[Düşmanlarınızı sizin elinizden almam, onların hatırı için değildir: ²⁹ çünkü] onlar, hakikati inkara şartlanmış olan, sizi Mescid-i Harâm’dan ³⁰ alıkoyan ve kurbanlarınızın yerine ulaşmasına ³¹ engel olanlardır. İstemeden çiğneyip geçebileceğiniz ³² ve bilmeden, kendileri yüzünden büyük bir hata işleyebileceğiniz [Mekke’deki] mümin erkekler ve kadınlar olmasaydı [evet, eğer bunlar olmasaydı şehre savaşarak girmenize izin verilirdi: ama savaşmanız yasaklandı ³³ ] ki Allah [zamanı geldiğinde] dilediğine rahmetini ihsan edebilsin. ³⁴ Eğer onlar, [Bizim rahmetimizi hak edenler ile gazabımıza uğrayanlar, sizin tarafınızdan] ayırd edilebilselerdi ³⁵ içlerinden hakikati inkar edenleri [sizin elinizle] acıklı bir azaba çarptırırdık.
29 Bu parantez içi açıklama, Râzî’nin bu ayet ile önceki arasındaki bağlantı ile ilgili yorumuna dayanmaktadır.30 Yani, Kâbe’den; ki H. 7. yıla kadar Müslümanların oraya yaklaşması yasaktı.31 Bkz. sure 2, not 175.32 Yani, öldürebileceğiniz. Hz. Peygamber’in ve arkadaşlarının Medine’ye hicretinden sonra birçok Mekkeli kadın ve erkek İslam’ı kabul etmiş, fakat müşrik Mekkeliler tarafından göç etmelerine izin verilmemişti (Taberî, Zemahşerî). Onların kimlikleri, Medinedeki Müslümanlar tarafından genellikle bilinmiyordu.33 Bu, Zemahşerî’nin yorumu olup Râzî, İbni Kesîr ve diğer bazı müfessirler tarafından da benimsenmiştir.34 Yani, inananlar diğerlerinden ayırd edilebilsin ve gerçekte vuku bulduğu gibi, zamanı geldiğinde birçok Mekkeli İslam’ı kabul edebilsin diye.35 Lafzen, “birbirlerinden ayırd edilebilmiş olsalardı”: yani Mekkeliler arasındaki müminler ile müşrikler. Yukarıdaki ifade, daha geniş anlamda, insanın Allah’ın rahmetini mi, yoksa gazabını mı hak ettiğinin hiçbir zaman bilinemiyeceğine işaret eder.