Ey îman edenler! Eğer fasığın¹ biri, size bir haber getirirse, onun doğruluğunu etraflıca araştırın.² Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülükte bulunursunuz da sonra yaptıklarınıza pişman olursunuz.³
1 Fâsık: Yoldan çıkan, adil olmayan ve dini emirlere uymayan demektir. Fâsık İslâmi terim olarak: Büyük günâh işleyerek veya küçük günâhlarda ısrar ederek, Allah’a itaatten çıkan kimse demektir. Fasığa verilecek en hafif anlam, “sorumsuz” ifadesi bile değildir. Bazı çokbilmişler kendi sorumsuzluklarına sorumsuzluk katmak ve ukalalığın zirvesine ulaşmak için bu anlamı vermişlerse de bu, tamamen yanlıştır. Fâsıklık: 1- Günâhı çirkin görmekle birlikte farkına varmadan işlemek, 2- Üzerine düşerek ahmakça günâh işlemek, 3- Günâhın çirkinliğini inkâr ederek yapmak, şekillerinde olabilir. Ehl-i sünnet’e göre ilk iki grup, Müslüman kabul edilir, üçüncü grup ise kâfir sayılır. Hariciler her üçünün de kâfir olacağı kanaatindedirler. Bu fâsıklar; şahıslar olduğu gibi zihniyetler ve bugünkü haber kaynakları ve medya da olabilir. Maide: 47. Ayette “kâfir ve zalim” anlamında kullanılmıştır.2 Bu ayette fâsığın sözlerini büsbütün hiçe saymayıp tahkik ve doğruluğunun araştırılması emrolunmuştur. Buna göre ravi, fâsık olmayıp da adil olacak olsa yerine göre “haber-i vahid”e itibar edilebilir. Peygambersiz bir din arzusunda olanlar veya peygamberi devre dışı bırakmak için sebep arayanlar, işlerine gelmeyen yerde sahih hadislere bile bahaneler uydurup, işlerine gelen yerde uyduruk (muharref Tevrat ve İncil denilen) kitaplara ve ne idiğü belirsiz sözde âlim bozuntularına, akılcı filozoflara uymakta hiçbir beis görmemektedirler. Kişiler sevdikleriyle beraberdir.3 Peygamberimiz Velîd b. Ukbe’yi Benî Mustalik kabîlesine vali ve zekât memuru olarak gönderir. O da aralarındaki önceki bir kinden dolayı, ona doğru gelen atlıların kendisini öldüreceğini zanneder ve korkup geri döner. Rasûlullah (s.a.v)’e varıp, “onlar, dinden döndüler ve zekâtı vermediler” der. Rasûlullah (s.a.v) de onlarla savaşmayı düşünür. Bunun üzerine bu âyet, nâzil olur. Peygamberimiz, Hâlid b. Velîd’i oraya gönderir. O da önce bir inceleme yapar. Ezan okuduklarını ve teheccüd namazı dahi kıldıklarını görür ve böylece söylenilenlerin doğru olmadığını anlar ve zekâtlarını alır gelir.