O (münâfıklar ve kâfirler) bir araya gelip sizinle ancak, iyi korunmuş şehirlerde veya siperler içerisinde saklanarak savaşırlar.¹ Onların kendi aralarındaki düşmanlıkları² ise çok daha şiddetlidir. Sen, onları birlik sanırsın, oysa onların kalpleri paramparçadır.³ Bu ise onların, gerçekten aklını kullanmayan bir topluluk olmalarındandır.
1 Yani onlar, mertçe ortaya çıkıp savaşamazlar. Onlar, ancak bugün de olduğu gibi ya havadan bombardıman ederler ya atom bombası ile tehdit ederler ya da çeşitli isimler altında başka milletlere ait askerleri hatta sizin içinizden çıkarttıkları hainleri cephelere sürerek savaşırlar.2 Be’s: Güç, kuvvet, harp, sıkıntı ve azap anlamlarına gelir. Burada kastedilen anlam ise; a- Onların cesaretleri kendi aralarında savaştıklarında şiddetlidir. Yoksa Allah için cihad eden Müslümanların karşısında, daima hezimete mahkûmdur. b- Onların güçlerinin şiddeti, kendi aralarında cesaret taslayarak, tehdit savururlarken sadece laftan ibaret olarak vardır. c- Onlar, birbirlerini sevmez, kendi aralarında boğuşurlar, diye düşünülebilir.3 Yani onların her biri başka havada, başka emelde, kendi zevk ve hissiyatına göre ayrı fikir ve mezhepte perişandır. Bir kelime etrafında toplanıp da bir gönül birliğiyle hareket edemezler. Fırsat buldukça birbirlerine ihanet ederler. Böyle bir ordu ise zahirde ne kadar toplu ve kuvvetli görünürse görünsün, hakikatte birlik içerisinde bir ordu değil, bölümleri arasında irtibat bulunmayan bir kül yığını gibi, rüzgârla savrulacak bir kuru kalabalıktan ibaret demektir. Bu sebeple bunların Müslümanlara karşı kendi aralarındaki beraberlik nutuklarına aldanmamak gerekir. (Elmalılı)