Ve (yine Mûsa devamla dedi ki:) Hani Rabbiniz “Eğer şükrederseniz muhakkak ki, size (verdiğim nimetlerimi) artırırım. Ve eğer nankörlük ederseniz bilin ki, benim azabım gerçekten çetindir.’’ diye bildirmişti. *
(*) Yine burada da Hz. Musa sözüne devam ediyor. Bk: el -Keşşaf Tefsiri: ({وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ } من جملة ما قال موسى لقومه، Nimetin en büyük şükrü, o nimeti vereni bilmekle ve ona layık olmakla olur. “Şükür” nimete sahip olduktan sonra sadece kuru bir teşekkür ifadesiyle olmaz. “Her nimetin şükrü kendi cinsindendir.” Akıl bir nimettir, şükrü işletilerek akıllıca işler yapmaktır. Mal, mülk ve servet bir nimettir, şükrü infaktır, yardımlaşmadır, paylaşmadır. Bilgi nimettir, şükrü öğretmektir, aydınlatmaktır, bilgin toplum yetiştirmektir. Konuşmak bir nimettir, şükrü iyiyi ve doğruyu tavsiye etmek, kötülükleri anlatmaktır. (C. Külünkoğlu Meal Açıklaması) Not: 1) Burada merhameti sonsuz olan yüce Allah şükredenin nimetini mutlaka artıracağını söylüyor, ama şükretmeyene /inkâr ve nankörlük edene da mutlaka azap vereceğini söylemiyor, şayet azap verecekse o azabın çetin olduğunu söylüyor. 2. Şükretmeyip nankörlük edenin nimetini artırmayacağını da söylemiyor. Yani şükretmeyen ve nankörlük edenlerin nimetini de arttırabilir. Çünkü dünyevi nimet ve rızık konusunda yüce Allah kimsenin din, inanç ve ameline bakmaz. Kim rızkını temin etmek için çalışıp çabalarsa yüce Allah rızkını verir.