Sen, onlar üzerine (tahakküm ve baskı kullanacak) bir zorlayıcı değilsin (senin görevin sadece tebliğ etmektir).*
(*) Sen onların kalplerini (gönül, duygu ve düşüncelerini) etkileyecek hiçbir otoriteye sahip değilsin ki zorla ve baskı ile kalplerini (gönüllerini) imana yöneltesin. Bundan sonra farz kılınmış cihad ise, insanları zorla imana sokmak için değil, islam davası insanlara ulaşsın diye, davanın önünde dikilen engelleri kaldırmak içindir. İnsanlar davayı duymaktan engellenmesinler, çağrıyı işittikleri ve kabul ettikleri zaman, dinlerinden döndürülmesinler diyedir. Cihad, Resulullah’ın yapabileceği biricik rol olan öğüt verme yolunun önüne dikilen engelleri ortadan kaldırmak içindir… Ayrıca Peygamberin bu davada ancak bir öğütçü ve bir açıklayıcı olduğunun belirtilmesi Kur’an-ı Kerim’de birçok nedenden dolayı tekrarlanır. Bu nedenlerin başında, görevini yerine getirdikten sonra, Resulullah’ın sinirlerini davanın tasasından kurtarmak ve işi dilediğini yapmak üzere Allah’ın takdirine bırakmaktır. İslam davasının başarıya ulaşması ve insanların bunu kabullenmeleri için aşırı düşkünlük göstermek ve bu duygunun insana yaptığı baskı (stres) son derece ağır, dayanılmaz bir baskıdır. Dolayısıyla bu baskı dava adamının kendisini ve arzularını dava alanının dışına çekip çıkarmak için böylesine ard arda telkinleri gerekli kılmaktadır. Davaya katılım nasıl olursa olsun, sonuç ne olursa olsun dava adamı ancak böylece görevine koşabilir. (Fizilal’il Kur’an) “Zorba değilsin” ifâdesi, elçinin dayatma ve iradeye baskı yapma gibi bir görevinin olmadığını, zorla kimseye Allah’ın dinini anlatma gibi bir sorumluluğunun bulunmadığını gösteriyor…