(Ey îman edenler!) O gün (Bedir’de) onları siz, öldürmediniz, Allah öldürdü.¹ (Ey Muhammed!) Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı.² Ve Allah, bunu mü’minlere güzel bir kazanç³ sağlamak için (yaptı). Şüphesiz Allah (söylediklerinizi) hakkıyla işitendir, tam bilendir.⁴
1 Size yardım etmek, sizi kâfirlerin üzerine göndermek, onların kalplerine korku düşürmek ve sizi bunlara vasıta kılmak, sûretiyle.2 Yani Bedir’de kâfir ordusuna atılan okları, mızrakları ve attığın her şeyi sen atmadın. Bunları Allah, at emrini vererek, attığın şeyi hedefine ulaştırarak, düşmanı bozup sizi galip getirerek, attı. Buna göre senin ve savaşan Müslümanların, övünmeye hiç bir haklarının olmadığını bilmeleri gerekir. Çünkü bunları yaratan ve emri veren, Allah’tır.3 Yani güzel bir tecrübe, zafer, yardım, ganimet ve âhirette cennet, vermek için yaptı.4 Buradan bir kısım sûfî ekoller, vahdet-i vücut felsefesine delil bulmaya çalışmışlarsa da bu doğru değildir. Bu âyetin, vahdet-i vücut felsefesiyle bir ilişkisi asla düşünülemez. Zîrâ bu savaşta mücahidler oturup, onların yerine Allah savaşmamış, bilhassa Allah’ın Rasûlü ve sahabe bilfiil savaşın içerisinde bulunmuş, ölmüş ve öldürmüşlerdir. Bir de savaşanların bizzat Allah olduğunu düşünme gibi bir hakiki şirk noktasına varılmaktadır ki, bu da vahdet-i vücut felsefesinin gerçekten şirk olduğunu ortaya koyar. Ancak onların bu savaş esnasındaki fiillerini Allah yaratmış ve onlara yardım etmiştir. Zâten bunu yapacak tek güç de Odur. Sonuçta bu savaşta; ölen de öldüren de atan da atılan da vardır. Bunları yapan, bizatihi Allah değil, bunların hepsine hâkim olan ve hükmeden, Allah’tır. Bk. (Zuhruf: 15, Casiye: 13, K’af: 16, Hadid: 3)