Bedevîlerden¹ geride bırakılanlar,² sana: “Bizi mallarımız ve ailelerimiz oyaladı. (Allah’ın) bizi affetmesi için duâ et”³ diyerek, kalplerinde olmayan şeyi, dilleriyle söyleyecekler. (Sen de onlara): “Şimdi Allah, eğer size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isteyecek olsa, sizin için Allah’a karşı kim ne yapabilir? Doğrusu Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” de.
1 A’râb; a’râbî’nin çoğuludur. Yani a’râb, bir köy veya kasabada ikamet etmeyip badiyede dolaşan bedevî göçebelere verilen isimdir. Arab ise; köy veya kasabalarda yaşayanlar için kullanılır. 2 (اَلْمُخَلَّفُونَ)’nin ism-i mef’ul olması sebebiyle, bu bedevîlerin Umre’ye başkalarının aklıyla hareket ederek, gitmedikleri de anlaşılabilir.3 Efendimiz (s.a.v) Hudeybiye senesinde Umre için Mekke’ye gitmek istediği sırada, Kureyşin bir saldırısı ihtimâline karşı Cüheyne, Müzeyne, Ğıfar, Eşca’ ve Eslem kabîlelerinin de kendisiyle beraber olmalarını istemişti. Bu bedevî kabîleleri henüz îman kalplerine yerleşmemiş olduğu için Rasûlullah (s.a.v) ile beraber gitmeyip, “Muhammed ve arkadaşları bu seferden dönemez” dediler. Bu âyette Allah, bunların ileriye sürecekleri özürlerini elçisine önceden bildirmektedir.