Nimete erdirdiğin kullarının yoluna
Gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil (Rabbimiz) (*)
İşte 6. ayetteki "sıratelleziyne en'amte aleyhim" beyanı hidayet'in olumlu yönünü belirttiği gibi "gayrılmağdubi aleyhim veleddallin" beyanı da, olumsuz yönünü belirterek mümin kulları yasaklardan sakındırmaktadır. Bir bakıma "Bu yolda yürü" sakın "Şu yollara sapma" buyurulmaktadır!
Evet, "es-sırata'l-müsta'l müstakim" beyanı -belirlilik takısıyla- hak dinin tarifidir ve ondan sonrası da bunun açıklamasıdır. Allah Teala’nın nimetleri sayılamaz, fakat başlıca dünya ve ahiretle ilgili olmak üzere iki kaynak düşünülebilir. Bunların hepsi başlıbaşına birer nimettirler, fakat başlangıçta nimet zannedilen birçok şeylerin sonunda bir bela olduğu, bunun aksine de, başlangıçta acı veren bazı musibetlerin daha sonra büyük bir nimete ve mutluluğa vesile olduğu da bir gerçektir. Gönül şenliğinden sonra sıkıntı ne kadar acı ise, sıkıntıdan sonra gelen gönül şenliği de o kadar tatlıdır. Bundan dolayı esas istenecek şey, yalnız nimetin başlangıcı değil, sonuca selametle eriştiren nimetler olmalıdır.
İşte bu husus 7. ayette yer alan "gayrıl mağdubi aleyhim veleddallin" beyanı ile anlatılıyor ve "en’amte aleyhim" deki nimet; gazap ve sapıklıktan salim olma kaydı ile şarta bağlanmak suretiyle tam anlamıyla nimetin bu olduğu vurgulanıyor.
Demek ki; mümin kulun arzuladığı hedef "en'amte aleyhim"dedir. Gazap ile sapıtmanın ortadan kaldırılması, ona tabi olarak kasdolunmuş olur ve "kendilerine nimet verilenler"den kasıt; mutlak nimet ile "gazap ve sapıtmadan kurtulmayı "bir arada elde edenler, demek olur ki, İslam'daki takva da budur.)
(Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere Fatiha; ilk üç ayetinde kullara Rablerinin eşsiz kudret ve yüceliğini ve -Cemal ile Celal- tecellilerini tanıtmakta, ortadaki ayette onlardan; sadece Rablerine kulluk edeceklerine ve sadece O'ndan yardım dileyeceklerine dair söz almakta ve son üç ayette de; Rablerinin hidayetine mazhar olup, O’nun rızasına erebilmeleri için gereken dua ve niyazı ve takip edilecek yolu onlara açıkça göstermektedir.
Fatiha'daki bu denklemi ise Allah Teâlâ Kudsî Hadiste en güzel bir şekilde şöyle dile getirmektedir:
"Namaz suresi olan Fatiha'yı ben, kendini ile kulum arasında yarı yarıya taksim ettim; yarısı benim, yarısı kulumundur. Kuluma istediğini veririm"
Peygamber (s.a.s) Efendimiz de, bu Hadis’i şöyle açıklamıştır:
(Kul, "elhamdülillahi rabbil'alemin" der, Allah da "kulum bana hamdetti" der.
Kul, "errahmanirrahim" der, Allah da "kulum beni övdü" der.
Kul, "malikiyevmiddin" der, Allah da der ki "kulum beni yüceltti, buraya kadar benimdir! "iyyake nabüdü ve iyyake neste’ıyn" kulumla benim aramda, surenin sonu- ihdinassıratalmüstakim, sıratelleziyne en ’amtealeyhim ile gayril mağdubialeyhim veleddallin- ise kuluma aittir ve kulumun dilediği hakkıdır.)
İşte Fatiha; yaratılışın, Yaradan’m ve yaratıkların bütün sırlarını toplayan genel ve temel bir ilke.. Rabbimizin eşsiz lutfunu tecelli ettiren bir varlık dengesidir.)
(*) Dikkat edilecek olursa; ''gayrıl mağdubi aleyhim veleddalin" beyanı ile ilgili olarak, "Gazaba uğramaktan, doğru yoldan sapmaktan koru bizi Rabbimiz" ve "Gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil" olmak üzere iki meal sunuyoruz ki, bunlardan ikincisi lafz'a uygundur ve çeviri -kelime, kelime- olarak yapılmıştır ve meal sahiplerinin ekserisi bunu tercih etmişlerdir!....
"Gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil" beyanı; dua ve niyazdan ziyade bir temenni manasını taşımaktadır; oysa "Namaz suresi" olan Fatiha'nın bu son beyanında kulun, dua ve niyazının son merhalesi olan Rabbine sığınma manası da vardır ki, namaza "Eüzü Besmele" ile başlayan kul sonunda, gazaba uğramaktan ve doğru yoldan sapmaktan emin olmak için, Rabbinin koruması altına sığınmaktadır.
Nitekim Al-i İmran suresinin 8. ayetinde ilimde ileri gidenlerin;
"Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra, kalplerimizi (haktan) saptırma! Bize katından rahmet ihsan eyle, şüphe yok ki, lutfu ve keremi sonsuz olan ancak Sensin!"
diyerek dua ve niyazda bulunduklarına işaret buyurulmaktadır. ilimde ileri giden kullar; kendilerini emniyette hissetmeyerek böyle dua ve niyazda bulunduklarına göre, her müminin de Fatiha’yı sona erdirirken Rabbinin koruması altına girmek için elbette dua ve niyazda bulunması gerekecektir. Bu manayı göz önüne alarak diğer meali "Gazaba uğramaktan, doğru yoldan sapmaktan koru bizi Rabbimiz" şeklinde sunduk.
Bu manayı göz önüne almamızın bir sebebi de; Fatiha'yı takip eden Bakara süresinin 2. ayetinde, Takva sahibi kullardan bahs buyurulması ve Kur'an-ı Kerim'in; Rablerinin koruması altına girmeye hak kazanan kullar için hidayet rehberi olarak takdim buyurulmasıdır ki bunu; Fatiha ile Bakara arasındaki münasebete işaret buyuran bir delil olarak kabul edebiliriz. Şüphe yok ki her şeyin doğrusunu Allah Teala bilir!.