O gün hiçbir kimse, başka bir kimseye yardım etme gücüne (şefaat etme yetkisine) sahip değildir (hiçbir kimse, başka bir kimseye bir yarar sağlayamayacaktır). O gün bütün yetki (ve tasarruf yalnız) Allah’a aittir. *
(*) İnsanı en güzel kıvam ve potansiyelde yaratan, dengeli bir fıtratla düzene koyan Rabbimiz, Yani ihtiyacı olmadan; verilen potansiyel, yeti ve melekelerle kurtulabileceğimiz idrakini bizlere İnfitâr sûresiyle sunmuştur. (Kurandan Hayata) Hangi cemaatten, hangi tarikattan, hangi koldan, hangi ırktan, hangi soydan, hangi ülkeden, hangi ümmetten, hangi milletten, hangi toplumdan, hangi aileden olursan ol ahirette yalnızsın! Orada genetik test yok, DNA yok, biyolojik yakınlık yok, soy sop yok; sadece sen varsın. Yaşadıklarınla baş başasın! Ve hak ettiğini yaşayacaksın! “Onların hepsi kıyamet günü O’na tek başına gelecek.” (Meryem, 19/95) (C. Külünkoğlu Meal Açıklaması) Kur’an, ahirette “şefaat edilme” anlayışını ve inancını kesin olarak reddetmektedir. Yani o gün hiçbir kimse, bir kimseye şefaat/yardım edemeyecektir. Kur’an’ın bazı ayetlerinde izne bağlanan şefaat/ dua ve bağışlanma dileği/ ise, dünyadadır, ahirette değil. Yani yüce Allah dünyada iken bir kimse için dua edilmek ve istiğfarda, yani şefaatte bulunmak için izin vermişse, dünyada onun için dua edilir ve onun için bağışlanma/şefaat talabinde bulunulabilir. Peki, yüce Allah dünyada kimler için bağışlanma/şefaat talebinde bulunulma izni veriyor? Cevap: Bu izin ancak muhavvid/ mümin insanlar için verilir, muvahhid olmayanlar için bu izin verilmez. Örneğin: Dünyada iken Hz. İbrahim kendi babası için yüce Allah’tan bağışlanma, yani şefaat etme talebinde bulunuyor, ama babası müşrik olduğundan yüce Allah Hz. İbrahim’e izin vermiyor. Yine Hz. Nuh kendi oğlunun kurtuluşu için yüce Allah’a yalvarıyor/şefaatte bulunuyor, ama yüce Allah onun oğlunun da müşrik olduğundan şefaatini reddediyor. Ve yine Hz. peygamber bazı münafıklar için yüce Allah’tan bağışlanma/şefaatte bulunma talebinde bulunuyor, ama onlar da muvahhid olmadıklarından yüce Allah Hz. Peygamberin de onlara yapacak dua ve istiğfarı/şefaati reddediyor. Konuyla ilgilil ayetler için bakz: (Tevbe-80 ve 84. ayetler) Demek ki, peygamberlerin dünyada kendi ümmetleri için yüce Allah’a yalvarıp bağışlanmaları istemeleri onların şefaatidir, dünya hayatında müminin mümin için yaptığı dua ve bağışlanma talebi, birbirlerine olan şefaatidir. Çünkü istiğfar = şefaattir. Bu nedenle (الشفاعة في الدنيا وحصادها في الاخرة) ‘’şeffat dünyadadır, hasadı/ürünü/ ise ahirettedir. Çünkü dünya iman, ameli salih, dua ve istiğfar/şefaat/ yeridir, bunların yeri ahiret günü değildir. O gün herkes iman eder, dua ve istiğfarda bulunur, ama nafile. Zaten Nisa suresindeki (مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا ۖ وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا) 84. ayet bile, şefaat ahiret gününde değil, dünyada olduğunu gösterir. (الله اعلم) ‘’Ama en doğrusunu yüce Allah bilir’’