close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close
Türkçe Transcript
swap_vert close
Sirâta-lleżîne en’amte ‘aleyhim ġayri-lmaġdûbi ‘aleyhim velâ-ddâllîn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
nimetlendirdiğin kişilerin yolunu; gazebe uğramışların da değil, sapıkların da
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Daha önce) Kendilerine nimet verdiğin (hidayet ve hakikate erdirdiğin) kimselerin (Nebilerin, Sıddıkların, Şehitlerin ve Salihlerin) doğrultusuna (bizi yönlendirip yollandır; ama ne olur Yarabbi, Yahudilerin Siyonist kesimleri, işbirlikçileri, tüm şirk ve şekavet ehli olan ve Hakk dini yozlaştıran azgınlar gibi bütün) gazabına (ve kahrına) uğrayanların ve (Hristiyanların zalim emperyalist kesimleri, müşrik takipçileri ve Batı ahlâksızlığının taklitçileri gibi her türlü Hakk’tan ve hayırdan uzaklaşıp) sapıtanların yoluna (kaymamıza fırsat tanıma! Bizleri bütün bâtıl ve barbar yollardan) gayrı (ve ayrı olan İslam’da sabit kıl). Amin!
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Nimet verdiğin kimselerin yoluna. Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Dine, kitaba ve şeriata kavuşturduğun, nimetlerine ve lütuflarına mazhar ettiğin kullarının, peygamberlerin, samimiyetlerini isbat edenlerin, İslâm önderlerinin, sâlih kimselerin, şehitlerin yolunda başarılı eyle. Gazabına uğrayan zâlimlerin, âsilerin, dinine, Kur'ân'ına düşmanlık edenlerin,zalimleri,yahudilerin; başlarına buyruk hareket ederek hak yoldan uzaklaşıp dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih denlerin, cahillerin, hristiyanların doğruluğu, muh-kemliği, güvenliği olmayan yolundan bizi uzak tut Allahım.
Ahmet Varol
swap_vert close
Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Gadaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil.
Ali Bulaç
swap_vert close
6,7. Bizi doğru yola ilet; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Kendilerine, (fazlından ve ihsanından) nimet verdiğin kimselerin (Peygamberlerle velilerin) yoluna (hakkı kabul etmeyip küfre vardıklarından) gazâba uğrayanların ve sapıklarınkine değil... (Amin= Kabul buyur, Allah'ım!...)
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Kendilerine nimet verdiğin (peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihler) yoluna… (Sebepler dünyasında boğulup) gazabına maruz kalanların yoluna değil ve (yanlış yola girip) varlığın mahiyetini anlamakta boğulup karanlık maddeye saplanan sapıkların yoluna değil.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
6,7. Bizi doğru yola, yani kendilerini nimetlendirdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğramışların ve sapıkların yoluna değil![5]
[5] Sırât-ı müstakîm ifadesinin geniş açıklaması için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, I, 139-147.Fâtiha sûresinden çıkarılacak genel ilkeler hakkında bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, I, 155-156.  
Besim Atalay
swap_vert close
Sevdiklerin yoluna Sapıklarla gazaba uğramışlar yolundan başka olan (Amin)
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
6-7. Bizi doğru yola, kendilerine (lütuf ve ikramda bulunarak) nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil. 
Bkz. 4/69 ve Allah’ın gazabına uğramış ve yok olup gitmiş kavimleri anlatan onlarca âyet.Doğru yolda olmak sadece dua ile olmaz. Allah’tan doğru yola iletilmeyi dilerken, insanın doğru yolu bulma ve o yolda kalma konusunda kendisine yaratılıştan verilen akli ve maddi nimetleri Allah’ın istediği şekilde kullanması şarttır ve ahlâkî bir sorumluluktur.Âyette geçen “gazaba uğramışlar” ifadesi, Allah’ın mesajından tam haberdar olan, onu anlayan fakat hakka karşı direnerek kendilerini Allah’ın rahmetinden yoksun bırakanları; “sapmışlar” ifadesi ise, Allah’ın mesajına muhatap olduğu halde mesajın gerçekliğini kabul etmeyecek kadar özünden uzaklaşmış, soysuzlaşmış, dejenere olmuş ve yobazlaşmış kimseleri işaret etmektedir.  
Cemil Said
swap_vert close
Senin gadabına uğrayan ve râh-ı müstakîminden inhirâf idenlerin yoluna gönderme
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Nimete erdirdiğin kimselerin yoluna; gazaba uğrayanların, ya da sapıtanların yoluna değil.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
6,7. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, dalâlete sapmışların yoluna da değil! Âmin!
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!
Edip Yüksel
swap_vert close
Gazaba uğrayanların ve sapmışların değil; kendilerine iyilikte bulunduğun kimselerin yoluna...
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
O kendilerine in'am ettiğin mes'utların yoluna. Ne o gadap olunanların ne de sapgınların.
Emrah Demiryent
swap_vert close
Nimet verdiğin kimselerin (peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin ve sâlihlerin) yoluna. Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Nimet verdiklerinin yolunu. Gazabına uğrayanların ve sapkınların yolunu değil.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
6,7. Bizi doğru yola, kendilerine ni'met verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanlarınkine, sapıklarınkine değil.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Kendilerine ni'met verdiğin kimselerin yoluna; gazab edilmiş olanların ve dalâlete düşenlerin (yoluna) değil!(9) (Âmîn!)(10)
(9)“Bir mü’min hidâyeti isterse;* اِهْدِناَ[Bize hidâyet eyle!] sebat ve devam ma‘nâsını ifâde eder. Zengin olan isterse ziyâde ma‘nâsını, fakir olan isterse i‘tâ (ihsân etmek) ma‘nâsını, zayıf olan isterse iâne (imdad) ve tevfik (muvaffak kılma) ma‘nâsını ifâde eder. (...) En büyük hidâyet, hicâbın (perdenin) kaldırılmasıyla hakkı hak, bâtılı bâtıl göstermektir.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 19)(10)“Âdem (as) zamânından beri, beşeriyette iki cereyân-ı azîm (iki büyük hareket) birbiriyle çarpışarak gelmiş. Biri, istikāmet yolunu (doğru yolu) ta‘kīb ile ni‘met ve saâdet-i dâreyne (dünya ve âhiret saâdetine) mazhar olan ehl-i nübüvvet ve salâhat ve îmandır (peygamberler, sâlihler ve mü’minlerdir). Bunlar kâinâttaki, kâinâtın hakīkī güzelliğine ve intizam ve kemâline (mükemmelliğine) mutâbık (uygun) olarak istikāmette hareket ettiklerinden, hem kâinât sâhibinin lütuflarına, hem iki cihânın saâdetine mazhar olup, beşeri(insanı) melekler derecelerine, belki fevkine (daha yukarısına) terakkī ettirmeğe (yükseltmeye) vesîle olarak, dünyada îman hakīkatleriyle ma‘nevî bir Cennet, âhirette bir saâdet kazanmışlar ve kazandırmışlar.İkinci cereyan, istikāmeti bırakıp ifrât ve tefrît ile (aşırı giderek veya çok geri kalarak) aklı, bir vesîle-i azaba ve elemler toplayıcı bir âlete çevirdiklerinden, insâniyeti en bedbaht bir hayvâniyetten aşağı düşürüp, dünyada zulümlerine mukābil (karşılık) gazab-ı İlâhîyi (Allah’ın gazabını) ve musîbet tokatlarını yemekle berâber, dalâletleri cihetinde, akıl alâkadarlığıyla kâinâtı bir hüzüngâh ve mâtemhâne-i umûmiye (umûmî bir hüzün ve mâtem yeri) ve zevâlde yuvarlanan (yok olup giden) zîhayatlar (canlılar) için bir mezbaha ve bir selhhâne(kesim yeri) ve gāyet çirkin ve karışık görür, rûhu ve vicdânı dünyada bir ma‘nevî Cehennemde olur, âhirette dâimî bir azab çekmeğe kendini müstehak eder. İşte Fâtiha-i Şerîfe’nin âhirinde (sonunda) اَلَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ [Kendilerine ni‘met verdiğin kimselerin yoluna; gazab edilmiş olanların ve dalâlete düşenlerin (yoluna) değil!] âyeti, bu iki cereyân-ı azîmi ders veriyor.” (Şuâ‘lar, 15. Şuâ‘, 579)Gazab edilmiş olanların yahudiler; dalâlete düşenlerin hristiyanlar olduğu da rivâyet edilmiştir. (İbn-i Kesîr, c. 1, 24)(11)Âmîn: “Kabûl et!” ma‘nâsında olup Kur’ân’dan değildir; sünnet ile sâbittir. (İbn-i Kesîr, c. 1, 25)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Kendilerine nimet verdiğin (hidayet, hakikat ve doğru yola erdirdiğin), gadaba uğramamış (davetine icabet edip azaba maruz kalmamış) ve (doğru yoldan) sapmamış kimselerin yoluna. *
(*) Fatiha sûresinde neden ‘’De ki’’ ifadesi yoktur? Fatiha suresi Allah’a yapılan bir duadır. Dolayısıyla “deyin ki” kelimesiyle başlamalıydı. Kur’an’ın son iki sûresi olan Nas ve Felak sûreleri de duadır ve “de ki” ile başlar. Fatiha sûresinin başında olmasa bile 5. ayetin başında “kulu” yani “deyin ki” sözcüğü muhakkak kullanılmalıydı diye İslam ve Kur’an karşıtları (اياك نعبد واياك نستعين)’’ iyyake na’budü ve iyyake nastein’’ Yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz’’ şeklindeki cümle bir dua olup Allah’ın kullanabileceği bir söz değildir. Bu nedenle bu sûre Kur’an’dan değildir diye iddia ediyorlar. CEVAP: Bu iddia sahipleri yanılıyorlar. Zira Fatiha sûresinin başında veya herhangi bir yerinde’’ قولوا ’’deyin:’’ ifadesi olsaydı, o zaman bunu okuyan kendisi için dua etmiş olmazdı, belki başkasının bu duayı okumasını istemiş olurdu. Mesela: Ben bu sûredeki. 5. ayetin başında ( قولوا ايا ك نعبد وايا ك نستعين )‘’Kulu iyyake na’budü ve iyyake nastein…’’Yani ‘’yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz deyin!’’ dediğimde, ben kendim için dua yapmış olmuyorum, belki başkalarına emir vererek bu duanın kendilerinin okumalarını istemiş oluyorum. Hâlbuki Fatiha sûresinin başından sonuna kadar (قولوا ) ‘’deyin!’’ ifadesi yoksa ve bunu okumasak o zaman bunu okuyan herkes kendisi için ibadet edip dua etmiş oluyor. İşte bu nedenle kullarının dua etmeleri için yüce Allah tarafından hazırlanan bu örnek duanın başında veya ortasında açıktan (قولوا ) ‘’deyin’’ ifadesi yok! Felak ve Nas sûrelerine gelince ( قل ) ‘’de ki:’’şeklindeki emir kipini okuduğumuz zaman yine kendimize dua etmiş olamayız, yalnız Kur’an ayetini okumuş oluyoruz. Bu nedenle ayet olarak değil de dua şeklinde okuduğumuz zaman’’de ki’’ ifadesini okumamak lazım, yoksa kendimiz için dua etmiş olamayız, belki başkasının bu duayı okumasını istemiş oluruz. İşte yüce Allah kendi Kullarından bu tür ifadelerle dua ve niyazda bulunmaları için bu şekildeki cümleleri kendi katında oluşturarak vahiy ile göndermiştir. Yani kullarının dua ve niyaz esnasında söyleyeceklerini kendisi onların adına şekillendirmiştir. Özetle; Yüce Allah, kulunun kendisine dua ve ibadet ederken (namaz kılarken) nasıl yakarıp dua edeceğine ve neyi okuyup hangi cümleler kullanacağına dair Fatiha sûresiyle örnek bir metin oluşturarak onu vahiy yoluyla bize göndermiştir. Biz kulları da bizim adımıza düzenlenen ve aynen olduğu gibi okumamız istenen Fatiha sûresindeki örnek metni okuyarak hem sûreyi okuyoruz hem de Rabbimize dua ve niyazda bulunuyoruz. Ayrıca ayette geçen “mağdup” ifadesi, Allah’ın mesajından tam haberdar olan, onu anlayan fakat hakka karşı direnerek kendilerini Allah’ın rahmetinden yoksun bırakanları ifade eder. Yani bu dua ile yüce Allah’a yalvararak bizi hem bunlardan hem de doğru yoldan sapmış olanların yoluna değil, kendilerine nimet verdiği (hidayet, hakikat ve doğru yola erdirdiği) kimselerin üzerinde bulundukları doğru yola iletmesini diliyoruz. Ayrıca Kur’an da geçen (غضب الله) ifadesinden kasıt yüce Allah’ın suçlulara azap etme iradesidir. Bunun kızmakla, öfkeyle bir alakası yoktur. Zira bunlar Allah’a muhaldır. (*) Fatiha sûresinde neden ‘’De ki’’ ifadesi yoktur? Fatiha suresi Allah’a yapılan bir duadır. Dolayısıyla “deyin ki” kelimesiyle başlamalıydı. Kur’an’ın son iki sûresi olan Nas ve Felak sûreleri de duadır ve “de ki” ile başlar. Fatiha sûresinin başında olmasa bile 5. ayetin başında “kulu” yani “deyin ki” sözcüğü muhakkak kullanılmalıydı diye İslam ve Kur’an karşıtları (اياك نعبد واياك نستعين)’’ iyyake na’budü ve iyyake nastein’’ Yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz’’ şeklindeki cümle bir dua olup Allah’ın kullanabileceği bir söz değildir. Bu nedenle bu sûre Kur’an’dan değildir diye iddia ediyorlar. CEVAP: Bu iddia sahipleri yanılıyorlar. Zira Fatiha sûresinin başında veya herhangi bir yerinde’’ قولوا ’’deyin:’’ ifadesi olsaydı, o zaman bunu okuyan kendisi için dua etmiş olmazdı, belki başkasının bu duayı okumasını istemiş olurdu. Mesela: Ben bu sûredeki. 5. ayetin başında ( قولوا ايا ك نعبد وايا ك نستعين )‘’Kulu iyyake na’budü ve iyyake nastein…’’Yani ‘’yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz deyin!’’ dediğimde, ben kendim için dua yapmış olmuyorum, belki başkalarına emir vererek bu duanın kendilerinin okumalarını istemiş oluyorum. Hâlbuki Fatiha sûresinin başından sonuna kadar (قولوا ) ‘’deyin!’’ ifadesi yoksa ve bunu okumasak o zaman bunu okuyan herkes kendisi için ibadet edip dua etmiş oluyor. İşte bu nedenle kullarının dua etmeleri için yüce Allah tarafından hazırlanan bu örnek duanın başında veya ortasında açıktan (قولوا ) ‘’deyin’’ ifadesi yok! Felak ve Nas sûrelerine gelince ( قل ) ‘’de ki:’’şeklindeki emir kipini okuduğumuz zaman yine kendimize dua etmiş olamayız, yalnız Kur’an ayetini okumuş oluyoruz. Bu nedenle ayet olarak değil de dua şeklinde okuduğumuz zaman’’de ki’’ ifadesini okumamak lazım, yoksa kendimiz için dua etmiş olamayız, belki başkasının bu duayı okumasını istemiş oluruz. İşte yüce Allah kendi Kullarından bu tür ifadelerle dua ve niyazda bulunmaları için bu şekildeki cümleleri kendi katında oluşturarak vahiy ile göndermiştir. Yani kullarının dua ve niyaz esnasında söyleyeceklerini kendisi onların adına şekillendirmiştir. Özetle; Yüce Allah, kulunun kendisine dua ve ibadet ederken (namaz kılarken) nasıl yakarıp dua edeceğine ve neyi okuyup hangi cümleler kullanacağına dair Fatiha sûresiyle örnek bir metin oluşturarak onu vahiy yoluyla bize göndermiştir. Biz kulları da bizim adımıza düzenlenen ve aynen olduğu gibi okumamız istenen Fatiha sûresindeki örnek metni okuyarak hem sûreyi okuyoruz hem de Rabbimize dua ve niyazda bulunuyoruz. Ayrıca ayette geçen “mağdup” ifadesi, Allah’ın mesajından tam haberdar olan, onu anlayan fakat hakka karşı direnerek kendilerini Allah’ın rahmetinden yoksun bırakanları ifade eder. Yani bu dua ile yüce Allah’a yalvararak bizi hem bunlardan hem de doğru yoldan sapmış olanların yoluna değil, kendilerine nimet verdiği (hidayet, hakikat ve doğru yola erdirdiği) kimselerin üzerinde bulundukları doğru yola iletmesini diliyoruz. Ayrıca Kur’an da geçen (غضب الله) ifadesinden kasıt yüce Allah’ın suçlulara azap etme iradesidir. Bunun kızmakla, öfkeyle bir alakası yoktur. Zira bunlar Allah’a muhaldır. ما معني غضب الله وانتقم الله منهم ؟؟؟ (انتقمنا منهم ) واعلم أن ذكر لفظ الأسف في حق الله تعالى محال ، وذكر لفظ الانتقام وكل واحد منهما من المتشابهات التي يجب أن يصار فيها إلى التأويل ، ومعنى الغضب في حق الله إرادة العقاب ، ومعنى الانتقام إرادة العقاب لجرم سابق (التفسير الكبير)) قوله تعالى إن الذين اتخذوا العجل سينالهم غضب من ربهم الغضب من الله العقوبة (تفسير القرطبي) غير المغضوب عليهم : بدل من الذين أنعمت عليهم، على معنى أن المنعم عليهم هم الذين سلموا من غضب الله والضلال، (الكشاف)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Kendilerini mükâfaatlandırdıklarının yoluna, senin gazabına uğramış ve sapkınların yoluna değil.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
doğru yol ki Senin iyilik ettiğin kimselerin yoludur. Öfkelendiğin kimselerin, sapkınların yolu değil.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
6, 7. Bizleri doğru yola, gazaba uğrayanların, sapıkların yoluna değil, kendilerine in/am ettiklerinin yoluna götür [⁴].
[4] Âmin — Yâ Rab! Kabul et.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna. Gazaba uğramış ve sapıtmışların yoluna değil.
Kadri Çelik
swap_vert close
Kendilerine nimet verdiğin, gazaba uğramamış ve sapmamış kimselerin yoluna.
(Bu cümle önceki ayette yer alan cümlenin bedeli veya sıfatı konumundadır; bağımsız bir cümle değil. Dolayısıyla burada tek bir gruptan söz edilmektedir, üç ayrı gruptan değil. Yollarına ermeyi dilediğimiz nimet verilmiş kimseler, aynı zamanda gazaba ve sapmaya da bulaşmamış kimseler olmalıdır. Dolayısıyla nimet verilmiş kimseleri, gazaba uğramışlar ve sapmışlardan ayıran ve bu iki grubu Yahudiler ve Hıristiyanlar olarak mana eden rivayetler, sadece ifadenin en yetkin mısdaklarını beyan etme makamındadır, ayeti mana etme makamında değil.)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Nîmet verdiğin kimselerin, insanlık tarihi boyunca, tevhid sancağını elden ele taşıyan Peygamberlerin ve onların izinden yürüyen âlimlerin, şehitlerin, salihlerin yoluna...Gazâba uğramışların,yani —Yahudiler örneğinde olduğu gibi— hakîkati pekâlâ bildikleri hâlde, dünyaya ve dünya nîmetlerine aşırı bağlılıkları yüzünden ilâhî irâdeye başkaldıran; servet, güç, makâm, şöhret gibi değerleri hayatın biricik ölçüsü hâline getirerek arzu ve heveslerini ilâhlaştıran, bu yüzden dünyada ve âhirette Senin gazâbını hak eden azgınların yoluna değil yâ Rabbi ve sapmışların, yani —Hıristiyanlar örneğinde olduğu gibi— bidat ve hurâfeleri ‘iyi niyetlerle’ Allah’ın dinine ekleyerek hak dinden sapan, âhireti kazanma adına dünyayı ve dünya nîmetlerini inkâr eden; okuma, öğrenme ve düşünme yeteneklerini kendi elleriyle körelterek, cehâlet ve bağnazlık zindanlarında bocalamayı “Allah’a yaklaşmak” zanneden o şaşkınların yoluna değil... Allah’ın Elçisi (s) bu sûrenin sonunda “Âmîn!” yani “Duâmızı kabul eyle, yâ Rab!” derdi.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Gazap Edilmişler’in dışında, nimet verdiklerinin yoluna! Sapmışlar’ın değil!
Mehmet Çakır
swap_vert close
Tıpkı değer verdiğin kullar gibi, kızıp etmeden, dışlamadan n'olur!
Mehmet Çoban
swap_vert close
Geçmişte sana inanmış nice topluluklara yardım ettin! Onlara doğru yolu gösterdin! Onlardan yana olduğunu ayetlerinle bize bildirdin! Biz onlar gibi iyi olmak istiyoruz. İnancımızla, eylemlerimizle, senin yanında olmak istiyoruz. Sen de bizim yanımızda ol. Yanlış yollara düşersek bizi koru, bizi uyar. Bizi iyilerle beraber kıl. Senin yolunda gidenlerle beraber kıl. Yolundan sapan, sana karşı çıkan, kötülük yapanlardan bizi uzak tut. Çünkü biz kötülerin yolundan değil senin yolundan yürümek istiyoruz. Onun için kötülerle değil iyilerle birlikte olmamıza yardım et. Bizim için yolunu aydınlat ki, karanlığı tanıyalım. Karanlıklardan çıkıp aydınlığa kavuşalım.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
6,7. Bizi doğru yola, nimet verdiklerinin [*] yoluna ulaştır; gazaba uğratılmışların ve sapkınların yoluna değil. [*]
Bu ayetin açılımı Nisâ 4:69’da yer almaktadır.,Bu ayetler “Bizi doğru yolda; kendilerine nimet verdiklerinin yolunda sabit kıl ki onlar, senin gazabına yol açacak amellerde bulunmayan ve doğru yoldan sapmayanlardır” şeklinde de tercüme edilebilir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
O kendilerine nimet verdiğin kimselerin¹⁵ yoluna;¹⁶ o gazaba uğramışların ve o sapmışların¹⁷ yoluna değil.¹⁸
15 Bunlar, tüm insanlık tarihi boyunca tam manasıyla nîmetlendirilen peygamberler, sıddîkler, şehitler, sâlihler ve bunlara tabi ve arkadaş olan imanlı kimselerdir. Bizim ümmetimizden ise öncelikle Peygamber Efendimiz ve sünneti ile ashabı ve ashabının takip ettiği yoludur.16 Buradaki sırat, birinci sırattan bedeldir (bedel-i kül veya ba’z olabilir.) Kendisinden sonra gelen muzafün ileyhi ve sıfatlarıyla bu yoldan kastedilen; “bizim tüm davranış ve düşüncelerimizin oluşumuna esas teşkil ederek bizi doğruca ve selâmetle hayırlı muratlarımıza götürecek ilmî, amelî, açık, kapsamlı ve Allah’ın gönderdiği hak bir kanun’dur.”17 Peygamber Efendimiz, Adiy b. Hatimden rivayet edilen hadisinde: “Yahudiler gazaba uğrayanlar, Hıristiyanlar ise sapmışlardır.” buyurmuştur. (Özetle-Tirmizî) Bu hadiste gazaba uğrayanlar Yahudilerdir denilmemektedir. Bu ve benzeri hadislerden Yahudilerin ve Hıristiyanların Fatiha Sûresindeki “gazaba uğrayanlar ve sapmışlar” için birer örnek olduklarını unutmamak gerekir. Zira Yahudiler, Dünya sevgisi ile Tevrat’ın hükümlerini tahrif edip Hakkın yolundan bile bile ayrılıp, Zekeriyya, Yahya, İsa (a.s)’a haksızlıklar yaparak Allah’ın gazabını ve halkın nefretini kazanmışlardı. Hıristiyanlar ise, Tevhit inancını terk edip teslis (üçleme/baba, oğul ve kutsal ruh) inancına saplanmışlardı. Buna göre onların yapısında ve mantığında olan tüm kâfir, münafık ve müşriklerin buna dâhil olduklarını ve aynı mantığa doğru giden ve kendilerinin Müslüman olduklarını ifade edenlerin de dâhil olacaklarını bilmek gerekir.18 Fatiha sûresinin sonunda “Âmin” demek sünnettir ve bu kelime Kur’an’ın bir parçası değildir. “Âmin”, Arapçada “kabul et” anlamında bir isim fiildir. Peygamber Efendimiz: “imam (وَلَا الضَّٓالِّينَ) dediği zaman hepiniz “âmin” deyin. Çünkü melekler âmin derler. Âmin demesi, meleklerin âminine isabet edenin geçmiş günahları affedilir.” buyurmuştur. (Buharî, Müslim) Buna göre hem namazı tek başına kılanın, hem imamın ve hem de cemaatin sesli olarak “âmin” demesi sünnet ile sabittir. Not: Fatiha sûresinin dipnotları Elmalılı Tefsirinden özetlenerek alınmıştır.  
Muhammed Esed
swap_vert close
nimet bahşettiklerinin ³ yoluna; gazab[ın]a uğrayanların ve sapkınlarınkine değil! ⁴
3 Yani, kendilerine peygamberî bir rehberlik bahşetmek ve ondan yararlanmalarını sağlamak suretiyle.4 Hemen hemen bütün müfessirlere göre Allah’ın “gazab”ı (lafzî karşılığı “öfke”), insanın, Allah’ın rehberliğini bilerek reddetmek ve emirlerine aykırı davranmak suretiyle başına açtığı belalar ve felaketler ile eş anlamlıdır. Bazı müfessirler (mesela Zemahşerî), “nimet bahşettiklerinin yoluna...” pasajını şöyle anlamışlardır: “(Senin) gazab(ın)a uğramamış ve sapıklığa düşmemiş olanların (yoluna)”. Diğer bazı müfessirler de (mesela Beğavî ve İbni Kesîr) bu yorumu -ki olumsuz tanımlamalar ihtiva etmektedir- uygun görmezler ve surenin son ayetini benim yukarıda çevirdiğim şekilde anlarlar. Doğru yoldan sapan iki toplum ve insan kategorisi konusunda ise bazı büyük İslam düşünürleri (mesela Gazâlî, yahut sonraki dönemlerde Muhammed Abduh) şu görüşü benimsemişlerdir: Allah’ın gazabına uğrayanlar -ki kendilerini O’nun rahmetinden yoksun bırakanlar demektir- olarak tanımlanan insanlar, Allah’ın mesajından tam haberdar olan, onu anlayan ama kabul etmeyenlerdir. “Sapkınlar” ise ya hakikatin hiç ulaşmadığı, ya da onu hakikat olarak kabul etmelerini güçleştirecek kadar değişmiş ve bozulmuş olarak ulaştığı insanlardır (bkz. Abduh, Menâr I, 68 vd.).  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Yani kendilerine nimet verdiklerinin yoluna. Gazaba uğramış ve sapıtmış olanların yoluna değil. 2/90, 5/77, 16/106, 4/69, 19/58, 43/59
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Nimet verdiklerinin yoluna;[⁹] gazaba uğrayanların ve sapıtanların yoluna değil![¹⁰]
[9] Allah’ın nimet verdikleri Nisâ 69’da beyan edilir (Krş: 6:90). Allah Rasûlü’nün son sözü olan er-rafiku’l-a’lâ, Nisâ sûresinin 69. âyeti ışığında “yüce dostlar” arasına karışma temennisi olarak anlaşılmalıdır. Bu, Fâtiha’da talim edilen duanın vefatı sırasında Rasulullah’ın yüreğinde olduğuna delildir. [10] Âyetin konusu gazaba uğrayan ve sapıtanlar değil, onların gittiği yol. Dolayısıyla âyetin muhatabı geçip gitmiş olanlar değil, şimdi ve gelecekte gazaba uğrayan ve sapıtanların yolunu takip edecek herkestir. Kur’an “gazaba uğrayanlara” yahudileşen İsrâiloğullarını, “sapıtanlara” ise teslisçi Hıristiyanlığı örnek gösterir (2:90 ve 5:77). Bu Kur’anî tesbit Allah Rasûlü’nün dilinden de bize kadar gelmiştir (Tirmizî, Tefsir 2). Bu sonuncu âyetle birlikte Fâtiha’nın konusunu şu beş terimle özetleyebiliriz: Tevhid, âhiret, ubudiyyet, nübüvvet ve adâlet.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Nimete erdirdiğin kullarının yoluna Gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil (Rabbimiz) (*)
İşte 6. ayetteki "sıratelleziyne en'amte aleyhim" beyanı hidayet'in olumlu yönünü belirttiği gibi "gayrılmağdubi aleyhim veleddallin" beyanı da, olumsuz yönünü belirterek mümin kulları yasaklardan sakındırmaktadır. Bir bakıma "Bu yolda yürü" sakın "Şu yollara sapma" buyurulmaktadır! Evet, "es-sırata'l-müsta'l müstakim" beyanı -belirlilik takısıyla- hak dinin tarifidir ve ondan sonrası da bunun açıklamasıdır. Allah Teala’nın nimetleri sayılamaz, fakat başlıca dünya ve ahiretle ilgili olmak üzere iki kaynak düşünülebilir. Bunların hepsi başlıbaşına birer nimettirler, fakat başlangıçta nimet zannedilen birçok şeylerin sonunda bir bela olduğu, bunun aksine de, başlangıçta acı veren bazı musibetlerin daha sonra büyük bir nimete ve mutluluğa vesile olduğu da bir gerçektir. Gönül şenliğinden sonra sıkıntı ne kadar acı ise, sıkıntıdan sonra gelen gönül şenliği de o kadar tatlıdır. Bundan dolayı esas istenecek şey, yalnız nimetin başlangıcı değil, sonuca selametle eriştiren nimetler olmalıdır. İşte bu husus 7. ayette yer alan "gayrıl mağdubi aleyhim veleddallin" beyanı ile anlatılıyor ve "en’amte aleyhim" deki nimet; gazap ve sapıklıktan salim olma kaydı ile şarta bağlanmak suretiyle tam anlamıyla nimetin bu olduğu vurgulanıyor. Demek ki; mümin kulun arzuladığı hedef "en'amte aleyhim"dedir. Gazap ile sapıtmanın ortadan kaldırılması, ona tabi olarak kasdolunmuş olur ve "kendilerine nimet verilenler"den kasıt; mutlak nimet ile "gazap ve sapıtmadan kurtulmayı "bir arada elde edenler, demek olur ki, İslam'daki takva da budur.) (Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere Fatiha; ilk üç ayetinde kullara Rablerinin eşsiz kudret ve yüceliğini ve -Cemal ile Celal- tecellilerini tanıtmakta, ortadaki ayette onlardan; sadece Rablerine kulluk edeceklerine ve sadece O'ndan yardım dileyeceklerine dair söz almakta ve son üç ayette de; Rablerinin hidayetine mazhar olup, O’nun rızasına erebilmeleri için gereken dua ve niyazı ve takip edilecek yolu onlara açıkça göstermektedir. Fatiha'daki bu denklemi ise Allah Teâlâ Kudsî Hadiste en güzel bir şekilde şöyle dile getirmektedir: "Namaz suresi olan Fatiha'yı ben, kendini ile kulum arasında yarı yarıya taksim ettim; yarısı benim, yarısı kulumundur. Kuluma istediğini veririm" Peygamber (s.a.s) Efendimiz de, bu Hadis’i şöyle açıklamıştır: (Kul, "elhamdülillahi rabbil'alemin" der, Allah da "kulum bana hamdetti" der. Kul, "errahmanirrahim" der, Allah da "kulum beni övdü" der. Kul, "malikiyevmiddin" der, Allah da der ki "kulum beni yüceltti, buraya kadar benimdir! "iyyake nabüdü ve iyyake neste’ıyn" kulumla benim aramda, surenin sonu- ihdinassıratalmüstakim, sıratelleziyne en ’amtealeyhim ile gayril mağdubialeyhim veleddallin- ise kuluma aittir ve kulumun dilediği hakkıdır.) İşte Fatiha; yaratılışın, Yaradan’m ve yaratıkların bütün sırlarını toplayan genel ve temel bir ilke.. Rabbimizin eşsiz lutfunu tecelli ettiren bir varlık dengesidir.) (*) Dikkat edilecek olursa; ''gayrıl mağdubi aleyhim veleddalin" beyanı ile ilgili olarak, "Gazaba uğramaktan, doğru yoldan sapmaktan koru bizi Rabbimiz" ve "Gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil" olmak üzere iki meal sunuyoruz ki, bunlardan ikincisi lafz'a uygundur ve çeviri -kelime, kelime- olarak yapılmıştır ve meal sahiplerinin ekserisi bunu tercih etmişlerdir!.... "Gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil" beyanı; dua ve niyazdan ziyade bir temenni manasını taşımaktadır; oysa "Namaz suresi" olan Fatiha'nın bu son beyanında kulun, dua ve niyazının son merhalesi olan Rabbine sığınma manası da vardır ki, namaza "Eüzü Besmele" ile başlayan kul sonunda, gazaba uğramaktan ve doğru yoldan sapmaktan emin olmak için, Rabbinin koruması altına sığınmaktadır. Nitekim Al-i İmran suresinin 8. ayetinde ilimde ileri gidenlerin; "Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra, kalplerimizi (haktan) saptırma! Bize katından rahmet ihsan eyle, şüphe yok ki, lutfu ve keremi sonsuz olan ancak Sensin!" diyerek dua ve niyazda bulunduklarına işaret buyurulmaktadır. ilimde ileri giden kullar; kendilerini emniyette hissetmeyerek böyle dua ve niyazda bulunduklarına göre, her müminin de Fatiha’yı sona erdirirken Rabbinin koruması altına girmek için elbette dua ve niyazda bulunması gerekecektir. Bu manayı göz önüne alarak diğer meali "Gazaba uğramaktan, doğru yoldan sapmaktan koru bizi Rabbimiz" şeklinde sunduk. Bu manayı göz önüne almamızın bir sebebi de; Fatiha'yı takip eden Bakara süresinin 2. ayetinde, Takva sahibi kullardan bahs buyurulması ve Kur'an-ı Kerim'in; Rablerinin koruması altına girmeye hak kazanan kullar için hidayet rehberi olarak takdim buyurulmasıdır ki bunu; Fatiha ile Bakara arasındaki münasebete işaret buyuran bir delil olarak kabul edebiliriz. Şüphe yok ki her şeyin doğrusunu Allah Teala bilir!.  
Osman Fırat
swap_vert close
Ni’met verdiğin kimselerin yoluna. Kendilerine gazabedilmiş olanların ve sapmışların yoluna değil.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
6,7. Bizleri doğru yola hidâyet et, o kendilerine in'am etmiş olduğun zâtların yoluna ilet, gazaba uğramışların ve sapık bulunmuşların yoluna değil.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Nimet ve lütfuna nail ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil. [4, 69]
Süleyman Ateş
swap_vert close
-ni'met verdiğin kimselerin yoluna. Kendilerine gazabedilmiş olanların ve sapmışların yoluna değil. (ya Rabbi)!
Süleyman Tevfik
swap_vert close
O, kendilerine in'âm ve ihsân iylediklerinin yolıdır. Üzerlerine gazab olunanların ve dalâlete düşenlerin yolının gayridir.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Mutluluk verdiğin kimselerin yoluna. Gazaba uğramamış ve sapıtmamış olanların yoluna. (Amin) [*]
[*] "Kim Allah'a ve Elçisine boyun eğerse onlar, Allah'ın mutluluk (nimet) verdiği nebiler, doğru kişiler, bilginler ve iyilerle beraber olacaklardır. Onlar ne iyi arkadaştırlar!" (Nisa 4/69)  
Şaban Piriş
swap_vert close
Gazaba uğrayanların ve sapanların değil..
Ümit Şimşek
swap_vert close
Kendilerine nimetler verdiğin kullarının yoluna ilet. Gazabına uğramış, yahut sapmış olanların yoluna değil.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Kendilerine nimet verdiklerinin, üzerlerine gazap dökülmemişlerin, karanlığa/şaşkınlığa saplanmamışların yoluna...
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
yolı anlaruñ kim eylük eyledüñ anlaruñ üzerine ķaķınılmışlar degüller ya'nį cuḥūd degüller daħı azmışlar degüller ya'nį naśrānįler degüller.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ol kimseleriñ yolı ki onları fażl u iḥsānıñla ḳısmen nübüvvet, risālet, velāyet,ṣıddīḳıyyet, şehādet ve ṣalāḥiyyet, ḳabūl‐i şerī‘at, ıṭla‘‐ı esrār‐ı ḥaḳīḳat ni‘metiyle mü‐kerrem ḳıldıñ. Seniñ ġażabıñda küfre muṣırr olanlar, Yehūdīler gibi temerrüdlerisebebiyle ‘inād ve kibrlerine ve sā’ir cināyetleri işleyenleriñ üzerlerine ġażab vāki‘ ol‐duġı gibi.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Ne’mət verdiyin kəslərin yoluna! Qəzəbə düçar olmuşların və (haqdan) azmışların (yoluna) yox!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
The path of those whom Thou hast favoured; Not (the path) of those who earn Thine anger nor of those who astray.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
The way of those on whom Thou hast bestowed Thy Grace, those whose (portion) is not wrath(23), and who go not astray(24).
23 Note that the words relating to Grace are connected actively with Allah; those relating to Wrath are impersonal. In the one case Allah's Mercy encompasses us beyond our deserts. In the other case our own actions are responsible for the Wrath - the negative of Grace, Peace, or Harmony. 24 Are there two categories? - those who are in the darkness of Wrath and those who stray? The first are those who deliberately break Allah's law; the second those who stray out of carelessness or negligence. Both are responsible for their own acts or omissions. In opposition to both are the people who are in the light of Allah's Grace: for His Grace not only protects them from active wrong (if they will only submit their will to Him) but also from straying into paths of temptation or carelessness. The negative ghayr should be construed as applying not to the way, but as describing men protected from two dangers by Allah's Grace.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
صِرَاطَ
yoluna
الَّذ۪ينَ
o kim-selerin ki
اَنْعَمْتَ
nimet verdin
عَلَيْهِمْۙ
kendilerine
غَيْرِ
değil
الْمَغْضُوبِ
gazaba uğramışların
عَلَيْهِمْ
kendilerine
وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ
ve dalâlette kalanların değil
Kendilerine nimet verdiğin kimselerin (nebîlerin, sıddıkların, şahidlerin ve sâlihlerin) yoluna. (Sana âbd olmayı kabullenmeyerek) Gazaba uğramışların ve dalâlette kalanların (yoluna) değil!
صِرَاطٌ
İsim
ص ر ط
Yön, yol, usul, eğri büğrü olmayan düz yol
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اَنْعَمَ
Fiil-IV
ن ع م
Nimet verdi, nimet bahşetti
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
غَيْر
İsim
غ ي ر
Değil, (ondan) başka, dışında, gayrı, hariç
مَغْضُوب
Edilgen fiil
غ ض ب
Gadablanılan
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
ضَالٌّ
Etken fiil
ض ل ل
Dalâlette kalan, dalâlette olan, şaşıran, dalâlete düşen