Ey îman edenler! (Sizden) bir erkek topluluğu (bir başka) erkek toplulukla ve kadınlar da kadınlarla alay etmesinler.¹ Zîrâ (alay edilenler, Allah’ın yanında) kendilerinden daha hayırlı olabilirler.² Birbirinizi ayıplamayın³ ve (kötü) lakaplarla⁴ çağırmayın.⁵ Îmandan sonra fasıklık ne kadar kötü bir isimdir. Kim (yaptığına pişman olup) tevbe etmezse işte onlar, zâlimlerin ta kendileridir.⁶
1 Alay etmek: Küçük görmek ve gülünecek şekilde ayıp ve noksanı ile anmaktır. Kişinin bir kısım işini veya sözünü hikâye, işaret, îma ile yahut konuşmasına, işine, her hangi bir kusuruna veya suratına gülmek ile de olur. Diğer bir tarife göre bir şahsı huzurunda gülünecek şekilde sözle veya fiille tahkir etmektir. (Kurtubî)2 Ayetin baş tarafında erkelere söylenenler ile kadınlara söylenenler aynı şeyler olunca ayetin tercümesinde bu tekrara yer verilmemiştir.3 Lemz: Dil ile ayıplamak ve kötülemek demektir. Burada iki mana vardır: 1. Mü’minler hepsi bir nefis gibi olduklarından bir mü’mini ayıplayan kendi nefsini ayıplamış gibi olur. 2. ayıplanacak şey yapan kendi nefsini ayıplamış olur. Birinciye göre mana: Müslümanları ayıplamayın, kötülemeyin ki kendi nefsinizi ayıplamış olursunuz. İkinciye göre mana: bir mü’mini eğlenmek gibi ayıplanacak, kendinize leke olacak şeyler yapmayın ki kendinizi ayıplamış, lekelemiş olmayasınız demektir. Birinci mana, kardeşlik nokta-i nazarından daha samîmî, ikinci mana ızzet-i nefis yönüyle daha nezihtir. (Elmalılı) 4 Lâkab: Bir insanı övmeyi veya kötülemeyi işaret eden isim veya sıfattır. Kötülemeyi işaret eden lakaplar çirkin lakaplardır. Lakaplarla da atışmayın demek; birbirinize hakaret ve ayıplama ifade eden veya çağrıştıran kötü lakap takarak da çağrışmayın demektir. Nebz ise örfte kötü lakap takmak manasına olduğu için burada yasaklanan lakaplar kötü lakaplardır. Yoksa muhatabı; haliyle mütenasip olarak övgü, hürmet ifade eden güzel lakaplarla yadetmek yasak değildir. Hz. Peygamber (s.a.v): “Mü’minin mü’min kardeşi üzerindeki hakkından birisi de onu en sevdiği ismiyle çağırmasıdır.” buyurmuştur. Hz. Ebu Bekir “Atîk ve Sıddîk”, Hz. Ömer “Fâruk”, Hz. Hamza “Esedullah”, Hâlid b. Velîd “Seyfullah” lakaplarıyla meşhurdurlar.5 Bu bölüm, “kendi kendinizi ayıplamayın ve (kötü) lakaplarla çağırmayın” diye de tercüme edilebilir. 6 Bu âyetin nüzulü hakkında bir kaç olay vardır: 1. Beni Temîm kabilesinden bir topluluk, Bilâl-i Habeşî, Habbab, Ammar, Suheyb, Ebu Zerr, Sâlim ve Huzeyfe (r.anhüm) gibi zevat ile alay etmişlerdi. 2. Hz. Aişe (r.a.)’dan: “Zeyneb binti Huzeymet’el-Hilâliyye’yi kısalığından dolayı eğlenmiştim. Hz. Aişe ile Hz. Hafsa, Ümmü Seleme’yi kısa diye konuşmuşlardı. 3. İbnü Abbas’tan: Hz. Safiyye binti Huyey Rasulullah’a gelmiş ve kadınlar bana: “Ey Yahudi kızı Yahudi! Diye söz atıyorlar” demişti. Rasulullah da ona: “Sen, babam Harun, amcam Musa, kocam da Muhammed diye, niye demedin?” buyurmuştu. 4. Sâbit b. Kays’ın kulağı biraz az duyardı. Rasulullah’ın meclisine geldiği vakit sahabe, işitsin diye ona yer açarlardı. Bir gün mescide gelmiş ve: “açılın” diyerek Rasulullah’ın yanına kadar varmıştı. Bir zata: “çekil” dedi, o da aldırmayınca: “bu kim?” dedi. O zat da: “Ben filânım” deyince Sâbit: “Hayır sen filân kadının oğlusun” diye Cahiliyye’de ayıplanan bir kadının adını söyledi. Adamcağız çok mahcup oldu. Bu âyet nâzil olunca Sâbit: “bundan sonra kimseye karşı soy-sop ile iftihar etmem” dedi. 5. Ebu Cehil’in oğlu İkrime Müslüman olmuştu. Bazı kimseler ona: “Bu, bu ümmetin Firavunu’nun oğlu” demişlerdi. Bu da onun gücüne gitmiş ve Rasulullah’a şikâyet etmişti.