Ey insanlar! Sizi (her birinizi) bir erkek (üreme hücresi) ile bir dişi (üreme hücresin)den yarattık ve (birbirinize karşı soy ve renginizle üstünlük iddiasında bulunup övünesiniz diye değil, bilakis) birbirinizi (karşılıklı insanı hak ve hukuk açısından) tanıyıp kaynaşasınız (ve dostane sosyal ilişkiler içinde yardımlaşıp kültür ve medeniyet alışverişinde bulunasınız) diye ayrı milletler ve kabileler hâline getirdik. Şüphesiz Allah katında en değerliniz, (ırk ve soyca değil) takvaca (ona saygıda, iman ve itaatte, kötü işleri yapmamakta ve evrensel insani değer ve haklarına riayet etme hususunda) en ileri olanınızdır. Şüphesiz Allah, (açıktan yapılanları da) bilendir, (gizli yapılanlarından da hakkıyla) haberdar olandır. *
(*) Farklılık Allah’ın âyetidir. Farklılığın değeri, bilgiyi üretme ve zenginleştirme potansiyelinden gelmektedir. Tek tipleştirme Allah’ın âyetlerinin üstünü örtmektir. Farklılığı zenginlik gören eş ve toplumlarda meveddet/ sevgi ve rahmet çok daha hızlı filizlenip yeşerecektir. Kadın-erkek ayrımı gibi lisân ve ırksal ayrım, ötekileştirme ve düşmanlıklar Allah’ın bir âyetine saldırmayla eş değerdir. Bu saldırıyla mücadele, her insan için kaçınılmaz bir mükellefiyettir. (Kurandan Hayata) Müslümanların dünya görüşlerini ve değer ölçütlerini dayandırdıkları âyetlerden biri de budur. Fertler, gruplar, kavimler, ümmetler, milletler siyasî, kültürel, biyolojik, coğrafî vb. farklarla birbirinden ayrılır; bu farklara bağlı olarak farklı kimlik sahibi olur, bu kimlikle tanınır ve tanışır. Ayrıca her biri kendi farkını, özelliğini bir gurur, değer ve övünç vesilesi yapar. Âyet farklı yaratılmanın “ kimlik edinme ve bu kimlikle tanınma, tanışma” fonksiyon ve hikmetini onaylıyor; ancak farklı sosyal ve etnik gruplara mensup olmanın üstünlük vesilesi olarak kullanılmasını reddediyor; insanın şeref ve değerini, kendi iradesi ile elde etmediği etnik aidiyete değil, kendi irade ve çabasıyla elde ettiği evrensel değerlere bağlıyor. Âyetteki etka kelimesinin içerdiği takvâ kavramı, evrensel değerleri, erdemleri edinme ve bunların zıtlarından titizlikle kaçınma ve sakınmayı ifade etmektedir (bk. A‘râf 7/26)… Kur’an’ın nâzil olduğu zamanda Araplar’da da kavimleri ve kabileleri ile övünme, kendilerini bu yüzden başkalarından üstün görme âdeti (kültürü) güçlü bir şekilde mevcuttu. İslâm insanların eşitliği gerçeğini ilân edince bunu sindirmekte zorlananlar oldu, bazı soylu aileler ve kabileler kızlarını diğerlerine veya âzatlı (eski) kölelere vermek istemiyorlardı. Hz. Peygamber bunlarla mücadele etti, müminleri eğitti ve meşhur Vedâ hutbesinde bütün insanlığa şöyle seslendi: “Ey insanlar! Şunu iyi biliniz ki rabbiniz birdir, babanız (kökeniniz, türünüz) birdir. Arab’ın başka ırka, başka ırkın Arab’a, beyazın siyaha, siyahın beyaza, takva (dindarlık ve ahlâk üstünlüğü) dışında bir üstünlüğü yoktur. Dinleyin! Bu ilâhî gerçeği size tebliğ ettim mi, bildirdim mi?” Kendisini dinleyenler hep birden “evet” dediler. “Öyleyse burada olanlar olmayanlara bildirsin!” buyurdu (Müsned, V/411). Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 97-98 ) Not: Takvanın geniş anlamı: Allah’ın emirlerini yerine getirip, iyi, ahlaklı ve erdemli olmak, evrensel adalet ve değerlere bağlı kalmak, insan hak ve özgürlüklerine saygılı olmak vs. dir. Fakat bu takvadaki üstünlük de dünya ve dünyevi hukukta değil, öteki dünyadadır. Yani bu dünyada hiçbir kimseye meziyet ve üstünlük söz konusu değildir. Ayrıca burada ‘’sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık’’şeklindeki ifadeyle, her insanın ana ve babası veya babasına ait spermatozoid (nutfe) ve anasına ait dişilik yumurtasını (ovule) anlayabiliriz. Hatta (X) ve (Y) kromozomlarını da düşünebiliriz. Yani buradaki erkek ve dişi Hz. Âdem ve eşi değildir. Ayrıca Prof. Dr. M. Okuyan da, Hucurat 13. ayet: …ey insanlar sizi biz yarattık bir erkek ve bir dişiden… diye devam eden ayette (arapça dil bilgisi kurallarını ve bu kuralı diğer ayetleri de misal göstererek) …bilinen kadın ve bilinen erkek olarak edatları kullanmadığı için, bir erkek ve bir dişiden kastın erkek hücresi ve kadın hücresi olduğunu söylüyor. Çünkü “en nas” ey insanlar diye başladığı için tüm insanları kapsamalıdır. Hz. Âdem de buna dâhil olmalı. İşte herbiri bir anne ve babadan (bir annenin dişi ve babanın erkek hücresinden) çoğalan insanlar, yeryüzünde çeşitli renk ve dilde küçüklü büyüklü topluluklar oluşturmuşlardır. Küçükten büyüğe, kabileden milletlere varıncaya kadar farklılık gösteren bu oluşumun temel sebebinin kitlelerin birbirini tanıyıp, anlaşmak ve kaynaşmak olduğu anlaşılmaktadır. Yani soy-sopla övünmek yerine, birleşip bütünleşmek öngörülmüştür. Ayrıca ayette göre çocuk sadece erkekten değil, hem erkek (spermin)den, hem de kadın (yumurtasın)dan yaratılır. Aşağıdaki tefsir metinlerine bakılabilir.
يقول تعالى ذكره: يا أيها الناس إنا أنشأنا خلقكم من ماء ذكر من الرجال، وماء أنثى من النساء وبنحو الذي قلنا في ذلك قال أهل التأويل (جامع البيان في تفسير القرآن - الطبري) ويجوز أن يراد ب { ذكر وأنثى } صنف الذكر والأنثى ، أي كل واحد مكون من صنف الذكر والأنثى (التحريروالتنوير) ويحتمل أن يريد الذكر والأنثى اسم الجنس. فكأنه قال: إنا خلقنا كل واحد منكم من ماء ذكر وما أنثى. وقصد هذه الآية التسوية بين الناس (المحرر الوجيز في تفسير الكتاب العزيز) وقيل: المراد بالذكر والأنثى مطلق الرجل والمرأة، والآية مسوقة لإلغاء مطلق التفاضل بالطبقات كالأبيض والأسود والعرب والعجم والغني والفقير والمولى والعبد والرجل والمرأة، والمعنى: يا أيها الناس إنا خلقناكم من رجل وامرأة فكل واحد منكم إنسان مولود من إنسانين لا تفترقون من هذه الجهة، والاختلاف الحاصل بالشعوب والقبائل - وهو اختلاف راجع إلى الجعل الإلهي - ليس لكرامة وفضيلة وإنما هو لأن تتعارفوا فيتم بذلك اجتماعكم (الميزان في تفسير القرآن) عن مجاهد، قوله:{ إنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وأُنْثَى } قال: ما خلق الله الولد إلا من نطفة الرجل والمرأة جميعاً، لأن الله يقول {خَلَقْناكمْ مِنْ ذكَرٍ وأُنْثَى (جامع البيان في تفسير القرآن)