Kendilerine kitap verilenlerin, kâfir olanlarını¹ ilk sürgünde yurtlarından çıkaran, O (Allah)’tır.² Siz, onların çıkacaklarını zannetmediğiniz gibi onlar da kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Fakat sonunda Allah onlara, yüreklerine korku salmak sûretiyle beklemedikleri şekilde geliverdi de onlar, kendi evlerini hem kendi elleriyle hem de Müslümanların elleriyle yok ettiler. Ey görebilecek gözü olanlar! (Bundan) ibret alın.³
1 Bu âyette, kendilerine daha önce kitap verilen Yahûdî ve Hıristiyanların, tevhit inancını bozanlarının kâfir olarak nitelendirilmesi, kitab ehlinin tamamının gerçekten “kitap ehli” olmadığını açıkça ifâde etmektedir. Konuyla ilgili olarak Bk. (Bakara: 105, Haşr: 11, Beyyine: 1, 6) Bunlar, Medîne Yahûdîlerinden Beni Nadîr kabilesidir.2 Kıyamet gününe “yevm’ül-ba’s ve yevm’ün-neşr” denildiği gibi “yevm’ül-haşr” dahi denilir. Bu Suredeki haşr ise kıyamet günü olacak olan son haşr değil, onun küçük bir numunesi olmak üzere Haşr: 2. ayette zikrolunan “ilk haşirdir” ki bu da; Benî Nadir Yahudilerinin Medine’den çıkarılıp sürülmesidir. Zira haşr, bir cemaati bir mekândan diğer bir mekâna çıkarmak demektir. Buna “ilk haşr” denilmesinin sebebini beyanda ise bir kaç görüş vardır. 1. İbnu Abbas ve müfessirlerin çoğunluğuna göre, bu haşr, Ehl-i kitab’ın ilk haşridir. Yani bunda kitap ehli Arap yarımadasından ilk defa olarak çıkarılmak suretiyle haşrolunmuşlardır. Bundan evvel burada böyle bir zillete düşmemişlerdi. 2. Allahu Teâlâ bunların Medine’den çıkarılmalarına haşr demiş ve bunu ilk haşr yapmıştır. Veya kıyamet haşri ki, kıyamet gelince insanlar haşrolunacaklar, orada da kıyamet mahşeri olacaktır. 3. Bu ilk haşrleridir, sonraki de Hz. Ömer’in onları Hayber’den Şam’a sürmesidir. 4. İlk haşr demek ilk harpte yurtlarından çıkarılmaları demektir. Çünkü Rasulullah’ın Eh-li kitab’la yaptığı ilk harptir.3 H. 3. yılın Şevval ayında Bedir’in intikamını almak amacıyla Kureyşliler Medîne’ye saldırmak için büyük bir hazırlık yaparlar. Kureyş’in üç bin askerine karşı Hz. Peygamber’in (s.a.v) bin asker çıkarabildiğini ve bunlardan üç yüz münafığın geri döndüğünü gören Yahûdîler, Müslümanlara yardım etmeyerek aralarındaki antlaşmaya uymazlar. Uhud savaşı sonrası da ahitlerini bozarlar. Ve Rasulullah (s.a.v)’e bir suikastta bulunurlar. Reisleri Ka’b b. Eşref kırk süvari ile Mekke’ye gider, Ebu Süfyan ile yeminleşerek bir ittifak yapar. Cebrail bunu Rasulullah (s.a.v)’e vahy ile haber verir. Rasulullah da Ka’b’ın sütkardeşi Muhammed b. Mesleme’yi, onu katletmekle görevlendirir, o da onu öldürür. Sonra da Rasulullah (s.a.v), köylerini muhasara eder ve: “Medine’den çıkın gidin” der. O sırada Kâ’b için matem tutuyorlardı: “bizi on gün bırak da felâketimize ağlayalım” diye on gün mühlet isterler, müsaade edilir. Bu müddet zarfında harb için hazırlığa koyulurlar. Abdullah b. Übey gibi münafıklar da gizlice haber göndererek: “çıkmayın, çarpışın, çarpışırsanız biz de sizinle beraber size yardım ederiz. Çıkarılırsanız beraber çıkarız” diye teşvik ederler. Yine bu müddet zarfında Rasulullah (s.a.v)’e iki defa daha suikast tertip ederler. İçlerinden bir kadın Müslüman olan biraderiyle Rasulullah’a onlardan evvel gizlice haber yetiştirir, Rasulullah da muhasarayı kuvvetlendirir. Nihayet kalplerine korku düşer ve Münafıkların yardımından da ümidi keserler. Sonunda her üç ev bir deveye silâhtan başka yükletebildikleri metaı yükletip götürmek ve çıkıp gitmek üzere anlaşırlar. Çokları Şam’a, Eriha’ya, Ezreat’a, ba’zıları Hiyre’ye, bir kaç hane de Hayber’e gider. Bıraktıkları mallarını ve silâhlarını Rasulullah (s.a.v) ganimet olarak alır. (Elmalılı)