[Ey inananlar!] Zafer mi istiyordunuz; işte ulaştı size zafer. Şimdi eğer [günahtan] kaçınmak istiyorsanız, bu sizin kendi iyiliğinize olacaktır; yok, eğer [günaha geri] dönerseniz, Biz de [yardım vaadimizden] geri döneriz; ve (bu durumda) topluluğunuzun size bir yararı olmaz, velev ki sayıca çok da olsanız. Çünkü, bilin ki Allah [ancak] inananlarla beraberdir. ²¹
21 Bu ayetin inananlara mı, yoksa onların Bedir’deki hasımlarına, yani, müşrik Kureyşlilere mi hitab ettiği konusunda müfessirler arasında ittifak yoktur. Râzî gibi bazı müfessirler bunun müminlere bir öğüt olduğu görüşünü benimsemişler ve ayeti yukarıda aktarıldığı gibi anlamışlar; bir kısmı da bunun Kureyşlilere yöneltilmiş bir tehdit olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu son görüşü benimseyenler, görüşlerini doğrulamak için ayetin ilk cümlesinde geçen feth (lafzen, “açıklık/açma”) sözcüğüne, linguistik açıdan pek de aykırı düşmeyen “hüküm” ya da “karar” anlamını vermişler ve ayeti şöyle aktarma yolunu seçmişlerdir: “[Ey inkarcılar,] Bir hüküm mü bekliyordunuz! -İşte size varıp erişti karar. Artık (bundan böyle) [Allah’a ve O’nun Elçisi’ne karşı savaşmaktan] kaçınırsanız, bu sizin kendi iyiliğinize olur; yok eğer dönüp de yine savaşmaya kalkarsanız, o zaman Biz de dönüp sizi yine bozguna uğratırız. Ve topladığınız ordunun da size hiçbir yararı olmaz, velev ki sayıca çok da olsa; çünkü, bilin ki, Allah inananlarla beraberdir!” Bu çift yönlü aktarımdan da anlaşılacağı gibi, yorumlar arasındaki fark daha çok feth (“hüküm” yahut “zafer”) sözcüğünün ve fieh (“ordu” yahut “cemaat”) sözcüğünün çift yönlü mecazî anlamları arasında yapılan tercihlere dayanmaktadır. İkinci sözcük ele alındığında, bu sözcüğün zihinde ilk çağrıştırdığı şey “bir grup” yahut “toplanmış, bir araya getirilmiş insanlar” oluyor ki, bu da az çok tâife ya da cemaat’in anlam alanı içine düşüyor. Böyle olunca, artık bu sözcüğün hem “bir ordu”yu hem de “bir topluluğu” işaret amacıyla kullanılmaması için bir sebep kalmıyor ortada. Bunun gibi, ne‘ûd ifadesi de iki yönde anlaşılabilir: yani, ya “Biz de sizi tekrar bozguna uğratırız” yönünde, ya da bizim tercih ettiğimiz biçimde: “Biz de [yardım vaadimizden] geri döneriz” yönünde; tabii ilkinde inanmayanlara, ikincisinde ise inananlara hitab ederek. (‘Adâ fiilinin “sözünden döndü” anlamındaki kullanımı için bkz. Tâcu’l-‘Arûs ve Lane V, 2189.) Yukarıda sözü geçen her iki yorum da linguistik olarak doğrulanabilir olmakla birlikte, sözkonusu ayetten önceki bölümün sonraki bölüm gibi inananlara hitab ettiğine bakılırsa, bizim burada benimsediğimiz (ve İbni Kesîr’e göre Ubeyy b. Ka‘b tarafından da desteklenen) yorumun bu anlatım örgüsü içinde daha uygun olduğu söylenebilir. Dolayısıyla, yukarıdaki ayet, bizce, inananlar inançlarına, doğru yoldaki eylemlerine sadık kaldıkları sürece Allah’ın onlarla birlikte olacağı; onlar gerçek müminler olmadıkça, gelecekte ne kadar büyük bir topluluk oluştururlarsa oluştursunlar güçsüz ve mukavemetsiz kalacakları yolunda Müslümanlara yapılmış bir uyarı, bir hatırlatma durumundadır.