ÖTE YANDAN imana erişen, zulmün egemen olduğu diyardan göç eden, ⁷⁷ Allah yolunda mallarıyla canlarıyla çaba gösterip duran kimselere ve [onlara] kol kanat açıp, yardım edenlere gelince; ⁷⁸ işte bunlar [sahiden] birbirlerinin dostu ve hâmîleridir. Fakat inanmış oldukları halde [sizin beldenize] göç etmemiş olan kimselere ⁷⁹ gelince; onların korunup gözetilmesinden hiçbir bakımdan siz sorumlu değilsiniz, tâ ki [sizin yanınıza] göç edecekleri vakte kadar. Yine de, dinsel baskılara karşı sizden yardım isterlerse, ⁸⁰ [onlara] yardım elinizi uzatmaktır size düşen; yeter ki (bu yardım) kendileriyle aranızda andlaşma bulunan bir topluluğa karşı olmasın; ⁸¹ çünkü Allah yaptığınız her şeyi görmektedir.
77 Bkz. 2. sure, 203. not. Bu ifade, tarihsel olarak, Hz. Peygamber’le birlikte Mekke’den Medine’ye göç eden Mekkeli Müslümanlarla ilgilidir; fakat ayetin devamı açıkça göstermektedir ki, buradan çıkarsanacak tanım ve yönergeler her zaman geçerli genel bir hukukun özelliğini taşımaktadır. Bütün bunlarla birlikte belirtmeliyiz ki, burada hicret sözcüğüyle ifade edilen kavram, gayrimüslim bir diyardan İslam ilkelerine göre yönetilen bir diyara yapılan göçü işaret etmek üzere daha çok maddî (mekan değişimiyle alakalı) bir çağrışımla yüklüdür.78 Bu ifade, ilk ağızda, Medine’deki ensâra, yani, bu şehrin ihtidâ eden sakinlerine -Hz. Peygamber’den hem önce hem de sonra Mekke’den göç edenlere (muhâcirîne) kol kanat açıp bütün kalpleriyle onların yardımlarına koşan Medineli Müslümanlara- işaret etmektedir; ne var ki, hicret ve muhâcir terimlerinin yüklenmiş oldukları manevî anlama paralel olarak, ensâr terimi de ifade ettiği özel tarihî çağrışımı aşarak “zulümden kaçınıp da Allah yoluna bağlananlara” kucak açıp yardımda bulunan bütün müminleri içine almaktadır.79 Yani, şu ya da bu nedenle İslam devletinin yahut İslam cemaatinin nüfûz ve etki alanı dışında kalan Müslümanlar. Her gayrimüslim ülkenin “zulüm ve kötülük diyarı” olduğu söylenemeyeceğine göre, buradaki ve-lem yuhâcirû ibaresini “[sizin beldenize] göç etmemiş kimseler” şeklinde tercüme etmeyi yerinde bulduk.80 Lafzen, “din konusunda sizden yardım isterlerse”: Bu ifade onların, dinî inanç ve tercihlerinden ötürü zulüm ve baskı altında olduklarına işaret ediyor.81 Yani, kendileriyle ittifak ya da karşılıklı iç işlerine karışmazlık andlaşması içinde olduğunuz topluluklara karşı. Böyle bir durumda, İslam devletinin ya da cemaatinin, gayrimüslim yönetimlerin Müslüman uyrukları lehinde silahlı (yahut kuvvete başvurarak) müdahalesi mevcut andlaşmanın öngördüğü yükümlülüklerin ihlali olacağından, İslamî cemaatin soruna kuvvete dayalı bir çözüm aramasına şer‘an izin yoktur. Bu tür sorunların çözümü ya iki taraf arasında yapılabilecek andlaşmalarla ya da baskı altındaki Müslümanların İslam diyarına göç etmesi yoluyla sağlanabilir.