Allah için Onun istediği gibi¹ cihad edin.² O, (Peygamber göndermek için) sizi seçti ve atanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi) dinde size güçlük de yüklemedi. O (Allah) Peygamberin sizin üzerinize şahit olması, sizin de insanlar üzerine şahitler olmanız için³ daha önce(ki kitaplarda) da bu (Kur’anda) da sizi “Müslüman’lar”⁴ olarak isimlendirdi. Artık namazı dosdoğru ve devamlı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. Sizin Mevla’nız Odur. O ise ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır.
1 Yani kendi meşrebinize göre uydurup adına da cihad dediğiniz uyduruk yöntemlerle değil!2 Cihâd: Kelime anlamı; çalışmak, uğraşmak, gayret etmek demektir. Terim olarak ise; İslâm’ın yükselmesi, korunması ve yayılması için ilmî, fikrî ve fiilî çalışmada bulunmak, gayret etmek ve bu yolda gerekirse Allah tarafından verilmiş olan bedenî, malî ve zihnî kuvvetleri Allah yolunda kullanmak suretiyle sıcak ve soğuk savaşa girmek demektir. “Cihad, hoşunuza giden bir iş olmasa da savaş, size farz kılındı.” (Bakara: 216) emriyle farz kılınmıştır. Bu cihad, fiilî cihaddır. Buna “kıtâl” de denilir. Bu cihadın boyutu, fitne tamamen ortadan kalkıp, Allah’ın dini (yeryüzüne) hakim oluncaya kadar, (kâfirlerle) savaşmak şeklindedir. (Bakara: 193). Bu savaş, kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram kabul etmeyen ve hak din olan (İslâm’ı) din edinmeyen kimselerle; zelil olup, himâye altına girmelerinin karşılığı olarak cizye verecek hale gelinceye kadar (Tevbe: 29) sürecektir. Onların Müslümanlarla topyekûn savaştıkları gibi Müslümanlar da onlarla topyekûn savaş içerisinde olacaktır. (Tevbe: 36) Peygamber (a.s) da: Ben, bütün insanlar, ‘Allah’tan başka ilâh yoktur’ deyinceye kadar onlarla savaşmakla görevlendirildim... buyurmuştur. (Müslim, Buhârî) En faziletli ibadet olan cihad ibadeti, Müslümanlar içerisinden bir grup, Müslümanların din, yurt, mal, namus ve haysiyetlerini kâfirlere karşı koruyabiliyorsa o gruba, yok fert fert gücü yeten her Müslüman’ın kâfirlere karşı koyma gereği varsa o zaman da tüm Müslümanlara farz olur. Cihâdın gayesi, intikam, öldürme, yağma ve zulüm değil, yeryüzünden fitneyi kaldırmak ve hakkı yüceltmektir. Vâdedilen toprak hükmü İsrail oğulları için kaldırılmış ve Müslümanlar için genişletilmiştir. Ve bu topraklara Müslümanlar vâris kılınmıştır. Bu topraklar ise, yeryüzünün tamamıdır. (Enfâl: 39) Yeryüzü de Müslümanlar için mescid kılındığından, kâfirlerin orada ancak korkarak dolaşmaları gerekir. (Bakara: 114) Bu da ancak sürekli cihadla mümkündür. Müslümanlar, kâfirleri; önce İslâm’a davet ederler. Kabul ederlerse savaşmazlar. Şayet İslâm’ı kabul etmezlerse İslâm devletine cizye vermelerini isterler. Bunu da kabul etmezlerse o zaman savaşırlar. Sivil halka, o belde savaş beldesi olarak ilan edilip duyurulmadan savaş açılmaz. Barış ise ancak İslam devleti için uygun olduğu zaman yapılır. Müslümanların kâfirlere karşı yumuşak davranmaları, eziyetlerine katlanmaları, sadece öğüt vererek İslâm’a davet yolunu takip etmeleri ile emrolundukları ayetler, İslâm’ın ilk devrelerine aittir. Çünkü o zaman Müslümanların kâfirlere karşı koyacak güçleri yoktu. Bu dönemde sadece davet cihadına müsaade edilmişti. Müslümanların adedi ve kuvveti kâfirleri yenecek seviyeye gelince de kıtal cihadı (savaş) emredildi. (Hacc: 39, Bakara: 190). Her ne kadar Peygamberimizin, Hakiki mücahid nefsine karşı cihad açan kimsedir (Tirmizî) buyurduğu nefs’e karşı yapılan cihad, en güç cihad ise de sofilerin yaptığı gibi fiilî cihadı neredeyse terk edip, hayatın tamamını buna adamak ve kaynağı kendilerinden menkul şekillerle Müslümanları oyalamak, kitap ve sünnetten dayanağı olmayan bir yöntemdir. İlim ile yapılacak cihadda en büyük silah, Allah’ın kitabıdır. Rabbimiz, peygamberimize Medine döneminde henüz elinde, Kur’an’dan başka silâh yokken, büyük cihadı, “O halde, (sakın) kâfirlere boyun eğme ve bu (Kur’an) ile onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver!” (Furkan: 52) şeklinde emretmiştir. Mal ile cihad ise, Allah’ın insana ihsan etmiş bulunduğu mal ve servetin yine Allah yolunda harcanması demektir. Yani Müslümanların, İslâm’ın yücelmesi, hakkın galip gelmesi için her türlü mal, servet ve paralarını bu yolda fedâ etmeleri mal ile cihaddır. Bu hususta Rabbimiz: “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmamak ve hep iyilik yapmak için (mallarınızı,) Allah yolunda harcayın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever” (Bakara: 195) buyurmuştur. Çağımızda birileri her ne kadar savaşsız bir dünya özlemindeyseler de bu, hiç bir zaman, savaş gerçeğini değiştirmemiştir. Hatta bu, sadece Müslümanları avutma ve kanlarını dökme aracı olarak kullanılmıştır. Müslümanların, kanlarının daha az dökülmesini sağlamak için cihada sıkı sarılmaları, kâfirlerin kendilerine saldırmalarını engelleyecek savaş gücüne sahip olmaları ve bunu her an hazır durumda bulundurmaları en önemli görevleridir. Bugün için asıl önemli görevleri ise, bu emirlere iman edecek ve bunları tereddütsüz uygulayacak imana sahip nesiller yetiştirmeleridir. İhlâs ve samimiyetle yapıldığı zaman, sonunda cennetin garanti olduğu tek ibadet; cihad edip Allah’ın emaneti olan mal, beden ve rûhu, Onun yolunda harcamak yani şehadettir. “Ey îman edenler! Size, sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticaretin yolunu, göstereyim mi? (İşte o,) Allah’a ve Onun Elçisi’ne îman ederek, mallarınızla ve canlarınızla, Allah yolunda cihad etmenizdir. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. (Böyle yapın ki Allah da) sizin günâhlarınızı bağışlasın ve sizi, zemîninden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirsin. İşte en büyük kurtuluş, budur.” (Saff: 10-12) Selâm olsun o mübârek kullara… 3 Yani gerçek cihadın, dinin ve Müslümanlığın nasıl olacağını Peygamber size öğretsin, siz de ona uyarak bütün insanlara örnek olun diye. 4 Kur’an’a göre, önceki hak dinlerin tamamının adı “İslâm,” bu dinlere tabi olanların tamamının adı da “Müslüman”dır.