38,39, 40. Artık hayır, (inanmayan ve inkâra şartlanmış olanların sandıkları gibi değil,) görebildiklerinize ve göremediklerinize (kâinatta ve tabiatta bulunan ve her biri harika yaratılış eseri olan atomaltı parçacıklardan kürreye kadar var olan mahlukatıma) yemin ederim ki, şüphesiz o (Kur’an) değerli bir elçinin (vahiy yoluyla getirdiği, Allah’ın) sözüdür.*
(*) Âyetin başında yer alan “felâ uksimu” ifadesi, “Yemin etmem.” anlamında değil, “Hayır, sizin zannnettiğiniz gibi değil” gibi olumsuz bir ifadeden sonra yemini pekiştirmek için kullanılan bir deyimdir. Veya bu ifade, “Yemin ederim ki söylenecek ve dinlenecek başka söz yok; ancak şu söyleyeceğim hakîkat vardır.” anlamına gelir. Burada Resul’den kastedilen Hz. Peygamberdir. Bu Resulün, Tekvir: 19’ daki gibi Cebrail olduğunu söyleyenler varsa da oradaki karinelerle buradaki karinelerin farkı vardır. O Resulün şâir, kâhin olmadığını söyleyen bu âyetlerin burada Hz. Peygamberin kerimliğini beyanı açıkça görülmektedir. (M. Türk Meal Açıklaması) Ayrıca burada‘’Resul’’, yani elçi ifadesi kullanıldığına göre, Kur’an, elçinin kendisini görevlendirdiği yüce Allah’tan vahiy yoluyla alıp insanlara okuduğu ilahi bir sözü ve mesajıdır, anlamı çıkıyor. Çünkü uluslararası ilişkilerde bile bir devletin elçisi, diğer bir devletin yetkililerine ancak kendi devletinin yetkili makamından aldığı emir ve mesajları iletir, onun dışında bir şey yapamaz ve kendi kafasına göre hareket edemez. İşte burada da ‘’Muhammed’ ’ismi değil de, elçi ismi kullanıldığına göre, elçinin okuduğu ve tebliğ yaptığı mesaj onun değil, onu bir elçi olarak görevlendiren yüce Allah’ın mesajıdır. Zira bilinmelidir ki hiçbir elçi kendi sözünü getirmez. Elçiler, temsil ettiği makamın veya zatın elçisidir, onun mesajını getirir. Yani Burada ayetin meali, ‘’Şüphesiz O, değerli bir elçinin sözüdür’’ şeklinde olsa bile yine hiçbir sorun teşkil etmez. Çünkü ilahi mesajlardan ibaret olan Kur’an’daki ayetler elçinin dili üzerinden okunduğu, ses ve sözcükler onun ağzından çıktığı için, ortaya çıkan söz konusu ses ve sözcükler elçiye ait oluyor, ama içerdiği mesaj, onu elçi olarak görevlendiren ve kendi mesajlarını onun vasıtasıyla insanlara iletmek isteyen yüce Allah’a aittir. Zaten 43. ayette de ((تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ الْعَالَمِينَ ﴿٤٣﴾ ‘’ O, (elçinin okuyup söylediği şeyler) âlemlerin Rabbinden indirilmedir.’’ deniliyor. Örneğin: Bir yazarın kitabını size okuduğum zaman ağzımdan çıkan ses ve sözcükler bana aittir, içerdiği mesaj ise kitabın yazarına aittir. İşte elçi de kendisine gönderilen Kur’an’ı Kerim’i insanlara okuyup tebliğ ederken ağzından çıkan sesler ve sözcükler ona aittir, içerdiği mesaj ise, tebliğini yapmak üzere kendisine Kur’an’ı gönderen yüce Allah’a aittir, işte bu yönüyle ona elçinin sözü denilebilir.
{فَلاَ أُقْسِمُ}، "لا" رد لكلام المشركين, كأنه قال: ليس كما يقول المشركون أقسم (معالم التنزيل) وقيل: هو رَد لكلام سبق؛ أي ليس الأمر كما يقوله المشركون.( الجامع لاحكام القرآن) إنه لقول رسول كريم أي : إن القرآن لتلاوة رسول كريم ، على أن المراد بالرسول محمد صلى الله عليه وسلم ، أو أنه لقول يبلغه رسول كريم (تفسير فتح القدير) ( إنه ) يعني القرآن ( لقول رسول كريم ) أي تلاوة رسول كريم (تفسير البغوي) إن هذا القرآن لقول رسول كريم أي: يقوله ويتكلم به على وجه الرسالة من عند الله (تفسير الكشاف )فكان قوله:{ إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ } بمنزلة قوله: لتبليغ رسول، أو مبلغ من رسول كريم، أو جاء به رسول كريم، أو مسموع عن رسول كريم؛ {إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ } أي: إن القرآن لتلاوة رسول كريم، على أن المراد بالرسول محمد صلى الله عليه وسلم، ({إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ } أي: إن القرآن لتلاوة رسول كريم، على أن المراد بالرسول محمد ،(فتح القدير)؛