O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.
(Müşrikler, yaratmayla doğurma arasındaki inceliği fark edemediklerinden dolayı illiyet kanununu, üreme ilkesinden ibâret zannetmişler, bu yüzden de, yaratılan, Yaratandan, eser müessirden doğuyor demeyi gelenek haline getirmişlerdi. Nitekim, Saffat suresinin 151,152. ayetlerinde "İşte sana onların iftiralarından bir tane daha - Allah doğurdu derler..” buyurulmuştur. Müşriklerin böyle ulûhiyette üreme fikrine saplanmaları cehalet idi, fakat peygamberlik yoluyla Yaratıcıyı tanımış ve gerçek illiyetin "yok iken yaratmak" ile gerçekleştiğini anlamış iken, sonraki devir hıristiyanlığın uluhiyyeti; "Baba, ruhul’-kudus ve oğul" diye doğurma ihtiyacı üzerine kondurmuş, O'na babalık ve çocuk isnâd etmiş ve farz etmiş olması, hiçbir şekilde din ile bağdaşamaz)