Rabbinizden günahlarınız için bağışlanma dileyin ve sonra tevbe ve pişmanlık tavrı içinde O’na yönelin ki, O da sizi [bu dünya] hayatında [O’nun belirlediği] bir süre doluncaya kadar güzel bir geçimle geçindirsin; ⁴ ve [öte dünyada da] erdem sahibi herkese erdemliliğinin karşılığını [fazlasıyla] versin. ⁵ Fakat eğer (doğru yoldan) dönerseniz, o zaman, doğrusu o zorlu Gün [gelip çattığında] azabın ⁶ sizin başınıza gelmesinden korkarım!
4 Yani, “hayatınızın sonuna kadar” (ecel müsemmâ terimi üzerine yapılmış bir açıklama için bkz. 6:2 ile ilgili 2. not). Hikmetinin derinliğine inilemez olan Allah, inanan ve doğru bir çizgi izleyen herkese her zaman dünyevî mutluluk ve maddî refah nasip etmediğine göre, “[dünya] hayatında sizi iyi bir geçimle geçindirsin” ifadesindeki vaadin mutlaka bireylerle değil de, daha çok bir bütün olarak inananlar cemaatiyle ilgili olduğunu düşünmek daha yerinde olur. Reşid Rıza’nın da görüşü bu yöndedir (Menâr XII, 7 vd.). (Karş. 3:139 -“eğer [gerçekten] inanıyorsanız mutlaka (insanların) en üstünü olursunuz”.)5 Fazl ismi Allah için kullanıldığı zaman mutlaka “lütuf/kerem ya da inayet” anlamlarını çağrıştırır; ama insanlar için kullanıldığında daha çok “erdem” ve bazan da “üstünlük, seçkinlik” anlamına gelir. Yukarıdaki ayet açıkça göstermektedir ki, bu dünyadaki kısmî ve çoğu zaman da sadece ahlakî planda kalan ceza ve mükafatın tersine, öte dünyada Allah, inanç ve eylemleri yoluyla erdemliliğe, yetkinliğe ulaşan herkese lütuf ve cömertliğinin azamisiyle karşılık verecektir. (Karş. 3:185 -“yaptıklarınızın tam karşılığını ancak Kıyamet Günü’nde elde edeceksiniz”.)6 Lafzen, “zorlu bir Gün’ün azabının”. Bu konuda bkz. 9:128.