close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Fîl Sûresi 4. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Termîhim bihicâratin min siccîl(in)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Onları, balçıktan taşlarla taşladılar.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Onlara gökten ’pişirilip-sertleştirilmiş (kurşun misali) balçık taşları’ atıyorlardı.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
onlara pişmiş çamurdan taşlar atıyorlardı.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Kuşlar, onlara, belirlenmiş cezanın infazı için balçıktan dökülerek pişirilmiş taş mermiler atıyorlardı.
Ahmet Varol
swap_vert close
O (kuş)lar onların üzerlerine pişirilmiş balçıktan taşlar atıyorlardı.
Ali Bulaç
swap_vert close
Onlara 'pişirilip-sertleştirilmiş balçık taşları' atıyorlardı;
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Onlara siccîl'den (pişmiş çamurdan) taşlar atıyorlardı.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
O kuşlar, pişmiş çamurdan taşlarla onları vuruyorlardı.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
O kuşlar, onlara kurumuş çamurdan taşlar atıyordu.
Besim Atalay
swap_vert close
Atarlardı onlara kızgın çakıl taşları
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Bunlar onlara pişkin balçıktan taşlar atıyorlardı.
Cemil Said
swap_vert close
3,4. Ânlara karşı Ebâbîl dinilen kuşları gönderüb de başlarının üzerine semâdan işâretleri hâvî taşlar yağdırmadı mı?
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
3,4. Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
3,4,5. Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Nihayet onları yenilmiş ekin yaprakları hâline getirdi.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
3-4. Onların üzerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar yağdıran sürü sürü kuşlar salmadı mı?
Diyanet Vakfı
swap_vert close
O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu.
Edip Yüksel
swap_vert close
Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlardı.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Atıyorlardı onlara «siccil» den taşlar
Emrah Demiryent
swap_vert close
3-4. (Allah, o kâfirlerin) üzerlerine, pişirilmiş balçıktan taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atan.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
ki bunlar onlara pişkin tuğladan (yapılmış) taş (lar) atıyorlar) dı.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Bu kuşlar,) onlara pişmiş çamurdan taşlar atıyorlardı.
İhsan Aktaş
swap_vert close
3,4 ,5. Ve üzerlerine, öbek öbek (yoğun bir şekilde) uçuşan varlıklar salmadı mı? O (uçuşan varlıklar) onlara pişmiş çamurdan taşlar (volkanik sülfür taşları) atıyorlardı. Sonunda onları (sanki) içi yenmiş, kırılıp ezilmiş ekin yaprağı gibi yapıverdi. *
(*) Not: 1) Eğer tayrdan maksat kuşlar ise, muhtemelen bu kuşlar Habeşistan’ın alt kısmından güneye doğru göç eden göçmen kuşlardı. O sırada Madagaskar adasında volkanların patlamadan önce püskürttüğü küller bütün gökyüzüne yayılmıştı. Volkan püskürtmesi sonucu gökyüzüne dağılan bu küllerde oluşan toz ve partiküller sürüler halinde gezen bu kuşların kanatlarına ve tüylerine yapışmıştı ve bu toz ve partiküller kanat çırptıkça, geçtikleri yerin altında bulunan askerlerin ve insanların üzerine düşüyor ve askerlerle insanların üzerine bulaşan bu volkanik toz ve partiküller kısa süre sonra salgın hastalığa yol açtı ve çiçek hastalığı baş gösterdi. Çünkü, o volkanik toz ve partiküller çiçek hastalığı virüsünü barındırıyordu. Yani ne kuşlar farkındaydı bu işin olduğundan ne de fil ashabı… Sadece Allah’ın iradesinin doğa olayları vasıtasıyla gösterdiği bir ayeti./sünnetullah ve bu olay sadece fil ashabında değil bütün arap yarımadasına yayıldığı için yüzbinlerce insan çiçek hastalığından etkilenmiştir: Bkz: kurankissalarininsistematigi. wordpress.com /2013/ 12/03/4-bolum-fil-suresi-tevili/)… 2)-Eğer (طيرا أبابيل)‘’ tayren ebabile’’den maksat kuşlar değilse, o zaman onun açıklaması şöyle olur: Buradaki (tayran ebâbîl) ard arda uçuşan kalın bulut kütleleridir, yani yanardağdan çıkan lav ve kül bulutlarını ifade eder. Çünkü gerek Hicaz bölgesinin küçük ölçekli haritalarında ve gerekse uzaydan çekilen uydu haritalarında, olayın vuku bulduğu bölgede krater çukurları görülmektedir. Ayrıca olay mahalline yakın yerlerde oluşmuş bu volkanik dağlar ve tepeler bugün de mevcut bulunmaktadır…Yani (طيرا أبابيل) bir yanardağdan çıkan lav bulutları şeklinde anlamak mümkün. …İşte bunun detayı şöyledir …Aslında tayr; kuş diye çevrilebilir mi buna bakalım. Tayr havada intikal eden herşey demektir. Peki ille de kuş mu diyeceğiz? Hayır, tayr dan sadece kuş anlaşılmadığı En’am/38. ayetinde ayrıca kanat zikredildiğinden anlıyoruz. Demek ki kanat şart değil burada. Ayrıca kanat zikredilmediğine göre bu ayette kanatlı olması şart değil, havada intikal eden her şey, küçük veya büyük, havanın içinde intikal eden her şey akla gelir. (M. İslamoğlu Tef. Ders. FİL SURESİ) Ayrıca, (Hûd 82) Hûd kavminin helâk olduğu yerde şiddetli bir depremin ardından bir yanardağ patlaması olduğu bugün bilimsel olarak açıklanabilmektedir. Hûd kavmine yağdırılan siccîlin aynısı fil ashabının üzerine de atılmış olması mümkündür. (İbni Aşür’e göre de ikisi de aynı şeydir.) Çünkü her iki surede de aynı kelime kullanılmıştır. Eğer “tayran ebabil ” için havadaki parça parça bulutlar, “siccil” içinde pişmiş taşlar yani volkanik sülfür taşları şeklinde alırsak şöyle bir mana çıkıyor: Bir yanardağdan çıkan lav bulutları fil ordusunun üstüne gelip, içinde taşıdığı pişmiş taşları onların üzerine atıyordur. Şu an bu olayın olduğu yerde bulunan volkanik taşlar ve tarihi bazı bilgiler bu yorumu destekler niteliğindedir. Bu olaya şahit olanlar o gün simsiyah bulutların geldiğini söylüyorlar. Ve oranın bitki örtüsünün değişmesi de buna delildir. Bizce en tutarlı yorum olarak bu geliyor. 20/105. Fil Sûresi | Tefsir Dersleri Şener AKTAŞ) Detaylı bilgi İçn bk: (Fil Olayı’nın Mahiyeti (Fil Suresinin Yeni Bir Yorumu), Ankara. Prof. Dr. M. Bayram) Yine ‘’Viyana Kur’an Meali’’ açıklaması da şu şekildedir: [1] (tayr) çoğul anlamı taşıyan isimdir; tekili (طائر) (tâir) dir. Kenarı olup havada yüzen her şeye tâirdir. (Müfredat s.403). Kur’ân’da kuşa, iki kanadıyla uçan tâir” (En’âm 6/38) denir. Kuşlar anlamında izafetsiz olarak, elif lam’lı olarak (et-tayr) şeklinde kullanılmıştır. Bu âyette (tayr), elif lamsızdır. Çünkü burada uçuşanlar kuş değildir.[2] أبابيل, “arka arkaya, yığın yığın” demektir (el-Ayn c.2 s.191). Zeccâc’a göre (tayren ebâbîl) “şuradan buradan yığınlar halinde tayr (uçuşan nesneler)” anlamındadır. “Ard arda kümeler halinde tayr (uçuşan nesneler)” diyenler de olmuştur (lisan’ul-Arab c.4 s.508). [3] (siccîl) çamurun pişirilmesiyle oluşan taş demektir; Siccîl, yanardağ patlamasıyla helak olan Lut kavminin üzerine de yağmıştır. (الله اعلم) الطَير:- اِسْمُ جَمْعٍ لِمَا يَطِيرُ فِي الْهَوَاءِ، جَمْعُ طَائِرٍ وَيُطْلَقُ أَيْضاً عَلَى الوَاحِدِ، - تطاير السَّحابُ في السَّماء: انتشر في نواحيها (تعريف و معنى الطير في معجم المعاني الجامع - معجم عربي عربي) أبابيل ﴿٣ الفيل﴾ جماعات متفرقة حلقة حلقة ؛ فرقّا، وقيل: ذاهبة جائية. متتابعة بعضها في إثر بعض،... و تطلق على الطير و على غيره (تحليل أَبَابِيلَ من سورة الفيل آية 3 - ومعنى أَبَابِيلَ في القرآن الكريم ) والطير: اسم جمع لكل ما من شأنه أن يطير فى الهواء،( الوسيط في تفسير القرآن الكريم) وجاء نظيره في قصة قوم لوط في سورة هود (82): { { وأمطرنا عليها حجارة من سجيل منضود } } وفي سورة الحجر (74): فجعلنا عاليها سافلها وأمطرنا عليهم حجارة من سجيل فتعين أن تكون الحجارة التي أرسلت على أصحاب الفيل من جنس الحجارة التي أمطرت على قوم لوط، أي ليست حجراً صخرياً ولكنها طين متحجر (التحرير والتنوير) ... وقد يكون هذا الطير من جنس البعوض أو الذباب الذي يحمل جراثيم بعض الأمراض، أو تكون هذه الحجارة من الطين اليابس المسموم الذي تحمله الرياح، فيعلق بأرجل هذا الطير، (تفسير المراغ - (تفسير الخطيب المكي) .  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Kuş sürüleri onları (çölün, sıcaktan sertleşmiş) taşların üzerine atıyorlardı.[24]
[24] Tarihi anlatımlarda, Kâbe’yi ortadan kaldırmak için ordu ile Mekke’ye yaklaşan Ebrehe ordusunun, bulaşıcı bir hastalıktan kırıldıkları ve çöl ortasında kalan insan cesetlerinin, leş yiyen kuşlar tarafından parçalanışı tasvir ediliyor. Leş yiyen kuşlar yedikleri hayvanların etlerini parçalara ayırırken sert yerlere çarptıklarını tv. belgesellerinde görüyoruz. Allah bize bu olayı tasvir ediyor.  
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
bunlarla başlarına tuğlalar yağdırmadı mı?
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Ki onlara tuğladan yapılmış taşlar atmışlardı [⁶].
[6] O taşlarla askere çiçek hastalığı bulaşmıştı. Ordu çiçek hastalığından kırılmıştı. Deniz tarafından gelen kuşlar hastalığı nakleden sinekler olabilecek.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Onlara, balçıktan pişmiş [siccîl] taşlar atan/fırlatan/yağdıran.³
3 Krş. Hûd, 11/82. Balçık, burada kanaatimizce kızgın lavların oluşturduğu çamurdur.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Onlara pişirilip sertleştirilmiş balçık taşları atıyorlardı.
Mahmut Kısa
swap_vert close
İlâhî kudret tarafından özel olarak gönderilen bu kuşlar, onların başlarına, pişmiş çamurdan yapılmış tuğla gibisert ve öldürücü taşlar yağdırıyorlardı.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onlara siccîl’den taşlar atıyorlardı.
Mehmet Çakır
swap_vert close
damgalı taşlar attırarak,
Mehmet Çoban
swap_vert close
Onlar görmediler mi? Gönderdiğimiz Ebabil kuşları Fil sahiplerinin üzerine pişmiş balçıktan taşlar atıyorlardı. Kuşların attığı taşlar Fil ordusunun askerlerini ekin gibi biçiyordu.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atıyorlar(dı).
Mehmet Türk
swap_vert close
3,4. O, onların üzerlerine pişirilmiş taşlar¹ atan sürülerle² (özel)³ kuşlar⁴ gönderdi.
1 Siccil: Arapçada şiddetli, katı yani “katı sert” demektir. Bazı tefsirciler bunun Farsça “seng” ve “gil” (seng=taş, gil=çamur) kelimelerinin birleşmesinden “kiremit gibi çamurdan taşlaşmış taş” manasına oluştuğunu da zikretmişlerdir. Zemahşerî: “siccîn”, “kâfirlerin amel defterlerinin adı” olduğu gibi, “siccil” de azaplarının yazıldığı divanın özel ismi gibidir. Sanki “yazılmış, azap cümlesinden taşlarla” demek gibidir, demiştir. Rivayetlerde bu taşların mercimek ve nohut kadar, her kuşun bir ağzında, iki de ayaklarında olmak üzere üçer taşı taşıdığı ve kime isabet ettiyse başından girip ötesinden çıkarak delik, deşik ettiği nakledilmiştir. Âyette bu taşların hacimleri hakkında bir açıklama yoksa da “hıcâreten” kelimesinin nekre olmasından bilinmeyen bir takım taşlar olduğu, siccilden de sertlikleri ve öldürücü oldukları, ifadenin devamında bunların görülmüş oldukları anlaşılıyor. Şu halde açıkta bulunan bir orduya böyle gökten uçaklarla makineli tüfek bombardımanı yapar gibi alay alay kuşlarla fırlatılan fevkalade taşların isabeti altında kalanların halini tasavvur etmek zor olmasa gerektir. 2 Ebabil: Bir kısım tefsirciler, “Ebabil” kelimesi tekili olmayan çoğullardandır ve fırkalar, birbiri ardınca, besi develeri gibi bölük bölük, katar katar demektir demişlerdir. Ebabil, küme küme, çeşitli bölükler halinde, katar katar, alay alay, birçok kuşlar demektir ki, bunların Yemen ve deniz tarafından geldikleri de rivayet edilmiştir. Böyle fırtına gibi birdenbire bir kuş akımının saldırması acayip bir şekilde Ebrehe’nin ordusunun başına bir bela yağdırmıştır. Buna göre “ebabil” kelimesinin “müvelled” (yeni ortaya çıkan) bir kelime olması daha uygundur. 3 “Özel” ilavesi, kuşların nekra yani bildiğimiz kuşlardan olmamasından dolayı yapılmıştır. Abduh ve bazıları, bu kuşları mikrop, taşları ise hastalık olarak anlamışlarsa da bunlar, keyfi yorumlardır. Reddiyesi için Bk. (Elmalılı)4 Tayr: Uçan kuş demek olan “tair”in çoğuludur. Burada “tayr” kelimesinin nekra olarak getirilmesi de bunların tanınmadık, garip birtakım kuşlar olduğunu hatırlatır. Gerçekte kuşların o zamana kadar oralarda görülmemiş irili-ufaklı, siyah, yeşil, beyaz, takım takım garip kuşlar olduğu da rivayet edilmiştir. Mucizeleri hafifletmeyi veya reddetmeyi adet haline getirenler (طَـيْرًا اَبَاب۪يل) hakkında, “volkanik bir püskürtünün lavları” iafadesini uydurmuşlarsa da buna kendilerinden menkul keyfi gerekçeden başka ciddi hiçbir gerekçe de söylememişlerdir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
onlara önceden tesbit edilmiş taş gibi sert azap darbeleri ² vurdular,
2 Lafzen, “siccîl taşları ile”. 11:82, not 114’de açıklandığı gibi, siccîl terimi sicill ile eş anlamlıdır, ki o da “bir yazı” veya mecazî olarak, “[Allah tarafından] hükmedilmiş/tayin edilmiş bir şey” demektir: bu nedenle, hicâraten min siccîl ibaresi, “önceden tesbit edilmiş (yani, Allah’ın takdiri ile) taş gibi sert ceza/azap darbeleri”ni gösteren bir mecazdır (Zemahşerî ve Râzî, 11:82’deki aynı ifade ile ilgili yorumlara kıyasen). Giriş notunda açıklandığı gibi, yukarıdaki ayetin atıfta bulunduğu özel bela/azap anî bir salgın hastalık olabilir: Vâkıdî ve Muhammed b. İshâk’a göre -bu ikincisi, İbni Hişâm ve İbni Kesîr tarafından aktarılmıştır- “ilk defa o zaman Arap topraklarında lekeli humma (hasbe) ve çiçek hastalığı (cuderî) görüldü”. İlginç olan bir nokta da şudur: hasbe kelimesi -ki, bazı otoritelere göre aynı zamanda tifüsü ifade eder- asıl olarak “taşlarla vurmak” [veya “darbe vurmak”] anlamına gelir (Kâmûs). -(Çoğulu tayr olan) tâir ismi ise, hatırlatmak gerekir ki, kuş veya böcek cinsinden herhangi bir “uçan varlığ”ı gösterir (Tâcu’l-‘Arûs). Yukarıdaki ayette zikredilen “uçan varlıklar”ın mahiyeti hakkında ne Kur’an ne de sahih Hadisler herhangi bir bilgi vermez; diğer taraftan, yorumcuların sarıldığı bütün “tasvirler” tamamiyle hayalî olduklarından ciddî olarak üzerlerinde durmaya gerek yoktur. Eğer salgın bir hastalık varsayımı doğru ise, “uçan varlıklar” -ister sinek, ister böcek- bu mikrobun taşıyıcıları olabilir. Ancak bir şey açık ve kesindir: işgalcileri teslim alan belanın mahiyeti ne olursa olsun kelimenin gerçek anlamıyla tam bir mucize idi -çünkü baskı altındaki Mekke halkına hiç beklenmeyen bir kurtuluş imkanı sunmuştu.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
3-4. Onların üzerine pişmiş çamurdan taşlar atan kuş sürülerini göndermedi mi? 14/13, 27/59
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
onlara taş kesilmiş balçık türü[⁵⁸⁹⁴] tanımlanamayan (şeyler)[⁵⁸⁹⁵] atıyorlardı.[⁵⁸⁹⁶]
[5894] Veya tescil köküne nisbetle: “kayıtlı, adrese teslim, güdümlü”; ya da “kova” mânasındaki seclden “kovalar dolusu bela” (Âlûsî). Fakat kelime Farsça “seng-kil”in Arapçalaşmışı görünmektedir. Zımnen: Allah onların üzerine katar katar bela elçileri saldı. Tercihimiz Lût kavmi hakkında nâzil olan min siccîli (11:82) min tîn olarak açıklayan Zâriyât 33’e dayanmaktadır. Bunlar bölgede bolca bulunan yanmış volkan kalıntıları olan yumurta büyüklüğündeki “sülfür taşları” olabilir. [5895] Hicaratin ve siccîlin kelimelerindeki birbirini teyit eden belirsizlik çeviriye “..türü tanımlanamayan şeyler” olarak yansımıştır. [5896] Veya ramiyune nisbetle “yağdırıyorlardı”. Bir rivayette İkrime, taşların isabet ettiği askerlerin çiçek hastalığına yakalandığını, o günden ne önce ne de sonra bir daha bu hastalığın bölgede görülmediğini söyler (Taberî). Bu olaydan sonra bölgenin bitki örtüsü değişmiştir (İbn İshak). Ebrehe, olay yerinde hastalanmış, etleri lime lime dökülerek San’a’da ölmüştür. Hz. Âişe, filin iki seyisini kör ve kötürüm bir halde dilenirken gördüğünü söyler.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Ki o kuşlar onlara (o düşman ordusunun her ferdine isabet edip öldüren) pişmiş tuğladan yapılmış taşlar atıyorlardı.
Osman Fırat
swap_vert close
onlara önceden (kime değecek diye) taşlar atıp vurdular
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Onlara (o kuşlar) siccîlden (katı, sert çamurlardan) taşlar atıyorlardı.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Bunlar onlara pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyorlardı.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atan (kuşlar).
Süleyman Tevfik
swap_vert close
O kuşlar ashâb-ı fîl üzerine pişirilmiş balçıkdan ufak taşlar atdılar.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Pişmiş çamurdan taş boşaltan bulutları![*]
[*] سِجِّيْلٍ (siccîl) çamurun pişirilmesiyle oluşan taş demektir; Farsça'dan Arapçaya geçmiştir. Siccîl, yanardağ patlamasıyla helak olan Lut kavminin üzerine de yağmıştır. İlgili âyetlerden bir kısmı şöyledir: Lut (erkek misafirlerini gayrimeşru ilişki için isteyen erkeklere) dedi ki: "Bunlar benim konuklarım; onların yanında beni utandırmayın. Allah'tan çekinin de beni üzmeyin." Dediler ki; "el âlemin işine karışmanı yasaklamamış mıydık?" Lut dedi ki, "Eğer yaklaşmak istiyorsanız, işte kızlarım" Senin hayatına yemin ederim ki onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı. Gün doğarken büyük bir gürültüyle sarsıldılar. Oranın altını üstüne getirdik. Üzerlerine siccîlden taşlar yağdırdık Kalıntı arayanlar için bunda kesin belgeler vardır. Orası bugün bir yol üzerinde durmaktadır. Bunda inananlar için de kesin bir belge vardır. (Hicr 15/68-77) Yanardağı patlatmakla görevli melekler İbrahim aleyhisselama uğramışlardı. İbrahim onlara: "Asıl göreviniz nedir, ey elçiler? Diye sordu. Biz, günaha batmış bir kavme gönderildik, dediler. Üzerlerine çamurdan taşlar salmak için Rabbinin katından aşırı gidenler için damgalanmış taşlar. (Zariyat 51/31-34) Cevheri siccîli, "cehennem ateşinde pişirilmiş taşlar" diye tanımlamıştır (es-Sıhah c.1 s.374). Bu taşlar, gerçekten de cehennemi andıran yanardağın içinde pişirilip fırlatılan taşlardır.  
Şaban Piriş
swap_vert close
3,4. Onların üzerine damgalanmış taşlar atan ebâbil kuşlarını gönderdi.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Onlara pişmiş balçıktan taşlar attılar.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Atıyorlardı onlara kurumuş çamurdan damgalı taş.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
atarlar anlara ŧaş bişmiş balçıķdan.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Anları ṭaşladılar bişmiş balçıḳdan ṭaşlar‐ıla.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(O quşlar) onlara bişmiş gildən düzəlmiş (möhkəm xırda) daşlar atırdı.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Which pelted them with stones of baked clay
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Striking them with stones(6273) of baked clay.
6273 Sijjil: See n. 1579 to 11:82. The word also occurs at 15:74. Stones of baked clay, or hard as baked clay, are part of the miracle in the story.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
تَرْم۪يهِمْ
onlara atıyorlardı
بِحِجَارَةٍ
taşlar
مِنْ سِجّ۪يلٍۖۙ
pişmiş çamurdan
Onlara pişmiş çamurdan taşlar at(ıp onları taşl)ıyorlardı.
رَمَى
Fiil-I
ر م ي
Bir şeyi fırlatmak, atmak, (iftira) atmak
حِجَارَة
İsim
ح ج ر
Taşlar
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
سِجِّيل
İsim
س ج ل
Sertleşmiş veya pişmiş çamur