Ve eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar (bağırıp çağırmadan) sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Bununla beraber Allah (yine çok) bağışlayan, (çok) merhamet edendir. *
(*) Bu pasaj (1-5) doğrudan Hz. Peygambere karşı adap ve erkân (görgü kuralları) ile ilgili olduğuna göre bugün için anlamı nedir? Çünkü şu an aramızda Hz. Peygamber yoktur. Bizler onunla karşı karşıya değiliz, onu hiç görmemişiz, sesimizi onun sesinden daha yüksek çıkarmamız, kendi aramızda konuştuğumuz gibi onunla, bağırarak konuşmamız, odaların arkasından (evinden), ona bağırarak çağırmamız, tarihi olarak artık mümkün değildir. Peki, bu kadar ayrıntıya girilerek neden uzun uzadıya bunlar anlatılıyor? Olayın kahramanını (Hz. Peygamber’i) hayatında hiç görmemiş, çağlar sonrasının biz Kur’an okuyucularına bu ayetler ne mesaj vermektedir? Öyle görünüyor ki bu ayetler Medine döneminin sonlarına doğru (H. 9 yıl) nazil olduğuna göre Müslümanlara bir arada yaşamın adap ve erkânı yani bugünkü tabirle bir "şehir kültürü" aşılamaya çalışıyor. Toplumsal değerler sistemini karşılıklı sevgi ve saygı üzerine bina etme çağrısı yapıyor. Bu cümleden olarak bir konuda Allah’ın hükmü ve resulünün açıklaması varsa, özellikle dini konularda kendi şahsi görüşümüzü bir kenara bırakmamız, Allah’tan ve peygamberinden gelene saygı göstermemiz, "sesimizi onun sesi üzerine çıkarmamız" anlamına gelir. Çünkü dinin ve şeriatın sahibi Allah, örnek uygulaması da peygamberdir. Keza toplumun seçilmiş meşru önderlerine saygı göstermek, hafife almamak, karşılarında laubali hareketlerde bulunmamak otoriteye (Allah’a ve Resulüne) saygı anlamına gelir. Keza üst üste yığılmış apartman tipi evlerde veya yan yana dizilmiş tek katlı evlerde komşuluk ilişkilerini karşılıklı sevgi ve saygı üzerine bina etmek; örneğin balkondan halı çırpmamak, telefonda bağırarak konuşmamak, yüksek sesle radyo, teyp/tv dinlememek, civardaki balkon ve pencereleri gözetlememek, kapıyı çalmadan veya zile basmadan içeri dalmamak vs. "odaların arasından bağırmamak" manasına gelir. Çünkü bugünün odaları (hucurât) artık kibrit kutusu gibi üsüste yığılmış apartman daireleridir. Yine şehrin cadde ve sokaklarında yüksek sesle korna çalarak seyretmek, yola balgam tükürmek, duraklarda, otobüslerde çevreyi rahatsız edecek şekilde bağırıp çağırmak adap ve erkâna aykırı davranışlar olup "sevgiyi ve saygıyı" esas alan bir şehir hayatında olacak işler değildir... Demek ki evler, odalar (hucurat) suresinin ilk elden verdiği mesajı iç içe geçmiş odalarda, yan yana, üst üste dizilmiş evlerle dolu şehir hayatında sevgi ve saygıya dayalı karşılıklı ilişiklerin nasıl olacağına dair "toplumsal görgü kuralları" olarak, bir "şehir kültürü" üretmeye ve geliştirmeye yönelik teşvik olarak algılamak icap eder... (Nüzul Sırasına Göre Yaşayan Kur’an Türkçe Meal – Tefsir – R.İ. Eliaçık)