştihâlarına) rağmen yoksulu, yetimi, esîri doyururlar (dı).
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Ona (o mala) olan arzularına (ve kendi ihtiyaçlarına) rağmen, yoksula, yetime ve esire yemek yedirirler(di).
İhsan Aktaş
swap_vert close
8,9. Ve kendileri ihtiyaç duydukları hâlde yoksula, yetime (işsize) ve esire (zor şartların esiri olan kimselere) yemek yedirirler (hem maddi, hem manevi her türlü yardımda bulunurlar. Ve onlara şöyle derler:) Biz size sırf Allah için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz. *
(*) Yüce Allah 5. âyette geçen iyilerin bazı özelliklerini 7-10. âyetlerde şöyle sıralamıştır: a) Allah rızası için bir şeyi yapmaya teahhüt ettiklerinde veya anlaşma yaptıklarında onu mutlaka yerine getirirler. Bu açıklama, Allah’ın, verilen bir sözün, adanan veya üstlenen bir iyiliğin yerine getirilmesine ne kadar önem verdiğini anlatır; b) Dehşeti her yerde hissedilen bir günden korkarlar; kıyamet gününde Allah’ın huzurunda verecekleri hesabın korku ve kaygısını taşır, hayatlarını bunun verdiği sorumluluk bilinciyle düzenlerler. Böylece âyette kıyamet ve âhiret inancının, amelî hayatımız üzerindeki tesiri ve bu inancın kurtarıcı değeri ortaya konmaktadır; c) Gözden çıkardıklarını değil, sevdikleri ve yararlanabilecekleri nimetleri muhtaçlara verirler; yedirip içirmeyi, doyurmayı görev bilirler. Böylece âyet ferâgat ahlâkının, “öteki”ne karşı sorumluluk duygusunun en veciz tanımını ve bunun İslâm’daki önemini dile getirmiştir. 9. âyette, anılan müminlerin bu özverili davranışları, gösteriş veya herhangi bir menfaat hesabıyla, hatta bir teşekkür karşılığında değil, sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaptıkları bildirilmektedir. İfadenin akışına bakarak âyetteki “ceza” (karşılık) kelimesinin özellikle maddî karşılıkları, “şükür” kelimesinin de teşekkür gibi mânevî karşılıkları ifade ettiği düşünülebilir. Kısaca âyete göre en değerli iyilik, herhangi bir maddî veya mânevî karşılık, bir çıkar elde etme düşüncesi taşımadan, hatta buyurulmamış olsa bile adamak, niyet edip karar vermek suretiyle kendi kendine ödev yükleme şeklinde belirlenip yapılan iyiliktir… 8. âyete “Onlar, Allah’ı sevdikleri ve O’nun rızası için yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler” şeklinde de mâna verilmiştir. Müfessirler bu âyette geçen esîr kelimesini mecazi anlamda yorumlayarak “şartların esiri” olan herkesin bu terimin kapsamına girdiğini söylemişlerdir. Buna göre hakiki anlamda savaş tutsakları galiplerin esiri (savaş bitip serbest bırakılana kadar) olduğu gibi, meselâ şayet köle varsa efendisinin, borçlu alacaklının, mahkûm da onu hapseden gücün esiridir. Dolayısıyla şu veya bu şekilde esir olan müslüman yahut gayri müslim herkese yardım etmek gerekir (Taberî, XXIX, 130; Râzî, XXX, 245). Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 518-519) Esîr: özgürlükten mahrum, borçlu, mahpus vs. herkesi kapsamaktadır.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Sevdikleri yiyeceklerden fakirlere, yetimlere ve esirlere yedirirler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Yoksullara, öksüzlere, tutsaklara seve seve yedirirlerdi,
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Yemeğe iştihalarıyle beraber [²] yoksula, yetime, esire yemek yedirirlerdi.
[2] Yahut yedirmeye iştihalarıyle beraber veya Tanrı uğrunda.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Onlar kendilerinin çok sevdiği yiyecekleri yoksula, yetime ve esire de yedirirler.⁴
4 Krş. Bakara, 2/177. Esir, çaresiz kişi anlamındadır. Hz. Peygamber, “Sizin borçlunuz, sizin esirinizdir. O hâlde esirinize güzel davranınız” demiştir. Bkz. (Zamahşerî, Razî).  
Kadri Çelik
swap_vert close
Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
(Salebi’nin kendi tefsirinde naklettiği üzere bu ayet de Ehl-i Beyt hakkında nazil olmuştur. Zemahşeri ise, Tefsir-i Keşşaf, c.4, s.670’te İbn-i Abbas’tan şöyle nakletmektedir: “Hasan ve Hüseyin hastalanmış idiler. Peygamber (s.a.a) ashabından bir grupla, onları ziyaret etti. Ashab, Ali’ye yönelerek şöyle dedi: “Ey Ebu’l-Hasan! Eğer çocuklarının iyileşmesi için bir adakta bulunmuş olsaydın, daha iyi olurdu.” Ali (a.s), Fatıma (a.s) ve hizmetçileri Fizze, “Onlar iyileştikleri takdirde, üç gün oruç tutacaklarına” dair adakta bulundular.” Çok geçmeden Hz. Hasan ve Hüseyin (a.s) iyileştiler, herhangi bir yiyecekleri olmadığı için Ali (a.s) üç ölçek arpa borç aldı. Fatıma (a.s) ise onun bir ölçeğini hamur yoğurdu. İftarlık için kendi sayılarınca beş adet ekmek pişirdi. Bu esnada bir fakir dilenci, evin kapısına gelerek şöyle seslendi: “Ey Muhammed’in Ehl-i Beyt’i, selam olsun size! Ben fakir Müslümanlardan biriyim. Bana yiyecek ihsanında bulununuz ki Allah da sizlere cennet yiyeceklerinden ihsanda bulunsun!” Onlar fakiri kendilerine tercih ettiler ve yiyeceklerini ona verdiler. O gece su dışında bir şey içemediler. Ertesi gün yine oruç tuttular. Güneş batarken yine iftar etmeye hazırlandıkları bir sırada, bir yetim kapıya geldi, onu da kendilerine tercih ettiler ve yiyeceklerini ona verdiler. Üçüncü gün bu defa bir esir geldi ve aynı işi tekrarladırlar. Sabah olunca Ali (a.s), Hasan ve Hüseyin’in (a.s) elinden tutarak Allah resulünün (s.a.a) huzuruna vardı. Peygamber onların açlıktan titrediğini görünce şöyle buyurdu: “Sizlerde gördüğüm bu şey, benim için ne kadar rahatsız edicidir.” Onlarla kalkıp Fatıma’nın (a.s) yanına vardı. Fatıma mihrapta şiddetli bir açlık içinde ibadet ediyordu. Peygamber (s.a.a) bu durumu görünce çok üzüldü. Bu esnada Cebrail nazil oldu ve şöyle buyurdu: “Ey Muhammed! Bu sureyi al! Allah böyle bir Ehl-i Beyt’e sahip olduğun için seni kutlamaktadır.” Bunun üzerine Peygamber’e (s.a.a), “İnsan” suresini okudu.”)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Mala mülke karşı yüreklerinde sevgi duydukları hâlde, sırf Allah rızası için yoksulu, yetimi ve esiri doyurur, onlara maddî mânevî her türlü yardım ve desteği sağlamak için çırpınırlar.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Esire, yetime ve düşkün yoksula seve seve Yemek yediriyorlar:
Mehmet Çakır
swap_vert close
Kendi ihtiyaçlarına rağmen, yoksulu, yetimi ve esiri doyururlardı.
Mehmet Çoban
swap_vert close
İman edenler gönül rahatlığıyla isteyerek, severek, yiyeceklerini yoksula, yetime, esire, ihtiyaç sahibine yedirirler.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Onlar, kendileri muhtaç olmalarına rağmen yoksulu, yetimi ve esiri yedirir (doyurur)lar.
Mehmet Türk
swap_vert close
Onlar, sevdikleri yiyeceği yoksula, yetime ve esire (seve seve) yedirirler.¹
1 Bu âyet Ali (r.a) hakkında nâzil olmuştur. (Vâhidî)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve kendi istekleri ne kadar çok olursa olsun, ¹⁰ muhtaçlara, yetimlere ve esirlere ¹¹ yedirirler,
10 Yahut: 2:177’de olduğu gibi, “kendileri onu ne kadar çok isterlerse istesinler” [yani, “ne kadar ihtiyaç duyarlarsa duysunlar”]: karş. ayrıca 90:14-16. “Yedirmek” kavramı, bu bağlamda hem maddî, hem manevî her türlü yardım ve desteği kapsar.11 Esîr terimi, ya lafzî olarak (örn. tutuklu) yahut mecazî olarak (çaresiz şartların esiri anlamında) “mahkum” olan herkesi gösterir; bu anlamda Hz. Peygamber şunları söylemiştir: “Sizin borçlunuz, sizin esirinizdir; o halde esirinize güzel davranın” (Zemahşerî, Râzî ve diğerleri). Yardıma muhtaç olan ve bu sebeple şu veya bu anlamda “esir” olan herkese karşı güzel davranma emri, aynı ölçüde hem müminleri hem de mümin olmayanları kapsar (Taberî, Zemahşerî) ve insanın hizmetinde olan hayvanları da içine alır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Onlar kendileri muhtaç olduğu halde yoksulu, yetimi ve esiri doyururlar. 2/177, 4/36
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
ve kendi istek ve arzularına rağmen[⁵⁴⁷¹] muhtaçlara,[⁵⁴⁷²] yetimlere[⁵⁴⁷³] ve esirlere yemek yedirirler;[⁵⁴⁷⁴]
[5471] Veya: “seve seve”. [5472] Miskîn: kendi kendine kazanmaktan âciz olan. [5473] Yetîm: kazananı ölmüş, kendisi de kazanmaktan âciz olan. [5474] Esîr: özgürlükten mahrum herkes. Hem lafzen hem de mecazen “zor şartların esiri olan kimseler” anlamına gelir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Yoksula, yetime ve esire seve seve yemek verirlerdi.
Osman Fırat
swap_vert close
Yoksula, yetime ve esire sevdikleri yemeği yedirirler,
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve taam yedirirler, onu sevdikleri halde yoksullara ve yetimlere ve esir olanlara.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Kendileri de ihtiyaç duydukları halde yiyeceklerini, sırf Allah'ın rızasına ermek için fakire, yetime ve esire ikram ederler.
Borçlu, köle, mahpus olanlar da esirler kapsamındadırlar.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Yoksula, yetime ve esire sevdikleri yemeği yedirirler:
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Ve fakîri, yetîmleri ve esirleri severek it'âm iderlerdi.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Çaresizleri, yetimleri ve esirleri, seve seve doyururlar.
Şaban Piriş
swap_vert close
Sevmelerine rağmen yemeği düşküne, yetime ve esire yedirirler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Canlarının çektiği yemeği yoksula, yetime ve esire seve seve yedirirler.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Yoksula, yetime ve esire, yemeği severek yedirirler.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı yidürürler ŧa'amı Tañrı dostlıġı üzere yā ol sevmeg-ile miskįne daħı öksüze daħı esįre.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı yimek yidürürler Allāh yolına miskinlere ve öksüzlere, daḫı yesīrlere.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Onlar öz iştahaları çəkdiyi (özləri yemək istədikləri) halda (və ya: Allah rizasını qazanmaq uğrunda) yeməyi yoxsula, yetimə və əsirə yedirərlər.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And feed with food the needy wretch, the orphan and the prisoner, for love of Him,
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And they feed, for the love of Allah, the indigent, the orphan, and the captive,-(5839)
5839 The captive: when taken literally, it refers to the old state of things when captives of war had to earn their own food, or their own redemption; even ordinary prisoners in jail for criminal offences often starved unless food was provided for them by private friends or from their own earnings. But there is a further symbolic meaning, which applies to the indigent, the orphans, and the captives, viz. those who are so in a spiritual sense: those have no mental or moral resources, or have no one to look after them, or are held down in social or moral or economic captivity. They hunger for spiritual food, or perhaps their appetite is deadened, but the Righteous understand and supply their real needs. It has also been held that "captives" include dumb animals who are under subjection to man; they must be properly fed, housed, and looked after; and the righteous man does not forget them.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَيُطْعِمُونَ
ve yedirirler
الطَّعَامَ
yemek
عَلٰى حُبِّه۪
onu sevmelerine rağmen
مِسْك۪يناً
yoksula
وَيَت۪يماً
ve yetime
وَاَس۪يراً
ve esire
Yine onlar, (Allah'ı sevdikleri ve rızasını kazanmak istedikleri için) o (malları)nı sevmelerine rağmen (mallarını ve) yemek(ler)ini yoksul(lar)a, yetim(ler)e ve esir(ler)e yedirirler(di).
اَطْعَمَ
Fiil-IV
ط ع م
Yedirdi, doyurdu
طَعَام
İsim
ط ع م
Yemek, yiyecek, doyurma
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
حُبّ
İsim
ح ب ب
Sevgi, muhabbet, aşk
مِسْكِين
İsim
س ك ن
Yoksul, fakir
يَتِيم
İsim
ي ت م
Yetim
اَسِير
İsim
ا س ر
Esir