Ve (Allah) onların (inanmış kimselerin) kalblerini (akıl, gönül ve duygularını) bağdaştırdı. (O inanmış kimseler ki uğrunda) yeryüzünde olan her şeyi toptan harcasaydın, onların kalblerini (akıl, gönül ve duygularını) birbirine ısındırıp kaynaştıramazdın; ama işte Allah onları biraraya getirip kaynaştırdı. Gerçekten de Allah, mutlak galiptir; doğru hüküm verendir. *
(*) Evs ve Hazrec kabileleri arasında cahiliye devrinden kalan büyük bir kin ve düşmanlık vardı. Her iki kabile de İslam ile şereflenince, Allah aralarındaki intikam duygularını kaldırdı, kalplerini birbirine ısındırdı. Öyle ki birbirlerine azılı düşman olan bu iki kabile bir araya gelerek İslam adına düşmana karşı tek vücut oldu. Bunlar gibi daha nice kabileler savaşa son vererek İslâm çatısı altında birleştiler. Bu ayet, Evs ve Hazrec kabilelerinin şahsında bütün inananlara bir mesaj verirken, bugün Müslüman oldukları halde birbirlerine düşman olan toplumlara ne demeli? Allah bu insanların kalplerini neden uzlaştırmıyor? Ya da Müslüman olduklarını söylemelerine rağmen kalpleri neden birbirine ısınmıyor? Barış dininin müntesipleri olarak barış için neden birlik olamıyorlar? Tevhid dininin mensupları neden tefrika içindedir? Bu soruların cevabı samimiyet ve tahkiki bir imanın olmaması ya da eksik olması olabilir mi? Bu ayetlerden büyük dersler çıkarmalıyız! (C. Külünkoğlu Meali Enfal-63. Ayet Açıklaması) Ayrıca şu kesindir ki bunun yegâne sebebi; Müslümanların yüce Allah’ın gönderdiği islam dinini ve müslümanlığı sadece Allah’ın mesajlarını içeren Kur’an’ı kerim’den alıp öğrenmeleri ve yalnız Kur’an’ı kerimi tek rehber ve tek hidayet kaynağı olarak kabul edip etrafında kenetlenmeleri gerekirken, maalesef, bügün Müslüman kimliğini taşıyanların (kahir ekseriyeti) hadis adı altında uydurulmuş rivayetleri, değişik ad altında üretilmiş fıkhı mezhepleri, tarikat ve meşrepleri ve bunların içtihat ve görüşleri adeta Kur’an yerine koymuş olmalarıdır. Bunun bariz bir örneği de şudur: Yüce Allah Hac -78. ayette (هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمِينَ مِنْ قَبْلُ)‘’O (Allah), sizleri bundan önce de bundan (bu vahyin, Kur’an’ın gelişinden) sonra da Müslüman olarak adlandırmıştır…’’ şeklinde buyurmasına rağmen, bugünkü Müslümanlar kendilerine Müslüman demekten ziyade kimisi Sünniyim, kimisi Şiiyim, kimisi Aleviyim, kimisi Hanefiyim, kimsi Şafiiyim, kimisi Malikiyim, kimisi Hanbeliyim, kimisi Caferiyim, kimisi Zeydiyim… Kimisi Kadiriyim, kimisi Nakşibendiyim vs. daha nice adlar altında herkes mensup bulunduğu mezhebiyle, meşrebiyle ve tarikatıyla övünmekte olup diğerlerini ise, adeta sapık saymaktadır. İşte bütün bunlar Müslümanların paramparça olmalarının yegâne sebepleridir. Ne zaman Müslümanlar sadece kendilerine Müslüman adını verip, tek hidayet rehberi ve kayanğı olan Kur’an’ı Kerimi bilip, hiçbir şeyin/söz konusu oluşumların etkisi altında kalmadan Kur’an’ı, yine Kur’an’dan öğrenmeye ve hayatını sadece Kur’an’a göre düzenlemeye çalışırlarsa, işte o zaman bütün Müslümanların bir araya gelip, huzur, barış, uhuvvet ve ümmet şuuru ile birlik ve beraberlik içinde yaşama imkânı bulacaklar.