close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Hûd Sûresi 116. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Felevlâ kâne mine-lkurûni min kablikum ulû bakiyyetin yenhevne ‘ani-lfesâdi fî-l-ardi illâ kalîlen mimmen enceynâ minhum(k) vettebe’a-lleżîne zalemû mâ utrifû fîhi vekânû mucrimîn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Sizden önceki çağlarda, halkı, yeryüzünde bozgunculuktan vazgeçirmeye çalışan idrak ve ibadet ehli bir bölük halk bulunsaydı ne olurdu; halbuki içlerinden kurtardıklarımız pek azdı ve zulmedenler, yalnız kendilerine verilmiş olan devlete uydular ve suçlu oldular.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Bugün de) Sizden önceki dönemlerde de; yeryüzünde fesat çıkarmak isteyenlere mâni olacak gayret sahipleri bulunmalı değil miydi? Fakat onlar arasında kendilerine necat (ve fazilet) verdiğimiz çok az kimse (böyle davrandılar; ama çoğunlukla nefislerine ve çevrelerine) zulmedenler ise, kendilerine verilen servet ve nimetlerin peşine düşüp şımardılar... (Maalesef akıl ve ilim erbabı kimseler de bunların fısk-u fesadına mâni olmadılar ve hep birlikte battılar.) Onlar mücrim olmuş (suçlu ve sapkın) insanlardı.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Sizden önceki nesillerden, akıl ve idrak sahibi kimselerin, yeryüzünde insanları bozgunculuk yapmaktan engellemeleri gerekmez miydi? Fakat onlar arasından, ancak kendilerini kurtardığımız pek az kişi böyle yaptı. Varoluş gayesine aykırı davrananlar ise, kendilerine verilen refahın peşine düşüp şımardılar da, günaha gömülüp gittiler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Sizden önceki asırlarda yaşayan nesiller içinden, akıllı, ileri görüşlü, dindar fazilet sahipleri, akıllarını kullanarak yeryüzünde insanları bozgunculuktan, yozlaşmaktan, bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü yapmaktan vazgeçirmeye çalışsalardı, ne iyi olurdu. Ancak, onların içinden kurtardığımız pek az kimse bunu yaptı. İsyan ile, inkâr ile, baskı zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen, haksızlık eden zâlimler ise, kendilerine verilen servetin, eğlencenin, şımartıldıkları refahın peşine düştüler. Onlar zaten İslâm'a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsi, suçlu, günahkâr idiler.
Ahmet Varol
swap_vert close
Sizden önceki nesillerden, yeryüzünde fesattan alıkoyan fazilet sahipleri bulunmalı değil miydi? Onlardan kendilerini kurtardığımız çok azı dışında bunu yapan olmadı. Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine takıldılar ve suçlu kimseler oldular.
Ali Bulaç
swap_vert close
Sizden önceki nesillerden -kurtardığımızdan pek azı dışındayeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Şimdi, sizden önceki devirlerden geri kalan akıl sahipleri, yeryüzünde fesad çıkarmaktan (insanları) alıkoysalardı ya! Fakat onlardan kurtuluşa erdirdiğimiz kimseler pek azdır. Zulüm yapanlar ise, kendilerine verilen refahın (lüks saltanatının) ardına düştüler ve hep mücrim, günahkâr oldular.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Sizden önce gelip geçen, mal ve mülk sahibi olan o çağların hiçbiri neden yeryüzündeki bozgunculuğu engellemedi? Yalnız oralardan kurtardığımız çok az bir grup engellemeye çalıştılarsa da zulmedenler kendilerine verilen refahın peşine düştüler ve suçlulardan oldular.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Fakat ne yazık ki, sizden önceki kuşaklar arasından yeryüzünde bozgunculuktan alıkoyacak akıl ve iz‘ân sahibi erdemli insanlar çıkmadı. Fakat onlardan az bir kısmını kurtardık. Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkâr idiler.
Besim Atalay
swap_vert close
Sizden önce, yeryüzünde, fesatçılıktan alıkoyan, akıllılar bulunmalıydı, onlar azlıktaydılar, biz onları bununçin kurtardık, zulmedenler eğlenceye daldılar, günah eder oldular
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Sizden önceki nesillerde yeryüzünde bozgunculuktan sakındıran birtakım akıllı ve erdemli kimseler bulunmalı değil miydi? Ama içlerinden (mücadeleden yılmadıkları için) kurtuluşa erdirdiğimiz az bir topluluk dışında hiçbiri bunu yapmadı. Zulme sapanlar ise kendilerini şımartan ihtiraslarına kapılarak ağır suçlara daldılar.
Cemil Said
swap_vert close
Sizden evvel gelen kavimlerde sâhib-i fazîlet olanlar ve fesâdı men’ idenler bir cüz-i kalîl idi. Biz ânları kurtardık lâkin zulüm idenler ve heveslerine ittibâ’ idenler mücrîm oldılar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Sizden önceki nesillerin ileri gelenleri, yeryüzünde bozgunculuğa engel olmalı değil miydiler? Onlardan kurtardıklarımız pek azdır. Kendilerine verilen nimete karşı haksızlık edenlere uyanlar ise suçlu oldular.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Sizden önceki toplumlar içinde yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek birikimli kimseler bulunsaydı ya! Onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kesim bunu yaptı. Zulmedenlerse içinde şımartıldıkları refahın peşine düşüp günahkâr oldular.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Sizden önceki asırlarda yeryüzünde (insanları)  bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır (bunlar görevlerini yaptılar).  Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkâr idiler.
Edip Yüksel
swap_vert close
Sizden önceki nesillerin erdem sahibi olanları, yeryüzünde kötülüklere engel olmalı değil miydiler? Onlardan kurtardığımız az kişi hariç... Zalimler ise, kendilerine verilen refaha dalıp şımardılar; böylece suçlulara katıldılar.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Sizden önceki devirlerden bakıyye sahipleri (kitap ehli) yeryüzünde bozgunculuktan vazgeçirmeye çalışsalardı ne iyi olurdu. Fakat onların içinden kurtardığımız pek az kimse bunu yaptı. O zulmedenler ise şımartıldıkları refahın peşine düştüler ve hepsi de suçlu oldular.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Şimdi sizden evvelki karnlardan bakıyye sahipleri Yer yüzünde fesaddan nehyeder olsalardı; lâkin onlardan necata irdirdiğimiz pek az kimselerden başka yok, o zulmetmekte bulunanlar ise şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve hep mücrim oldular
Emrah Demiryent
swap_vert close
Sizden önceki nesillerden fazilet sahibi kimselerin, yeryüzünde bozgunculuğu/fesadı engellemek için çaba göstermeleri gerekmez miydi? Fakat onların içinden (görevlerini yaptıklarından ötürü) kurtardığımız pek az kimse bunu yaptı. Zulme sapanlar ise kendilerine sağlanan refah içinde şımarıp azdılar ve böylece (azaba müstahak olan) suçlu/kâfir kimseler oldular.
Âyet-i kerîme, helâk edilen eski ümmetlerin, azaba uğramalarının sebeplerini beyan etmektedir ki, o da küfrün yanı sıra, zulmün, nefsin arzularına uymanın ve kötülüklerden alıkoymamanın yaygınlık kazanmasıdır.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
Keşke sizden önceki nesillerde yeryüzünde fesatlığa karşı çıkan faziletli kimseler olmuş olsaydı. Onlardan ancak çok azını kurtuluşa erdirdik. Zulmedenler ise içinde bulundukları refaha dalıp böylece mücrim kimseler oldular.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Sizden önceki devirlerde (insanları) yer yüzünde fesâd (çıkarmak) dan vaz geçirmiye çalışacak (bu suretle onları helâkden kurtaracak) fazilet saahibleri bulunmalı değil miydi? (O devirlerin insanları) içinden (vazifelerini yapdıkları için) kurtardığımız (kimseler) ancak (pek) azdır. Zaalim olanlar ise yalınız kendilerine verilen (dünyevî) refahın ardına düşdüler, günahkâr insanlardı onlar.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Hâlbuki sizden önceki (helâk ettiğimiz) nesiller içinde, yeryüzünde fesad çıkarmaktan (insanları) men' eden fazîletli kimseler bulunmalı değil miydi? Onlardan, kurtardığımız pek az kimse müstesnâ (içlerinde fazîletli insanlar yoktu). Zulmedenler ise, içinde şımartıldıklarının (o sayısız ni'metlerin) peşine düştü ve günahkâr kimseler oldular.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Sizden önceki nesillerde yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan sakındıran birtakım akıllı (erdemli) kimseler bulunmalı değil miydi? Ama içlerinden (mücadeleden yılmadıkları için) kurtarmış olduklarımızın az bir kısmı dışında hiçbiri bunu yapmadı. Zulmetmiş olanlar ise kendilerine verilen nimetin (refahın) peşine düşüp suç işlemeye devam ettiler.
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Sizden önceki nesiller içerisindeki güç sahipleri, yeryüzünde karışıklık çıkarmayı yasaklamaları gerekirken, o toplumların içinden kurtardığımız pek az bir azınlık fesadı engellemeye çalıştı. Fesadı engellemeyen zalimler, yeryüzünde kendilerini azdıran kazançların peşine düştüler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Sizden önce gelip geçenler arasında iyilik için çalışanlar olsaydı da ortalığı kargaşadan alıkoysalardı. İçlerinden kurtardıklarımız pek azdır. Kıyıcılara gelince, onlar da orada kendilerine verilen dirliğin ardına düştüler de suçlu oldular.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Sizden evvelki ümmetlerden yeryüzünde fesadı nehiy eden birtakım rey sahipleri [⁴] olmalıydı. Şu kadar ki onlar az kimse idi, biz onları bunun için kurtarmıştık. Zalim olanlar ise kendi refahlarına, eğlencelerine baktılar da günahkâr oldular.
[4] Veya hayır fazl-ı cüt sahipleri,  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Keşke sizden önceki nesillerden, yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek erdem sahibi/bilinçli kimseler [ulû bakiyye] bulunsaydı. Gerçi içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları/yozlaştırıldıkları refahın peşine düştüler ve günahkâr kimseler oldular.
Kadri Çelik
swap_vert close
Sizden önceki kuşaklardan, (iyiliği emrettikleri ve kötülükten sakındırdıkları için) kendilerinden kurtardığımız pek az kimse dışında, yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde refaha erdikleri şeyin peşine düştüler ve onlar zaten hep suçlu kimseler idiler.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Sizden önceki nesillerden akıllı ve erdemli kişilerin,zâlimlere karşı ortak bir cephede birleşerek yeryüzünde ahlâkî yozlaşmayı, bozgunculuğu ve fesadı engellemek için çaba göstermeleri gerekmez miydi? Fakat ne yazık ki, bunu yapmadılar. Ancak içlerinden, mücâdeleden asla yılmadıkları için kurtuluşa erdirdiğimiz birkaç küçük topluluk bu görevi hakkıyla yerine getirdi. Zâlimlere gelince, onlar daimtihân amacıyla kendilerine bahşedilen refah ve zenginliğin peşine takıldılar; böylece hem kendilerine, hem insanlığa, hem de Rab’lerine karşısuç işlemiş oldular. Ve bu yüzden azâbı hak ettiler. Bu âkıbet, onların kendi tercihleriydi:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Kurtardıklarımızın birazı hariç, sizden önceki Kuşaklar’dan bakıyye sahipleri Yeryüzü’nde Bozgunculuğu nehy ediyor olsalardı ya! Zulmetmiş olanlar, içinde şımartıldıkları refaha (konfora) tâbi’ oldu. Zaten suçluydular.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Acaba sizden önce, dünyadaki bozulmalara karşı çıkan ileri düzeyde insanlar oldu mu ki? Keşke olsaydı. Buna çıksa çıksa bizim kurtardığımız pek az insan karşı çıkmıştır. Bütün zalimler, önce gösterişe giden yola gimişler, ardından da günaha belenip çıkmışlardır.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Ey insanlar! Sizden önceki nesillerden akıllı olanların yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan, yasalarımıza karşı gelmekten insanları engellemeleri gerekmez miydi? Onlar arasından ancak kendilerini kurtardığımız pek az kişi böyle yaptı. İnsanlara zulmedenler kendilerine verilen refahın peşine düşüp şımardılar. Böylece suç işleyen topluluk oldular.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Sizden önceki nesillerden yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan alıkoyacak değerli (bilge) kişiler bulunsaydı ya! [*] Fakat onlardan görevlerini yapan, kurtardığımız az bir kısmı hariç (diğerleri görevlerini yapmamışlardı). Haksızlık edenler ise kendilerine verilen refahın peşine düşmüşlerdi; zaten onlar suça dalan kişilerdi.
Uyarının gerekliliği, amacı, kimlerin yararlanacağı vs. ile ilgili mesajlar için bkz. Bakara 2:6; Mâide 5:63, 79; En‘âm 6:69; A‘râf 7:164; Yâsîn 36:10; Zâriyât 51:55; Tûr 52:29; Mürselât 77:5-6; A‘lâ 87:9; Ğâşiye 88:21.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Sizden önceki toplumlardan yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler, bulunsa olmaz mıydı? (Ama öyle olmadı) onlardan Bizim kurtardığımız pek azı dışında, zâlimlerin tamamı, şımardılar ve günâhkâr oldular.
Muhammed Esed
swap_vert close
FAKAT, NE YAZIK Kİ, [yok ettiğimiz] sizden önceki kuşaklar arasından, yeryüzünde yozlaşmaya karşı çıkan -[doğru yolu izledikleri i-çin] kendilerini kurtardığımız küçük toplulukların dışında- akıl/iz‘ân ve erdem sahibi kimseler çıkmadı. ¹⁴⁶ Ve zulme eğilim gösteren çoğunluk yalnızca kendilerini yozlaştıran hazların peşine düşüp ¹⁴⁷ günaha gömülüp gittiler.
146 Cümlenin başında yer olan lev-lâ takısı için bizim tercih ettiğimiz “ne yazık ki” karşılığı hakkında bkz. 10. sure 119. not. Bu pasaj hem önceki ayette geçen “Allah iyilik yapanların hak ettiği karşılığı hiçbir şekilde zayi etmez” ifadesiyle, hem de yukarıda 111. ayette geçen “şüphesiz, Rabbin onların her birine edip-eyledikleri her şeyin karşılığını tam olarak ödeyecektir” ifadesiyle bağlantılıdır. Karn (“nesil“) teriminin daha geniş çağrışımları için bkz. 6. sure, 5. not.147 Terife fiili “kolay ve müreffeh bir hayat sürdü” anlamına geliyor; mutraf sözcüğü, “kolay, müreffeh bir hayat yaşayan/hayatın tadını çıkaran”, yani, ahlakî endişelere hayatında pek yer vermeyen demektir. Aynı kökten türetilen mutarraf sözcüğünün bunlardan biraz daha değişik bir anlam boyutu var: “kolay ve müreffeh bir hayatın küstahlaştırdığı kimse”, yahut “haz ve keyif peşinde koşmanın yozlaştırdığı kimse” anlamına geliyor (Muğnî). Mâ utrifû fîhi ibaresinin yukarıdaki çevirisi sözcüğün bu son anlam boyutuna dayanmaktadır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Keşke çıksaydı. Sizden önceki nesiller arasında, kendilerini kurtardığımız küçük bir azınlık dışında yeryüzündeki bozulma ve çürümeyi engellemeye çalışan akıllı ve şuurlu kimseler ne yazık ki çıkmadı. Zulme gömülmüş çoğunluk ise refah ve zenginliğin cazibesine kapılıp şımararak günaha gömüldüler. 3/104, 5/63- 79
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
KEŞKE çıksaydı, ama ne yazık ki[¹⁸¹³] sizden önceki nesiller arasından, kendilerini kurtardığımız bir azınlık dışında, yeryüzünde toplumsal çürümeye karşı direnen servet sahibi kimseler çıkmadı.[¹⁸¹⁴] Zulme eğilimli çoğunluksa, ayartıcı dünyevi zevklerin peşine takıldılar ve günaha gömülüp gittiler.
[1813] Fe-lev lâ kâne: “Keşke öyle olsaydı, ama olmadı” şeklindeki çevirimiz, bir belagat kuralına dönüşecek olan Ferrâ’nın açıklamasına dayanmaktadır (Ma‘âni’l-Kur’an). [1814] İbarenin bu anlamı için bkz: Taberî ve Zemahşerî.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey iman edenler) Sizden evvelki devirlerde, halkı yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan vazgeçirmeye çalışacak -bu suretle onları helakten kurtaracak- fazilet sahipleri bulunmalı değil miydi? (Yoktu, bundan dolayı) İçlerinden kurtulanlar pek az oldu. (Ey müminler siz de bundan ibret alın da "Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten vazgeçirmeye çalışan bir topluluk bulunsun-Al-İmran/104-)
Osman Fırat
swap_vert close
Sizden önceki kuşaktan/topluluktan (Tevrat ve incilden) bir kalıntı sahibi kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan men etmeleri gerekmez miydi? Ancak onlardan kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve suçlu kimseler oldular.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Sizden evvelki asırlarda yeryüzünde fesattan nehyeder bir kısım fazilet sahipleri bulunmalı değil miydi? Ancak onlardan necâta erdirdiğimiz bir azı müstesna, ve o zulmedenler ise kendilerinin içinde bulundukları refaha (dünya varlığına) uydular ve günahkâr kimseler oldular.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Sizden önceki nesillerde, dünyada fesat ve düzensizliği menedecek, böylece onları helâk olmaktan koruyacak idrâk ve fazilet sahipleri bulunmalı değil miydi? Onların içinden görevlerini yaptıklarından ötürü kurtardığımız az kimse var. Zalimler ise içinde bulundukları refahın ardına düştüler. Doğrusu onlar suçlu kimselerdi.
Bu âyet, iyiliği yayıp kötülüğü önlemeye çalışmanın lüzumunu belirtmektedir. Âyetten anlaşılan diğer bir husus şudur: Eğer bir toplumda, iyilik için çalışanlar yeterli sayıda iseler, genel azap, bir fırsat tanımak için bir süre ertelenir. Eğer toplum, salihlere hakka hizmet için izin vermiyorsa, o toplum helâkini hazırlamış demektir.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Sizden önceki nesillerden akıllı kimselerin, yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan men'etmeleri gerekmez miydi? Fakat onlar arasından, ancak kendilerini kurtardığımız pek az kişi böyle yaptı. Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düşüp şımardılar ve suç işleyenler olup çıktılar.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Sizden evvel geçen karnlardan 'akıl ve re'y sâhibleri kavimlerini yeryüzünde îkâ-'ı fesâddan men' itmediler. Ancak kendilerine necât virdiğimiz pek azı onları nehy itdiler. O kavimler, esâsen mücrim oldukları sebebiyle nefislerine zulüm idenlere tâbi' olub helâk oldılar.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Sizden önceki dönemlerde birikimi[*] olanlar o yerlerdeki bozulmaya karşı çıksalardı olmaz mıydı? Kendilerini kurtardığımız az kimse dışında bunu yapan olmadı. Yanlış yapanlar, şımartıldıkları şeyin arkasını bırakmadı ve günahkârlar haline geldiler.
[*] Önceki nebiler ve kitaplardan öğrendikleri bilgi birikimi  
Şaban Piriş
swap_vert close
Sizden önceki devirlerde yeryüzünde fesattan vazgeçirmeye çalışacak fazilet sahipleri bulunmalı değil miydi? Onlardan sadece çok azını kurtardık. Fakat zalimler kendilerine verilen nimetlerle azdılar. Günahkar oldular.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Keşke sizden önceki nesillerden, yeryüzünde bozgunculuğun önüne geçecek söz sahibi insanlar olsaydı! Lâkin, onlardan kurtuluşa erdirdiğimiz pek azı bunu yaptı. Zulmedenler ise daldıkları refahın peşine düştüler de mücrim olup çıktılar.(24)
(24) 3:104 ve 7:164-5 ve açıklamalarına bakınız.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Sizden önceki kuşakların söz ve eser sahibi olanları, yeryüzünde bozgunculuktan alıkoymalı değiller miydi? Ama içlerinden kurtarmış olduklarımızın az bir kısmı dışında hiçbiri bunu yapmadı. Zulme sapanlar ise içine gömüldükleri servet şımarıklığının ardına düşüp suçlular haline geldiler.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
pes nişe olmadı zamānlar ķavumlarından sizden įlerüden ħayr işleri kim yıġalar fesād eylemekden yirde? illā az anlardan kim ķurtarduķ anlardan. daħı uydı anlar kim žulm eylediler aña kim ni'met virinildiler anuñ içinde daħı oldılar yazuķlular.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Niçün sizden burun geçen ümmetlerden bir yaḫşı ḳavm olmadı ki ḳay‐tarurlardı ḫalḳı yir yüzinde fesād eylemekden illā az kişiler biz ḳurtarduḳla‐rumuzdan. Daḫı ẓālimler uydı dünyānuñ leẕẕetine, daḫı anlar yaman kişi‐ler‐idi.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Barı, sizdən əvvəlki nəsillərin ağıl və fəzilət (hünər) sahibləri yer üzündə fitnə-fəsad törətməyi qadağan edəydilər! Onların xilas etdiyimiz az bir qismi istisnadır. (Onlar keçmiş peyğəmbərlərin əshabələridir ki, insanlara yaxşı işlər görməyi əmr edər, pis işləri yasaq edərdilər.) Zalımlar isə onlara verilmiş ne’mətə (dünyanın ləzzətinə) uydular və günahkar oldular.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
If only there had been among the generations before you men possessing a remnant (of good sense ) to warn (their people) from corruption in the earth, as did a few of those whom We saved from them! The wrong doers followed that by which they were made sapless, and were guilty.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Why were there not, among the generations before you, persons possessed of balanced(1619) good sense, prohibiting (men) from mischief in the earth - except a few among them whom We saved (from harm)?(1620) But the wrong-doers pursued the enjoyment of the good things of life which were given them, and persisted in sin.
1619 Baqiyah: some virtue or faculty that stands assault and is lasting; balanced good sense that stands firm to virtue and is not dazzled by the lusts and pleasures of this world, and is not deterred by fear from boldly condemning wrong if it was fashionable or customary. It is leaders possessed of such character that can save a nation from disaster or perdition. The scarcity of such leaders-and the rejection of the few who stood out-brought ruin among the nations whose example has already been set out to us as a warning. In 11:86 the word has a more literal meaning. 1620 The exceptional men of firm virtue would have been destroyed by the wicked to whom they were an offence, had they not been saved by the Grace and Mercy of Allah. Or perhaps, but for such grace, they might themselves have succumbed to the evil around them, or been overwhelmed in the general calamity.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
فَلَوْلَا
hâlbuki değil miydi
كَانَ
olmalı
مِنَ الْقُرُونِ
nesillerden
مِنْ قَبْلِكُمْ
sizden önceki
اُو۬لُوا
sahipleri
بَقِيَّةٍ
bakıyye
يَنْهَوْنَ
alıkoyu-yorlar
عَنِ الْفَسَادِ
bozgunculuk yapmaktan
فِي الْاَرْضِ
yeryüzünde
اِلَّا
an- cak
قَل۪يلاً
pek az
مِمَّنْ
o kimse-lerden ki
اَنْجَيْنَا
kurtardık
مِنْهُمْۚ
onlardan
وَاتَّبَعَ
ve peşine düştü
الَّذ۪ينَ
o kim- seler ki
ظَلَمُوا
zulmettiler
مَٓا
o şey- lerin ki
اُتْرِفُوا
sefahate daldılar
ف۪يهِ
için- de
وَكَانُوا
ve oldular
مُجْرِم۪ينَ
mücrim kimseler
Sizden önceki nesillerden yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan alıkoyacak bakıyye sahipleri (faziletli kimseler) bulunmalı değil miydi! Fakat onlardan, kurtardığımız pek az kimse müstesna (içlerinde faziletli kimseler yoktu). Zulmedenler ise içinde sefahate daldıkları (o nimetlerin) peşine düştüler ve (nefislerinin hevâsına uyan) mücrim kimseler oldular.
لَوْلَا
Tahdid edatı + Şart edatı
لَوْلَا
olmamış olsa, olmasa, keşke, eğer olmasaydı
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
قَرْن
İsim
ق ر ن
Nesil, kavim
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
قَبْل
İsim
ق ب ل
Önce, öteden beri
اُولِى
İsim
ا و ل
Sahip
بَقِيَّت
İsim
ب ق ي
Geriye kalan, bakıyye
نَهٰي
Fiil-I
ن ه ي
Men etti, yasakladı, alıkoydu
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
فَسَاد
İsim
ف س د
Fesad çıkarma, bozgunculuk yapma
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
قَلِيل
İsim
ق ل ل
Az
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَنْجٰي
Fiil-IV
ن ج و
Kurtardı
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اِتَّبَعَ
Fiil-VIII
ت ب ع
Tabi oldu, uydu, peşine düştü, takip etti
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
ظَلَمَ
Fiil-I
ظ ل م
Zulmetti, haksızlık etti
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اُتْرِفُ
Fiil-IV
ت ر ف
Sefahate daldı, refah verdi
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
مُجْرِم
Etken fiil-IV
ج ر م
Mücrim, suçlu