Ve onların bir kısmını diğerleri ile (ileri gelenlerini zayıflarıyla) böylece imtihan ettik; sonunda onlar (o ileri gelen müşrikler, iman eden zayıflar hakkında, bir sürü şöhret, servet ve etiket sahibi dururken):’Aramızdan bunları (bu zayıf ve yoksulları) mı Allah lütfuna lâyık gördü?’ dediler. O hâlde Allah kimin şükrettiğini, (kimin lütfuna daha lâyık olduğunu) en iyi bilen değil midir?*
(*)… İnsanların soy sop, makam ve mal gibi fâni ve aldatıcı durumlara göre değer taşıdıklarını zanneden inkârcıların ileri gelenleri mü’minlere işaret ederek“ Aramızda Allah’ın kendilerine lutufta bulunduğu kimseler de bunlar mı?”; yani “Biz büyükler ve soylu önderler varken Allah’ın gerçeğe ulaştırdığı, hidayete kavuşturduğu kimseler bunlar olamaz!” şeklindeki alaylı ifadelerle inananları küçümsemişler; sahip oldukları imkânlar kendileri için birer fitne olmuş; bu tür olumsuz davranışlarıyla Allah’a karşı kötü bir imtihan vermişlerdir. (Kur’an Yolu Tefsiri) Yani son iki âyet, Hz. Peygamberin yanında yoksul mü’minler bulunduğu için, onlarla birlikte oturmayı kibirlerine yediremeyen ve Hz. Peygamberden onları kovmasını isteyen Kureyş ileri gelenlerinin durumunu örnek göstererek, açık bir haksızlığa karşı mü’minlere uyarıda bulunmaktadır. (Müslim Fedâilü’s-Sahâbe: 45,46; İbni Mâce, Zühd:7.) Ayrıca buradaki [ليقولوا] üzerindeki [lâm/li] edatını“gerekçe”değil de“akıbet”anlamında olduğu anlaşılyor. Tıpkı ( ( فالتقطه آل فرعون ليكون لهم عدوا وحزنا Kasas-8.ayetteki gibidir.
فكان عاقبة أمرهم أن قالوا( أهؤلاء من الله عليهم من بيننا ) على مثل قوله ( فالتقطه آل فرعون ليكون لهم عدواوحزنا ) [ القصص : 8 ) واللام في {لّيَقُولواْ } للعاقبة، أي ليقول البعض الأوّل مشيرين إلى البعض الثاني (فتح القدير - (التفسير الكبير