close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Fetih Sûresi 26. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
İż ce’ale-lleżîne keferû fî kulûbihimu-lhamiyyete hamiyyete-lcâhiliyyeti fe-enzela(A)llâhu sekînetehu ‘alâ rasûlihi ve ’alâ-lmu/minîne ve elzemehum kelimete-ttakvâ ve kânû ehakka bihâ ve ehlehâ(c) ve kâna(A)llâhu bikulli şey-in ‘alîmâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
O sırada, kafir olanların yüreklerinde coşup kabaran gayret ve kızgınlık, cahiliyet devrine ait bir gayret ve kızgınlıktı; derken Allah, Peygamberine ve inananlara sükun ve huzur verdi ve onlara, çekinme sözünü gerekli kıldı ve bu, Tanrının birliğini bildiren söze de zaten onlar, daha layıktı ve o sözün ehliydi onlar ve Allah, her şeyi bilir.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Hudeybiye’de Müslümanlarla barış imzalamaya mecbur kalan, ama bunun ezikliğini çok ağır şartlar koşarak gidermeye çalışan) Kâfirler, kalplerinde o (şeytani) hamiyet gururunu (kavmiyetçilik ve ataperestlik taassubunu) ve cahiliye damarını kabartıp kaynattıkları zaman, Allah (CC) Peygamberinin ve mü’minlerin üzerine sabır ve sükûnet indirip (onları rahatlattı). Ve onların takva kelimesi (Peygambere, Hakk dava ve devlet liderine Allah için biat ve itaat sözleri) üzerinde kararlılıkla durmalarını sağladı. Zaten onlar (sadık sahabiler ve mü’minler) buna oldukça layık ve ehil (insanlar konumundalar)dı. (Yani sadakat ve liyakat ehli başarıya ulaşırlardı.) Allah (CC) her şeyi (ve herkesi) hakkıyla Bilendir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Hani O Allah'tan gelen gerçekleri örtbas eden Mekkeli'lerin temsilcileri, anlaşma metninin başına besmele ve Muhammed Rasulullah ifadesinin girmemesi için gayret gösterip, veya müslümanları Ka'be'ye sokmamak suretiyle kalplerinde, cahiliyye döneminin gurur ve taasusubunu alevlendirdikleri zaman, Allah peygamberi ve mü'minler üzerine güven, huzur ve kalp sükûneti indirdi de, onlara Allah'a karşı sorumluluk duygusunu gerekli kıldı. Zaten o mü'minler, bu ilahi armağana en çok layık olanlardı ve onu pekala haketmişlerdi. Allah herşeyi bilendir.
Ahmet Tekin
swap_vert close
O zaman kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek ört-bas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler kalplerine, kafalarına İslâm dışı, cahiliyet değeri, hamiyet anlayışını; küstahça büyüklenmeyi, yiğitlik gösterisini, inadı yerleştirmişlerdi. Allah da Rasulüne ve mü'minlere sükûnet ve güven indirdi. Onlara kelime-i tevhidi, takva esaslarını-Kur'ân esaslarını hayata geçirerek korunma, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranma, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olma fikrini, takvaya dayalı düzeni benimsetip yeryüzüne hakim olan salih kullarına dahil ederek Allah’ın emirlerine muhalefetten korunmalarını sağladı. Zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Her şey Allah'ın ilmi, planı, iradesi dâhilinde gerçekleşmektedir.
Ahmet Varol
swap_vert close
İnkar edenler kalplerine taasubu, o cahiliye taassubunu koyunca Allah da Peygamber'ine ve mü'minlere kendi güvenini indirdi ve onları takva sözüne bağlı kıldı. Onlar da zaten buna layık ve ehil idiler. Allah her şeyi bilendir.
Ali Bulaç
swap_vert close
Hani o inkâr edenler, 'gurur ve soy asabiyetini' (hamiyeti), cahiliyenin 'gurur ve soy asabiyetini' kendi kalplerinde alevlendirip-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü'minlerin üzerine '(kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu' indirdi ve onları 'takva sözü' üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu.' Zaten onlar, buna layık ve ehil idiler. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Hani o kâfir olanlar, kalblerindeki taassuba= cahiliyyet gayretine sarıldıkları sıra; Allah, Rasûlünün ve müminlerin üzerine manevî huzuru indirmişti. Onlara takvâ kelimesini (şehadet ve tevhid sözünü) de ilham etmişti. Onlar da buna lâyık ve ehil idiler. Allah her şeyi kemal üzre bilendir.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Hani o kâfirler, cahiliyyet milliyetçiliğini kalplerine doldurdular; o zaman Allah Peygamber’ine ve Müminlere sekineti (iman ve huzuru) indirdi. Onlara “takva”(*) kanununu zorunlu kıldı. Müminler takva kelimesine (kanununa) daha layık ve onlar onun ehlidirler. Allah her şeyi en iyi bilendir.
(*) Takva; kişinin kötülüklerden sakınması, Allah’ın kanunlarına riayet etmesi; kötülüklerden ve iyilikleri ihmal etmekten kaçınmasıdır. İslam’da insanın değeri buna göredir.  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, Câhiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da, Peygamberine ve müminlere huzuru ve güvenini indirmişti; onlara takvâ sözünü aşılamıştı. Zaten onlar buna lâyık kimselerdi. Allah her şeyi bilendir.
Besim Atalay
swap_vert close
Hani, kâfir olanlar, kendi yüreklerine bilgisizlik çabasını koymuşlardı, hemen Allah da peygamberiyle, inanmış olanların yüreklerine sükûn verip —sakınç sözü üzerine— onları durdurmuştu, ona hak kazanmış, yaraşıklı idiler, Allah her şeyi bilir
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
O zaman inkârcılar, kalplerine cahiliye çağının öfke ve gayretini koymuşlardı. Allah da Resulünün ve inananların üzerine huzur ve güven indirmiş ve onlara Allah'a karşı sorumluluk duygusu aşılamıştı. Zaten onlar da buna layık ve ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Allah’ın sekinesinden sonra Müslümanlar bütün yorgunluklarını atarak rahata ve huzura kavuşmuşlardı. Çünkü inanıyorlardı ki Allah bir emir veriyorsa ve bu doğrultuda Peygamber bir karar alıyorsa mutlaka bir hikmeti olduğuna samimiyetle inanıyorlardı.  
Cemil Said
swap_vert close
Kâfirlerin kalblerine cehâlet galeyânı geldiği halde Allâh rasûlün kalbine sükûnet ilkâ iyledi. Mü’minlerin kalblerine de takvâ kelimesi vahy olundı, çünki ânların hakkı idi ehliyetlerinin îcâbı idi. Allâh her şeyi bilür.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
İnkar edenler, gönüllerindeki cahiliyye çağının asabiyet ateşini ateşlendirdiklerinde, Allah, Peygamberine ve inananlara huzur indirdi; onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Onlar, bu söze layık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilmektedir.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Hani inkâr edenler kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah ise, Peygamberine ve inananlara huzur ve güvenini indirmiş ve onların takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) sözünü tutmalarını sağlamıştı. Zaten onlar buna lâyık ve ehil idiler. Allah, her şeyi hakkıyla bilmektedir.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
İnkâra sapmış olanlar o zaman kalplerini o gurura, Câhiliye dönemine ait büyüklenme duygusuna kaptırmışlardı, Allah da resulünün ve müminlerin gönüllerine huzur ve güven duygusu verdi, onları takvâ sözüne bağlı kıldı. Zaten onlar bu sözü hak etmişlerdi, onlar buna lâyıktı. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi, onların takvâ sözünü tutmalarını sağladı. Zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilendir.  
 Âyette yer alan takvâ sözü, şehâdet kelimesidir. Takvâ kelimesine bağlılık o sırada cereyan eden olayı yatıştırmıştır. Şöyle ki, Hudeybiye’de Mekkelilerle müslümanlar arasında antlaşma yazılacağı sırada Hz. Peygamber, Hz. Ali’ye, «yaz» dedi: «Bu, Allah’ın elçisinin, Mekke halkıyla yaptığı antlaşmadır.» Kureyş temsilcileri dediler ki: «Biz senin Allah’ın elçisi olduğunu bilsek, sizin Kâbe’ye girmenize engel olmayız. Şöyle yazın: «Bu, Abdullah oğlu Muhammed ile Mekke halkı arasındaki antlaşmadır.» Hz. Peygamber de öyle yazdırdı. Kureyşlilerin bu tutumu müminlerin çok ağrına gitmişti ama, âyette ifadesini bulan takvâ sözü, onları yatıştırıp teskin etmişti.  
Edip Yüksel
swap_vert close
İnkar edenler, gönüllerindeki öfke ve bağnazlığı, cahiliyye döneminin fanatizmini ateşlediklerinde, ALLAH elçisinin ve inananların üzerine huzurunu indirmiş ve onların erdemlilik sözünü tutmalarını sağlamıştı. Onlar buna tam yaraşan ve hakkeden kimselerdi. ALLAH herşeyi bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, câhiliyet taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takva sözü üzerinde durdurdu. Zaten onlar buna pek layık ve ehil kimselerdi. Allah herşeyi bilendir.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
O küfredenler kalblerinde o hamiyyeti: Cahiliyye hamiyyetini kaynattığı sıra, ki o vakıt Allah Resulünün ve mü'minlerin üzerine sekînetini indirdi ve onlara kelimei tekvâyı ilzam buyurdu, onlar da ona ehakk-u ehl idiler, evet, Allah her şeye alîm bulunuyor
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Hudeybiye antlaşması esnasında,) kâfirler, kalplerine taassubu, câhiliye taassubunu (inatçı, uzlaşmaz tutumları ve kibri) yerleştirmişlerdi (de mü’minleri, söz ve davranışları ile kışkırtmaya çalışmışlardı). Allah da Peygamberine ve mü’minlerin kalplerine sekînet (huzur, güven ve vakar) verdi ve (böylece) onların takva sözünü tutmalarını (müşriklerin hakaret ve kışkırtmalarına karşı, vakarlı bir şekilde sakin olmalarını) sağlamıştı. O (müslüma) nlar da zaten buna layık ve ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Gerçeği yalanlayan nankörler, küçük görme taassubunu, cahiliye taassubunu kalplerinde taşıyorlardı. Allah da Resûlünün ve inananların üzerine dinginlik indirdi. Onları takva sözüne bağlı kıldı. Zaten onlar buna layık ve ehildiler. Allah, Her Şeyi En İyi Bilen'dir.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
O küfredenler kalblerine o taassubu, o cahillik taassubunu yerleşdirdiği sırada idi ki hemen Allah, resulünün ve mü'minlerin üzerine kuvve-i ma'neviyyesini indirdi, onları takva sözü üzerinde durdurdu. Onlar da buna çok lâyık ve buna ehil idiler. Allah her şey'i hakkıyle bilendir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
O zaman, inkâr edenler kalblerine taassubu, câhiliye taassubunu yerleştirmişlerdi; Allah da Resûlünün ve mü'minlerin üzerine (kalblere huzur veren) sükûnetini indirdi ve onları takvâ sözüne (kelime-i şehâdete) bağlı kıldı. Zâten (onlar), buna çok lâyık, buna ehil idiler. Allah ise, herşeyi hakkıyla bilendir.
İhsan Aktaş
swap_vert close
İnkâr etmiş olanların, gönüllerine (enaniyet, kabilecilik ve düşmanlıktan kaynaklanan) fanatizmi, Cahiliye fanatizmini yerleştirdikleri o demde Allah, Resulünün üzerine ve mü’minlerin de üzerine sekinesini (iç huzuru ve güven kaynağı olan rahmetini) indirdi ve onların takva (ihlas, samimiyet, kötü işlerden ve saldırganlıktan sakınma) sözünü tutmalarını sağladı. Zaten onlar, esasen buna bütünüyle ve (başka herkesten) daha lâyık ve ehil idiler. Allah ise, her şeyi (hakkıyla) bilendir. *
(*) Allah’ın sekinesinden sonra Müslümanlar bütün yorgunluklarını atarak rahata ve huzura kavuşmuşlardı. Çünkü inanıyorlardı ki Allah bir emir veriyorsa ve bu doğrultu da Peygamber bir karar alıyorsa mutlaka bir hikmeti olduğuna samimiyetle inanıyorlardı. (C. Külünkoğlu Meali 26. Ayet Açıklaması)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Kalplerindeki geleneklerine bağlı, cahiliyyet taassubu ile (peygamberin uyarılarına) karşı çıktıklarında, Allah, elçisine ve inananların kalplerine bir sakinlik (sekine) indirmiş ve onları korunacakları sözlerle donatmıştı. Çünkü Allah’ın elçisi ve inananlar, Allah’ın bu yardımını hak etmiş ve buna daha layıktılar. Elbette ki Allah her şeyi en iyi bilendir.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O tanımıyan kimselerin yürekleri toyluk ateşiyle kızışmakta iken Allah elçisini, inananları yatıştırdı. Onları sakınma sözü üzerinde durdurdu. Onlar da bunu iyice haketmişlerdi, onlar buna elverişli idiler. Allah her nesneyi bilici olandır.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Hani kâfirler, kalblerine cahiliyet gayreti olan kibir ve gurur gayretini yerleştirmişlerdi [⁴], Allah peygamberlerine ve mü/minlere sükûnet ve vakar indirmiş, onlara takva sözünü [⁵] sabit kılmıştı. O mü/minler buna daha lâyık ve ehildiler. Allah, her şeyi hakkıyle bilir.
[4] Mekke'ye duhulü men ettiler, sulhname yazılırken Besmele-i Şerife ile «Muhammed Resûlullah» lâfzıyle yazılmasına razı olmadılar, böylece cahiliyet gayretini güttüler.[5] Kelime-i şehadet, Besmele-i Şerife veya «Muhammed Resûlullah» ahte vefa.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Hani, inkâr edenler kalplerine taassubu [hamiyyete], o câhiliye taassubunu yerleştirmişlerdi¹². Bunun üzerine Allah, elçisinin ve inananların üzerine iç huzuru [sekîne] indirdi. Onların Allah’a karşı sorumluluk bilincine bağlı kalmalarını sağladı [kelimete’t-takvâ]. Zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Zira Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
12 Câhiliye taassubu, küfürde aşırı inat ve dediklerini yaptırma gururu olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Hudeybiye Barış Antlaşması’nda tarafların imzaları şöyleydi: “Resulullah Muhammed” ve “Kureyş elçisi Süheyl.” Süheyl antlaşma metnine Hz. Peygamber’in adının “Resulullah Muhammed” diye değil de “Abdullah oğlu Muhammed” yazılmasını istedi. Mekkeliler de destek vererek, “Biz senin Allah’ın elçisi olduğuna inansak, seninle savaşmazdık” dediler. Yoksa antlaşma bozulacaktı. Hz. Peygamber antlaşmanın ileride Müslümanların çok hayrına olacağını bildiği için, Hz. Ali’den silmesini ve dedikleri gibi yazmasını istedi. Hz. Ali de “Resulullah Muhammed” yazısını silmektense ölmeyi tercih edeceğini söyledi. Hz. Peygamber, silgiyi eline aldı, okuma yazma bilmediğinden ismini bulamadı. Hz. Ali’ye göstermesini söyledi. O, istemeyerek gösterdi ve Hz. Peygamber ismini sildi ve Hz. Ali’ye tekrar “Abdullah oğlu Muhammed yaz” dedi. (Bilgi için Bkz. Hz. Peygamber’i Anlamak isimli kitabımız, s. 55).  
Kadri Çelik
swap_vert close
Zira küfre sapanlar, kalplerine bağnazlığı, (hem de) cahiliye bağnazlığını yerleştirmişlerdi. Allah da (buna karşılık) elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi, onlara takva sözünü (iman ruhunu) gerekli kıldı. Zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilendir.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Hani inkâr edenler, gönüllerinde kibir, öfke ve bağnazlığı, câhiliye döneminin o çirkin bağnazlığını alevlendirirlerken, Allah da Elçisinin ve iman edenlerin yüreklerine ilâhî güven, sabır, cesaret ve huzur duyguları ilham ediyor ve böylece onların Allah’a yürekten bir saygıyla bağlanmalarını sağlıyordu. Zatenonlar, bu ilâhî armağana en çok lâyık olan kimselerdi ve onu gerçekten hak etmişlerdi. Unutmayın; Allah, her şeyi tam olarak bilmektedir.Peygamberin, Müslümanlarla birlikte Kâbe’yi ziyaret ettiklerini gördüğü rüyaya gelince:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Hani, inkâr etmiş olanlar, kalblerindeki Hamiyyet’i, Câhiliyye’nin hamiyyetini / Câhiliye damarını kabarttı; Allah, rasûlüne ve Müminler’e sekînetini (güven ve huzurunu) indirdi; onlara “Takvâ” sözcüğünü ilzam etti. Bunun en hak edeni ve en ehli’ydiler. Allah da her şeyi bilendir.
Mehmet Çakır
swap_vert close
O gün inkarcı Mekkeliler, içlerindeki kini cehalet kini ile kaynatırken, Allah, hem resulüne hem müminlere sükûnet telkin ediyordu. Onlara: işi sağlama almaktan söz ediyordu. Çünkü onlar buna değerdi. Çünkü Allah her şeyi biliyordu.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Hani inkâr edenler kalplerine cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah ise Resulüne ve inananlara huzuru güvenini vermiş, Allah’a verdikleri sözü tutmalarını sağlamıştı. Zaten Müminler verdikleri sözleri tutmaya kendilerini adamış yetkin kişilerdi. Hiç merak etmeyin! Sizler Allah’a olan inançlarınız doğrultusunda yasalarına uyarak yaşamaya devam edin! Cahiliyeden ne varsa hepsinden uzaklaşın! Yaptıklarınızı Allah gerçeğiyle bilmektedir.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
O zaman inkâr edenler, kalplerine katılığı (tutuculuğu), cahiliye katılığını (tutuculuğunu) yerleştirmişlerdi. Allah da Elçisine ve müminlere güven duygusu indirmiş, onların [takvâ] (duyarlılık) sözünü tutmalarını sağlamıştı. (Zaten) onlar, buna en layık ve en ehil kişilerdi. Allah her şeyi bilendir.
Mehmet Türk
swap_vert close
Hani o kâfirler, kalplerine tamamen cahiliye taassubu olan anlamsız bir öfke yerleştirdikleri zaman, Allah da elçisinin ve mü’minlerin heyecanını teskin etmiş ve böylece onların (Allah’a karşı hata etmekten sakınma) sözünü tutmalarını sağlamıştı.¹ Zâten onlar, buna gerçekten lâyık ve ehil olan kimselerdi. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
1 Kureyş, Efendimiz (s.a.v)’e, Süheyl b. Amr el-Kureşî, Huveytıb b. Abdiluzza ve Mükriz b. Hafs’ı göndererek, bu yıl değil de gelecek yıl Kâbe’yi tavaf etmesini teklif etmiş, Efendimiz (s.a.v) de bunu kabul etmişti. Sonunda bunun yazılı bir anlaşma şekline getirilmesine karar verildi. Efendimiz (a.s), Hz. Ali’ye anlaşma metninin başlangıcına (بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ) diye yazmasını emretti. Süheyl ve arkadaşları, onu kabul etmeyince, besmelenin yerine, “Senin adınla, Ey Allah’ım!” diye yazıldı. Sonra Peygamberimizin Peygamberliğini kabul etmediklerini belirterek anlaşmaya adının, “Abdullah’ın oğlu Muhammed” şeklinde yazılmasını istediler. Bu ifâdeler ve anlaşmanın bazı maddeleri müslümanlara ağır geldi ve müslümanlar buna çok üzüldüler. Derken Allah, üzerlerine sekînetini indirdi, onlar da yumuşayıp yatıştılar.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Hakikati inkara şartlanmış olanlar kalplerinde küstahça bir büyüklük duygusu -cahiliyye ürünü bir duygu- ³⁶ taşırken Allah [da] Elçisi’ne ve müminlere iç huzuru [nimetini] ihsan etmiş ve onlara Allah’a karşı sorumluluk duygusu ³⁷ aşılamıştır: çünkü onlar bu [ilahî armağana] en çok layık olanlardı ve onu pekala hak etmişlerdi. Ve Allah her şeyi tam bilendir.
36 Müşrik Kureyşlilerin küstahça kibrine (hamiyyet) yapılan bu atıf onların Hz. Peygamber’e ve görevine karşı takındıkları genel tutumun bir karakteristiği olmasına rağmen, burada özel olarak vurgulanmasının -Zemahşerî’nin işaret ettiği gibi- Hudeybiye’de Hz. Peygamber ile Mekkeli temsilci Süheyl b. ‘Amr arasında yürütülen müzakereler sırasında meydana gelen bir olay ile bağlantılı olması muhtemeldir. Rivayete göre Hz. Peygamber, Ali b. Ebî Tâlib’e antlaşma teklifinin metnini dikte etmeye başladı: “Yaz, ‘Rahmân ve Rahîm olan Allah adına’”. Süheyl hei ve dedi ki: “Rahmân [ifadesini] hiç duymadık, bizim bildiğimiz sözleri yazdır”. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Hz. Ali’ye döndü: “O halde, yaz: ‘Senin adınla, Ey Allah’”. Hz. Ali, söyleneni yazdı. Ardından Hz. Peygamber devam etti: “Bunlar Allah’ın Elçisi Muhammed ile Mekke halkı arasında üzerinde antlaşmaya varılan [hususlar]dır...” Süheyl, yine sözünü kesti ve: “Eğer sen [gerçekten] Allah’ın Elçisi isen, [bu,] bizim sana haksızlık yaptığımız[ı kabul etmemiz demek]tir: onun için, anlayacağımız şekilde yaz” dedi. Bundan sonra Hz. Peygamber Hz. Ali’ye [şöyle] dikte etti: “Şöyle yaz: ‘Bu[nlar], Abdulmuttalib’in oğlu Abdullah’ın oğlu Muhammed ile Mekke halkı arasında üzerinde antlaşmaya varılan [hususlar]dır...’” (Bu olay diğerlerinin yanısıra, Neseî, İbni Hanbel ve Taberî tarafından farklı rivayetlerle nakledilmiştir).37 Lafzen, “ilahî sorumluluk kelimesi” (kelimetu’t-takvâ): onların, Allah’a ve O’nun kapsayıcı gücüne karşı duydukları sorumluluk bilinci sayesinde düşmanlarının “küstahça büyüklenmeleri”ne sükûnet ve olgunluk ile karşı koyduklarına işaret eder.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Antlaşma yazılırken o kâfirler kalplerine öfke cahiliye taassubu ve asabiyet yerleştirmişlerdi. Oysa o sırada Allah, elçisinin ve müminlerin kalplerine huzur ve sükûnet vererek, bu küstahlığı sükûnet ve serinkanlılıkla karşılamalarını sağlamış ve onların tevhide bağlılıklarını güçlendirmiştir. Çünkü onlar buna hem layık hem de ehildir. Zaten Allah olup biten her şeyi bilmekteydi. 3/154
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Hani, inkârda direnenlerin kalbini malum gurur -cahiliyye gururu- doldururken,[⁴⁶¹⁷] Allah, Elçisine ve mü’minlere iç huzuru bahşetmiş ve onların sorumlu davranma sözüne sadık kalmalarını sağlamıştı: zira onlar buna fazlasıyla lâyık ve ehil idiler; ve zaten Allah da her şeyi hakkıyla bilendi.
[4617] Cahiliyye gururunun arkasında ird adıyla bilinen ünlü “cahiliyye şeref sistemi” yatıyordu. İslâm’dan önce tüm düzen bu sisteme göre işliyordu. Efendi-köle, kadın-erkek, eşraf-avam arasındaki ilişkiler hep bu sisteme göre tanzim ediliyordu. Bu sistemde bir ferdin fadl, efdal, ‘ayn ve a‘yân gibi şeref mertebelerini geçerek yükselmesi mümkündü. Bu sistemin en temelinde yatan değer ise murûet (mürüvvet) idi.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Daha önce Hudeybiye'de) O küfredenler (andlaşma imzalanırken) kalblerindeki cahiliyet taassubunu ateşlendirdiklerinde ("Bu Allah'ın Resul'ünün Mekke halkı ile yaptığı anlaşmadır" diye yazılmaması hususunda direttiklerinde) Allah, Resul'ünün ve müminlerin üzerine sekînetini (sükunet ve güven hissini) indirdi! (De andlaşma imzalandı) Ve onları takva sözü üzerinde durdurdu. (*)Ve onlar buna layık ve ehil kimselerdi. (O müminler andlaşmayı korumaya ve ona uymaya ehil olan kimselerdi, müşrikler ise, andlaşmayı devam ettirme ehliyetine sahip değildiler. Andlaşma hükümlerine riayet etmediler) Allah her şeyi hakkıyle bilendir. (**)
(*) Barış andlaşmasında sebat ile andlaşma hükümlerini yerine getirmeyi kabullendiler. Çünkü bununla erkek ve kadın müminler korunacak, ilerisi için hazırlanacaktı. Kâfirler andlaşmayı imzalamakla İslam’ın varlığını kabul etmiş oluyorlardı bu ise büyük bir muvaffakiyetti. Nitekim bunun böyle olduğu ilerde anlaşılacaktı. (**) Nitekim bu barış müslümanlar için apaçık bir fethin başlangıcı olmuş ve çok geçmeden çoğalmışlar, Hudeybiye'ye yalnız binbeşyüz kişi ile gelebilen müslümanlar, iki sene sonra onbin kişilik ordu ile Mekke’nin fethine gitmişlerdir).  
Osman Fırat
swap_vert close
O zaman inkâr edenler, kalblerinde kızgınlık, cahiliye kızgınlığı koymuşlardı. Allâh da Elçisine ve mü’minlere huzûr ve sakinlik indirdi; onları takvâ kelimesine (sebâta ve ahde vefâya) bağladı. Zeten onlar, buna lâyık ve ehil idiler. Allâh, her şeyi bilendir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
O vakit ki, o kâfirler kalblerinde hamiyyeti, hamiyyet-i cahiliyyeyi yerleştirmişler idi. Allah Teâlâ da Peygamberinin üzerine ve mü'minlerin üzerlerine sekîneti indirdi ve onlara takvâ kelimesini ilzam buyurdu. Onlar da buna hakkıyla layık ve bunun ehli bulunuyorlardı. Allah da her şeyi bihakkın bilicidir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Kâfirlerin kalplerine taassubu, Cahiliye taassup ve tarafgirliğini yerleştirdikleri o sırada, Allah da Resulünün ve müminlerin gönüllerine huzur ve güven duygusu verdi. Takvâ kelimesini onlara yoldaş etti. Zaten onlar bu söze pek lâyık ve ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilir.
Müminlerin on beş günlük mesafeden gelmelerine rağmen bir gün içinde umre yapıp dönmelerine izin vermeyen müşrikler sırf şu taassupla hareket ediyorlardı: “Eğer Muhammed bu kalabalıkla Mekke’de görünürse bütün Arap yarımadasında gururumuz kırılacaktır.” Allah’ın müminlerin kalplerine verdiği güven duygusu sayesinde onlar hislerine kapılmadılar, soğukkanlı, vakarlı, dürüst davranıp bu sabırlarının mükâfatlarını gördüler.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
O zaman inkar edenler, kalblerine öfke ve gayreti, o cahiliyye (çağının) öfke ve gayretini koymuşlardı, Allah da Elçisine ve mü'minlere huzur ve güvenini indirdi; onları takva kelimesine (sebata ve ahde vefaya) bağladı. Zaten onlar, buna layık ve ehil idiler. Allah, her şeyi bilendir.
Hudeybiye'de Mekkelilerle müslümanlar arasında andlaşma yazılacağı sırada Hz. peygamber, Hz. Alî'ye: "Yaz, dedi, bu, Allah'ın Elçisi'nin Mekke halkıyla yaptığı andlaşmadır." Kureyş temsilcileri dediler ki: "Biz senin Allah'ın Elçisi olduğunu bilsek, sizin ka'be'ye girmenize engel olmayız. Şöyle yazın: Bu, Abdullah oğlu Muhammed ile, Mekke halkı arasındaki andlaşmadır." Hz. peygamber de öyle yazdırdı. Mü'minlerin çok zoruna giden bu durum, Allah'ın, gönüllerine indirdiği huzur ile yatıştı. Allah'ın Elçisi, Hudeybiye seferinden önce ru'yâsında, ashâbıyla birlikte Mekke'ye girdiklerini, bazılarının saçlarını tamamen traş ettiklerini, bazılarının da kısalttığını görmüştü.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Kâfirler kalblerinde hamiyet-i câhiliye ile ta'assub ve tekebbür iderek ibrâz-ı gayret iylediklerinde (sizi Mekke'ye sokmamak içün sulh iyledikleri zamân vâki' olan çirkin mu'âmeleleri üzerine) Allâh Te'âlâ rasûli ve mü'minler üzerine sükûn ve vakar-ı inzâl idüb onlara kelime-i takvâyı ilzam itdi. Çünki o kelimeye mü'minler daha ziyâde müstehak ve onun ehli idiler. Allâh Te'âlâ her şeyi bilicidir.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
O sırada, kendini doğrulara kapatanların kalbinde o kızgınlığı; cahil kızgınlığını oluşturmuştu. Allah, elçisine ve müminlere de tarafından bir sükunet indirmiş, takva[*] sözünü onların ayrılmaz bir parçası yapmıştı. Onlar bunu hak etmişlerdi, buna layıktılar. Allah her şeyi bilir.
[*] Allah'tan çekinerek kendini koruma, kendini(fıtratını) bozmama. Bakınız Bakara 2/2.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Kafir olan kimselerin kalplerinde bir asabiyet meydana getirdi. Allah, Peygamberine ve müminlerin üzerine huzur indirdi ve onları “takva” sözüne bağlı tuttu. Onlar, zaten bunu gerçekleştirmişler ve ona sahip çıkmışlardı. Allah ise her şeyi bilmekteydi.
Ümit Şimşek
swap_vert close
İnkâr edenler, cahiliyet taassubundan ibaret olan o hamiyeti kalplerine yerleştirdiklerinde, Allah da Peygamberine ve mü'minlere güven ve huzur indirdi ve takvâ sözüne(6) tutunmalarını nasip etti ki, zaten onlar buna lâyık ve ehil kimselerdi. Allah ise herşeyi hakkıyla bilir.
(6) Lâ ilâhe illâllah, yani “Allah’tan başka tanrı yoktur.” (Tirmizî, Tefsir 48:4.)  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
İnkâr edenler, kalplerine öfkeli taassubu, o cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah ise huzur ve mutluluğu resulünün, inananların üstüne indirmişti. Onları, takva kelimesine bağlı tutmuştu. Zaten onlar buna layık ve ehil idiler. Allah her şeyi çok iyi bilmektedir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
ol vaķt kim ķıldı anlar kim kāfir oldılar göñülleri içine ḥamiyyeti cāhillik ḥamiyyeti pes indürdi Tañrı dölenmegi yalavacına daħı mü’minlere daħı lāzım eyledi anlara ķorķmaķ sözini ya'nį «lā ilāhe illa'l lāh» daħı oldılar lāyıķıraķ aña daħı ehli anuñ. daħı oldı Tañrı her nesneyi bilici.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ḳıldı ol kāfir olanlar yüreklerinde ḥamiyyeti ki cāhiliyyet ḥamiyyetidür. Pes Tañrı Ta‘ālā indürdi sekīni resūl üstine. Daḫı mü’minler üstine ve anlarailzām itdürdi tevḥīd kelimesi. Daḫı anlar ol kelimeye lāyıḳ oldılar veehl oldılar‐ıdı ve Tañrı Ta‘ālā her nesneyi bilicidür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Kafirlər öz ürəklərində Cahiliyyət təkəbbürü təəssübünə qapıldıqları (Hüdeybiyyə sazişinə “bismillahir-rəhmanir-rəhim”, “Muhəmmədun rəsulullah” sözlərini yazmaqdan imtina etdikləri, hicrətin altıncı ilində Muhəmməd əleyhissəlamın Məkkəyə daxil olmasına razılıq vermədikləri) zaman Allah Peyğəmbərinə və mö’minlərə öz dərgahından arxayınlıq (qəlb rahatlığı, mə’nəvi möhkəmlik) göndərmiş və onlara təqva gəlməsini (la ilahə illallah, Muhəmmədun rəsulullah” sözünü) xas etmişdi. Onların bu sözə (Məkkə müşriklərindən) daha çox haqqı var idi və ona layiq idilər. Allah hər şeyi biləndir!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
When those who disbelieve had set up in their hearts zealotry, the zealotry of the Age of Ignorance, then Allah sent down His peace of reassurance upon His messenger and upon the believers and imposed on them the word of self restraint, for they were worthy of it and meet for it. And Allah is Aware of all things.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
While the Unbelievers got up in their hearts heat and cant - the heat(4907) and cant of ignorance,- Allah sent down His Tranquillity(4908) to his Messenger and to the Believers, and made them stick close to the command of self-restraint; and well were they entitled to it(4909) and worthy of it. And Allah has full knowledge of all things.
4907 While the Unbelievers were blustering and excited, and meticulously objected to introductory words such as "In the name of Allah, Most Gracious, Most Merciful, from Muhammad, the Prophet of Allah" (they did not like the tides), the Prophet remained calm and collected, and got the substance of their demands embodied in the Treaty without worrying about words. Even though the terms of the Treaty appeared to the companions, at first, to be unfair to Muslims, they remained faithful to their Leader and showed trust in his better judgement, a trust that was vindicated by the events that followed. (R). 4908 Cf. above 48:18, and n. 4894. 4909 It = Tranquillity. Their calmness amid much provocation was a gift of Allah; they had earned a right to it by their obedience and discipline, and showed themselves well worthy of it.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اِذْ
o za- man
جَعَلَ
kıldı
الَّذ۪ينَ
o kim- seler ki
كَفَرُوا
kâfir oldular
ف۪ي قُلُوبِهِمُ
kalplerine
الْحَمِيَّةَ
hamiyeti
حَمِيَّةَ
hamiyetini
الْجَاهِلِيَّةِ
cahiliye
فَاَنْزَلَ
ve indirdi
اللّٰهُ
Allah
سَك۪ينَتَهُ
sekînetini
عَلٰى
üzerine
رَسُولِه۪
resulünün
وَعَلَى
ve üzerine
الْمُؤْمِن۪ينَ
mü'minlerin
وَاَلْزَمَهُمْ
ve onlara gerekli kıldı
كَلِمَةَ
kelimesini
التَّقْوٰى
takvâ
وَكَانُٓوا
zaten idiler
اَحَقَّ
layık
بِهَا
ona
وَاَهْلَهَاۜ
ve onun ehli
وَكَانَ
ve olandır
اللّٰهُ
Allah
بِكُلِّ شَيْءٍ
her şeyi
عَل۪يماً۟
bilen
O zaman kâfirler, kalplerine hamiyeti, cahiliye hamiyetini (yani öfkeyle ırkçılığı) yerleştirmişlerdi. Allah da resulünün ve mü'minlerin üzerine (huzur vermesi için) sekînet (nûr)unu indirdi, onların takvâ kelimesine (kulluk sorumluluklarına) tutunmalarını sağladı. Zaten onlar buna layık ve ehildiler. Allah her şeyi (en ince ayrıntısına kadar) bilendir.
اِذ
Zaman zarfı
اِذ
Bir vakit, o vakti ki, bir zaman, o zaman
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
كَفَرَ
Fiil-I
ك ف ر
Kâfir oldu, inkâr etti, nankör oldu, küfretti, karşılıksız bıraktı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
قَلْب
İsim
ق ل ب
Kalp, yürek
حَمِيَّة
İsim
ح م ي
Hamiyet (cahiliye dönemindeki öfke ve ırkçılık)
حَمِيَّة
İsim
ح م ي
Hamiyet (cahiliye dönemindeki öfke ve ırkçılık)
جَاهِلِيَّة
Özel isim
ج ه ل
Cahiliye devri, cahillik
اَنْزَلَ
Fiil-IV
ن ز ل
İndirdi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
سَكِينَة
İsim
س ك ن
Sekinet
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
مُؤْمِن
Etken fiil-IV
ا م ن
İman eden, mü'min, inanan
اَلْزَمَ
Fiil-IV
ل ز م
Zorladı, bağladı, gerekli kıldı
كَلِمَة
İsim
ك ل م
Kelime, söz
تَقْوَى
İsim
و ق ي
Takvâ
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
اَحَقّ
İsim
ح ق ق
Daha fazla hak sahibidir, daha layıktır, daha gerçektir
بِهَا
Zamir
بِهَا
Onunla, onlar hakkında
اَهْل
İsim
ا ه ل
Ehl, halk, aile, sahip
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
كُلّ
İsim
ك ل ل
Hep, hepsi, bütün
شَىْء
İsim
ش ي ا
Şey, eşya
عَلِيم
İsim
ع ل م
Alîm (Allah'ın ismi, esmasıdır. İlmiyle her şeyi ve herkesi bilen demektir), çok bilgili, en iyi bilen, bilgin, âlim