close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Hacc Sûresi 46. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Efelem yesîrû fî-l-ardi fetekûne lehum kulûbun ya’kilûne bihâ ev âżânun yesme’ûne bihâ(s) fe-innehâ lâ ta’mâ-l-ebsâru velâkin ta’mâ-lkulûbu-lletî fî-ssudûr(i)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Akıl ve tedbire sahip olacak akıl, duyup anlayacak kulak elde etmek için hiç de mi yeryüzünde gezip dolaşmazlar? Gerçekten de gözler kör olmaz ama gönüllerdeki can gözleri körleşir.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Tarihi kalıntılardan ve yaratılış harikalarından ibret almak üzere) Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar (ve ibretli belgesel programlarını izlemiyorlar) mı ki; böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin? Doğrusu şu ki; (gerçekleri görmeyenlerin ve akıl yürütmeyenlerin belki yüzlerindeki) gözler (kapanıp) kör olmaz; velâkin sinelerindeki kalpler körleşip (hidayetleri kararmaktadır. Basiret ve maneviyat penceresi perdelenip kapanmakta ve artık bunlar gerçekleri göremez olmaktadırlar.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Sana karşı çıkanlar, hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı, onların başına gelenleri görerek, düşünebilen kalpleri ve işitebilen kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, onlarda kör olan gözler değil, kör olan göğüslerdeki kalplerdir. Yani asıl felaket, kalp gözünün kör olmasıdır. Çünkü insana gerçekleri gösterecek olan odur.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onlar, hiç yeryüzünü dolaşmadılar mı? Dolaşsalardı eğer, gördüklerini düşünecek akılları kalpleri olurdu, söylenenleri duyacak kulakları olurdu. Unutmayın, gözler görmemezlik, akıl ermemezlik etmez. Fakat göğüslerin içindeki kalpler, basîretler kör kesildiği için, keyfîliğe, taklide ve saplantıya dayalı olarak akıl kötüye kullanılmıştır. Gözlerin gördüğünden, muhakemeler, mukayeseler yaparak faydalanmaz.
Ahmet Varol
swap_vert close
Akıl edecekleri kalplere ve duyacakları kulaklara sahip olmak için yeryüzünde dolaşmadılar mı?. [4] Doğrusu gözler kör olmaz ama göğüslerdeki kalpler kör olur.
4.Yahut: "Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki böylece akıl edecek kalpleri, duyacak kulakları olsun."  
Ali Bulaç
swap_vert close
Yer yüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları olsun? Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Mekke kâfirleri, hiç de yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, bu sebeple düşünecek kalblere, işitecek kulaklara sahip olsalar. Gerçek şudur ki, gözler (görmemek suretiyle) kör olmaz, fakat asıl sinelerin içindeki kalbler (ibret gözleri) kör olur.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Yeryüzünde gezmiyorlar mı? Ki idrak edecek kalpleri olsun, işitecek kulakları olsun. Çünkü gözler kör olmaz, fakat gönüllerde(*) olan kalpler kör olur.
(*) Sadr; baş ve gövde demektir. Onun için Sadr’ı gönül ile ifade ettik. Yoksa Sadr’dan kasıt göğüs demek değildir ki kalpten maksat da kan pompası olan kalp olsun. Demek manevi kalp, baş ve gövde (sinir sistemi) içinde saklı ruhî bir duyudur. İşte kör olan da budur.  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olsun. Gerçek şu ki, gözler kör olmaz, fakat asıl sinelerdeki kalpler kör olur.
Besim Atalay
swap_vert close
Yeryüzünde gezmezler mi? Duyacak yürekleri, işitecek kulakları var onların; yalnız gözler kör olmaz, en çok, göğüslerde olan kalbler kör olur
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Onlar, yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, orada olup biteni kalpleri kavrasın ve (anlatılanları) kulakları işitsin? Ne var ki, onlarda kör olan gözler değil; kör olan, göğüslerdeki kalplerdir!
Yani bu yerleri gözleri görür ve anlatılanları kulakları da işitir, ancak gerçekleri görmek istemedikleri için kalpleri ibret alamayacak kadar körelmiştir, basiretleri bağlanmış ve akılları ders çıkartamayacak kadar tutulmuştur.  
Cemil Said
swap_vert close
Arzı gezmemişler mi? Kalbleri idrâkden ’âciz midir, işitmek içün kulakları yok mıdır? Gözleri ru’yetden mahrûm değildir, lâkin göğüslerinin içinde gömülmüş olan kalbleri kördür.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan kalbler de körleşir.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Yeryüzünde hiç dolaşmıyorlar mı ki ibret almış kalplere yahut işitmiş kulaklara sahip olsunlar! Şu bir gerçek ki gözler körleşmez, fakat göğüslerdeki kalpler körleşir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
(Seni yalanlayanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.  
 Bu âyet müslümanlara gezip dolaşmayı, geçmiş milletlerden kalmış harabeleri tetkik edip, kötülükleri yüzünden yok olup gitmiş milletlerin halinden ibret almayı tavsiye etmektedir. Ancak, ibret almak bir basiret ve olgunluk işidir. Âyette de belirtildiği gibi asıl körler, kalp gözlerini kaybedenler; yani, tarihi basîretle inceleyip, tarihî olaylar üzerinde düşünemeyen, bu yüzden de geçmiştekilerin işlediği hataları tekrar edenlerdir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Düşünen beyinlerle ve işiten kulaklarla yeryüzünü dolaşmadılar mı? Gerçek körlük, gözlerin körlüğü değil; göğüslerdeki gönüllerin körlüğüdür.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ya o yerde neye bir seyr etmediler ki kendileri için akıllanmalarına sebeb olacak kalbler ve işıtmelerine sebeb olacak kulaklar olsun, zira hakikat budur ki gözler körelmez ve lâkin sînelerdeki kalbler körelir
Emrah Demiryent
swap_vert close
(O seni yalanlayan müşrikler, ibret almak üzere) yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Ki, (bu ibret verici manzaraları görsünler de hiç değilse) bu sayede düşünebilecekleri kalpleri, (hakkı) işitecekleri kulakları olsun. Gerçek şu ki, gözler kör olmaz, fakat göğüsler içindeki kalpler kör olur.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Onlar, yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki kendilerinin, kendisi ile akıl edecekleri kalpleri¹ veya kendisi ile işitecek kulakları olsun. Gerçek şu ki, kör olan gözler değildir, kör olan göğüslerde olan kalplerdir.
1- Kur'an, kalp sözcüğünü, kan pompalayan organ olan kalp anlamında değil; akıl anlamında, düşünme, akletme merkezi anlamında kullanmaktadır.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Hiç de) yer (yüzün) de gezib dolaşmadılar mı ki (bari) bu sebeble düşünecek kalblere, bu suretle işidecek kulaklara mâlik olsunlar). Fakat hakıykat şudur ki (yalınız maaddî) gözler kör olmaz, fakat (asıl) sinelerin içindeki kalbler kör olur.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(İnkâr edenler) yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kendileri için onlarla akıl erdirecekleri kalbler ve onlarla işitecekleri kulaklar olsun! Ama şu gerçek ki, gözler kör olmaz, fakat göğüslerdeki kalbler (basîretler) kör olur.(3)
(3)“Basar (göz) masnûâtı (san‘atla yaratılan varlıkları) görüp de, basîret (kalb gözü) Sâni‘i(san‘atkârı) görmezse, çok garib ve pek çok çirkindir. Çünki o hâlde, Sâni‘in ma‘nen ve kalben görünmemesi, ya basîretin fıkdânındandır (yokluğundandır) veya kalb gözünün kör olmasındandır veya idrâkinin pek dar olduğundan, mes’eleyi azametiyle (büyüklüğüyle) kavrayamadığından veya bir hezelândır (saçmalıktır). Ve illâ (yoksa) Sâni‘in inkârı, basarın şuhûdunu (gözün gördüğünü) inkârdan daha ziyâde münkerdir (çirkindir).” (Mesnevî-i Nûriye, Şemme, 188)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Peki, onlar, (o inkârcılar) yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, (oradaki ibret verici manzaraları görsünler de) kavrayabilecekleri akıllara veya (gerçeğin sesini) duyabilecekleri kulaklara (ve doğruyu görebilecekleri gözlere) sahip olsunlar? Ama gerçek şu ki, kör olan (yalnız maddi) gözler değildir; gerçekte kör olan, iç dünyalarındaki basiret gözleridir.*
(*) ARAPÇADA KALBIN ANLAMLARI? 1-Kan pompalayan biyolojik organ, 2-Akıl, düşünme ve karar verme merkezi (beyin), 3-Vicdan ve duygular. İşte Kur’an’da kendisiyle akletme, düşünme, anlama ve idrak etmeye davet edilen ( قلب ) kalb, direk akıl ve düşünme merkezi olan beyne veya beynin fonksiyonlarına vurgu yapılmaktadır. Yani ayetlerdeki kalb, kan pompalayan organ değildir. Zira şu ayetler bunun kan pompalayan kalp olmadığını göstermektedir: Mesela: Bakara 74. ayette ( (وقلوبهم قاسية فهي كالحجارة ‘’Ve kulubuhum kasiyetün fehiye kelhicareti ’’Onların kalbleri katıdır, taş gibidir…’’deniliyor. İyi de kan pompalayan kalp gerçekten de katılaşır mı? Zümer-23. ’’kalbleri Allah’ın zikriyle yumuşar…’’ İyi de kalp gerçektende yumuşar mı? Yani burada kalbtan maksat ‘’kan pompalayan organ olabilir mi? Eğer bu organ taş gibi katılaşmış olsaydı, ölmüş olmaları gerekirdi. Hâlbuki onlar yaşıyorlardı, demek ki buradaki, kalb’tan ’maksat kan pompalayan biyolojik organ değildir.’’ Bu nedenle Kur’an’ın hiçbir yerinde kalbın, kan pompalayan organla en ufak bir alakası yoktur. Ayrıca burada geçen {القلوب التي في الصدور} ‘’el kulubul letti fis sudur’’, sudur ise, sadaret anlamında olup insanların iç dünyalarındaki basiret gözlerine denildiği gibi, kafatasılarının ön kısmında bulunan frontal lobuna, yani beynin ön tarafında yerleşimli, bilinçli düşünmeden sorumlu olan beyin bölgesine de denilebilir. Mesel: ‘’sadru-l kitab, sadru-l kelâm’’ kitabın başı, kitabın ön kısmı, sözün başı, ‘’es - sadru mukaddimu külli şey’in’’ Yani ‘’sadır’’ her şeyin başı’’ ((وصدرُ النهارِ وصدْر الأمْرِ ’’sadrun- nehar, sadru-l emr’’ yani gündüzün başı, işin başı vs.. Bu nedenle Kur’an kalb sözcüğünü, kan pompalayan organ değil; akıl anlamında, düşünme, karar verme veya akletme merkezi olan beyin anlamında kullanmaktadır. Ayrıca Arapçası ’’sadr’’ (çoğulu sudur)dur. Bu yine zengin ve çok mecâzi anlamda kullanılan bir kelimedir. Bu kelimenin eski Arapça sözlüklerinde anlamları şu şekildedir: Göğüs, merkez, zihin, gönül, iç (insanın iç dünyası), ön, taraf gibi. Yine Şu’arâ-13.‘’(Musa, Rabbim!) Göğsüm (içim) daralabilir, dilim dönmeyebilir; (bu nedenle) Harun’a da elçilik ver.’’ Tâ-Hâ -25. (Musa) Dedi ki: “Rabbim, benim göğsümü (gönlümü, zihnimi) aç’’ (iç dünyama ferahlık ver). Ve yine İnşirah sûresi -1.‘’Biz senin için göğsünü (gönlünü, zihnini ve iç dünyanı) açmadık mı?’’ şeklinde ayetler vardır. Peki buralardaki (صدر) sadr/göğüs/ bedendeki göğüs kafesi mi? Bedendeki göğüs kafesi darılabilir mi? Veya açılabilir mi? Demek ki bu vb. ayetlerde geçen (صدر) sadr, bedendeki göğüs kafesi değildir. Mesala: Göğsüm daralıyor veya sıkışıyor diyoruz, ama bununla asla bedendeki göğüs kafesi anlaşılmıyor. Sonuç: İşte Kur’an’da geçen kalbin, kan pompalayan biyolojik organla bir alakası olmadığı gibi, Kur’an’da geçen sadrın da göğüs kafesiyle bir alakası yoktur… İşte kalb ve sadr ile ilgili ayetler detaylıca incelendiğinde görülecektir ki, ilgili ayetlerde hiçbir bilimsel hata söz konusu değildir. Yani Kalb kelimesi birçok ayette mecâzi anlamda kullanılmışken, birçok ayette de akıl merkezi (bugünkü tabiriyle beyin) anlamında kullanılmıştır. الآية التي ذكرتها والآية (179) من سورة الأعراف: {ولقد ذرأنا لجهنم كثيراً من الجن والإنس لهم قلوب لا يفقهون بها ولهم أعين لا يبصرون بها ولهم آذان لا يسمعون بها}، تؤكد أن الله تعالى أطلق مصطلح القلب على المخ وليس على العضلة التي تضخ الدم، فالسمع وظيفة الأذن، والبصر وظيفة العين، والفقه والعقل وظيفتا المخ الإنساني (القلب)، وقد تقولون لماذا لم يذكر المخ؟ ففي سورة الأعراف يذكر الجن أيضاً وهي تشترك مع الإنسان بالقلب الذي تعقل به، أما قوله {القلوب التي في الصدور} فالصدر بمعنى الصدارة، وصدارة جسم الإنسان هي مقدمة رأسه، ولا يمكن أن يذكر التنزيل الحكيم اليد والرجل والأمعاء والبطن ويغفل ذكر الدماغ. علماً بأن العضلة القلبية التي تضخ الدم غير مذكورة إطلاقاً في التنزيل الحكيم -- الصَّدْرُ : مُقَدَّمُ كلِّ شيءٍ ، ، صَدْرُ الكِتاب ، وصدرُ النهارِ ، وصدْر الأمْرِ (تعريف و معنى صدر في معجم المعاني الجامع ) معنى قلب في معجم المعاني الجامع – معجم عربي عربي) قلب مادي من لحم يضخ الدم ولا يجد ذكر لهذ القلب في القران قط - قلب بمعنى العقل وهو في الراس مجاله الخطا و الصواب - ان القلب ثلاثة انواع - كلا لئن لم ينته لنسفعن بالناصية ناصية كاذبة خاطئة والناصية مقدمة الراس- قلب في الصدر و هو مناط بالاحاسيس والمشا عر والعواطف - لقوله تعالى وقال الإمام فخر الدين: "وفيه عندي وجه آخر: وهو أن القلب قد يجعل كناية عن الخاطر والتدبر، كقوله تعالى:[648/] "إن في ذلك لذكرى لمن كان له قلب (الدر المصون في علوم الكتاب المكنون) 1 - وقد يعبر بالقلب عن العقل ومركزه - وهو في الرأس - 2 والمراد من القلوب هنا الألباب والعقول ، والعرب تطلق القلب على اللحمة الصنوبرية ، وتطلقه على الإدراك والعقل وهو المراد هنا ، ومقره الدماغ لا محالة... (التحرير والتنوير- قاموس المعاني ) القَلْبُ الفؤاد وقد يعبر به عن العقل قال الفراء في قوله تعالى { لمن كان له قلب أي عقل - معجم المعاني الجامع )- وقد يعبر بالقلب عن العقل - صَدر: (اسم الجمع : صدور الصَّدْرُ : مُقَدَّمُ كلِّ شيءٍ، صَدْرُ الكِتاب، وصدرُ النهارِ وصدْرالأمْرِ (تعريف و معنى صدر في معجم المعاني الجامع)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı? Sonra onların kalpleri var da onunla mı aklediyorlar! Kulakları var da onunla mı işitiyorlar! (Onların) Gözleri görmüyor değil, yalnızca sinelerdeki kalpleri körleşmiş.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Onlar hiç yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı?Yoksa duyan gönülleri, işiten kulakları olurdu. Kör olan onların gözleri değildir, gönül gözleridir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onlar yeryüzünde gezip tozmadılar mı? Yoksa harabeleri görerek ibret alacak kalpleri, sergüzeştleri işitecek kulakları olurdu. Gerçi gözleri kör değildir. Fakat göğüslerindeki kalpleri kördür ki ibret almıyorlar.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Onlar yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? (Hâlbuki) düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olurdu? Şurası muhakkak ki yalnız gözler kör olmaz, göğüslerdeki kalpler de kör olur.
Kadri Çelik
swap_vert close
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki böylece onların kendisiyle düşünecek kalpleri ve kendisiyle işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü şüphesiz gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Peki, günümüz inkârcıları yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, bu ibret verici manzaraları görsünler de, düşünebilecekleri bir akla,gerçeğin sesini duyabilecekleri kulaklara ve doğruyu görebilecekleri gözlere sahip olsunlar? Çünkü unutmayın ki, sadece kafalardaki gözler kör olmaz fakat asıl gönüllerdeki gözler kör olur ki, işte en büyük felâket budur! Zira kör sadece, gözleri görmeyen değildir. Asıl kör olan; kalbi kibir, cehalet, inat, önyargı perdeleriyle örtülmüş olduğu için gerçeği göremeyen, hakikati idrak edemeyen kişidir.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Yeryüzü’nde dolaşmadılar mı; onlar için akleden kalbler olur veya işiten kulaklar! Şu bir gerçektir ki; Gözler kör olmaz; ama Göğüsler’de bulunan Kalbler de körleşir.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Yeryüzünde gezip de bu harabeler üzerinde yorum yapacak beyinler yok mu? Bu sessizliği dinleyecek kulaklar yok mu? Aslında kör olan sadece gözler değildir. Asıl kör olan görmek istemeyen beyinlerdir...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı? Düşünecek kalpleri, duyacak kulakları yok mu? İstiyoruz ki; kulaklarıyla geçmişi duysunlar. Gözleriyle yıkılan harabelerin arkasındaki gerçekleri görsünler. Kalpleriyle doğruya hükmetsinler. İnkâr edenler yıkıntıları görürler ama yıkıntıların altındaki gerçekleri görmezler. Geçekleri söyleyenlere kulak verirler ama duymazlar. Çünkü kör olan gözleri değil; kalpleridir. Çünkü sağır olan kulakları değil; kalpleridir. Kalplerinde oluşan ön yargılar, gözlerini kör etmiş, kulaklarını sağırlaştırmıştır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(İnkârcılar) yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı? [*] (Dolaşsalardı) kendileriyle akıl edecek kalpleri veya [*] duyacak kulakları olurdu. (Gerçek şu ki) gözler kör olmaz fakat göğüslerdeki kalpler kör olur. [*]
İbret almak için yeryüzünde dolaşmayla ilgili benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:137; En‘âm 6:11; Yûsuf 12:109; Nahl 16:36; Neml 27:69; Rûm 30:9, 42; Fâtır 35:44; Mü’min 40:21, 82; Muhammed 47:10.,Ayette geçen [ev] edatı “veya” anlamında değil de “açıklamak” anlamında [tafsıliyye] edatı olarak da yorumlanabilir; çünkü “kendisiyle akıl edilen kalp” ile “hakikatlerin duyulduğu kulaklar” farklı yerleri göstermez. Akıl eden kalp diğer organların işlevini anlamlı kılan ana merkezdir, güncel bilgimiz gereği bu organ beyindir “Bedensel anlamda fiziksel olarak gözlerin kör olmasına göre, asıl felaket kalp gözü olan basiretin kör olmasıdır. Çünkü insana gerçekleri gösterecek olan basirettir. O göz burada kör oldu mu ahirette de kör olur. Ama dış göz kör olsa da kalb gözü açık ise bir zararı yoktur. Nasıl olsa fani hayattan sonra basiretler devreye girecektir” (Süleyman Ateş, [Meâl], s. 336’da 3. not).  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Ey Muhammed! Sana inanmayanlar) Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı? (Keşke) onların anlayacak kalpleri ve işitecek kulakları olsaydı! Kesinlikle (gören) gözler kör olmaz, fakat sinelerdeki kalpler körelir.¹
1 Yani; bu yerleri gözleri mutlaka görür de gönülleri ibret alamayacak kadar körelmiştir veya asla ibret almak istemezler.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Peki, yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, orada olup biteni kalpleri kavrasın ve kulakları işitsin? ⁶¹ Ne var ki, onlarda kör olan gözler değil; kör olan, göğüslerdeki kalpler!
61 Lafzen, “orada (olup biteni) kavrayacak kalpleri, işitecek kulakları olsun”.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Şimdi onlar bu memleketlerde hiç gezip dolaşmıyorlar mı? Bu sayede akılları bazı şeylere erse kulakları da gerçekleri işitse de ibret alsalar. Ne var ki sadece gözler kör olmuyor fakat sinelerdeki gönül gözleri kör oluyor. 3/137 10/13, 14/44- 45, 38/12...14, 6/50, 7/64, 13/19, 35/19...23
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
İyi ama, onlar hiç mi yeryüzünde gezip dolaşmazdılar? Bu sayede kendisiyle akledecekleri bir kalbe[²⁸⁵¹] ya da işitecekleri bir kulağa sahip olsalardı ya![²⁸⁵²] Ama şu da var ki; gözler kör olmaz, fakat asıl kör olan göğüslerdeki kalplerdir.[²⁸⁵³]
[2851] Kur’an, aklı tüm faaliyetlerinde serbest bırakmakla kalmayıp teşvik etmiş. Onu analoji, tümevarım, tümdengelim vs. gibi formlarla sınırlamamış, düşünme faaliyetini kalbe izafe ederek, sezgi gibi alternatif bilgi kaynaklarını da düşünme süreçlerine dahil etmiştir. Adeta Kur’an bu üslubuyla, insanın bilgiyi nereden ve nasıl aldığından çok bilginin mahiyetiyle, yani hakikate tekabül edip etmediğiyle ilgilenmiştir (Krş: 7:3, 176, ilgili notlar). [2852] Aynı cümlede “akleden bir kalp” ile “işiten bir kulak” birbirlerinin yerine kullanılıyor (Benzer bir âyet için bkz: 67:10). Birincisi aklı ikincisi nakli temsil ediyor. Fakat öncelik akleden kalbe veriliyor, zira o olmadan nakil işlevini icra edemez. [2853] Vahiy özürlülük algımızı yeniden inşâ ediyor. Bizim “kör, sağır, dilsiz” dediklerimiz vahye göre özürsüz; zira canda özür olmaz. Asıl özürlülük akleden kalpte ortaya çıkan özürdür: Hakkı duymayan sağır, hakkı görmeyen kör, hakkı konuşmayan dilsizdir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Onlar yeryüzünde hiç dolaşmıyorlar mı? (Onlar kervan ile o harabelerin yanından elbette çok kez geçmişlerdir.) Ama onların (evvelki kavimlerin helâkinden ders almaya) gönülleri ve (evvelki kavimlerin kıssalarından ibret almaya niyetli) kulakları yoktur. Ne var ki yalnız kafa gözleri kör olmaz, kalblerde olan manevi görme yeteneği, basiret de körelir.
Osman Fırat
swap_vert close
Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, onlar için akledecek kalpleri veya aklederek işitecek kulakları olsun. Şüphesiz onların görmeleri kör değil lakin O göğüslerdeki kalpler kördür.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendileri için onlar ile düşünecekleri kalpler olsun veya onlar ile işitecekleri kulaklar olsun. Velhasıl (onların) gözleri körleşmez; velâkin sineleri içindeki kalpleri körleşir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Peki bu inkârcılar biraz olsun dünyayı gezip dolaşmazlar mı ki, hiç değilse bu sayede düşünüp duygulanacak gönüllere, gerçeğin sesini işitecek kulaklara sahip olsunlar. Ne var ki onlarda kör olan, gözler değil, asıl kör olan sinelerindeki gönüller!
Bu âyet geçmiş nesilleri, tarihî, maziden kalan harabeleri inceleyerek ibret almaya, basiretlerini işletip, dünyadaki gerçek vazifelerini yapmaya, onların hatalarını tekrar etmemeye teşvik etmektedir.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Hiç yer yüzünde gezmediler mi ki (kendilerinden önce mahvolanların yerlerini görsünler de) düşünecekleri kalbleri, işitecekleri kulakları olsun (akıllları başlarına gelsin, hak sözünü işitsinler). Zira gözler kör olmaz (çünkü gözlerin körlüğü, geçici bir görme yetersizliğidir); fakat (asıl) göğüslerdeki kalbler kör olur.
Asıl felâket, kalb gözü olan basîretin kör olmasıdır. Çünkü insana gerçekleri gösterecek olan odur. O göz burada kör oldu mu âhirette de kör olur. Ama dış göz kör olsa da kalb gözü açık ise bir zararı yoktur. Nasıl olsa şu fanî hayâttan sonra basîretler devreye girecektir.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Onlar (müşrikîn-i Mekke) yeryüzünde seyr u seyahat itmezler mi? Bu helâk iylediğimiz karyeleri görerek onı düşünmeğe yarar gözleri ve bu haberleri işitmeğe müsâ'id kulakları olmaz mı? Çünki gözün körlüği zarar virmez lâkin sînelerdeki kalbin körlüğidir ki muzırrdır.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Böyle yerleri gezip dolaşmadılar mı ki düşünecek kalpleri ve dinleyecek kulakları olsun. Gözler kör olmaz ama onların göğüslerindeki kalpleri kör olur.
Şaban Piriş
swap_vert close
Yeryüzünde dolaşmıyorlar ki kendisiyle akledecek kalpleri ve kendisiyle işitebilecek kulakları olsun?! Oysa, gözler kör olmuyor, fakat sinelerdeki kalpler köreliyor.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Onlar yeryüzünde gezmezler mi ki akıl edecek kalpleri yahut işitecek kulakları olsun? Fakat kör olan gözler değil, sinelerdeki kalplerdir.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar, kulakları olsun da onlarla duysunlar. Şu bir gerçek ki, kafadaki gözler kör olmaz ama göğüslerin içindeki gönüller körleşir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
iy yürimediler mi yirde pes ola-y-ıdı anlaruñ göñüller bileler-idi anuñ-ile yā ķulaķlar işidilerdi anuñ-ile? bayıķ görmez olmaz gözler velįkin görmez olur göñüller kim gögüzlerdedür.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Pes niçün gezmezler yir yüzinde ‘ibret almaġ‐ıçun ḥattā ki özlerineyürekleri ola anları fehm eylemeg‐içün, yā ḳulaḳlar ola özlerine işitmeg‐içünanlar‐ıla. Taḥḳīḳ bu gözler kör olmaz, lākin ol yürekler kör olur ki gögüzleriçindedür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Məgər onlar (peyğəmbərləri yalançı hesab edən kafirlər) yer üzündə gəzib dolaşmırlarmı ki, düşünən qəlbləri (bəsirət gözləri), eşidən qulaqları olsun? Həqiqətən, gözlər kor olmaz, lakin sinələrindəki ürəklər (qəlb gözü) kor olar. (Kafirlər keçmiş ümmətlərin başına gələn müsibətləri zahiri gözləri ilə görsələr də, qəlb gözü ilə görüb onlardan heç bir ibrət almazlar).
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Have they not travelled in the land, and have they hearts wherewith to feel and ears wherewith to hear? For indeed it is not the eyes that grow blind, but it is the hearts, which are within the bosoms, that grow blind.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Do they not travel through the land, so that their hearts (and minds)(2825) may thus learn wisdom and their ears may thus learn to hear? Truly it is not their eyes that are blind, but their hearts which are in their breasts.
2825 The word for "heart" in Arabic speech imports both the seat of intelligent faculties and understanding as well as the seat of affections and emotions. Those who reject Allah's Message may have their physical eyes and ears, but their hearts are blind and deaf. If their faculties of understanding were active, would they not see the Signs of Allah's Providence and Allah's Wrath in nature around them and in the cities and ruins if they travel intelligently?  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اَفَلَمْ يَس۪يرُوا
hiç dolaşmadılar mı
فِي الْاَرْضِ
yeryüzünde
فَتَكُونَ
böylece olsun
لَهُمْ
kendi- leri için
قُلُوبٌ
kalpler ki
يَعْقِلُونَ
akıllarını kullanacaklar
بِهَٓا
onlarla
اَوْ
veya
اٰذَانٌ
kulaklar ki
يَسْمَعُونَ
işitecekler
بِهَاۚ
onlarla
فَاِنَّهَا
zira ger- çek şu ki
لَا تَعْمَى
kör olmaz
الْاَبْصَارُ
gözler
وَلٰكِنْ
fakat
تَعْمَى
kör olur
الْقُلُوبُ
kalpler
الَّت۪ي
o ki
فِي الصُّدُورِ
göğüslerdedir
(Resulüm! Seni yalanlayanlar) Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki (kendilerinden önce yaşamış ve helâk olmuş memleketleri görsünler de) kendileri için onunla akıllarını kullan(ıp, düşünüp anlay)acakları kalpleri veya onunla (hakkı) işitecekleri kulakları olsun. Zira gözler kör olmaz (çünkü gözlerin körlüğü, geçici bir görme yetersizliğidir), fakat (asıl) kör olan, göğüslerdeki kalpler (ve basiretler)dir.
لَم
Olumsuzluk eki
لَم
-Me, -ma (olumsuzluk eki)
سَارَ
Fiil-I
س ي ر
Dolaştı, yola çıktı, yürüdü, gezdi
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
قَلْب
İsim
ق ل ب
Kalp, yürek
عَقَلَ
Fiil-I
ع ق ل
Aklını kullandı, akletti, akıl erdirdi
بِهَا
Zamir
بِهَا
Onunla, onlar hakkında
اَو
Bağlaç
اَو
Veya, ya da, hatta, yahut
اُذُنٌ
İsim
ا ذ ن
Kulak
سَمِعَ
Fiil-I
س م ع
İşitti, dinledi, duydu
بِهَا
Zamir
بِهَا
Onunla, onlar hakkında
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
عَمِىَ
Fiil-I
ع م ي
Kör oldu
بَصَر
İsim
ب ص ر
Göz, basiret
لٰكِن
Harf-i istidrak
لٰكِن
Fakat, oysa, ama
عَمِىَ
Fiil-I
ع م ي
Kör oldu
قَلْب
İsim
ق ل ب
Kalp, yürek
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
صَدْر
İsim
ص د ر
Göğüs, sine