close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Enbiyâ Sûresi 69. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Kulnâ yâ nâru kûnî berden veselâmen ‘alâ ibrâhîm(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ey ateş dedik, soğu İbrahim'e karşı ve bir zarar verme ona.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Biz ise) "Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamet ol!" (buyurmuş ve İbrahim’i kurtarmıştık.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Onlar İbrahim'i ateşe atınca biz: “Ey ateş! İbrahim'e karşı soğuk, serin ve selamet ol!” dedik.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Biz: “Ey ateş, İbrâhim'e karşı serin, zararsız ve selâmet yeri ol” dedik.
Ahmet Varol
swap_vert close
Biz de dedik ki: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol."
Ali Bulaç
swap_vert close
Biz de dedik ki: 'Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
(Kudret sahibi olan) biz de dedik ki: “- Ey ateş! İbrâhîm'e karşı serin ve selâmet ol.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Biz: “Ey ateş, İbrahim’e serin ve selametli ol!” dedik.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Biz, “Ey ateş! İbrâhim'e karşı serin ve esenlik ol!” dedik.
Besim Atalay
swap_vert close
Biz de dedik: «Ey ateş! İbrahim'e serin ol, selâmet ol!»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Biz de:) “Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve selamet ol” dedik.
Cemil Said
swap_vert close
Biz ateşe hitâb ile: "Yâ ateş ânın içün soûk ol, selâmun ’aleyküm İbrâhîm" didik.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Biz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Biz de, “Ey ateş” dedik, “İbrâhim’e serin ve zararsız ol!”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
«Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol!» dedik.
Edip Yüksel
swap_vert close
"Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve güvenilir ol," dedik.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Biz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ey nâr, serin ve selâmet ol İbrahime dedik
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Onlar, İbrâhîm’i ateşe atınca) biz, “Ey (İbrâhîm’in yakılması için tutuşturulan) ateş! İbrâhîm’e karşı serin ve selamet ol!” buyurduk.
Erhan Aktaş
swap_vert close
“Ey ateş! İbrahim'e serin ve esenlik ol.” dedik.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Biz de dedik: «Ey ateş, Ibrâhîme karşı serin ve selâmet ol».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Onu ateşe attıklarında:) “Ey ateş! İbrâhîm'e karşı serin ve selâmetli ol!” dedik.(1)
(1)“Hz. İbrâhîm Aleyhisselâm’ın bir mu‘cizesi hakkında olan; قُلْناَ ياَناَرُ كُون۪ي بَرْدًا وَ سَلاَماً عَلَي اِبْرَاه۪يمَ[(Onu ateşe attıklarında:) ‘Ey ateş! İbrâhîm’e karşı serin ve selâmetli ol!’ dedik] âyetinde üç işâret-i latîfe var: Birincisi: Ateş dahi, sâir esbâb-ı tabîıye (diğer tabîat sebebleri) gibi kendi keyfiyle, tabîatıyla, körü körüne hareket etmiyor. Belki emir tahtında (altında) bir vazîfe yapıyor ki, Hz. İbrâhîm(as)’ı yakmadı ve ona, ‘yakma!’ emrediliyor.İkincisi: Ateşin bir derecesi var ki, bürûdetiyle (soğukluğu ile) ihrâk eder (yakar). Yani ihrâk gibi bir te’sîr yapar. Cenâb-ı Hakk, سَلاَماً [Selâmetli ol!] lâfzıyla bürûdete diyor ki: ‘Sen de harâret gibi bürûdetinle ihrâk etme!’ (...)Üçüncüsü: Cehennem ateşinin te’sîrini men‘ edecek (engelleyecek) ve emân verecek îman gibi bir madde-i ma‘neviye, İslâmiyet gibi bir zırh olduğu misillü (gibi); dünyevî ateşinin dahi te’sîrini men‘ edecek bir madde-i maddiye vardır. Çünki Cenâb-ı Hakk, İsm-i Hakîm (sonsuz hikmet sâhibima‘nâsındaki isminin) iktizâsıyla (gereğiyle), bu dünya dârü’l-hikmet (hikmet yeri) olmak hasebiyle, esbab perdesi altında icrâat yapıyor. Öyle ise Hazret-i İbrâhîm’in cismi gibi, gömleğini de ateş yakmadı ve ateşe karşı mukāvemet hâletini (dayanıklılık hâlini) vermiştir. İbrâhîm’i yakmadığı gibi, gömleğini de yakmıyor.” (Zülfikār, 25. Söz, 85-86)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
(Onlar İbrahim’i yakmak isteyince) biz: “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin (soğuk) ve selamet ol!” dedik.*
(*) Ateşi yakıcı özellikte yaratan yüce Allah, istediğinde ateşi oluşturan atomları tersine, pozitif durumdan negatif duruma da çevirebilir. Yani ateşi yakıcı özellikte yaratan yüce kudret istediği zaman ondaki yakıcı sistemi anti yakıcı sisteme dönüştürebilir. Bugün bilimsel olarak antimaddenin varlığı da tespit edilmiştir.’’Antimadde (ters ikizi) Paul Dirac denklemiyle ortaya çıkarılmış ve daha sonraki gözlemlerle de varlığı doğrulanmıştır.’’Bkz:’’Antimadde-vikipedi’’ Zaten bir bebeğin oluşması, doğması büyümesi insanın her hali zaten olağanüstü bir mucizedir. Gördüğünüz görebildiğiniz her madde, her olay-oluş, her fizik kanunu dahi tek başına olağanüstüdür, kendi bedeninize bakın, ibret almak için sınırsız olanak var. Dolayısıyla Kur’an da geçen hiçbir kıssa şaşırtıcı, akıl almaz ya da akıl dışı ve imkânsız değildir. Bunlar Allah için zor değildir.… (الله اعلم) Özet olarak, Kıssa: (der ki) İbrahim’i ateşte yakmak istediler. “Yakın şunu” (21/69) demekten başka bir şey yapamadılar. İbrahim ise “Size selam eder, Rabbimin uğrunda sizi bırakır giderim” (37/100, 19/47-49) diyerek Babil İmparatorluğu’nun başkenti Ur şehrini terk etti. Böylece, Salih’in, Hud’un ve çok sonları da Hz. Muhammed’in (yatağına Ali’yi bırakarak) şehri terk etmesi gibi, İbrahim de şehri terk ederek ateşten (yakılarak idam!) kurtuldu. Yaktıkları ateş de orada öylece söndü gitti; “Ateşe serin ol dedik, selam olsun İbrahim’e!” (21/69). (KURAN KISSALARI; MUCİZE Mİ, MASAL MI?) Ayrıca Cemal Külünkoğlu’nun konuyla ilgili açıklaması da şöyledir: Bazılarının yaptığı bu teklif kabul edildi ve Hz. İbrahim’in yakılmasına karar verildi. Ancak Hz. İbrahim’in yakılmak üzere ateşe atılıp atılmadığına dair 69. ayetten başka Kur’an’da kesin bir kayıt bulunmamaktadır. Bu ayet de İbrahim’in ateşe atılması konusunda çok açık değil. Evet, Allah ateşe serin ve selamet ol” diye emir verdi ama İbrahim ateşe atıldı mı? Ankebût 29/24 ayetinde; “Allah, onu ateşten kurtardı” buyruluyor. Bu ifade, onun ateşe atılmadığını gösteriyor. Eğer ateşe atılsaydı; “ateşe atılan İbrahim’i yanmaktan kurtardı” buyurulurdu. Ateşin serin ve selamet olması Hz. İbrahim’in bundan sonraki hayatında tevhid inancının inşasında öncülük ve rehberlik edeceğine ve hidayet yolunda önünün açılacağına da delalet edebilir. Bk: (C. Külünkoğlu Meali 68. Ayet Açıklaması) Muhammed Esed de şöyle diyor: Kur’an’ın hiçbir yerinde Hz. İbrahim’in fiilen ve maddî varlığıyla ateşe atıldığı ve mucizevî bir biçimde ateşin içinde yanmadan tutulduğu ifade edilmemektedir; tersine, 29: 24’de geçen “Allah o’nu ateşten kurtardı” ifadesi, daha çok, o’nun ateşe hiç atılmamış olduğunu göstermektedir. Öte yandan, klasik müfessirlerin bu ayetle ilgili yorumlarını süsleyen ayrıntılı (ve tutarsız) pek çok hikayenin izi, değişmez biçimde Talmud’daki menkıbelerde bulunabilir ve bunun için de, rahatlıkla gözardı edilebilir. Bu ayette ve ayrıca 29: 24 ve 37:97’de Kur’an bize Hz. İbrahim’in zulüm ateşine maruz kaldığını ama buna karşı gösterdiği direnç sayesinde sonraki hayatında üstün bir manevî güce, ruhsal kararlılığa ve iç huzuruna (selâm) eriştiğini temsîlî bir üslup içinde anlatmaktadır. Selâm teriminin daha derin anlamı ve çağrışımları hk. bkz. 5:16 ve ilgili 29. Not. Bkz. (M. Esed Meali Enbiyâ Suresi 69. Ayet Açıklaması)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Biz de ateşe “Ey ateş! İbrahim’e serin ve güvenli ol” dedik.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Biz de buyurduk: "Ey ateş! Soğu da İbrahim’i yakma."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Biz de «— Ateş! İbrahim/e karşı soğuk ol, selâmet ol» [⁴] dedik.
[4] Soğuktan da İbrahim'e zararın dokunmasın.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Biz de), “Ey ateş! İbrahim’e serin ve esenlik/selâmet ol!” dedik.
Kadri Çelik
swap_vert close
Biz de dedik ki: “Ey ateş! İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
“Ey ateş!” dedik, “İbrahim’e serinlik ve selâmet ol!” Bir de baktılar ki İbrahim, âdetâ gül bahçesine dönen ateşin ortasında, Rabb’ine secde etmekteydi.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Dedik ki: “Ey ateş! İbrahim’e serin ve selâmet ol!”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Ateşe dedik ki: " Ey alev! ağır ol! İbrahim’e karşı serin ol. "
Mehmet Çoban
swap_vert close
"Böylece İbrahim’i büyük bir mücadelenin içine attılar. Mücadele o kadar sertleşti ki; sanki bir ateş gibi İbrahim’in etrafında ne var ne yok yakıyordu. Bunun üzerine İbrahim’e zorluk çıkaran her şeye; İbrahim’e karşı serin ve esenlik olun!” dedik. İbrahim’e kararlılık, azim verdik!
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Biz de “Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol!” demiştik.
Mehmet Türk
swap_vert close
(Biz de): “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve güvenilir ol.” dedik.
Muhammed Esed
swap_vert close
[Ne var ki] Biz “Ey ateş, serin ol, İbrahim’e dokunma!” ⁶⁴ dedik.
64 Kur’an’ın hiçbir yerinde Hz. İbrahim’in fiilen ve maddî varlığıyla ateşe atıldığı ve mucizevî bir biçimde ateşin içinde yanmadan tutulduğu ifade edilmemektedir; tersine, 29:24’de geçen “Allah o’nu ateşten kurtardı” ifadesi, daha çok, o’nun ateşe hiç atılmamış olduğunu göstermektedir. Öte yandan, klasik müfessirlerin bu ayetle ilgili yorumlarını süsleyen ayrıntılı (ve tutarsız) pek çok hikayenin izi, değişmez biçimde Talmud’daki menkıbelerde bulunabilir ve bunun için de, rahatlıkla gözardı edilebilir. Bu ayette ve ayrıca 29:24 ve 37:97’de Kur’an bize Hz. İbrahim’in zulüm ateşine maruz kaldığını ama buna karşı gösterdiği direnç sayesinde sonraki hayatında üstün bir manevî güce, ruhsal kararlılığa ve iç huzuruna (selâm) eriştiğini temsîlî bir üslup içinde anlatmaktadır. Selâm teriminin daha derin anlamı ve çağrışımları hk. bkz. 5:16 ve ilgili 29. not.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Biz de: – Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlikli ol! Dedik. 10/103, 40/51, 41/30- 31
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Biz “Ey ateş!” dedik; “İbrahim’e zarar verme, ona karşı serin ve selamet ol!”[²⁷⁴¹]
[2741] Bu tür âyetleri metnin desteklemediği yorumlarla tevil etmek gereksizdir. Bu yorumların rasyonelleştirme veya irrasyonelleştirme istikametinde olup olmaması fark etmez. Sâffât 97 bu âyetlerdeki anlatımı pekiştirir. Âyetler/ilâhî kudret delilleri, İlâhî-kevnî yasalarla uyum içinde gerçekleşir (Konuyla ilgili ayrıntılı bir not için bkz: 20:21). Zira nasıl ki vahiylerin Kur’an’ında bir âyet bir başka âyetle çelişmezse, tabiatın Kur’an’ında da bir yasa bir başka yasayla çelişmez. Ateşin yakması İlâhî bir yasadır. Ateşte insan vücudu da yanar, bu da İlâhî yasadır. Vücudun ateşte yanmaması buna aykırıdır. Bu âyette “İbrahim yanmadı” denilmiyor, aksine “Ey ateş. “İbrahim’e zarar verme, ona karşı serin ve selamet ol!” deniliyor. Burada kesin olan bir şey var: İbrahim’e ateş zarar vermemiş. Bu durumda akla iki ihtimal geliyor: 1) Hz. İbrahim göstere göstere, ayan beyan yakılmış da mı, ateş onu yakmamış? 2) Yoksa onu yakmak isteyenler, bu işi göstere göstere değil de gizli bir tuzak ve komplo ile suikast suretinde yapmak istemişler de, yaktıkları ateş mi ona zarar vermemiş? Bu iki ihtimalden hangisinin doğru olduğu sorusunun cevabı “Ey ateş, İbrahim’e serin ve selamet ol!” âyetinin hemen ardından gelen 70. âyette açıkça verilmektedir: Olay bir göstere göstere yakma olayı değildir. Olay bir “komplo ve tuzak kurarak suikast yapma” (keyd) olayıdır. Zira 70. âyet şöyle diyor: “Ona komplo ve tuzak kurarak suikast yapmak (keyd) istediler, biz onları hüsrana uğrattık”. Olayın keyd olduğunu haber veren 70. âyetten yola çıkarak, olayın boşluklarını şöyle doldurabiliriz: İbrahim nebinin tevhid davetinden rahatsız olan kâfir hemşehrileri, onu yakarak yok etmeye karar vermişler ve bunun için de komploya dayalı bir suikast planı hazırlamışlardır. Bu, Hz. İbrahim’i evinde yakmak için bir kundaklama planıdır. Fakat suikast başarısız olmuş, Allah onu putperest hemşehrilerinin bu suikastinden kurtarmıştır. Allahu a’lem. İlginç olan bir başka nokta da, Kur’an’da bu olay nakledilirken, olayın “ilâhî kudret delîli” anlamına gelen âyet/âyât kelimesiyle nitelendirilmemesidir. Bu surenin hicretin hemen öncesinde, sevgili Rasûlümüze suikast hazırlıklarının yapıldığı bir zaman diliminde indirildiği hatırlanmalıdır. Nüzul ortamıyla doğrudan ilgili olan bu olay ile, Allah Rasûlü’ne karşı müşriklerin hazırlayacağı her suikastin boşa çıkarılacağı teminatı verilmiş oluyor. Kur’an bu olayı “hayret ve şaşkınlığımızı” artırmak için değil, “öğüt ve ibret” almamız için anlatıyor (42). Fakat işin öğüt ve ibret tarafını bırakanlar, ‘olağanüstülük’ aramak gibi, âyetlerde hiç kastedilmeyen şeylerin peşine düşerler. Mucize istismarcıları, bu tavrı “mucizeyi inkâr” iftirasıyla karalarlar. Dertleri uydurulan dine malzeme devşirmek olan bu gibiler, etrafımızın sayısız ilâhî kudret delilleriyle dolu olduğunu göremeyen akıl fukaralarıdır (Bkz: 12:105).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Fakat Biz, "Ey ateş İbrahim'e karşı serin ve selamet ol!" dedik.
(Nitekim Allah Teala’nın emriyle ateş, Hz. İbrahim'i yakmadı; söndü onu selamete çıkardı).  
Osman Fırat
swap_vert close
Biz de dedik ki: Ey ateş, İbrâhim’e serin ve esenlik ol!..
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Dedik ki: «Ey Ateş! İbrahim üzerine serin ve selâmet ol.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Biz ateşe şöyle ferman ettik: “Dokunma İbrâhim'e! Serin ve selâmet ol ona! ”
Allah’ın pek iyi bilinen normal kanunları, bu kabîl ender mûcizelerden daha az harika değildir. Kur’ân Allah’ın kanunlarında değişiklik olmayacağını bildirir (35,43). Demek ki 36, 82 gibi bir anda yaratmayı bildiren âyetler, kâinatın altı günde (41,9-12) yaratıldığını bildiren âyetlere zıt değildir. İnsanlar bu gün, hiç yakmayan soğuk alev yapmayı bilmektedirler.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Biz de: "Ey ateş, İbrahim'e serin ve esenlik ol!" dedik.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
"Ey Ateş! İbrâhîm'e soğuk ve selâmet ol" didik.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
(Onu ateşe attılar.) “Ey ateş! İbrahim için serinliğe ve güvene dönüş” dedik.
Şaban Piriş
swap_vert close
-Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve selamet ol! dedik.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Biz de “Ey ateş, İbrahim'e serinlik ve esenlik ol” buyurduk.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Biz de şöyle dedik: "Ey ateş, İbrahim'e bir serinlik ol, bir selam ol!"
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
eyittük “iy od olgıl śovuķ daħı selāmatlıķ ibrāhįm üzere!”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Biz eyitdük oda: Yā od, didük. Ṣovuḳ ol ve selāmetlıḳ ol İbrāhīm üstine.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Biz də: “Ey atəş! İbrahimə qarşı sərin və zərərsiz ol! (Hətta soyuğun belə ona zərər yetirməsin!)” – deyə buyurduq.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
We said: O fire, be coolness and peace for Abraham.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
We said, "O Fire!(2724) be thou cool, and (a means of) safety for Abraham!"(2725)
2724 The nature of fire, by all the physical laws of matter, is to be hot. The supremacy of mind over matter is a phrase much used, but the supremacy of the spiritual over the material is not so commonly understood. And yet it is the greatest factor in the estimate of Reality. The material is ephemeral and relative. The spiritual is eternal and absolute. Through all the fire of persecution and hatred Abraham remained unhurt. The fire became cool, and a means of safety for Abraham. 2725 Can we form any idea of the place where he passed through the furnace, and the stage in his career at which this happened? He was born in Ur of the Chaldees, a place on the lower reaches of the Euphrates, not a hundred miles from the Persian Gulf . This was the cradle, or one of the cradles, of human civilisation. Astronomy was studied here in very ancient times, and the worship of the sun, moon, and stars was the prevailing form of religion. Abraham revolted against this quite early in life, and his argument is referred to in 6:74-82. They also had idols in their temples, probably idols representing heavenly bodies and celestial winged creatures. He was still a youth (21:60) when he broke the idols. This was stage No. 2. After this he was marked down as a rebel and persecuted. Perhaps some years passed before the incident of his being thrown into the Fire (21:68-69) took place, or the incident may be only allegorical. Traditionally the Fire incident is referred to a king called Ninirud, about whom see n. 1565 to 11:69. If Nimrud 's capital was in Assyria, near Nineveh (site near modern Mosul ), we may suppose either that the king's rule extended over the whole of Mesopotamia, or that Abraham wandered north through Babylonia to Assyria . Various stratagems were devised to get rid of him (21:70), but he was saved by the mercy of Allah. The final break came when he was probably a man of mature age and could speak to his father with some authority. This incident is referred to in 19:41-48. He now left his ancestral lands, and avoiding the Syrian desert, came to the fertile lands of Aram or Syria, and so south to Canaan, when the incident of 11:69-76 and the adventures of his nephew Lut took place. It is some years after this that we may suppose he built the Ka'bah with Isma'i1 (2:124-129), and his prayer in 14:35-41 may be referred to the same time. His visit to Egypt (Gen. 12:10) is not referred to in the Qur'an.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
قُلْنَا
dedik
يَا
ey
نَارُ
ateş
كُون۪ي
ol
بَرْداً
serin
وَسَلَاماً
ve selamet
عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَۙ
İbrâhîm için
(Onu ateşe attıklarında) Biz, "ey ateş! İbrâhîm için serin ve selamet ol!" dedik.
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
يَا
Nida edatı
يَا
Ey!
نَار
İsim
ن و ر
Ateş
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
بَرْد
İsim
ب ر د
Serinlik
سَلَام
İsim
س ل م
Selâm (Allah'ın ismi, esmasıdır. Selamet veren ve insanları selamet yurdu olan cennete davet eden demektir), selam, selâmet
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
اِبْرٰه۪يم
Özel isim
اِبْرٰه۪يم
Hz. İbrâhîm (a.s.)