Göklerde olan her şey ve yerde olan her şey Allah için hareket etti de, (bu sonuç öyle alındı):[⁵⁰⁰⁴] zira O’dur her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden.[⁵⁰⁰⁵]
[5004] Zımnen: “şu halde bu başarıyı Allah’a borçlusunuz”. Sebbahanın geçmiş zaman kipiyle gelişi, elde edilen parlak sonucun sebeplerinin geçmişte aranmasına işaret eder (Bkz: 87:1, not 2). Her şeyin O’nu tesbih ettiğini söyleyen İsrâ 44. âyetin sonu, tesbîh’i sadece “işitilen” bir şey olarak anlamamak gerektiğini telkin eder. Tesbîh, kelimenin tersinin mânanın tersini ifade ettiği kelimeler grubuna girer (sebeha-habese, ketebe-beteke, derre-redde, şerefe-fereşe, nehera-rahene, cebbe-becce, sereha-harese, ‘aşeka-kaşe‘a gibi). Sebeha, “tek başına kaldı, uzağa gitti, ayrılıp uzaklaştı” karşılığıyla, “zihnî soyutlamayı” da kapsar. Soyutlama, zihnin yüceltmesi ve bu sayede yücelmesidir. Akıl soyut düşünceyle yücelir. İlk muhataplar soyut düşünemiyorlar, bu da onları “uzak ilâh” inancına sürüklüyor ve “uzak” olana yaklaşmak için aracılar koyuyorlardı. Onları şirke götüren sebep de buydu. Tesbîhte bilinç şart değilken, zikrde bilinç şarttır. Bu girişin hatırlattığı şudur: Allah’ın tasarruf ve takdiri, insanların davranışlarına göre tezahür eder. Dişli ve güçlü bir düşmanı bir tek kayıp vermeden def eden mü’minlere zımnen şöyle deniliyor: Siz de, onlar da bu sonucu asla hesap etmiyordunuz.
[5005] Âyetin Azîz ve Hakîm esmasıyla bitmesi şuna işaret eder: Olan biten açıktır; en sonunda tek mükemmel olan Allah galip gelmiştir; zira O’dur Azîz olan. Şimdi anlaşılmış olsa da, başından beri yaşananlar hikmetsiz değildi; zira O’dur Hakîm olan.