close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Fussilet Sûresi 48. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve dalle ‘anhum mâ kânû yed’ûne min kabl(u)(s) ve zannû mâ lehum min mehîs(in)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve önceden çağırdıkları putlar, gözlerinden kaybolup gitmiştir ve onlar, kaçıp sığınacakları bir yerleri olmadığını da iyideniyiye anlamışlardır.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Artık) Önceden (dünyada iken) dua ve yardım umarak (bir nevi tapındıkları herkes ve her şey, sahte şeyhler ve hoca efendiler ahirette) onlardan kaybolup (defolup) gideceklerdir ve onlar (Siyonist Yahudilerin, Hristiyan emperyalistlerin ve tüm zalim ve kâfir güçlerin peşine takılanlar ve bu hıyanetlerine Kur’ani hikmet ve mazeret uyduranlar; sonunda) kaçıp kurtulacak hiçbir yerleri olmadığını da anlayıvereceklerdir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Böylece onların önceden ilahlaştırıp yalvardıkları bütün güçler, kendilerini terk etmiş olacak ve kendileri için de, kaçacak bir yer olmadığını anlamış olacaklardır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onların önceden taptıkları, yalvardıkları şeyler kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuştur. Onlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını da anlamışlardır.
Ahmet Varol
swap_vert close
Daha önce ibadet etmekte oldukları onlardan kaybolur ve kendileri için hiçbir sığınılacak yer olmadığını anlarlar.
Ali Bulaç
swap_vert close
Önceden kendilerine taptıkları (bugün) onlardan kaybolup gitti ve onlar kaçacak hiç bir yerleri olmadığını anlamışlardır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Önceden ibadet edib durdukları putlar, kendilerinden kaybolup gideceklerdir; ve onlar kendilerine hiç bir kaçamak kalmadığını anlıyacaklardır.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Daha önce yalvarıp çağırdıkları şeyler, onlardan kaybolur gider ve kendilerine hiçbir kurtuluş olmadığını anlarlar.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Daha önce taptıkları tanrılar uzaklaşıp kaybolacaktır. Sığınacak hiçbir yerleri olmadığını anlayacaklardır.
Besim Atalay
swap_vert close
Önceden taptıkları, onlardan ayrılır, bir kaçamak kalmadığın bilirler
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Böylece daha önceden kulluk ettikleri putlar kendilerini terk eder ve (o zaman) müşrikler de kaçacak yer kalmadığını anlarlar.
Cemil Said
swap_vert close
Allâh’a koşdukları şerîkler gözlerinin önünde gâib oldığı zamân artık kendileri içün melce’ kalmadığını anlayacaklardır.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Önceden yalvarıp durdukları şeyler onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Daha önce yalvardıkları (tanrılar) onları yüzüstü bırakıp uzaklaşmıştır. Kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Artık daha önce taptıkları şeyler onları terkedip kaybolmuş; kendileri de kaçıp kurtulacakları bir yer bulunmadığını anlamışlardır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Böylece önceden yalvarıp durdukları onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır.
Edip Yüksel
swap_vert close
Daha önce yardım için çağırdıkları (dine ortak koştukları kişiler) onlardan uzaklaşmıştır. Artık kaçacak bir yerleri olmadığını anlarlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Önceden tapmakta oldukları şeyler, kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuştur. Onlar da kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Önceden tapıp durdukları şeyler onlardan gayb olup gitmişler ve onlar kendilerine hiç bir kaçamak kalmadığını anlamışlardır
Emrah Demiryent
swap_vert close
Onların önceden yalvarıp durdukları (taptıkları putları), kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuştur. Artık onlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını da anlamışlardır.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Ve daha önce tapındıkları şeyler, onlardan uzaklaşıp gittiler. Onlar, kendileri için kaçıp kurtulacak yer olmadığını anladılar.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Önceden tapdıkları nesneler onlardan uzaklaşıb gaaib olmuşdur (olacakdır). Onlar kendilerine (azâbdan) kaç (ıb kurtul) acak hiçbir yer olmadığını anlamışlardır (anlayacaklardır).
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Daha önce (kendisine) yalvarmakta oldukları şeyler ise, onlardan kaybolmuş ve kendileri için kaçacak bir yer bulunmadığını anlamışlardır.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve (ve o son saat geldiğinde) daha önce (dünyada iken kendisine) yalvarmakta (ve kendisinden medet beklemekte) oldukları şeyler (bütün hayali varlıklar, düzmece ilahlar, kurtarıcılar, şefaatçiler, azizler, veliler, gavslar, papalar, hahamlar, şamanlar vs.) ise, onlardan kaybolmuş ve kendileri için kaçacak bir yer bulunmadığını anlamış olacaklardır.*
(*) İşte bugün Müslüman kimliğini taşıyan, ama Kur’an’ı mesajları hiç bilmeyen niceleri de vardır ki her türlü günahı işledikleri ve hatta kendisi gibi birer kul olan kimselerden medet ve yardım beklemekle şirke girdikleri hâlde nasıl olsa, ahirette Hz. peygamberin veya mensubu bulunduğu tarikat liderinin şefaatine nail olacağına inanıyor. Hâlbuki o gün hiçbir kimse başakasına yardım edemeyecek, ona bir yarar sağlayamayacaktır. Zaten o gün Allah’tan başka bir yardımcı ve kurtarıcı da olmayacaktır, o gün hiçbir kimse başkasına şefaat edemez. Bazı ayetlerde yüce Allah’ın iznine ve rızasına bağlanan şefaat ise, dünyada peygamberlerin muvahhid kimselere ve müminlerin birbirlerine yaptıkları dua ve istiğfardan ibarettir. Bunun ahiret günü ile bir alakası yoktur. Meleklerin istiğfarı/şefaati de yine dünyadaki müminleredir, ahiret gününde değil. Çünkü iman, ameli salih, kulluk, ibadet, dua, rica ve istiğfarın/şefaatin/ yapıldığı yer dünya hayatıdır, bunların yeri ahiret hayatı değildir. Ama fayda verip vermeyeceği yer ise, ahirettir. İşte bu veciz ifade bunu ne kadar da güzel anlatmaktadır. (الشفاعة في الدنيا وحصادها في الاخرةا) ‘’şefaat dünyadadır, hasadı/ürünü ise ahirettedir’’ (الله اعلم)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Daha önce dünyada iken yalvardıkları, kayboldular ve bugün kaçacak hiçbir yerin olmadığını öğrendiler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Önce taptıkları kendilerini bırakıp savuşacaklar, onlar da artık kurtuluş yolu olmadığını anlıyacaklardır.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Evvelce ibadet ettikleri mâbutlar, o gün ortadan kaybolacak, onlar da kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlayacaklar.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Daha önce yalvarıp durdukları şeyler onlardan uzaklaşmışlardır [dalle]. Kendileri için bir kaçış yeri [mahîs] olmadığının zannına varırlar.
Kadri Çelik
swap_vert close
Önceden kendilerine taptıkları, (o gün) onlardan kaybolup gider ve onlar kaçacak hiç bir yerleri olmadığını anlamış olurlar.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Ve böylece, vaktiyle yalvarıp yakardıkları bütün hayalî varlıklar, sahte ilâhlar kendilerini yüzüstü bırakıp terk etmiş olacak ve artık hiçbir kurtuluş çarelerinin kalmadığını anlayacaklar. İşte bu fecî âkıbetle yüz yüze gelmek istemiyorsanız, insan denen varlığın ruh dünyasını iyi çözümlemeli, onu inkâra sürükleyen psikolojik sebepleri doğru tespit etmelisiniz:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Önceden dua ediyor oldukları şeyler onlardan saptı gitti. İyice anladılar; onlar için hiçbir kaçış yoktur.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Çünkü vaktiyle tapındıkları putlar, çoktan kendilerini bırakıp gitmişlerdir. Artık kendileri için bir kurtuluş olmadığının farkındadırlar...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Daha önce yalvardıkları ilahlar, kurtarıcılar, kahramanlar, liderler, imamlar, şeyhler, gavslar, papalar, papazlar, hahamlar, lamalar, şamanlar; hesap günü onları yüzüstü bırakıp uzaklaşmıştır. Artık yapacak bir şeyleri kalmamıştır. Hesap günü çıkarılacakları mahkemeden kaçacak bir bahaneleri, kaçacak bir yerleri olmadığını anlamışlardır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Böylece dünyada) yalvarıp durdukları (şeyler) onlardan uzaklaşmış, [*] kendileri için kaçacak hiçbir yer olmadığını da anlamış (olacak)lardır. [*]
Benzer mesajlar: En‘âm 6:94; A‘râf 7:37; Hûd 11:21; Nahl 16:87; Kasas 28:75; Mü’min 40:74.,Buradaki [zannû] fiili “sanmak” değil, mahşerde gerçeklerle karşılaşıldığı için “bilmek, anlamak” anlamına alınmalıdır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Böylece, önceden kendilerine taptıkları şeyler onlardan uzaklaşacak ve onlar, (cehennemden) kurtuluş imkânının olmadığını da anlayacaklar.
Muhammed Esed
swap_vert close
Böylece, onların önceden yalvarıp durdukları bütün güçler, kendilerini terk etmiş olacak: ve kendileri için bir kaçış imkanı olmadığını kesinlikle öğreneceklerdir.
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Çünkü daha önce dua ile yalvarıp yakardıkları kimseler kendilerinden uzaklaşıp kaybolup gitmişlerdir. Onlar da artık bir kaçış yolunun kalmadığını anlamışlardır. 46/4.6
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Artık onların daha önceden yalvarıp yakardıkları şeyler kendilerini yalnız bırakmıştır: kendileri için kaçacak bir yer olmadığına iyice kanaat getirirler.
Orhan Kuntman
swap_vert close
Dünyadayken taptıkları nesneler, onlardan uzaklaşıp kaybolmuştur. Onlar kaçacak bir yerleri olmadığını anlamışlardır!
Osman Fırat
swap_vert close
Daha önce yalvardıkları, onları yüzüstü bırakıp uzaklaşmıştır. Kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve onlardan evvelce tapıp, durdukları şeyler gaib oluvermişlerdir ve kendileri için sığınılacak yer olmadığını anlamışlardır.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Böylece daha önce ibadet ettikleri putlar kendilerini terk eder, müşrikler de kaçacak yer kalmadığını anlarlar.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Önceden yalvarıp durdukları şeyler, onlardan sapıp gitmiş ve onlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Dünyâda iken 'ibâdet iyledikleri putları o gün onlardan zâyi' ve gâib olurlar. Bilirler ki onlara 'azâbdan kurtulmak çâresi yokdur.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Önceleri yardıma çağırıp durdukları kaybolur ve kendileri için bir kurtuluş yolu olmadığını anlarlar.
Şaban Piriş
swap_vert close
Daha önce ibadet ettikleri şeyler onlardan kaybolup gitmiştir. Bir kaçış yolu olmadığını anlamışlardır.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Daha önce yakardıkları şeyler onları öylece bırakıp kaybolmuş; onlar da sığınacak bir yerleri olmadığını anlamışlardır.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Daha önce yakarıp durdukları, onlardan uzaklaşıp kaybolmuştur. Kaçacak hiçbir yerleri olmadığını anlamışlardır.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı azdı anlardan ol kim oldılar ŧaparlar ilerüden. daħı bayıķ bildiler yoķdur anlaruñ hįç ķaçacaķ yir.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı yite, gide özlerinden ṭapduḳları nesneler ilerüden. Daḫı yaḳīn bilelerki özlerine ḳurtulacaḳ yir yoḳdur.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Öncə (dünyada) ibadət etdikləri (bütlər) onlardan qeyb olacaq və onlar özləri üçün qaçıb can qurtarmağa bir yer olmadığını yəqin edəcəklər.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And those to whom they used to cry of old have failed them, and they perceive they have no place of refuge.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
The (deities) they used to invoke aforetime will leave them in the lurch, and they will perceive that they have no way of escape.
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَضَلَّ
ve sapmıştır
عَنْهُمْ
onlardan
مَا
o şey- ler ki
كَانُوا
idiler
يَدْعُونَ
yalvarıyorlar
مِنْ قَبْلُ
önceden
وَظَنُّوا
ve anla- dılar
مَا لَهُمْ
kendileri için yoktur
مِنْ مَح۪يصٍ
hiçbir yer kaçacak
Böylece önceden (kendisine) yalvarıp durdukları şeyler onlardan sapmış (kaybolup gitmiş)tir ve kendileri için kaçacak bir yer olmadığını (kesin olarak) anlamışlardır.
ضَلَّ
Fiil-I
ض ل ل
Saptı, şaşırdı, dalâlete düştü, kayboldu, boşa gitti, yanıldı
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
دَعَا
Fiil-I
د ع و
Çağırdı, dua etti, davet etti, yalvardı, isnad etti
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
قَبْل
İsim
ق ب ل
Önce, öteden beri
ظَنَّ
Fiil-I
ظ ن ن
Bildi, zanda bulundu, zannetti, anladı, sandı
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
مَحِيص
İsim fiil
ح ي ص
Kaçacak, sığınacak, bir kaçış yeri