Her kim, Allah’ın kendisine[²⁸⁰⁶] dünya ve âhirette[²⁸⁰⁷] asla (aracısız) yardım etmeyeceğini düşünüyorsa, bir sebebe[²⁸⁰⁸] tutunup göğe uzanıversin ve (Allah dışında yalvardıklarıyla ilişkiyi) kessin;[²⁸⁰⁹] daha sonra görsün bu tedbiri kendisini öfkelendiren şeyin kökünü kazıyacak mı (kazımayacak mı)?[²⁸¹⁰]
[2806] Hu zamirinin Allah Rasûlü’nü gösterdiği görüşü sûrenin bağlamıyla uyuşmamaktadır. Baştan beri Allah Rasûlü’ne hiç atıf yapılmaması bir yana, konu tevhid, muhatap da insan cinsidir.
[2807] Yani: “..her zaman ve mekânda..”
[2808] Sebeb, hurma ağacına çıkmak için hurmanın tepesine bağlanarak aşağı sarkıtılan ipe denir. Âyet, Allah’a ulaşmada doğru vesilenin dua olduğu imasını içerir.
[2809] Veya 31. âyetin ışığında: “o ipi kessin (de kendini parçalanmak üzere yere bıraksın)”. Parantez içi açıklamaların gerekçesi âyetin bağlamı, özellikle de 12-13. âyetlerdir. Sınırda kulluk edenlerden imanı Allah’a has kılmaları istenmektedir.
[2810] Hel soru edatının genellikle cevabın olumluluğuna delâlet ettiği hatırlanmalıdır. Keyd’in müsbet anlamı için bkz: 12:76. Bu belâgat şahikası âyetin konumu da, mefhumu da emeği gerektirmektedir. Bu âyetin nasıl anlaşılması gerektiği, muhatabın kimliğine göre değişkenlik arzeder. Bu konuda iki ihtimal vardır:
1) Muhatap inkârcılardır: Bu inkârcılar: a) Birinci ve ikinci sınıfı 8 ve 11. âyetlerde dile gelen “insanların” bir üçüncü sınıfı da olabilir. Bağlaçsız gelmesi ve mine’n-nâsi men.. kalıbının kullanılmaması üçüncü bir sınıf olma ihtimalini zayıflatıyor. b) 11. âyetteki “sınırda kulluk edenler” içinden birileri olabilir: Doğrusu bu olsa gerektir. Burada resmi çizilen tip iman küfür sınırında tereddüt eden bir tiptir. “Uzak tanrı” düşüncesi öylesine yer etmiş ki, bu yüzden ne Allah’a aracısız kulluk edilebileceğine, ne de Allah’ın yardım edeceğine aklı yatıyor. Bu düşünce ile Allah’ın dininden çıkmak istiyor, onu da yapamıyor. Neticede öfkeden patlayacak hale geliyor. Bu âyet işte bu tipe ‘ironik’ bir îmâ ile öfkesinden kurtulmanın yolunu tarif ediyor ve zımnen diyor ki: Aracısız ne kulluk olur, ne de Allah’ın yardımı gelir düşüncesini aklından kazı! Bunun tek yolu bu! Allah uzak değil, şahdamarından yakındır. Eğer bu hakikate inanmak yerine bir adım daha atınca küfre düşecekmiş gibi sınırda inanmaya devam edersen, bu seni teskin ve tatmin etmek yerine öfkelendirir. Bu takdirde işte sana öfkeden kurtulmanın kestirme yolu..” c) Üçücü bir ihtimal; “kendisini öfkelendiren şey” ile kast edilen Furkan 27’de beliğ bir biçimde tasvir edilen, ahirette kendi kendisini aldatmış insan tipi olabilir. Bu tip, kendisini Hesap Günü kurtarsın diye Allah’la arasına aracı koyduğu kişiden dolayı hayal kırıklığına uğrayınca, “Ah, keşke!” diyecek, ama iş işten geçmiş olacaktır.
2) Muhatap Allah Rasûlü’dür: Bu takdirde Hac 15’i, En’âm 35 ışığında anlamak daha doğru olur. Zira her iki âyetin de ortak noktası “bir biçimde göğe uzanmak”tır. Hac 15’te bunun sebeb adı verilen “ip merdiven” ile, En’âm 35’te ise bunun sullem adı verilen “merdiven” ile yapılması teklif ediliyor. Üslup, imkânsızı teklif ve meydan okuma üzerine kuruludur. Zımnen denilen şudur: Allah’ın sana yardım etmeyeceğini sakın aklına dahi getirme! Kâfirlerin ısrarla istedikleri mucizeleri sen göğe tırmanıp da zorla indiremezsin. Diyelim ki bunu başardın, bu takdirde dahi seni üzen ve öfkelendiren kâfirler inatlarından vazgeçmezler. Yani sorun yine çözülmüş olmaz. En iyisi sen Allah’a teslim ol ve içini ferah tut!