3,4 ,5. Ve üzerlerine, öbek öbek (yoğun bir şekilde) uçuşan varlıklar salmadı mı? O (uçuşan varlıklar) onlara pişmiş çamurdan taşlar (volkanik sülfür taşları) atıyorlardı. Sonunda onları (sanki) içi yenmiş, kırılıp ezilmiş ekin yaprağı gibi yapıverdi. *
(*) Not: 1) Eğer tayrdan maksat kuşlar ise, muhtemelen bu kuşlar Habeşistan’ın alt kısmından güneye doğru göç eden göçmen kuşlardı. O sırada Madagaskar adasında volkanların patlamadan önce püskürttüğü küller bütün gökyüzüne yayılmıştı. Volkan püskürtmesi sonucu gökyüzüne dağılan bu küllerde oluşan toz ve partiküller sürüler halinde gezen bu kuşların kanatlarına ve tüylerine yapışmıştı ve bu toz ve partiküller kanat çırptıkça, geçtikleri yerin altında bulunan askerlerin ve insanların üzerine düşüyor ve askerlerle insanların üzerine bulaşan bu volkanik toz ve partiküller kısa süre sonra salgın hastalığa yol açtı ve çiçek hastalığı baş gösterdi. Çünkü, o volkanik toz ve partiküller çiçek hastalığı virüsünü barındırıyordu. Yani ne kuşlar farkındaydı bu işin olduğundan ne de fil ashabı… Sadece Allah’ın iradesinin doğa olayları vasıtasıyla gösterdiği bir ayeti./sünnetullah ve bu olay sadece fil ashabında değil bütün arap yarımadasına yayıldığı için yüzbinlerce insan çiçek hastalığından etkilenmiştir: Bkz: kurankissalarininsistematigi. wordpress.com /2013/ 12/03/4-bolum-fil-suresi-tevili/)… 2)-Eğer (طيرا أبابيل)‘’ tayren ebabile’’den maksat kuşlar değilse, o zaman onun açıklaması şöyle olur: Buradaki (tayran ebâbîl) ard arda uçuşan kalın bulut kütleleridir, yani yanardağdan çıkan lav ve kül bulutlarını ifade eder. Çünkü gerek Hicaz bölgesinin küçük ölçekli haritalarında ve gerekse uzaydan çekilen uydu haritalarında, olayın vuku bulduğu bölgede krater çukurları görülmektedir. Ayrıca olay mahalline yakın yerlerde oluşmuş bu volkanik dağlar ve tepeler bugün de mevcut bulunmaktadır…Yani (طيرا أبابيل) bir yanardağdan çıkan lav bulutları şeklinde anlamak mümkün. …İşte bunun detayı şöyledir …Aslında tayr; kuş diye çevrilebilir mi buna bakalım. Tayr havada intikal eden herşey demektir. Peki ille de kuş mu diyeceğiz? Hayır, tayr dan sadece kuş anlaşılmadığı En’am/38. ayetinde ayrıca kanat zikredildiğinden anlıyoruz. Demek ki kanat şart değil burada. Ayrıca kanat zikredilmediğine göre bu ayette kanatlı olması şart değil, havada intikal eden her şey, küçük veya büyük, havanın içinde intikal eden her şey akla gelir. (M. İslamoğlu Tef. Ders. FİL SURESİ) Ayrıca, (Hûd 82) Hûd kavminin helâk olduğu yerde şiddetli bir depremin ardından bir yanardağ patlaması olduğu bugün bilimsel olarak açıklanabilmektedir. Hûd kavmine yağdırılan siccîlin aynısı fil ashabının üzerine de atılmış olması mümkündür. (İbni Aşür’e göre de ikisi de aynı şeydir.) Çünkü her iki surede de aynı kelime kullanılmıştır. Eğer “tayran ebabil ” için havadaki parça parça bulutlar, “siccil” içinde pişmiş taşlar yani volkanik sülfür taşları şeklinde alırsak şöyle bir mana çıkıyor: Bir yanardağdan çıkan lav bulutları fil ordusunun üstüne gelip, içinde taşıdığı pişmiş taşları onların üzerine atıyordur. Şu an bu olayın olduğu yerde bulunan volkanik taşlar ve tarihi bazı bilgiler bu yorumu destekler niteliğindedir. Bu olaya şahit olanlar o gün simsiyah bulutların geldiğini söylüyorlar. Ve oranın bitki örtüsünün değişmesi de buna delildir. Bizce en tutarlı yorum olarak bu geliyor. 20/105. Fil Sûresi | Tefsir Dersleri Şener AKTAŞ) Detaylı bilgi İçn bk: (Fil Olayı’nın Mahiyeti (Fil Suresinin Yeni Bir Yorumu), Ankara. Prof. Dr. M. Bayram) Yine ‘’Viyana Kur’an Meali’’ açıklaması da şu şekildedir: [1] (tayr) çoğul anlamı taşıyan isimdir; tekili (طائر) (tâir) dir. Kenarı olup havada yüzen her şeye tâirdir. (Müfredat s.403). Kur’ân’da kuşa, iki kanadıyla uçan tâir” (En’âm 6/38) denir. Kuşlar anlamında izafetsiz olarak, elif lam’lı olarak (et-tayr) şeklinde kullanılmıştır. Bu âyette (tayr), elif lamsızdır. Çünkü burada uçuşanlar kuş değildir.[2] أبابيل, “arka arkaya, yığın yığın” demektir (el-Ayn c.2 s.191). Zeccâc’a göre (tayren ebâbîl) “şuradan buradan yığınlar halinde tayr (uçuşan nesneler)” anlamındadır. “Ard arda kümeler halinde tayr (uçuşan nesneler)” diyenler de olmuştur (lisan’ul-Arab c.4 s.508). [3] (siccîl) çamurun pişirilmesiyle oluşan taş demektir; Siccîl, yanardağ patlamasıyla helak olan Lut kavminin üzerine de yağmıştır. (الله اعلم) الطَير:- اِسْمُ جَمْعٍ لِمَا يَطِيرُ فِي الْهَوَاءِ، جَمْعُ طَائِرٍ وَيُطْلَقُ أَيْضاً عَلَى الوَاحِدِ، - تطاير السَّحابُ في السَّماء: انتشر في نواحيها (تعريف و معنى الطير في معجم المعاني الجامع - معجم عربي عربي) أبابيل ﴿٣ الفيل﴾ جماعات متفرقة حلقة حلقة ؛ فرقّا، وقيل: ذاهبة جائية. متتابعة بعضها في إثر بعض،... و تطلق على الطير و على غيره (تحليل أَبَابِيلَ من سورة الفيل آية 3 - ومعنى أَبَابِيلَ في القرآن الكريم ) والطير: اسم جمع لكل ما من شأنه أن يطير فى الهواء،( الوسيط في تفسير القرآن الكريم) وجاء نظيره في قصة قوم لوط في سورة هود (82): { { وأمطرنا عليها حجارة من سجيل منضود } } وفي سورة الحجر (74): فجعلنا عاليها سافلها وأمطرنا عليهم حجارة من سجيل فتعين أن تكون الحجارة التي أرسلت على أصحاب الفيل من جنس الحجارة التي أمطرت على قوم لوط، أي ليست حجراً صخرياً ولكنها طين متحجر (التحرير والتنوير) ... وقد يكون هذا الطير من جنس البعوض أو الذباب الذي يحمل جراثيم بعض الأمراض، أو تكون هذه الحجارة من الطين اليابس المسموم الذي تحمله الرياح، فيعلق بأرجل هذا الطير، (تفسير المراغ - (تفسير الخطيب المكي) .